Dr. Mevlüt Şahin

Dr. Mevlüt Şahin

B-Reçete Takip Sitemi ile ilgili yaşanan sorunlar-1

Günümüz modern tarımında pestisitlerin (tarım ilacı) kullanılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Ancak pestisit kullanılırken, hem ürünün hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı korunması hem de insan ve çevreye olumsuz etkileri birlikte değerlendirilmelidir. Yoğun ve bilinçsiz bir şekilde pestisit kullanılmaları sonucunda gıdalarda, toprak, su ve havada pestisitin kendisi ya da dönüşüm ürünleri kalabilmektedir.

Bu yüzden Tarım ve Orman Bakanlığı, sahteciliğin önlenmesi, gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmesi kalıntı miktarının sıfırlanması ya da izin verilen değerlerde tutulması için 15 yıla yakın bir süreden beri 'Bitki Koruma Ürünleri Takip Sistemi' programını kullanıyordu.Bu uygulamanın günümüz ihtiyaçlarına cevap veremediği düşünülerek bazı aktif maddeleri veya karışımlarını(Abamectin, Acetamiprid, Diflubenzuron, Pyriproxyfen ve Quinclorac)içeren bitki koruma ürünleri için B-Reçete Takip Sistemi 4 ilde pilot uygulama olarak başlatıldı. Ancak yeni uygulamanın başlatıldığı illerden birisi olan Ankara’da görüştüğüm birçok zirai ilaç bayileri “B reçete Takip Sisteminin sahadaki fiili üretim yapısı ile örtüşmeyen yönleri nedeniyle ciddi ticari, operasyonel ve ekonomik sorunlar yaşadıklarını” ifade etmişlerdir. Bu konu ile ilgili yaşadıkları sorunları doğrudan Tarım ve Orman Bakanlığına iletmek ve çözüm bulmak için toplantı düzenlenmesi amacıyla talepte bulunduklarını da biliyorum.

Diğer taraftan, Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsünden Dr. Selda Arslan ve arkadaşlarının yaptıkları bir araştırma sonucuna göre, Antalya ve Manisa illerinde seçilen 22 bayi ve 49 reçete yazma yetkilisi ile anket görüşmesi yapılmıştır. Bayilerin sadece yüzde 9.1’i tarım ilaçlarının reçete ile satılmasını uygun bulmakta ve yine sadece yüzde 9.1’i uygulamanın önemli olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte uygulamanın devam etmesini isteyen ve uygulamayı başarılı bulan bayi bulunmamaktadır. Reçete yazma yetkililerin ise yüzde 77,6’sı tarım ilaçlarının reçete ile satılmasını uygun bulmakta, yüzde 69,4’ü uygulamanın önemli olduğunu düşünmekte, yüzde 57,1 uygulamanın devam etmesini istemekte ve yüzde 20,4’ü uygulamayı başarılı bulmaktadır. Araştırmaya katılan reçete yazma yetkililerinin yüzde 32,7’si uygulama ile ilaçlama sayısının azaldığını belirtirken, bayilerden uygulamanın ilaçlama sayısını azalttığını düşünen ise olmamıştır.

Yazının Devamı

Eko turizm

Turizm faaliyetlerinin alt türü olan Ekoturizm, doğal hayatla ve doğal kaynaklarla uyumlu sürdürülebilir bir turizm faaliyetini ifade etmektedir. Ekoturizmin amacı, insanlardaki doğa sevgisini arttırmak, yerel geleneklere ve kültürel mirasa saygıyı arttırmak, çevreyi korumak ve yöre halkının refahını arttırmaktır.

Yukarıdaki tarif ve özelliklerden de anlaşılabileceği gibi ekoturizm doğada yapılan bir etkinliktir. Ancak doğada yapılan her etkinlik ekoturizm değildir. Bu etkinliklerde doğrudan doğa koruma amacı yoksa ekoturizmle eş anlamlı olarak değerlendirilmemektedir. Örneğin Himalayalara tırmanma amacıyla Nepal’i yılda 300.000 kişi ziyaret etmektedir. Tırmanışa katılan grupların yakacak odun ihtiyaçlarını karşılamak için yöre halkı ormanları aşırı kesmiş, sülün ve ala geyik popülasyonları azalmış ve yürüyüş yolları çöp alanlarına dönüşmüştür. Bu örnekte, ziyaretçiler her ne kadar doğa temelli bir turizm etkinliğinde bulunuyorlarsa da yaptıkları etkinlik doğaya ve doğal yaşama zarar verdiği için, eyleme katılan turistler ekoturist olarak nitelendirilmemektedir.

Son yıllarda kendisini hissettiren iklim değişiklikleri, şehir nüfuslarının aşırı artması ve doğal kaynaklara ve doğaya ilginin artması, tüm dünyada doğa tabanlı turizm alanlarının özellikle doğal ve ormanlık alanların veya yakınlarının tercih edilmesi herkesin dikkatini çekmektedir.

Yazının Devamı

Yerli ve milli elektrikli traktör ne zaman tarlaya inecek

İlk yerli ve milli elektrikli traktör üretim projesi, proje ortağı ve uygulayıcısı ZY Teknoloji (Önder Yol ve Ziraat Girişim Sermayesi ortaklığı ile kurulmuştur) ile Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) ortaklığı ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin katkıları ile gerçekleştirilmişti. Söz konusu proje kapsamında yaklaşık 246 milyon TL Ziraat Bankası kaynaklarından harcanmıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da elektrikli traktörün tanıtımını ve ilk deneme sürüşünü 26 Temmuz 2019 tarihinde yapmıştı. Traktör, 45 dakika şarj süresiyle yedi saat aralıksız çalışabilecekti, 105 beygir gücüne sahip olacaktı, yüzde 95 yakıt tasarrufu sağlayacaktı, büyük boy traktörler 320 BG gücünde olacaktı bunlardan yılda bin 50 adet üretim yapılacaktı, ilerleyen yıllarda fabrikanın üretim kapasitesi yıllık 10 bin adede çıkacaktı, 2021’de seri üretime geçecekti, Fabrika Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 9 dönüm alanda kurulmuştu. Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin 16 Ekim 2021 tarihinde yaptığı açıklamada; “Pandemi nedeniyle üretimi geciken elektrikli traktörün Ocak 2022 yılı itibarıyla seri üretime geçeceğini“ söylemişti.

Çiftçiye “ucuz, modern, yerli teknoloji” vaadiyle ortaya çıkarak beni ve ülkemdeki herkesi özellikle çiftçilerimizi memnun eden, heyecanlandıran bu haberler maalesef gerçekleşmedi. TOGG arabalarının üretiminde de gecikmeler oldu. Bu konuda kamuoyunda hayli olumsuz haberler yer aldı. Ama sonuçta yerli ve milli olduğu söylenen arabalarımızı yollarda görmek nasip oldu. Elektrikli traktör konusunda da benzer olumsuzlukların yaşanması normal sayılabilir ancak; 7 Haziran 2022 tarihinde Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci elektrikli traktörün ilgi alanında olmadığını belirterek “Prototip var, ama seri üretim konusunda bende bilgi yok” sözleri herkesin kafasını karıştırdı.

Yazının Devamı

“Son kullanım tarihi” ile “Tavsiye edilen tüketim tarihi” arasındaki farklar

Alışveriş yaparken satın almayı düşündüğünüz bir üründe ilk neye bakarsınız? Satın almayı planladığınız ürünlerin etiketinde en çok hangi bilgileri okursunuz? Etiketlerdeki bilgileri yanlış okuma ya da hiç okumama nedeniyle her yıl tonlarca gıdanınisraf edildiğini biliyor muydunuz?

Peki, neden bazı ürünlerde SKT (Son Kullanma Tarihi) yazarken, diğerleri üzerinde TETT (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi) yazıyor hiç düşündünüz mü?

Yapılan araştırmalar, tüketicilerin etiketleri doğru okumaması nedeniyle her yıl tonlarca gıdanın çöpe gittiğini gösteriyor. Gıda Güvenliği Derneği’nin yaptığı Gıda Kaybı ve Etiket Okuma Araştırması da bu bilgiyi doğrular nitelikte. Buna göre; tüketicilerin yüzde 72’si etiketlerde bulunan SKT ile TETT farkını bilmediği için tüketilebilir gıdayı çöpe attığını ifade ediyor. SKT ile TETT arasındaki fark nedir? Önemli olan hangisidir? Aslında her ikisi de son derece önemlidir…

Yazının Devamı

Mikroplastiklerin tarıma etkileri

Tarımında plastik ürünlerin kullanımı dünya genelinde olduğu gibi her geçen gün giderek artmakta vesıradanlaşmaktadır. Plastiklerin üretim kolaylıkları, fiziksel özellikleri, çok yönlülüğü, çeşitliliği veekonomik olmaları onları tarımdaki birçok uygulama için tercih edilen malzeme haline getirmiştir.

Mikroplastik kavramı ilk olarak 2004 yılında deniz ortamındaki çapı 1 mm ile 5 mm arasında olan,plastik parçacıkları tanımlamak için kullanılmıştır. Tarım topraklarında mikroplastik varlığı sonzamanlarda araştırmacıların ve insanların giderek daha fazla ilgisini çekmektedir. Necmettin ErbakanÜniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Senar ADIN vearkadaşlarının yaptığı araştırmaya göre, Konya İli ve yakın çevresinden alınan 20 toprak örneğinde 80-340 MP/kg arasında mikroplastik tespit edilmiştir. Toprak örneklerinde yüzde 45 fiber (1300 MP); yüzde 25 pellet (720 MP); yüzde 18 film (540 MP); yüzde 7 fragment (200 MP) ve yüzde 5 köpük (160 MP) tespit edilirken yüzde 51 oranla en fazla şeffaf renkli mikroplastiğe rastlanmıştır.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümünden öğretim üyeleri Prof. Dr. Oğuz Can Turgay ve Dr. Muhittin Onur Akça’nın yaptıkları çalışma sonucunda, Akdeniz Bölgesi’nde 1 kilogram topraktayaklaşık 300 plastik parça, Ege Bölgesinde 180, Marmara Bölgesinde ise 160 plastik parça tespitetmişlerdir.

Yazının Devamı

Rotavatörler (kısa vadede kullanışlı, uzun vadede toprağa zararlı makinalar)

Toprak hazırlığı için farklı özellikler içeren toprak işleme alet ve makinaları kullanılmaktadır. Bunlardan biriside rötavatör ya da rotatiller dediğimiz; traktör kuyruk milinden hareket alan ve toprağı çok küçük parçalara ayırabilen yani ufalayabilen makinelerdir.

Rotovatör kullanıldığı zaman, toprağın üst katmanını karıştırarak havalandırır, toprak yüzeydeki otlar ve yabancı bitkiler kökleriyle beraber parçalanır. Kesekleri parçalayarak toprağı ince bir şekilde işler. Bu makinalar kullanıldığı zaman, ekim ve dikim için toprağın daha uygun hale gelmesi sağlanmış olur.

Fakat, rotavatör ile toprakları sık sık işlemek(bir yılda 2 ve daha fazla kullanımı), kısa vadeli kolaylık sağlasa da uzun vadede ve çok sık kullanımlarda birçok zararı bulunuyor. Toprakları rotavatör gibi makinelerle sık sık işlemek, topraklarda sıkışmaya sebep olmaktadır.

Yazının Devamı

Tarım ilaçları bundan böyle reçetesiz satılmayacak

Yeni yayınlanan yönetmenliğe göre; Çiftçilerin satın alacakları tarım ilaçları, aynen insan sağlığı ilaçları gibi bu alanda yetkili kişiler tarafından reçetesi yazıldıktan sonra satın alınıp kullanılabilecek. Konuya ilişkin yönetmelik, pilot uygulama yapılan illerde (Ankara, Samsun, Kırklareli ve Mersin) 30 gün sonra, diğer yerlerde ise 1 Temmuz 2026'da yürürlüğe girecek.

Üreticiler tarafından satın alınan tarım ilaçları ve bitkisel ürün hasat bilgileri(miktar ve tarih) üretici kayıt defterlerine üreticiler tarafından manuel olarak kayıt edilecek. Daha sonra bu bilgiler B-Reçete Takip Sistemine de girilerek dijital ortamda da kayıtları yapılacak.

Mevcut uygulamada reçete, fiziki ortamda yazılı olarak düzenleniyordu. Yönetmelikle reçete, Bitki Koruma Ürünleri Elektronik Reçete Sistemi üzerinden ve Bakanlıkça belirlenen aktif maddeleri ihtiva eden bitki koruma ürünleri için düzenlenecek.

Yazının Devamı

AB Ormansızlaşma Yönetmeliği (EUDR)

FAO'nun 236 ülke ve bölgeye ilişkin analizler içeren Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesi 2025 Raporuna göre, dünya genelinde ormanlar 4,14 milyar hektarlık bir alanı kaplıyor ve bu da gezegenin kara alanının yüzde 32'sine veya kişi başına 5 dekar alana karşılık geliyor. Küresel ölçekte yangınlar ve tarımsal amaçlı tarlaya dönüştürmek gibi birçok sebepten dolayı, son on yıllık zaman periyodu içinde, ortalama yıllık 10,9 milyon hektar ormanlık alan kaybedilmiştir.

EUDR’in amacı, AB'de satılan veya AB'ye ihraç edilen belirli ürünlerin, 31 Aralık 2020'den sonra ormansızlaştırılmış veya bozulmuş arazilerden gelmemesini sağlamaktır. Bu düzenleme, AB tüketici talebinin daha fazla orman kaybına veya hasarına yol açmasını önlemenin yanı sıra, bölgenin sera gazı emisyonlarına ve küresel biyolojik çeşitliliğin azalmasına olan katkısını azaltmayı amaçlamaktadır.

Haziran 2023'te bu yönetmenlik hazırlandı. Ancak halen daha uygulamaya aktarılmadı. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde, küçük işletmeler Aralık 2026'da, büyük şirketler ise, 30 Aralık 2025 ten sonra bu yönetmenliğe uymaları zorunlu olacak.

Yazının Devamı

Stratejik ürün Soya Fasulyesi

Soya fasulyesi, yüksek protein oranı, enerji değeri ve çok yönlü kullanım imkânı sayesinde yalnızca hayvancılıkta değil, gıda, kozmetik, tutkal, mürekkep, sabun, mazot, böcek ilacı, alkol, plastik ve lastik gibi 400’ün üzerinde endüstriyel ürünün üretiminde kullanılmaktadır. Dünya genelinde stratejik bir ürün kabul edilen soya fasulyesi, artan nüfus ve yükselen protein talebi nedeniyle her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.

Soya fasulyesi fiyatları, 21. yüzyıl ekonomisinde sadece iklim şartları, ekim alanları ve birim alandan alınan verime bağlı olarak değişiklik göstermemektedir. Soya fasulyesi fiyatlarını; uluslararası politikalar, sürdürülebilirlik, enerji ve jeopolitik dengelerde etkiler hale gelmiştir. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Güney Kore'de gerçekleştirdikleri görüşmede tarımsal ürünlerden sadece soya fasulyesi ticareti önemli konular arasında yer aldı.

Ancak, Ülkemiz ihtiyaç duyulan soya miktarının sadece %6’ sını üretebilmekte, %94’ü ise ithalat yoluyla karşılamaktadır. Yıllık yaklaşık 4 milyon tonun üzerinde yapılan ithalat karşılığında 19,4 milyar dolar döviz ödemesi yapılmaktadır. İthalat, Brezilya, ABD, Ukrayna ve Kanada gibi farklı kaynaklardan yapılmaktadır.

Yazının Devamı

Çiftçinin faiz yükünü arttıran düzenleme iptal edildi

Resmi Gazete’ de 24 Ekim 2024 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Ziraat Bankası, Ziraat Katılım Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla kullandırılan Hazine destekli tarım kredilerinde faiz indirim oranları beklenmedik bir şekilde düşürüldü. Daha önce yüzde 100’e kadar indirim uygulanan 28 farklı alanda destekler azalırken, birçok alanda kredi limitleri de yarı yarıya düşürüldü.

Tarım Gündem dergisi Yazarlarından İbrahim Oğuz’un verdiği bilgilere göre; 2025 yılında sübvansiyonlu kredi hacmi tahmini olarak 665 milyon TL olarak gerçekleşti. Söz konusu krediye 320 milyar TL faiz tahakkuk ettirilmiş, bunun 180 milyar TL’ si Hazine 140 milyar TL’ si de çiftçi tarafından ödenecek. Devlet 2026 yılında çiftçilere yine 665 milyar TL kredi tahsis edecek. Eğer bu düzenleme iptal edilmeyecek olsaydı, 2026 yılında çiftçiler 210 milyar TL faiz ödemek zorunda kalacaktı. Yani üreticiler 2026 yılında 70 milyar TL daha fazla faiz ödemek zorunda kalacaklardı.

Aynı zamanda yeni düzenleme ile çiftçilerin hazine destekli kredi imkânından faydalanabilmesi için vergi dairelerinden vadesi geçmiş borcu ile sosyal güvenlik prim borcu bulunmadığına dair belge getirmeleri yeni düzenlemede zorunlu hale getirildi.

Yazının Devamı

Yavaş salınımlı(srf) ve kontrollü salınımlı gübreler(CRF)

Dünyada yıllık 150-200 milyon ton civarında, Türkiye'de ise ortalama 6 milyon ton gübre kullanılmaktadır. Dünya genelinde yaşanan iklim değişikliklerine bağlı olarak abiyotik (kuraklık, soğuk, yüksek ışık şiddeti v.b) ve biyotik (bakteri, mantar, nematod, virüs ve gibi) stres koşullarının artması, topraklarımızın yapısının bozulması gibi sebeplerden dolayı kullanılan gübre miktarı giderek artış göstermektedir.

Geleneksel gübreler, uygulandıktan sonra toprakta çözünerek sadece kısa bir süre bitkilere besin sağlarlar. Bu yüzden, ilerleyen zamanda bitkilerin ihtiyaç duydukları besin maddelerini alabilmeleri için ikinci belki üçüncü defa gübre uygulaması yapılması gerekir. Birden fazla gübre uygulamaları üretim maliyetini arttırır, çevre ve taban suyu kirliliğine ve toprakların çoraklaşmasına ve sıkışmasına sebep olur.

Organik veya inorganik formda, katı veya sıvı yapıda olabilen, klasik gübrelere oranla içerdikleri besin maddelerini suda çözülme, mikrobiyal parçalanma, yetiştirme ortam koşullarına bağlı olarak daha yavaş salan ve bu yolla daha uzun süreli etki sağlayabilen gübrelere kontrollü salınımlı gübreler denilmektedir. Kontrollü Salınımlı Gübre (CRF), 1960 yılında Amerika’da geliştirildi. Kontrollü Salınımlı Gübreler (CRF'ler), yarı geçirgen bir zarla kaplanmış, besinleri toprağa zamanla kademeli olarak salmak ve bitkilere istikrarlı ve öngörülebilir bir temel besin kaynağı sağlamak üzere tasarlanmış özel gübrelerdir. Bu gübreler birbirinden farklı iki ayrı yapıda üretilmektedir.

Yazının Devamı

Yaşlılık ve fitoterapi

Her canlı gibi insan da doğar, büyür, gençlik dönemini yaşar, yaşlanır ve ölür. Bu durum, insanoğlunun ve tüm canlıların kaçınılmaz bir gerçekliğidir. Dünyada ve Ülkemizde yaşlı nüfus hızla artmaktadır. Şu anda 7-8 milyon civarında olan yaşlı nüfusumuzun, 2025 yılında 12-15 milyon olacağı, 65 yaş ve üzerinde yaklaşık 4 milyon kişinin yaşadığı yetkililer tarafından tahmin edilmektedir.

Yaşlanma olgusuna bilimsel açıdan bakacak olursak; Yaşlanmanın sebebiyle ilgili, çok sayıda mekanizma bildirilmiştir ve bu konu ile ilgili 300'den fazla teori bulunmaktadır.

Yaşlanma olgusuna dini açıdan bakacak olursak; “Allah ki sizi güçsüz yarattı, sonra zayıflığın ardından (size) bir kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından da zayıflık ve ihtiyarlık verdi. Allah dilediğini yaratır, O, bilendir, gücü yetendir.” Rûm Sûresi(30) 54. Ayet "Sizleri yaratan O' dur. Yaşlılık dönemine ulaştıracak, ömrünün son demlerindeki düşkünlük haline, bildiği şeyleri bilemeyecek hale geleceği günlere ulaştıran da O'dur" (Nahl, 70)

Yazının Devamı

Uluslararası Tarım Kalkınma Fonu (IFAD)

Tarım ve hayvancılık dünyada stratejik olarak daha önemlisi olmayan bir sektördür. Tarım ve hayvancılığın, dolayısıyla gıdanın ve bu sektörden elde edilen hammaddelerin olmadığı yerde hiçbir şeyin önemi olamaz.

Ayrıca tarım ve hayvancılık diğer sektörlere göre çok daha riskli olduğundan ve kar marjı da çok yüksek olmadığından dünyanın her yerinde devlet destekleri ile desteklenmektedir. Ülkemizde de tarım ve hayvancılık sektörü Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından her sene farklı programlar ile desteklenmektedir.

Tarım ve Orman Bakanlığının vermiş olduğu destek programları olarak

Yazının Devamı

Dünya Kadın Çiftçiler Günü

Dünya Kadın Çiftçiler Günü, her yıl 15 Ekim tarihinde kutlanmaktadır. Dünya çiftçi kadınlar günü fikri ilk olarak 1995 yılında Çin'in başkenti Pekin'de düzenlenen, 4. Dünya Kadın Konferansında ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından 1995 yılında ilan edilen bu gün, kadın çiftçilerin üretimdeki rolünü görünür kılmak ve tarımda toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek amacıyla 30 yıldan beri kutlanmaktadır. Maalesef kutlamaların ardında kırsalda yaşayan kadınlarla ilgili ülkemizde ve dünya da biriken yapısal sorunlar sessiz bir çığlık gibi yükselmektedir.

Tarımda çalışan kadınlar hakkında karar verici konumda olan yöneticiler ve siyasetçiler bu günü kutlarken, genelde süslü, püslü vaatlerle dolu büyük büyük laflar etmektedirler. Kutlamalardan sonra, ne yaşam koşulları değişiyor, ne de hak ettikleri değeri görebiliyorlar. Uygulanmayan genelgelerle, sembolik etkinliklerle kırsalda yaşayan kadınların sorunları çözülemez.

Kırsalda temel olarak üç farklı konumda kadın emeği bulunmaktadır.

Yazının Devamı

Toprak altı damlama sulama destekleri arttırılmalı

Hepimizin bildiği gibi, hayatın kaynağı ve canlıların temel yapı taşı sudur. Su tüm canlıların hayati önemde yararlandığı doğal bir kaynaktır. Maalesef dünyada her altı kişiden biri temiz içme suyu bulamıyor, yaklaşık 2.4 milyar insan sağlıksız su kullanmak zorunda kalıyor. Yaklaşık 1 milyar insan da yeterli içme suyundan yoksun.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) verilerine göre; Türkiye, sanılanın aksine su zengini bir ülke değil. Yılda kişi başına düşen 1.519 m³’lük su miktarı ile ‘su sıkıntısı çeken’ bir ülke. Artan nüfusla birlikte kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2030 yılında 1.200 metreküpe, 2040 yılında 1.116 metreküpe, 2050 yılında ise 1.069 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor. Bu rakamlar, Türkiye’nin “su kıtlığı çeken” bir ülke durumuna geleceğini gösteriyor.

Ülkemizde mevcut suyun yüzde 77’si tarım sektöründe, geriye kalan yüzde 23’ü ise içme, kullanma ve sanayi sektörlerinde kullanılmaktadır. Tarım sektöründe kullanılan suyunda yarısı doğru sulama yöntemleri kullanılmadığından dolayı boşa gitmekte israf olmaktadır. Doğru sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması için Tarım ve Orman Bakanlığı “ Modern Basınçlı Sulama Sistemlerine” 2007 yılından beri yüzde 50 hibe desteği vermektedir. Çiftçilerimizin bireysel tarla içi modern sulama sistemlerine geçişi, hem su tasarrufu hem de birim alanda verim artışı sağlamaktadır.

Yazının Devamı

Ceviz ve bademde bahçe sökümleri ve ithalat hızla artacak

Ülkemizde, Ziraat Bankası’nın kredi imkânları, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekleri ile 2007-2017 yılları arasında badem ve ceviz bahçelerinin kurulması ve üretim alanlarının genişlemesi ciddi bir istihdam alanı oluşturdu ve üreticilere gelir kaynağı sağladı. Köylerden kentlere göç eden halkın kırsalda kalmasına imkân sağlandı. Bu vesile ile şehirlere göç azaldı.

Badem ve ceviz bahçelerinin kurulumu sırasında girişimciler, tüm finansman ve kredi kaynaklarını kullanmak durumunda kaldıklarından ve birim alandan da düşük verim aldıklarından, ithal badem fiyatları karşısında korunmaları gerekiyordu. Bu yüzdende 2017 yılına kadar badem ithalatından yüzde 43.2 gümrük vergisi alınıyordu. Hatta 2019 yılında tamamen gümrük vergileri kaldırıldı. Kısaca ifade etmek istersek 2017 yılında bademden gümrük vergisi ve ek mali yükümlülük olarak toplam 1 ton bademden yaklaşık 3 bin dolar vergi alınırken, 2021 yılından itibaren bu vergi 956 dolara düşürüldü. Bu uygulamalardan sonra büyük ölçekli ve profesyonel bahçe kurulumu olmadı. Ülkemizin birçok yerinde 2021 yılından sonra da bazı bahçeler sökülmeye başladı. Badem ve ceviz üreticilerinin gelirleri üretim düşüklüğü, don zararı, girdi maliyetlerinin her yıl artması ve gümrük vergilerinin düşürülmesi gibi sebeplerden dolayı her geçen gün azalmaktadır. Kâhta Sert Kabuklu Meyve Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Sena Yıldırım’ın tespitlerine göre; 2016 yılında üreticiler 1 kg kabuklu bademle 16 kg gübre, 2.21 litre mazot alabilirken, 2023 yılında 2.1 kg gübre 1.21 litre mazot alabilir hale gelmiştir.

Hepimizin bildiği gibi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 80'inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'a gitmesinin ardından bu gümrük vergileri tamamen kaldırıldı. Bu süreçten sonra bahçelerin sökülmesi ve badem üretiminde dışa bağımlılığımız hızlanarak devam edecektir. Ceviz ve badem bahçelerimizin sökülmemesi ve yeni bahçe tesislerinin kurulması, ithalatın azalması için tarımcı gözüyle yapılması gerekenleri kısaca özetlemek isterim.

Yazının Devamı

Zirai dondan etkilenen üreticilere yapılacak ödemeler yeterli mi?

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların yanması ile karbondioksit, metan, nitröz oksit, su buharı ve florlu gazlar atmosfere yükselmektedir. Söz konusu bu gazlar dünyayı kaplarken, güneşin ısısını hapseder. Bu da küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine yol açar. Zamanla artan sıcaklıklar hava modellerini değiştirir ve doğanın olağan dengesini bozar. Bu yüzden de beklenmedik zamanlarda beklenmedik şiddette ve beklenmedik sürelerde don olaylarını yaşamaya başladık.

Ülkemizde bu sene 9-11 Nisan tarihleri arasında kapsam alanı ve ürün çeşidi çok geniş olan ve uzun süren don olayı gerçekleşti. Bu zirai don olayından 65 ilde, 16 ürün zarar gördü. Tarım teşkilatları tarafından söz konusu dondan olumsuz etkilenen ürünler ve etkilenme oranları belirlendi. Bu ürünlerde donun meydana gediği tarihe kadar üreticilerin yaptığı masraflar, etkilenme oranına göre devlet tarafından ödenecek. Yapılacak ödemeler, girdi maliyetleriyle, hasar alanları ve hasar oranları nispetinde hesaplanarak belirlenecek. Yapılacak ödemelerde aşağıdaki ürünler ve hesaplanan masraflar esas alınacak. Antep fıstığı, armut, ayva, badem, ceviz, elma, erik ve üzüm için 5 bin TL, fındık 4 bin 200 TL, kayısı ve vişne 5 bin 500 TL, kiraz ve şeftali/ nektarin 6 bin 500 TL, limon, mandalina, portakal 6 bin TL.

Tarım ve Orman Bakanı sayın İbrahim Yumaklı, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı ancak zirai don sigortası olamayan 420 bin üreticiye yaklaşık 23.5 milyar liranın Kasım ayı sonuna kadar ödeneceğini söyledi.

Yazının Devamı

Meyve ağaçlarında yeni yetiştirme sistemi (UFO)

Ülkemizde girdi maliyetlerinin aşırı artışı, nitelikli tarım işçi sayısının azalması ve yüksek işçilik maliyetleri dikkate alındığında meyvecilik sürdürülebilir olmaktan çıkmaya başlamış durumdadır. Bu nedenle ülkemiz şartlarına uygun yeni terbiye sistemleri geliştirilerek işçilik azaltılmalı verim arttırılmalıdır. Bu konuda Üniversitelerimize ve Araştırma Enstitülerimize önemli görevler düşmektedir. Aynı zamanda dünyada yeni geliştirilen terbiye sistemleri ülkemiz şartlarında denenerek uygulanmaya aktarılmalıdır.

Modern meyveciliğin gelişmiş olduğu yabancı ülkelerin bilim insanları, bodur anaçlar ve terbiye sistemlerine alternatif yeni sistem arayışlarını devam ettirmektedirler. Bu ülkelerdeki yetiştiricilerin de üretim masraflarını azaltacak ve ürün verimlerinde de artış sağlayacak yeni nesil sık dikim terbiye sistemlerine yöneldikleri görülmektedir.

UFO (Upright Fruiting Offshoots) Çok Liderli Telli Destek Sistemi yeni bir terbiye sistemi olup, Dr. Greg Lang tarafından geliştirilmiş ve ABD’de Washington State Üniversitesi’nden Dr. Matthew Whiting tarafından da modifiye edilmiştir. ABD ve İtalya gibi meyvecilikte gelişmiş bazı ülkelerde bu yeni sistemler üzerinde yaygın çalışmalar yapılmaktadır.

Yazının Devamı

Kahverengi Kokarca Böceği ile mücadelede son gelişmeler

Kahverengi kokarca böceği, dünyada en tehlikeli ilk 5 istilacı böcekten birisi olup, doğal yaşam alanı olan Uzak Doğu Asya’dan, ticari ürünler vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmıştır. 1996 yılında ABD’de ortaya çıktı ve meyve bahçelerinde büyük hasara yol açtı.

Avrupa’da da ilk kez 2007 yılında İsviçre’de görüldü. 2011’de Almanya, 2014’te Rusya’da ortaya çıktı, 2016’da İtalya’ya ulaştı. Aynı yıl Avusturya’da da görüldü. 2018 yılında ise Gürcistan’a yayıldı. İstilacı tür, 2017’de Türkiye’ye geldi ve ilk İstanbul’da görüldü.

Zırhlı yapısı, kötü kokusu ve çok sayıda döl (yılda 300 civarı) verebilme yeteneği ile mücadele edilmesi güç bir zararlıdır. Kahverengi kokarca böceği, son yıllarda Türkiye’de başta fındık üreticileri olmak üzere meyve, sebze gibi 300 den fazla bitki türüne zarar verdiği için üreticilerinin korkulu rüyası haline geldi ve bu ürünlere büyük zarar vermeye başladı.

Yazının Devamı

Toprak organik karbonu- 2

Toprak organik karbonunun önemi ve neden arttırılması konusunda yazdığım yazıdan sonra biraz daha özele inerek, söz konusu bu karbonun nasıl arttırılabileceği ve muhafaza edilebileceği konusunda bu yazımda bilgiler vermeye çalışacağım.

A- Tarım arazilerinde aşırı sulama yapmamalıyız. Fazla sulama yaparsak ne olur?

B-Aşırı toprak işleme yapılmamalı.

Yazının Devamı

Toprak organik karbonu

Karbon, canlı hücrelerin en önemli yapı taşlarından birisidir ve biyolojik sistemin en önemli elementleri arasındadır. Bitki ve mikroorganizma hücreleri, kuru ağırlık esas alındığında yüzde 40-50 düzeyinde karbon içerirler.

Toprak organik karbonu; bitki ve hayvan kalıntılarının, kök salgılarının, canlı ve ölü mikroorganizmaların, bakterilerin, mantarların ayrışması yoluyla toprak bünyesinde yerini almaktadır. Ayrıca yeryüzündeki karasal ekosistemde fotoototrof canlılar (mavi-yeşil algler, kloroplast bulunduran bitkiler ve protistalar, klorofilli bakteriler) tarafından atmosferdeki karbondioksit, organik karbona dönüştürülmektedir. Temel olarak topraktaki organik karbonun kaynağı toprakta var olan organik maddelerdir diyebiliriz.

Toprak organik karbonu, toprağın havalanmasını, su tutma kapasitesini, drenajını iyileştirir ve bitki köklerinin gelişimini destekler. Toprakta depolanan karbon arttıkça, erozyon yoluyla besin kaybı riski azalır. Toprak organik karbonundaki artış, daha istikrarlı bir karbon döngüsü ve genel tarımsal verimliliğin artmasıyla sonuçlanır.

Yazının Devamı

Kuraklık dün öngörüydü, bugün gerçek oldu

Türkiye, 2024 ve 2025 yıllarında iklim değişikliğine bağlı olarak son 65 yılın en ciddi kuraklıklarından birini yaşamaktadır. Meteorolojik verilere göre, özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Trakya bölgelerinde yağış miktarı uzun yıllar ortalamasının yüzde 40 ila yüzde 60 altında gerçekleşmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde yıllık yağış miktarı son 10 yılda yüzde 20 oranında azalma göstermiştir.

Kuraklık, gıda üretiminde hem verim hem de kalite kayıplarına yol açmakta; tarım girdilerinde (elektrik, su, tohum, yem, mazot v.b) maliyetlerin yükselmesine sebep olmaktadır. Çiftçilerimiz 2025 yılında kuraklık nedeniyle yüzde 85’lere varan oranda verim düşüklüğü ile karşılaşmışlardır. Kuru tarım yapılan tahıl alanlarında verimler dekara 50-100 kilogramlara kadar düşmüştür. Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı bitkisel üretim ilk tahminine göre geçen yıl 20 milyon 800 bin ton olan buğday üretimi yüzde 5,8 oranında düşüşle 19,6 milyon tona gerilemesi beklenmektedir. Arpada ise, geçen sene 8 milyon 100 bin ton olan üretimin yüzde 8 düşüşle 7 milyon 450 bin tona gerilemesi bekleniyor. Ulusal Hububat Konseyi’nin hasat öncesi tahminine göre ise buğday üretiminin 18 milyon 650 bin ton olması beklenmektedir. Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu başta olmak üzere birçok bölgemizde çiftçilerimiz maliyetini kurtarmayacağından tarlasına biçerdöver dahi sokmamıştır. Yalnızca kuru tarım alanlarında değil, sulanabilen alanlarda da verimler önemli ölçüde düşmüştür.

Önümüzdeki günlerde hasadı başlayacak ayçiçeği üzerinde de kuraklık tehdidi bulunmaktadır. Trakya bölgesi, Türkiye ayçiçeği ekim alanlarının yüzde 46’sını, ayçiçeği üretiminin ise yüzde35’ini karşılayan önemli bir bölgemizdir. 1 Ekim 2024 – 30 Haziran 2025 dönemini kapsayan 2025 üretim yılı yağışları Marmara Bölgesi’nde yüzde 29 oranında azalmıştır. Haziran ayında Marmara Bölgesi son 54 yılın en düşük yağışını almıştır.

Yazının Devamı

Onarıcı tarım gerçekleri

Onarıcı tarım teknikleri, insan ve doğa arasındaki dengeyi yeniden sağlamayı, toprağı ve ekosistem sağlığını onarmayı, eşitsizlikleri gidermeyi, toprağımızı, suyumuzu ve iklimi gelecek nesillere daha iyi bir şekilde bırakmayı amaçlar.

Onarıcı Tarım, alanın ihtiyacına göre belirlenen birçok alternatif uygulamayı kapsıyor. Bu uygulamaların ortak özelliği; bir şeyi iyileştirirken başka bir şeyi bozmamaktır. Sadece toprağı korumak iyileştirmek değil, aynı zamanda o topraklarda yaşayan ve beslenen hayvanların sağlığı, çiftçinin hakları ve refahı gibi konuları da kapsıyor. Amaç, sisteme dâhil olan her canlı için yaşam kalitesini iyileştirmek ve doğa ile uyum içinde üretim sistemleri oluşturmak.

Onarıcı tarımı, bilinen ve aşağıda kısaca bilgi verdiğim 4 tarım tekniğinin birleştirilmiş halidir diye de tanımlayabiliriz.

Yazının Devamı

Onarıcı tarım

Yeşil Devrim, 1940-1970 yılları arasında dünya genelinde gözlenen tarımsal üretim artışını ifade eden bir terimdir. Amerikalı tarım bilimci ve 1970 Nobel Barış Ödülü sahibi Norman Borlaug'ın öncülük ettiği hareket, bir milyonun üzerinde insanın açlıktan kurtulmasına vesile olmuş, yüksek verimli tahıl türlerinin de geliştirilmesini sağlamıştı. Çiftçilere melez tohum, yapay gübre ve pestisit(tarım ilaçları) gibi girdilerin tanıtılmasını ve sağlanmasını kolaylaştırılmıştı.

Yeşil devrim milyonlarca insanın aç kalmasının önüne geçerken, bir yandan da, toprağın agregat yapısını (su ve hava barındıran gözenekli yapısı) bozmuş, kullanılmaya başlanan kimyasal gübreler ve tarım ilaçları da topraktaki mikroorganizmaları öldürerek toprak yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Sonuçta gelinen noktada çok büyük tarımsal üretim artışları olmuş fakat büyük bir bedel de ödenmiş ve halen de ödenmeye devam edilmektedir.

Yeşil devrimden geriye oksijensiz ve su tutma kapasitesinden yoksun sıkışmış topraklar, yok olan toprak mikroorganizmaları ve yüzde 1 civarına gerilemiş olan organik madde oranları, artan toprak erozyonu ve çoraklaşan topraklar kaldı.

Yazının Devamı