Dr. Mevlüt Şahin

Dr. Mevlüt Şahin

Onarıcı tarım

Yeşil Devrim, 1940-1970 yılları arasında dünya genelinde gözlenen tarımsal üretim artışını ifade eden bir terimdir. Amerikalı tarım bilimci ve 1970 Nobel Barış Ödülü sahibi Norman Borlaug'ın öncülük ettiği hareket, bir milyonun üzerinde insanın açlıktan kurtulmasına vesile olmuş, yüksek verimli tahıl türlerinin de geliştirilmesini sağlamıştı. Çiftçilere melez tohum, yapay gübre ve pestisit(tarım ilaçları) gibi girdilerin tanıtılmasını ve sağlanmasını kolaylaştırılmıştı.

Yeşil devrim milyonlarca insanın aç kalmasının önüne geçerken, bir yandan da, toprağın agregat yapısını (su ve hava barındıran gözenekli yapısı) bozmuş, kullanılmaya başlanan kimyasal gübreler ve tarım ilaçları da topraktaki mikroorganizmaları öldürerek toprak yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Sonuçta gelinen noktada çok büyük tarımsal üretim artışları olmuş fakat büyük bir bedel de ödenmiş ve halen de ödenmeye devam edilmektedir.

Yeşil devrimden geriye oksijensiz ve su tutma kapasitesinden yoksun sıkışmış topraklar, yok olan toprak mikroorganizmaları ve yüzde 1 civarına gerilemiş olan organik madde oranları, artan toprak erozyonu ve çoraklaşan topraklar kaldı.

Yazının Devamı

Yeni kabul edilen İklim Kanunu tarımı bitirecek mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 2 Temmuz'da kabul edilerek yasalaşan İklim Kanunu, Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu kanun, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyuma ilişkin esasları içeriyor.

Sera gazı ifadesinin ne olduğunu kanunun içeriğini anlamak açısından iyi bilmemiz gerekmektedir. Karbon dioksit, metan, nitröz oksit, hidroflorür karbonlar , perfloro karbonlar, sülfürhekza florid gibi gazlarından oluşan ve atmosferde ısı tutma özelliğine sahip bileşiklere sera gazı denir. Kanun bu gazların atmosfere salınımının(emisyon) azaltılmasını, iklim değişikliğiyle uyum faaliyetlerini planlama ve uygulama ile bunlara ilişkin yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsıyor. Kanuna göre kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, kamu yararı gözetilerek alınacak tedbirlere ve düzenlemelere uymak ve uygulamakla yükümlü. Sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlara, 500 bin liradan 5 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.

İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından Emisyon Ticaret Sistemi yani ETS kurulacak.

Yazının Devamı

Tarımsal ormancılık

Bu güne kadar toprağa dayalı üretimler, klasik tarım ve ormancılık uygulamaları şeklinde yapılmış, fakat son yıllarda yeni arazi kullanım etkinlikleri ve örnekleri ortaya çıkmıştır. Tarımsal Ormancılık adıyla da anılan bu etkinliklerin, kaynakların ve doğal dengenin korunmasında önemli bir yeri ve ağırlığı bulunmaktadır.

Tarım, her adımının detaylı olarak düşünülmesi gereken bütüncül bir sistemdir. Tarım arazilerinde çeşitli uygulamalarla her açıdan avantajlı bir ekosistem kurulabilir. Bu uygulamaların başında ise tarımsal ormancılık gelir.

"Tarımsal ormancılık" terimi 1973 yılında Kanadalı ormancı John Bene tarafından ortaya atıldı, ancak kavram binlerce yıldır var olan tarımsal uygulamaları da içeriyor.

Yazının Devamı

Bitkilerin fotosentez etkinliği nasıl arttırılabilir

Fotosentez, doğrudan veya dolaylı olarak gıdaya ihtiyaç duyan tüm canlıların gereksinimlerini karşılar. Petrol, doğal gaz ve kömürde depolanan enerjinin kaynağı yine fotosentez olayıdır.

Fotosentez etkinliğini başka bir ifade ile bitkilerin verimliliğini arttırmanın yöntemleri

Bitkiler geceleri solunum yaptıklarından ortamdaki CO2 miktarı artar. Serayı havalandırmak için güneş doğduktan 1-2 saat sonrası beklendiğinde gece bitkilerin solunumları sonucunda artan CO2’in dışarı kaçması engellenir. Çünkü bu süre içerisinde bitkiler ortamda birikmiş olan CO2’i kullanarak daha fazla fotosentez yapabilirler. Eğer sera naylonu geç açılırsa ortamda CO2 biteceğinden fotosentez durur. Seralara malç olarak saman serilmesi sulama esnasında samanın ıslanması sonucu saprofit bakterileri harekete geçerdir ve ortamdaki CO2 miktarı artar.

Yazının Devamı

Fotosentez yoksa yiyecekte yoktur

Son zamanlarda hiçbir ağaca sarıldınız mı? Baharda yemyeşil çıkan otların arasında çocuklarınızın saçını okşar gibi ellerinizi gezdirdiniz mi? Aslında yaprağı olan bitkiler bu sevgi ve şefkat dolu duygu ve davranışlardan daha fazlasını hak ediyorlar. Yeryüzünde yaşayan canlı türlerinin tamamına yakını varlığını, bitkilere ve ışığı yakalayan diğer organizmalara borçludur.

Dünya üzerindeki yaşamın büyük çoğunluğu, Güneş'in yeryüzüne sürekli gönderdiği enerji sayesinde devam edebiliyor. Enerji, sadece araç ve gereçlerin çalışmasını sağlamaz, canlıların yaşamsal faaliyetlerinin devamı içinde enerjiye ihtiyaç vardır. Canlıların büyüyüp gelişmesinde, sindirim, solunum, boşaltım, olayları, enerjiyle gerçekleşir. Fakat organizmalar güneşten gelen ışık enerjisini yaşamsal ihtiyaçları için doğrudan kullanamazlar. Bu enerjinin kullanılabilmesi için fotosentez yoluyla kimyasal enerjiye dönüştürülmesi gerekir. Başlıca enerji kaynaklarımız kömür, petrol ve doğal gazdır. Bunların hepsi eskiden yaşamış bitkilerden ve hayvanlardan elde edilir ve içlerinde depolanan enerji, başlangıçta fotosentez yoluyla güneş ışığından gelen kimyasal enerjidir. Dolayısıyla, bugün kullandığımız enerjinin de çoğu başlangıçta güneş enerjisiydi…

Fotosentezi, Güneş'ten gelen ışık enerjisinin şeker şeklindeki kimyasal enerjiye dönüştürülme süreci olarak tanımlayabiliriz. Işık enerjisiyle çalışan bu süreçte, yapraklar su ve karbondioksiti kullanarak glikoz molekülleri (veya başka şekerler) üretir ve bir yan ürün olarak oksijen ortaya çıkarır. Ortaya çıkan bu glikoz molekülleri hücreler için yakıt görevi görür. Yani hücrelerin enerji ihtiyacını karşılar.

Yazının Devamı

Ağaç kabuklarında oluşan yosun ve likenler zararlımı?

Ağaçların kabukları üzerinde zaman zaman yosunlar ve likenler yaşam alanı bularak çoğalabilmektedirler. Yosunlar basit yapılı küçük bitkilerdir. Ayrıca iletken damarları, çiçekleri ve tohumları yoktur. Yosunların bünyesinde klorofil bulunduğu için fotosentez yaparak kendi kendilerine yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Yosunlar için nemli bir yaşam alanı şarttır çünkü bunlar damarsız bitkilerdir, yani topraktan veya bitki kabuğundan su almak için bir damar ve kök ağına sahip değillerdir. Yağmurlu ve nemli günlerde çevreden su alarak ihtiyaçlarını karşılarlar. Yeterince ıslak olan neredeyse her yerde yosunlar büyüyebilir.

Ağaçların yosun tutmasında en önemli etkenlerden birisi çevresel koşullardır. Bu koşullar arasında nem, sıcaklık, ışık ve hava akımı gibi faktörler yer almaktadır. Asidik topraklar, yosunların büyümesini teşvik eder. Hastalıklı veya zayıf ağaçlar, yosunların daha kolay yerleşmesine neden olur. Ağaçların genel sağlığını etkileyen stres faktörleri, yosunların gelişimini teşvik edebilir. Yosunlar, bazı zararlı mikroorganizmaların ve mantarların yaşam alanı haline gelebilir; bu da ağaç sağlığına zarar verebilir. Yosunların genel anlamda ağaçlara zararı yoktur. Çünkü yosunlar fotosentez yapabildikleri için kendi besinlerini kendileri karşılayabilmektedirler. Eğer ağacın tamamına yakını yosunlarla kaplandıysa yosun çözücü ilaç uygulamaları yapılarak yosunlar temizlenebilir. Ya da elle veya fırça kullanılarak temizliği yapılabilir.

Likenleri ağaçlarda büyüyen gri, yeşil veya hatta sarı yosun benzeri maddelere verilen isimdir diye tanımlayabiliriz. Likenler basit bir canlı olmayıp, iki ayrı canlının yani alg ve mantarların bir araya gelmesi ve bir birlik meydana getirmesi ile ortaya çıkan birleşik, karmaşık canlılardır. Likenler yosunlara benzer özellik gösterebilirler. Ancak yosunlar ağaçların gölgeli yerlerinde, likenler ise güneş alan taraflarında bulunurlar.

Yazının Devamı

Ata tohum gerçekleri

Bilindiği gibi tarımsal üretimin başlangıcı ve temel girdisi tohumdur. Üretim esnasında ne kadar yüksek teknolojiye sahip olursanız olun, verimin üst çıtasını belirleyen tohumunuzun kalitesi ve içeriğidir. Özellikle bitkisel üretimde, üstün nitelikli ve kaliteli tohum kullanılması verimi diğer üretim şartlarına bağlı olarak %30-40 oranında, hatta yabancı döllenen türlerde (mısır, domates, biber gibi) melez tohumların 3-4 katına kadar verim artışı sağladığı bilinmektedir.

Atalık tohum, yerel çeşit veya köy çeşidi isimleri ile de bilinen ata tohum, farklı genetik özelliklere sahip, ıslah tekniklerinin uygulanmadığı, yetiştirildiği bölgeye uyum sağlamış, tarihsel geçmişi olan, babalarımızı, atalarımızın ektiği tohumlardır. Ata tohumlar en temel hali ile geleneksel yöntemlerle elde edilen, kendi tohumları kullanılarak üretimleri devam ettirilebilen bulundukları yerlere uyum sağlamış yerel çeşitlerdir.

Ata tohumlarının toplanması ve Tohum Gen Bankalarında koruma altına alınması çok önemlidir. Bu konuda ülkemizde çok sayıda araştırmacının bu tohumların toplanması ve koruma altına alınması çalışmalarını yaptığını biliyoruz. Kaybolmaya yüz tutmuş ata tohumlarının korunma altına alınması kuşkusuz çok önemlidir. Ancak en az bunun kadar önemli olan da bu ata tohumlarının sahip olduğu özelliklerin ve genetik potansiyelin belirlenerek tohum ıslahı yapan ıslahçıların kullanımına sunulmasıdır. Ülkemizde bulunan tohum gen bankalarımızda sayıları her gün artmakla beraber, 120.000 civarında ata tohumu +5 ile -18 derece sıcaklıklarda uzun süreliğine koruma altına alınmıştır. Ama çok azının genetik karakterizasyonu yapılabilmiş özellikleri ve genetik potansiyelleri belirlenerek ıslahçıların hizmetine sunulabilmiştir.

Yazının Devamı

Tahıllarda ve kurutulmuş meyvelerde okratoksin a tehlikesi

Okratoksin A (OTA), Aspergillus ve Penicillum cinsi küfler tarafından üretilir. İnsan ve hayvan sağlığı açısından zararlı beyaz kristal toz yapısında olup, sıcaklığa karşı oldukça dayanıklıdırlar. İnsanlarda ve hayvanlarda çeşitli böbrek hastalıklarına sebep olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda OTA ile bulaşık yemlerle beslenen, kümes hayvanları ve diğer tür hayvanların sütlerinde, karaciğer ve böbreklerinde OTA ya rastlanmıştır. Yapılan araştırmalarda, okratoksin A tüm hayvanlarda nefropatik (böbrek fonksiyonlarının doğru çalışamadığı böbrek yetmezliğinde çok sık idrara çıkma ya da çok az idrar yapma, idrar kaçırma, idrar yolu enfeksiyonlarında artış, kemik ağrısı, kas krampları, mide bulantısı, iştah kaybı, ödem, kolayca yorulma, ciltte kuruma ve kaşıntı gibi belirtiler) etki göstermekle birlikte insanlarda ise kan serumunda yaygın olarak görüldüğü ortaya konulmuştur.

Okratoksinler; arpa, mısır, buğday, çavdar ve yulafın yanı sıra fasulye, incir, kuru üzüm, zeytin, kabuklu yemişler, kahve tohumu, baharatlar ve greyfurt suyunda da bulunabilmektedirler.

Ekmek, tüm dünyada karbohidrat ve protein kaynağı olarak tüketilmektedir. Bu nedenle beslenmemizin temel unsuru olan ekmek ve benzeri ürünlerdeki OTA miktarı insan sağlığı açısından önem taşımaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu’na göre tahıl ürünlerinde alınmasına izin verilen maksimum OTA miktarı 3 ng/g’dır. Yapılmış olan çalışmalarda OTA yönünden tespit edilen sonuçlara baktığımızda, Adana’da yapılmış olan bir araştırmada 136 ekmek örneği çalışılmış ve bunların %70’inde limit değerin üzerinde OTA tespit edilmiştir. OTA ‘nın çoğalması ve bulaşması genellikle ılıman iklim, hasat ve hasat sonrası depolama koşulları ile yakından ilişkilidir.

Yazının Devamı

Aflatoksin sağlığımızı ve kuru incir ihracatımızı tehdit ediyor

Türkiye kuru incir üretim ve ihracatında dünya birincisidir. İncir tüm semavi dinlerde kutsal meyve olarak tanımlanan cennet meyvesidir. Ülkemiz, 2023 yılında 109 ülkeye 73 bin 388 ton kuru incir ihracatını gerçekleştirerek 260 milyon dolar döviz geliri elde etmiştir.

Aflatoksin, bazı küf mantarları tarafından üretilen zehirli maddelere verilen isimdir diye tarif edebiliriz. Aflatoksin özellikle Antep fıstığı, yer fıstığı, badem, fındık gibi sert kabuklu meyveler ile kuru incir gibi kurutulmuş meyvelerde; buğday, arpa, pirinç gibi tahıllarda, mısır ve kırmızı biber gibi baharatlarda bulunur. Aflatoksin bulaşmış yemleri tüketen hayvanların sütlerinde ve bu sütlerden üretilen ürünlerde de bulunabilir. Gıdalarda en yaygın ve tehlikeli olan aflatoksin türü B1 olup, hiçbir şekilde sıcaklık ile yok edilemez. Toprağa düşüp kolaylıkla bulaşabilen aflatoksinin insan sağlığına birçok önemli zararları vardır. Yol açtıkları en önemli sağlık zararlılarından biri karaciğer kanseridir. Aflatoksinin zararları tüketilen gıdalarda bulunan aflatoksin miktarı, yeme sıklığı, yaş vb. durumlara göre değişmektedir.

İhraç edilen kuru incirlerin ortalama % 2-5’i aflatoksin sebebiyle geri gelmektedir. Temmuz ayında İtalya ve Fransa’ya gönderilen kuru incirler aflatoksin sebebiyle geri gönderildi. Bu durumda kuru incir üreticilerine aflatoksin içermeyen ürün üretebilmeleri için önemli bazı tavsiyelerde bulunmak isterim.

Yazının Devamı

Kaolin kili uygulaması bitkilere faydalı mı?

Kaolin; başta granit ve diğer volkanik kayaçların yerlerinde bozunmaları sonucu oluşan ve ana minerali kaolinit olan bir kil grubudur. İlk defa Çin’in Jiangxi bölgesinde M.Ö. 3000 yıllarında “Kau-Ling” isimli bir Çinli tarafından bulunmuş ve ismi kayaç adı olarak verilmiştir. Kaolin; tarımda, kağıt, çimento, porselen, sağlık gereçleri ve fayans üretiminde kullanılmaktadır. Boya ve lastik sanayiinde dolgu maddesi olarak kullanılmaktadır.

Kaolin kili, beyaz ve yumuşak bir yapıya sahip olan doğal bir madendir. Oluşumu, yüz milyonlarca yıl süren doğal süreçlerin sonucunda gerçekleşir. Doğal yapısı gereği cilt üzerinde son derece nazik bir etkisi vardır. Ayrıca, içeriğinde bulunan yüksek silika ve alüminyum oranı sayesinde kaolin kili, cildi derinlemesine temizlemeye yardımcı olur.

Bitkilerin yapraklarından yapılan kaolin uygulamalarının, meyve ağaçları, tarla bitkileri ve sebzelerden birçok türde, öğlen saatlerinde bitkiye etki eden zararlı seviyedeki ışığı filtrelediği, yaprak sıcaklığını düşürdüğü, bitkilerin su kaybını azalttığı, karbondioksit fiksasyonunu artırdığı, verim ve kaliteyi iyileştirdiği, dünya çapında birçok araştırıcı tarafından tespit edilmiştir.

Yazının Devamı

Su paylaşımında daha adil yollar bulunmalı

Zengin ve yoksul yurttaşlar arasındaki su kullanımında büyük farklar olduğu yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Su kaynaklarını korumanın önemli yöntemlerinden birinin de su kaynaklarını daha eşit bir şekilde dağıtımının yapılmasıdır. Güney Afrika’daki Cape Town Üniversitesinde yapılan bir araştırma sonucuna göre, en zengin insanların en yoksullardan 50 kat daha fazla su kullandığı ortaya çıktı. Cape Town’da, şehir nüfusunun %14’ünü oluşturan en zengin grubun şehirde tüketilen suyun %51’ini kullandığını ortaya çıkmış. Buna karşılık nüfusun %62’sini oluşturan en yoksul grubun ise suyun yalnızca %27’sini kullandığı belirlenmiş. Aslında dünyanın birçok ülkesinde de aynı eşitsizliklerisn olduğu bilinmektedir.

İngiltere’deki Reading Üniversitesi’nden Prof. Hannah Cloke bu konu ile ilgili yaptığı açıklamada “İklim değişikliği ve nüfus artışı, suyun büyük kentlerde daha değerli bir kaynak haline geldiği anlamına geliyor. Sosyal eşitsizlikle beraber yoksul insanların günlük ihtiyaçları için suya erişim sıkıntısı da artıyor. Projeksiyonlarımız, dünyanın birçok yerinde zengin ve yoksul arasındaki uçurum genişledikçe bu krizin daha da kötüleşebileceğini gösteriyor. Nihayetinde, şehirlerde suyu paylaşmak için daha adil yollar geliştirmezsek sonuçlarına herkes katlanacak” dedi.

Mart ayında Küresel Su Ekonomisi Komisyonu tarafından hazırlanan bir rapora göre dünyanın eli kulağında bir su kriziyle karşı karşıya olduğu ve talebin 2030 yılına kadar arzı %40 oranında geçmesinin beklendiği ifade edilmektedir. En zengin grubun kullandığı suyun çoğunun yüzme havuzları, bol sulanmış bahçeleri ve temiz arabaları için kullandıkları bilinmektedir. Araştırmacılar ayrıca en zengin yurttaşların kıtlık zamanlarında özel sondaj kuyularına yönelmesinin yeraltı suyu kaynaklarını önemli ölçüde tüketebileceğini söyledi.

Yazının Devamı

Bağıl (Nispi) nemin bitki gelişimine etkileri

Nem konusunda yer alan kavramlar genelde karıştırılmaktadır. Atmosferde bulunan su buharının veya rutubetin diğer adına nem denir. Bağıl nem kavramı havadaki nemin gerçek miktarını göstermez. Bu kavram bize havanın doygunluğa ne kadar yakın olduğu hakkında bilgi verir. Bağıl nem, belli bir sıcaklıkta havadaki gerçek su buharı miktarının doygunluk için gerekli maksimum su buharı miktarına oranıdır.

Bağıl nemin %100 olması, havanın artık suyla doyurulmuş olması demektir. Bağıl nem %100'den küçük bir değerdeyse buharlaşma gözlenir. Mesela havanın bağıl nemi %50 ise yağmur yağma ihtimali olmayabilir fakat bağıl nem oranı %95 ise büyük ihtimalle yağmur yağacaktır. Bağıl nem sıcaklık ile ters orantılıdır. Sıcak hava, soğuk havaya kıyasla daha fazla su buharı emme özelliğine sahip olduğu için, kışın havayı çok kuru, yaz boyunca ise boğucu hissederiz.

Bitkilerin transpirasyonla(terleme) kaybettikleri su ile, topraktan aldıkları su arasında bir dengenin olması için nisbi nem oranının %65’ in altına düşmemesi gerekir. Nispi nem %65 in altına düştüğü zaman, yüksek sıcaklık ve rüzgarda olursa; bitkilerde aşırı su kaybı nedeniyle, yaprak uçlarında ve kenarlarında yanıklıklar, genel solgunluk ve meyvelerde pörsüme ortaya çıkar. Saksı bitkilerinde, özellikle kaloriferli evlerde, nispi nemin %15'e kadar düşmesi sonucu solgunluk, alt yapraklarda yanıklık, yaprak dökümü, çiçeklerde solma ve dökülme olur.

Yazının Devamı

Hasat sonu meyve ağaçlarında gübreleme yapılmalı mı?

Çiftçi açısından yetiştiriciliğini yaptığı ürünleri hasat etmek, eğer emeğinin ve alın terinin karşılığını da aldıysa her zaman mutluluk vericidir. Hasat işlemleri bitse de henüz çiftçinin işleri bitmiyor, aslında çiftçilerin işleri hiç bitmiyor sadece şekil değiştiriyor. Hasat sonu ve yaprak dökümü arasında geçen sezon meyvecilikte tarımsal üretimin en önemli aşamalarından birini oluşturur. Gelecek sezonun başarısı bu arada belirlenmektedir. Hasadın tamamlanmasını takiben yapraktan ve ya topraktan yapılan gübrelemelere, hasat sonrası gübreleme denilmektedir. Faydalarını kısaca ifade edecek olursak;

1. Meyve ağaçları hasattan sonra besin elementleri yönünden çok zayıflamış hatta rezerv besin maddeleri de bitmiş durumdadırlar. İlkbaharda gerçekleşen sürgün faaliyeti, çiçek tutumu ve ilk yaprakların oluşumu gibi faaliyetlerin %80 – %90’ı meyve ağaçlarının bünyelerinden gelen rezervler besinlerden karşılanmaktadır. Ağaçların ilkbaharda arzu edilen düzeylerde çiçeklenmeleri ve meyve tutumları yalnızca rezervlerin yedek besin maddelerince tam olarak depolanmaları ile mümkün olmaktadır. Örneğin yıl içerinde oluşturulan meyve gözleri ve tomurcukların oluşumundan itibaren bitkilerin talep ettiği azot ihtiyacının % 60-70'i rezerv azottan sağlanır ki bu çok önemli orandır. Daha da sonra topraktan uygulanan azot devreye girer.

2. Yapılan birçok araştırmada; meyve, bağ ve zeytin gibi tüm çok yıllık üretimlerde; ağaçlardaki tomurcukların uyanması-çiçek tutumu, -sürgün gelişimi- meyve tutumu-köklerin iyi çalışması, periyodisite ve verimin, hasat sonrası bitki besleme ile doğrudan bağlantılı olduğu belirlenmiştir.

Yazının Devamı

Ağaç kabukları neden çatlar?

Ağaç kabuğu, ağacın dış etkenlere karşı korunmasını sağlar. Ayrıca su kaybını önler, aşırı sıcak ve soğuk gibi değişimlere karşı izolasyon sağlar, fotosentez ve solunum süreçlerine katkıda bulunur, bitkilerin besin maddelerini depolamasına ve taşınmasına yardımcı olur ve zararlı organizmaların ağaca zarar vermesini engeller. Ağaçların hacminin ortalama olarak % 10-15’lik kısmını kabuk oluşturmaktadır.

Kabuk, canlı iç kabuk (floem) ve ölü hücrelerden oluşan dış kabuk olmak üzere temel olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Ölü hücrelerden oluşan dış kabuk sık sık iç kabuk ise zaman zaman çatlayarak ağaçlara zarar vermekte ve üreticileri de endişelendirmektedir. Kabuk çatlaklarının sebepleri:

1. Büyüme: Ağaçlar büyüdükçe kabukları da genişlemeye ve büyümeye başlar. Bu durumda dış kabuk üzerinde çatlaklar meydana gelebilir.

Yazının Devamı

Tarımsal destekler yeterlimi?

Tarım sektörünü, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyük çoğunluğu ekonomik ve sosyal gerekçelerle desteklenmektedir. Bu desteklerin temel amacı üreticiyi korumak, fiyat istikrarını sağlamak ve üretimde istikrarı sürdürmek olmuştur.

Yıllardır tarımsal desteklerin üretim sezonu öncesinde açıklanması gerektiğini söyledik durduk. Her yeni gelen Tarım Bakanı bu konuda çalışma yapılacağını söylemesine rağmen bu icraatı gerçekleştirmek Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim YUMAKLI Beyefendiye nasip oldu. Kendilerini ve ekibini tebrik eder üreticiler adına teşekkür ederiz. Yeni destekleme modelinin anlaşılması konusunda bazı sıkıntılar olsa da zamanla bu sorunlar çözülür.

Tarım sektörünün ihtiyaçlarına yönelik yapılan tarımsal destekler sektörde verimliliği oldukça arttırmakla beraber, yeterli ve gerekli şekilde yapılmayan tarımsal destekler sektöre destek olmaktan çok zarar vermekte, dengeleri daha da bozmaktadır.

Yazının Devamı

Toptancı hallerinde tarım ilaçları kalıntı denetimleri

Doğru zamanda, doğru şekilde, gerekli olduğu zamanda ve dozunda kullanılmayan tarımsal ilaçlar su, toprak ve havayı kirleterek insanlarda kanser, kalp, solunum ve nörolojik hastalıkların oluşmasına zemin oluşturmaktadır.

Tarımsal ürünlerdeki ilaç kalıntısı, üreticilerin eğitimsizliğinden, ilaç bayilerinden istedikleri ilacı satın alabilmelerinden, uygunsuz zaman ve dozlarda tarım ilaçlarını kullanmalarından, son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye dikkat etmemelerinden kaynaklanmaktadır. Maalesef ülkemizde bu konu ile ilgili yeterli eğitim, denetim ve ceza mekanizması işletilmemektedir.

Mevcut Toptancı Hal Yasası'nın 16. Maddesine göre “ Toptancı halleri, halde işlem gören malların gıda güvenilirliği analizini, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yetkilendirilmiş kamu laboratuvarlarında veya özel laboratuvarlarda yaptırmakla görevli ve yükümlü kılınabilir” denilmektedir. Yani hal girişlerinde zirai ilaç kalıntı kontrolleri toptancı hallerin inisiyatifine bırakılmış durumdadır. Bu konuda düzenleme yapılarak toptancı hallerinde tüm ürünlerde olmasa bile ara sıra farklı ürünlerde mutlaka ilaç kalıntı analizleri yapılmalıdır. Kalıntı içeren ürünler toptancı hallerine alınmamalı ve imha edilmelidir. Aynı zamanda bu ürünleri üretenlere ceza işlemi de uygulanmalıdır.

Yazının Devamı

Tarlada 1 lira tezgâhta 15 lira

Türkiye'de her geçen gün çiftçiler mesleği bırakmak zorunda kalmaktadır. Üreticiler ürettikleri ürünleri zararına satmak zorunda kalırken, bir yandan da tarlada veya serada ürettikleri ürünleri bedavaya dağıtmakta veya yollara dökerek tepkilerini ifade etmeye çalışmaktadırlar.

Tarladan, markete veya pazara kadar uzanan süreçte, tüketicinin cebine yansıyan fiyat artışlarının; ürünün tarla fiyatı, lojistik maliyetler, aracıların kar marjları, depolama ve işleme masrafları, market giderleri ve vergi yükleri gibi faktörlerin etkisi ile artış göstermesi normaldir. Fakat 10-25 katı artması kabul edilebilir değildir.

Üreticiler ürünlerini değerinde satamıyor. Biz tüketiciler de ucuz ürün alıp tüketemiyoruz. Bu sorunun doğru şekilde analiz edilip acilen çözüm yolları bulunmalıdır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Özel orman ve meyve bahçelerinde karbon ticareti

Küresel iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salınımlarının sektörlere göre dağılımına bakıldığında %71’in enerji, %13’ün endüstriyel işlemler, %9’un atık ve %7’nin tarım sektöründen kaynaklandığı görülmektedir.

Ormansızlaştırma karbondioksit salınımını artırıyorsa, yeni orman alanlarının ve meyve bahçelerinin tesis edilmesi ve bu arazilere bakılması kuşkusuz karbondioksit salınımını azaltacak uygulamalardır. Bu sebeple meyveli olsun meyvesiz olsun fidan dikilerek yeşillendirilen tüm arazi sahiplerinin çevreye olan bu kazanımlarının bedelinin bu arazilerin sahiplerine ödenmesi gerekmektedir.

Yetişkin bir ağaç günde 25 kg karbondioksit emer, 1,7 kg oksijen üretir. Bir yetişkin ağacın günde 8 saat fotosentez yaptığı düşünülmektedir. Bunun sonucunda yetişkin bir ağaç bir yılda 6,7 ton karbondioksit tüketip, 4,96 ton oksijen üretmektedir (TEMA, 2020). Bu hesaba göre bir dekar orman veya meyve bahçesi yıllık olarak 200 ton karbondioksit tüketme kapasitesine sahip olmaktadır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Karbon ticareti

2021 yılının Ekim ayında Paris İklim Anlaşması’nın TBMM tarafından onaylanması ve 2053 yılı için net sıfır emisyon vizyonunun açıklaması ile Türkiye’nin iklim politikalarının omurgası oluşturulmuş oldu.

Karbon Ticareti, Kyoto Protokolü altında sayısallaştırılmış emisyon azaltım yükümlülüğü alan ülkelere emisyon hedeflerini gerçekleştirmelerinde kolaylık sunmaktadır. Kyoto Protokolü'nün 17. maddesinde belirtildiği üzere, karbon ticareti ile ülkelere izin verilen emisyon hedeflerinden kullanmadıkları emisyon birimlerini satma izni verilmektedir.

Karbon piyasası, sera gazı azaltımı karşılığında elde edilen karbon sertifikalarının alınıp satıldığı piyasayı ifade etmektedir. Dünya Karbon ticareti ile gerçekleştirilen emisyon azalım miktarları her geçen gün artarak, 2011 yılı sonunda 10,28 milyar karbondioksit eş değer tona ulaşmıştır.

Yazının Devamı

Nedir bu Polifenol dedikleri

İnsan bedeninde her gün milyonlarca kimyasal reaksiyon gerçekleşmektedir. Bu reaksiyonların neticesinde bazen hücre yapılarında ve DNA’larımızda bozulmalar olmaktadır. Polifenoller, hücre bozulmalarını önledikleri gibi, hücrelerin yıkımını da azalttıkları için, insanlara daha sağlıklı bir yaşam ve yaşlılıkta meydana gelen rahatsızlıkların daha az hissedilme imkanını sunmaktadır. Zeytinyağı yağlar içerisinde polifenol içeren tek bitkisel yağdır.

Polifenoller bitkilerde doğal olarak bulunur. Meyveler, sebzeler, kabuklu yemişler, tohumlar ve kakao gibi ürünler polifenol kaynaklarıdır. Vücudumuz, polifenol içeren yiyeceklerin içindeki polifenollerin hepsinden de faydalanamamaktadır. Örneğin elmada 5000 mg/kg polifenol bulunmasına rağmen, vücudumuz bunun sadece % 0,2’sini alabilmektedir. Oysa polifenolü yüksek zeytinyağından aç karna içersek, %90’ını emebilmekte, içindeki faydalı bileşiklerin de %45-55’i vücudumuz tarafından alınabilmektedir.

Zeytinyağının içerdiği polifenol oranı zeytinin cinsine, yetiştirilmesi sırasında maruz kaldığı streslere, hasat zamanına ve üretim yöntemine göre değişir. Bu polifenol gibi bileşenler bitkinin stres durumunda kendini koruma mekanizması sonucunda miktarsal olarak artar. Erken hasat edilmiş zeytinden, soğuk sıkım tekniği ile üretilmiş zeytinyağları en yüksek polifenol içeriğine sahiptir. Dolu vuruğu, sinek veya hasat yarası olan, hasatta sonra bekletilmiş, geç hasat yapılmış zeytinlerin yağlarının polifenol oranlarında düşme meydana gelmektedir.

Yazının Devamı

Ey çiftçi, sen buğday arpa üretip yorulma, biz ithal ederiz

Bu sene yapılacak olan hububat alım fiyatları açıklandı. Ekmeklik buğday ton başına 9 bin 250 lira (289 dolar), makarnalık buğday ton başına 10 bin lira (310 dolar), arpada ise 7 bin 250 lira (225 dolar) olarak belirlendi. Makarnalık buğday için alım fiyatı geçen yılki fiyatın % 11, ekmeklik buğdayın fiyatı %14, arpanın fiyatı geçen yılın %4 üzerinde olması çiftçilerin kalkınması için yeterli bulunmuş.

Ama Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi'ndeki yıllık artış (Tarım-ÜFE) mayıs ayında yıllık % 61 olarak açıklamıştı. Yanı Devletin resmi kurumu 1 yılda tarım üretim maliyetlerinde yüzde 61 artış olduğunu açıklıyor. Mevcut hükümet ise bu maliyetlere maruz kalarak üretim yapan üreticinin buğday fiyatına % 11-14, arpa fiyatına % 4 zam yapılıyor. Bu durumda bu fiyatı belirleyen ve açıklayan karar vericilere bir soru sormak istiyorum. Siz çiftçi olsanız buğday ve arpa gibi tahılları bu sene ekim ayında tarlalarınıza eker misiniz acaba? Vereceğiniz cevabı duyar gibi oldum, kesinlikle ekmeyiz. Peki ciddi miktarlarda kredi borcu olan, geçen senede buğday, arpa ve mısır gibi ürünlerden de para kazanamayan hatta zarar eden çiftçiler nasıl ve neden 2025 yılı için bu ürünleri eksinler… Zaten onlarda ekmekten yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. İstatistiki verilere göre son 10 yılda buğday ekim alanlarında yüzde 13,7 oranında azalma görülmüştür.

24 Haziranda Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 19 Haziran 2018 tarihinde bu sütunlardan AK partinin seçim beyannamesini yayınlamıştım. Bu beyannamenin konumuzla ilgili maddesini tekrar yazıyorum.

Yazının Devamı

Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik

Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hazırlanan Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik Stratejileri, Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs 2020 tarihinde kabul edilmiştir. Açıklanan stratejilerle sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması, doğanın korunması ve doğa üzerinde oluşturulan tahribatın giderilmesi hedeflenmektedir. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde kabul edilen, Çiftlikten Çatala Stratejisinde; Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta haline getirmek hedeflemektedir.

İklim değişikliği, son yıllarda dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri haline gelmiştir. Fosil yakıtların yanması, endüstriyel faaliyetler ve ormansızlaşma gibi etkenler, atmosfere salınan karbondioksit (CO2) miktarını artırarak bu tehdidi tetiklemektedir. Daha önce bu sütunlardan sizlere yazdığım “Avrupa Yeşil Mutabakatı” ve bu mutabakat çerçevesinde uygulamaya konulan “Çiftlikten Çatala Biyoçeşitlilik” stratejilerinde temel amaç atmosfere salınan karbondioksit miktarını mümkün olduğu kadar azaltmak hatta sıfıra indirebilmektir.

Sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması ve karbon salınımının sıfıra indirilebilmesi için yapılması planlanan çalışmaları kısaca okuyucularım için özetlemek isterim.

Yazının Devamı

Avrupa Yeşil Mutabakatı

11 Aralık 2019'da Avrupa komisyonu, AB'yi 2050 yılına kadar atmosfere salınan karbon gazı miktarını sıfıra indirmeyi sağlamak için Avrupa Yeşil Mutabakatı'nı duyurdu. Bu kapsamda, 2030 yılı için 1990 yılına kıyasla AB en az %55'lik yeni bir net karbon emisyon azalımı hedefi önermektedir. Bu hedefe ulaşmak için AB, 2021'den 2027'ye kadar yaklaşık 1 trilyon Euro'luk yatırım yapmayı planlamış ve çok sayıda düzenleme ve kanunu uygulamaya başlamıştır.

Yeşil Mutabakatı'na ilişkin düzenlemeler ve politikalar, yalnızca AB sınırları içindeki ülkelere değil, aynı zamanda AB ile yakın işbirliği içinde olan ülkeleri ve ülkemizi de kapsamaktadır. Türkiye Ticaret Bakanlığı bu çalışmaları yürütmektedir. Bakanlık tarafından yayınlanan eylem planında 9 kategori altında 32 hedef ve 81 eylem yer almaktadır. Bu eylem planında, Türkiye'nin Avrupa Yeşil Mutabakatının öngördüğü kapsamlı değişikliklere uyumunu sağlamak amaçlanmıştır.

1 Ocak 2026 tarihinden itibaren ithal ürünlere gömülü emisyonlar için, AB’de yetkilendirilmiş ithalatçılar tarafından, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki haftalık karbon fiyatları dikkate alınarak karbon ücreti ödenmeye başlanacaktır. Bu kapsamda, çimento ve gübre sektörlerinde dolaylı emisyonlar da ücretlendirmeye tabi olacaktır. Bu uygulama şirketlerin karlılığını ülkemizin ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Bu konuda şimdiden ilgili sektörler için tedbirler alınmalıdır.

Yazının Devamı

Sıcaklık artışının tahıl hastalıklarına etkisi

Meteorolojik kayıtlar ve araştırmalar, tahılların(buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç v.b) yetiştirildiği alanlarda ortalama yıllık sıcaklıkların son yüzyılda yaklaşık 1°C arttığını ve önümüzdeki yüzyılda da artmaya devam etmesinin beklendiğini göstermektedir. Yapılan araştırmalar dünya sıcaklığındaki ortalama 1 derecelik artışın, buğday, pirinç ve mısır verimini sırasıyla % 6,0, % 3,2 ve % 7,4 oranında azalttığını tespit etmiştir.

Belli orandaki sıcaklık artışı hem bitkilerin hem de hastalıkların gelişmesini olumlu etkileyebilir. Ancak sıcaklık, hastalık etmenlerinin canlı kalma, yayılma, gelişme ve üreme gibi birçok yaşam zincirini hastalıklar açısından olumlu etkiler. Genel anlamda sıcaklık artışı, hastalıkların kışlamasını kolaylaştırır, kış şartlarından daha az etkilenmesini sağlar. Hastalık etmeninin, sayılarının artmasını hızlandırır, daha iyi yayılmasını sağlayarak, geniş coğrafik alanlara dağılmasını sağlar.

Artan sıcaklıklar özellikle tahılların erken dönemlerinde(kardeşlenme) ılık geçen kış şartlarında ve nemli havalarda en önemli hastalıklarından pas hastalığının (sarı, kahverengi ve kara) sporlarının(üreme organları) çimlenmesini arttırır. Aynı şekilde bazı yaprak lekesi hastalıklarının da artışına neden olduğu rapor edilmiştir. Tahılların pas hastalıklarına yakalanma ihtimalleri sıcaklığa bağlı olarak artar.

Yazının Devamı