Dr. Mevlüt Şahin

Dr. Mevlüt Şahin

Ceviz ve bademde bahçe sökümleri ve ithalat hızla artacak

Ülkemizde, Ziraat Bankası’nın kredi imkânları, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekleri ile 2007-2017 yılları arasında badem ve ceviz bahçelerinin kurulması ve üretim alanlarının genişlemesi ciddi bir istihdam alanı oluşturdu ve üreticilere gelir kaynağı sağladı. Köylerden kentlere göç eden halkın kırsalda kalmasına imkân sağlandı. Bu vesile ile şehirlere göç azaldı.

Badem ve ceviz bahçelerinin kurulumu sırasında girişimciler, tüm finansman ve kredi kaynaklarını kullanmak durumunda kaldıklarından ve birim alandan da düşük verim aldıklarından, ithal badem fiyatları karşısında korunmaları gerekiyordu. Bu yüzdende 2017 yılına kadar badem ithalatından yüzde 43.2 gümrük vergisi alınıyordu. Hatta 2019 yılında tamamen gümrük vergileri kaldırıldı. Kısaca ifade etmek istersek 2017 yılında bademden gümrük vergisi ve ek mali yükümlülük olarak toplam 1 ton bademden yaklaşık 3 bin dolar vergi alınırken, 2021 yılından itibaren bu vergi 956 dolara düşürüldü. Bu uygulamalardan sonra büyük ölçekli ve profesyonel bahçe kurulumu olmadı. Ülkemizin birçok yerinde 2021 yılından sonra da bazı bahçeler sökülmeye başladı. Badem ve ceviz üreticilerinin gelirleri üretim düşüklüğü, don zararı, girdi maliyetlerinin her yıl artması ve gümrük vergilerinin düşürülmesi gibi sebeplerden dolayı her geçen gün azalmaktadır. Kâhta Sert Kabuklu Meyve Üreticileri Birliği Başkanı Mehmet Sena Yıldırım’ın tespitlerine göre; 2016 yılında üreticiler 1 kg kabuklu bademle 16 kg gübre, 2.21 litre mazot alabilirken, 2023 yılında 2.1 kg gübre 1.21 litre mazot alabilir hale gelmiştir.

Hepimizin bildiği gibi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 80'inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'a gitmesinin ardından bu gümrük vergileri tamamen kaldırıldı. Bu süreçten sonra bahçelerin sökülmesi ve badem üretiminde dışa bağımlılığımız hızlanarak devam edecektir. Ceviz ve badem bahçelerimizin sökülmemesi ve yeni bahçe tesislerinin kurulması, ithalatın azalması için tarımcı gözüyle yapılması gerekenleri kısaca özetlemek isterim.

Yazının Devamı

Zirai dondan etkilenen üreticilere yapılacak ödemeler yeterli mi?

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların yanması ile karbondioksit, metan, nitröz oksit, su buharı ve florlu gazlar atmosfere yükselmektedir. Söz konusu bu gazlar dünyayı kaplarken, güneşin ısısını hapseder. Bu da küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine yol açar. Zamanla artan sıcaklıklar hava modellerini değiştirir ve doğanın olağan dengesini bozar. Bu yüzden de beklenmedik zamanlarda beklenmedik şiddette ve beklenmedik sürelerde don olaylarını yaşamaya başladık.

Ülkemizde bu sene 9-11 Nisan tarihleri arasında kapsam alanı ve ürün çeşidi çok geniş olan ve uzun süren don olayı gerçekleşti. Bu zirai don olayından 65 ilde, 16 ürün zarar gördü. Tarım teşkilatları tarafından söz konusu dondan olumsuz etkilenen ürünler ve etkilenme oranları belirlendi. Bu ürünlerde donun meydana gediği tarihe kadar üreticilerin yaptığı masraflar, etkilenme oranına göre devlet tarafından ödenecek. Yapılacak ödemeler, girdi maliyetleriyle, hasar alanları ve hasar oranları nispetinde hesaplanarak belirlenecek. Yapılacak ödemelerde aşağıdaki ürünler ve hesaplanan masraflar esas alınacak. Antep fıstığı, armut, ayva, badem, ceviz, elma, erik ve üzüm için 5 bin TL, fındık 4 bin 200 TL, kayısı ve vişne 5 bin 500 TL, kiraz ve şeftali/ nektarin 6 bin 500 TL, limon, mandalina, portakal 6 bin TL.

Tarım ve Orman Bakanı sayın İbrahim Yumaklı, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı ancak zirai don sigortası olamayan 420 bin üreticiye yaklaşık 23.5 milyar liranın Kasım ayı sonuna kadar ödeneceğini söyledi.

Yazının Devamı

Meyve ağaçlarında yeni yetiştirme sistemi (UFO)

Ülkemizde girdi maliyetlerinin aşırı artışı, nitelikli tarım işçi sayısının azalması ve yüksek işçilik maliyetleri dikkate alındığında meyvecilik sürdürülebilir olmaktan çıkmaya başlamış durumdadır. Bu nedenle ülkemiz şartlarına uygun yeni terbiye sistemleri geliştirilerek işçilik azaltılmalı verim arttırılmalıdır. Bu konuda Üniversitelerimize ve Araştırma Enstitülerimize önemli görevler düşmektedir. Aynı zamanda dünyada yeni geliştirilen terbiye sistemleri ülkemiz şartlarında denenerek uygulanmaya aktarılmalıdır.

Modern meyveciliğin gelişmiş olduğu yabancı ülkelerin bilim insanları, bodur anaçlar ve terbiye sistemlerine alternatif yeni sistem arayışlarını devam ettirmektedirler. Bu ülkelerdeki yetiştiricilerin de üretim masraflarını azaltacak ve ürün verimlerinde de artış sağlayacak yeni nesil sık dikim terbiye sistemlerine yöneldikleri görülmektedir.

UFO (Upright Fruiting Offshoots) Çok Liderli Telli Destek Sistemi yeni bir terbiye sistemi olup, Dr. Greg Lang tarafından geliştirilmiş ve ABD’de Washington State Üniversitesi’nden Dr. Matthew Whiting tarafından da modifiye edilmiştir. ABD ve İtalya gibi meyvecilikte gelişmiş bazı ülkelerde bu yeni sistemler üzerinde yaygın çalışmalar yapılmaktadır.

Yazının Devamı

Kahverengi Kokarca Böceği ile mücadelede son gelişmeler

Kahverengi kokarca böceği, dünyada en tehlikeli ilk 5 istilacı böcekten birisi olup, doğal yaşam alanı olan Uzak Doğu Asya’dan, ticari ürünler vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmıştır. 1996 yılında ABD’de ortaya çıktı ve meyve bahçelerinde büyük hasara yol açtı.

Avrupa’da da ilk kez 2007 yılında İsviçre’de görüldü. 2011’de Almanya, 2014’te Rusya’da ortaya çıktı, 2016’da İtalya’ya ulaştı. Aynı yıl Avusturya’da da görüldü. 2018 yılında ise Gürcistan’a yayıldı. İstilacı tür, 2017’de Türkiye’ye geldi ve ilk İstanbul’da görüldü.

Zırhlı yapısı, kötü kokusu ve çok sayıda döl (yılda 300 civarı) verebilme yeteneği ile mücadele edilmesi güç bir zararlıdır. Kahverengi kokarca böceği, son yıllarda Türkiye’de başta fındık üreticileri olmak üzere meyve, sebze gibi 300 den fazla bitki türüne zarar verdiği için üreticilerinin korkulu rüyası haline geldi ve bu ürünlere büyük zarar vermeye başladı.

Yazının Devamı

Toprak organik karbonu- 2

Toprak organik karbonunun önemi ve neden arttırılması konusunda yazdığım yazıdan sonra biraz daha özele inerek, söz konusu bu karbonun nasıl arttırılabileceği ve muhafaza edilebileceği konusunda bu yazımda bilgiler vermeye çalışacağım.

A- Tarım arazilerinde aşırı sulama yapmamalıyız. Fazla sulama yaparsak ne olur?

B-Aşırı toprak işleme yapılmamalı.

Yazının Devamı

Toprak organik karbonu

Karbon, canlı hücrelerin en önemli yapı taşlarından birisidir ve biyolojik sistemin en önemli elementleri arasındadır. Bitki ve mikroorganizma hücreleri, kuru ağırlık esas alındığında yüzde 40-50 düzeyinde karbon içerirler.

Toprak organik karbonu; bitki ve hayvan kalıntılarının, kök salgılarının, canlı ve ölü mikroorganizmaların, bakterilerin, mantarların ayrışması yoluyla toprak bünyesinde yerini almaktadır. Ayrıca yeryüzündeki karasal ekosistemde fotoototrof canlılar (mavi-yeşil algler, kloroplast bulunduran bitkiler ve protistalar, klorofilli bakteriler) tarafından atmosferdeki karbondioksit, organik karbona dönüştürülmektedir. Temel olarak topraktaki organik karbonun kaynağı toprakta var olan organik maddelerdir diyebiliriz.

Toprak organik karbonu, toprağın havalanmasını, su tutma kapasitesini, drenajını iyileştirir ve bitki köklerinin gelişimini destekler. Toprakta depolanan karbon arttıkça, erozyon yoluyla besin kaybı riski azalır. Toprak organik karbonundaki artış, daha istikrarlı bir karbon döngüsü ve genel tarımsal verimliliğin artmasıyla sonuçlanır.

Yazının Devamı

Kuraklık dün öngörüydü, bugün gerçek oldu

Türkiye, 2024 ve 2025 yıllarında iklim değişikliğine bağlı olarak son 65 yılın en ciddi kuraklıklarından birini yaşamaktadır. Meteorolojik verilere göre, özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Trakya bölgelerinde yağış miktarı uzun yıllar ortalamasının yüzde 40 ila yüzde 60 altında gerçekleşmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde yıllık yağış miktarı son 10 yılda yüzde 20 oranında azalma göstermiştir.

Kuraklık, gıda üretiminde hem verim hem de kalite kayıplarına yol açmakta; tarım girdilerinde (elektrik, su, tohum, yem, mazot v.b) maliyetlerin yükselmesine sebep olmaktadır. Çiftçilerimiz 2025 yılında kuraklık nedeniyle yüzde 85’lere varan oranda verim düşüklüğü ile karşılaşmışlardır. Kuru tarım yapılan tahıl alanlarında verimler dekara 50-100 kilogramlara kadar düşmüştür. Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı bitkisel üretim ilk tahminine göre geçen yıl 20 milyon 800 bin ton olan buğday üretimi yüzde 5,8 oranında düşüşle 19,6 milyon tona gerilemesi beklenmektedir. Arpada ise, geçen sene 8 milyon 100 bin ton olan üretimin yüzde 8 düşüşle 7 milyon 450 bin tona gerilemesi bekleniyor. Ulusal Hububat Konseyi’nin hasat öncesi tahminine göre ise buğday üretiminin 18 milyon 650 bin ton olması beklenmektedir. Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu başta olmak üzere birçok bölgemizde çiftçilerimiz maliyetini kurtarmayacağından tarlasına biçerdöver dahi sokmamıştır. Yalnızca kuru tarım alanlarında değil, sulanabilen alanlarda da verimler önemli ölçüde düşmüştür.

Önümüzdeki günlerde hasadı başlayacak ayçiçeği üzerinde de kuraklık tehdidi bulunmaktadır. Trakya bölgesi, Türkiye ayçiçeği ekim alanlarının yüzde 46’sını, ayçiçeği üretiminin ise yüzde35’ini karşılayan önemli bir bölgemizdir. 1 Ekim 2024 – 30 Haziran 2025 dönemini kapsayan 2025 üretim yılı yağışları Marmara Bölgesi’nde yüzde 29 oranında azalmıştır. Haziran ayında Marmara Bölgesi son 54 yılın en düşük yağışını almıştır.

Yazının Devamı

Onarıcı tarım gerçekleri

Onarıcı tarım teknikleri, insan ve doğa arasındaki dengeyi yeniden sağlamayı, toprağı ve ekosistem sağlığını onarmayı, eşitsizlikleri gidermeyi, toprağımızı, suyumuzu ve iklimi gelecek nesillere daha iyi bir şekilde bırakmayı amaçlar.

Onarıcı Tarım, alanın ihtiyacına göre belirlenen birçok alternatif uygulamayı kapsıyor. Bu uygulamaların ortak özelliği; bir şeyi iyileştirirken başka bir şeyi bozmamaktır. Sadece toprağı korumak iyileştirmek değil, aynı zamanda o topraklarda yaşayan ve beslenen hayvanların sağlığı, çiftçinin hakları ve refahı gibi konuları da kapsıyor. Amaç, sisteme dâhil olan her canlı için yaşam kalitesini iyileştirmek ve doğa ile uyum içinde üretim sistemleri oluşturmak.

Onarıcı tarımı, bilinen ve aşağıda kısaca bilgi verdiğim 4 tarım tekniğinin birleştirilmiş halidir diye de tanımlayabiliriz.

Yazının Devamı

Onarıcı tarım

Yeşil Devrim, 1940-1970 yılları arasında dünya genelinde gözlenen tarımsal üretim artışını ifade eden bir terimdir. Amerikalı tarım bilimci ve 1970 Nobel Barış Ödülü sahibi Norman Borlaug'ın öncülük ettiği hareket, bir milyonun üzerinde insanın açlıktan kurtulmasına vesile olmuş, yüksek verimli tahıl türlerinin de geliştirilmesini sağlamıştı. Çiftçilere melez tohum, yapay gübre ve pestisit(tarım ilaçları) gibi girdilerin tanıtılmasını ve sağlanmasını kolaylaştırılmıştı.

Yeşil devrim milyonlarca insanın aç kalmasının önüne geçerken, bir yandan da, toprağın agregat yapısını (su ve hava barındıran gözenekli yapısı) bozmuş, kullanılmaya başlanan kimyasal gübreler ve tarım ilaçları da topraktaki mikroorganizmaları öldürerek toprak yapısının bozulmasına sebep olmuştur. Sonuçta gelinen noktada çok büyük tarımsal üretim artışları olmuş fakat büyük bir bedel de ödenmiş ve halen de ödenmeye devam edilmektedir.

Yeşil devrimden geriye oksijensiz ve su tutma kapasitesinden yoksun sıkışmış topraklar, yok olan toprak mikroorganizmaları ve yüzde 1 civarına gerilemiş olan organik madde oranları, artan toprak erozyonu ve çoraklaşan topraklar kaldı.

Yazının Devamı

Yeni kabul edilen İklim Kanunu tarımı bitirecek mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 2 Temmuz'da kabul edilerek yasalaşan İklim Kanunu, Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu kanun, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyuma ilişkin esasları içeriyor.

Sera gazı ifadesinin ne olduğunu kanunun içeriğini anlamak açısından iyi bilmemiz gerekmektedir. Karbon dioksit, metan, nitröz oksit, hidroflorür karbonlar , perfloro karbonlar, sülfürhekza florid gibi gazlarından oluşan ve atmosferde ısı tutma özelliğine sahip bileşiklere sera gazı denir. Kanun bu gazların atmosfere salınımının(emisyon) azaltılmasını, iklim değişikliğiyle uyum faaliyetlerini planlama ve uygulama ile bunlara ilişkin yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsıyor. Kanuna göre kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, kamu yararı gözetilerek alınacak tedbirlere ve düzenlemelere uymak ve uygulamakla yükümlü. Sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlara, 500 bin liradan 5 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.

İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından Emisyon Ticaret Sistemi yani ETS kurulacak.

Yazının Devamı

Tarımsal ormancılık

Bu güne kadar toprağa dayalı üretimler, klasik tarım ve ormancılık uygulamaları şeklinde yapılmış, fakat son yıllarda yeni arazi kullanım etkinlikleri ve örnekleri ortaya çıkmıştır. Tarımsal Ormancılık adıyla da anılan bu etkinliklerin, kaynakların ve doğal dengenin korunmasında önemli bir yeri ve ağırlığı bulunmaktadır.

Tarım, her adımının detaylı olarak düşünülmesi gereken bütüncül bir sistemdir. Tarım arazilerinde çeşitli uygulamalarla her açıdan avantajlı bir ekosistem kurulabilir. Bu uygulamaların başında ise tarımsal ormancılık gelir.

"Tarımsal ormancılık" terimi 1973 yılında Kanadalı ormancı John Bene tarafından ortaya atıldı, ancak kavram binlerce yıldır var olan tarımsal uygulamaları da içeriyor.

Yazının Devamı

Bitkilerin fotosentez etkinliği nasıl arttırılabilir

Fotosentez, doğrudan veya dolaylı olarak gıdaya ihtiyaç duyan tüm canlıların gereksinimlerini karşılar. Petrol, doğal gaz ve kömürde depolanan enerjinin kaynağı yine fotosentez olayıdır.

Fotosentez etkinliğini başka bir ifade ile bitkilerin verimliliğini arttırmanın yöntemleri

Bitkiler geceleri solunum yaptıklarından ortamdaki CO2 miktarı artar. Serayı havalandırmak için güneş doğduktan 1-2 saat sonrası beklendiğinde gece bitkilerin solunumları sonucunda artan CO2’in dışarı kaçması engellenir. Çünkü bu süre içerisinde bitkiler ortamda birikmiş olan CO2’i kullanarak daha fazla fotosentez yapabilirler. Eğer sera naylonu geç açılırsa ortamda CO2 biteceğinden fotosentez durur. Seralara malç olarak saman serilmesi sulama esnasında samanın ıslanması sonucu saprofit bakterileri harekete geçerdir ve ortamdaki CO2 miktarı artar.

Yazının Devamı

Fotosentez yoksa yiyecekte yoktur

Son zamanlarda hiçbir ağaca sarıldınız mı? Baharda yemyeşil çıkan otların arasında çocuklarınızın saçını okşar gibi ellerinizi gezdirdiniz mi? Aslında yaprağı olan bitkiler bu sevgi ve şefkat dolu duygu ve davranışlardan daha fazlasını hak ediyorlar. Yeryüzünde yaşayan canlı türlerinin tamamına yakını varlığını, bitkilere ve ışığı yakalayan diğer organizmalara borçludur.

Dünya üzerindeki yaşamın büyük çoğunluğu, Güneş'in yeryüzüne sürekli gönderdiği enerji sayesinde devam edebiliyor. Enerji, sadece araç ve gereçlerin çalışmasını sağlamaz, canlıların yaşamsal faaliyetlerinin devamı içinde enerjiye ihtiyaç vardır. Canlıların büyüyüp gelişmesinde, sindirim, solunum, boşaltım, olayları, enerjiyle gerçekleşir. Fakat organizmalar güneşten gelen ışık enerjisini yaşamsal ihtiyaçları için doğrudan kullanamazlar. Bu enerjinin kullanılabilmesi için fotosentez yoluyla kimyasal enerjiye dönüştürülmesi gerekir. Başlıca enerji kaynaklarımız kömür, petrol ve doğal gazdır. Bunların hepsi eskiden yaşamış bitkilerden ve hayvanlardan elde edilir ve içlerinde depolanan enerji, başlangıçta fotosentez yoluyla güneş ışığından gelen kimyasal enerjidir. Dolayısıyla, bugün kullandığımız enerjinin de çoğu başlangıçta güneş enerjisiydi…

Fotosentezi, Güneş'ten gelen ışık enerjisinin şeker şeklindeki kimyasal enerjiye dönüştürülme süreci olarak tanımlayabiliriz. Işık enerjisiyle çalışan bu süreçte, yapraklar su ve karbondioksiti kullanarak glikoz molekülleri (veya başka şekerler) üretir ve bir yan ürün olarak oksijen ortaya çıkarır. Ortaya çıkan bu glikoz molekülleri hücreler için yakıt görevi görür. Yani hücrelerin enerji ihtiyacını karşılar.

Yazının Devamı

Ağaç kabuklarında oluşan yosun ve likenler zararlımı?

Ağaçların kabukları üzerinde zaman zaman yosunlar ve likenler yaşam alanı bularak çoğalabilmektedirler. Yosunlar basit yapılı küçük bitkilerdir. Ayrıca iletken damarları, çiçekleri ve tohumları yoktur. Yosunların bünyesinde klorofil bulunduğu için fotosentez yaparak kendi kendilerine yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Yosunlar için nemli bir yaşam alanı şarttır çünkü bunlar damarsız bitkilerdir, yani topraktan veya bitki kabuğundan su almak için bir damar ve kök ağına sahip değillerdir. Yağmurlu ve nemli günlerde çevreden su alarak ihtiyaçlarını karşılarlar. Yeterince ıslak olan neredeyse her yerde yosunlar büyüyebilir.

Ağaçların yosun tutmasında en önemli etkenlerden birisi çevresel koşullardır. Bu koşullar arasında nem, sıcaklık, ışık ve hava akımı gibi faktörler yer almaktadır. Asidik topraklar, yosunların büyümesini teşvik eder. Hastalıklı veya zayıf ağaçlar, yosunların daha kolay yerleşmesine neden olur. Ağaçların genel sağlığını etkileyen stres faktörleri, yosunların gelişimini teşvik edebilir. Yosunlar, bazı zararlı mikroorganizmaların ve mantarların yaşam alanı haline gelebilir; bu da ağaç sağlığına zarar verebilir. Yosunların genel anlamda ağaçlara zararı yoktur. Çünkü yosunlar fotosentez yapabildikleri için kendi besinlerini kendileri karşılayabilmektedirler. Eğer ağacın tamamına yakını yosunlarla kaplandıysa yosun çözücü ilaç uygulamaları yapılarak yosunlar temizlenebilir. Ya da elle veya fırça kullanılarak temizliği yapılabilir.

Likenleri ağaçlarda büyüyen gri, yeşil veya hatta sarı yosun benzeri maddelere verilen isimdir diye tanımlayabiliriz. Likenler basit bir canlı olmayıp, iki ayrı canlının yani alg ve mantarların bir araya gelmesi ve bir birlik meydana getirmesi ile ortaya çıkan birleşik, karmaşık canlılardır. Likenler yosunlara benzer özellik gösterebilirler. Ancak yosunlar ağaçların gölgeli yerlerinde, likenler ise güneş alan taraflarında bulunurlar.

Yazının Devamı

Ata tohum gerçekleri

Bilindiği gibi tarımsal üretimin başlangıcı ve temel girdisi tohumdur. Üretim esnasında ne kadar yüksek teknolojiye sahip olursanız olun, verimin üst çıtasını belirleyen tohumunuzun kalitesi ve içeriğidir. Özellikle bitkisel üretimde, üstün nitelikli ve kaliteli tohum kullanılması verimi diğer üretim şartlarına bağlı olarak %30-40 oranında, hatta yabancı döllenen türlerde (mısır, domates, biber gibi) melez tohumların 3-4 katına kadar verim artışı sağladığı bilinmektedir.

Atalık tohum, yerel çeşit veya köy çeşidi isimleri ile de bilinen ata tohum, farklı genetik özelliklere sahip, ıslah tekniklerinin uygulanmadığı, yetiştirildiği bölgeye uyum sağlamış, tarihsel geçmişi olan, babalarımızı, atalarımızın ektiği tohumlardır. Ata tohumlar en temel hali ile geleneksel yöntemlerle elde edilen, kendi tohumları kullanılarak üretimleri devam ettirilebilen bulundukları yerlere uyum sağlamış yerel çeşitlerdir.

Ata tohumlarının toplanması ve Tohum Gen Bankalarında koruma altına alınması çok önemlidir. Bu konuda ülkemizde çok sayıda araştırmacının bu tohumların toplanması ve koruma altına alınması çalışmalarını yaptığını biliyoruz. Kaybolmaya yüz tutmuş ata tohumlarının korunma altına alınması kuşkusuz çok önemlidir. Ancak en az bunun kadar önemli olan da bu ata tohumlarının sahip olduğu özelliklerin ve genetik potansiyelin belirlenerek tohum ıslahı yapan ıslahçıların kullanımına sunulmasıdır. Ülkemizde bulunan tohum gen bankalarımızda sayıları her gün artmakla beraber, 120.000 civarında ata tohumu +5 ile -18 derece sıcaklıklarda uzun süreliğine koruma altına alınmıştır. Ama çok azının genetik karakterizasyonu yapılabilmiş özellikleri ve genetik potansiyelleri belirlenerek ıslahçıların hizmetine sunulabilmiştir.

Yazının Devamı

Tahıllarda ve kurutulmuş meyvelerde okratoksin a tehlikesi

Okratoksin A (OTA), Aspergillus ve Penicillum cinsi küfler tarafından üretilir. İnsan ve hayvan sağlığı açısından zararlı beyaz kristal toz yapısında olup, sıcaklığa karşı oldukça dayanıklıdırlar. İnsanlarda ve hayvanlarda çeşitli böbrek hastalıklarına sebep olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda OTA ile bulaşık yemlerle beslenen, kümes hayvanları ve diğer tür hayvanların sütlerinde, karaciğer ve böbreklerinde OTA ya rastlanmıştır. Yapılan araştırmalarda, okratoksin A tüm hayvanlarda nefropatik (böbrek fonksiyonlarının doğru çalışamadığı böbrek yetmezliğinde çok sık idrara çıkma ya da çok az idrar yapma, idrar kaçırma, idrar yolu enfeksiyonlarında artış, kemik ağrısı, kas krampları, mide bulantısı, iştah kaybı, ödem, kolayca yorulma, ciltte kuruma ve kaşıntı gibi belirtiler) etki göstermekle birlikte insanlarda ise kan serumunda yaygın olarak görüldüğü ortaya konulmuştur.

Okratoksinler; arpa, mısır, buğday, çavdar ve yulafın yanı sıra fasulye, incir, kuru üzüm, zeytin, kabuklu yemişler, kahve tohumu, baharatlar ve greyfurt suyunda da bulunabilmektedirler.

Ekmek, tüm dünyada karbohidrat ve protein kaynağı olarak tüketilmektedir. Bu nedenle beslenmemizin temel unsuru olan ekmek ve benzeri ürünlerdeki OTA miktarı insan sağlığı açısından önem taşımaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu’na göre tahıl ürünlerinde alınmasına izin verilen maksimum OTA miktarı 3 ng/g’dır. Yapılmış olan çalışmalarda OTA yönünden tespit edilen sonuçlara baktığımızda, Adana’da yapılmış olan bir araştırmada 136 ekmek örneği çalışılmış ve bunların %70’inde limit değerin üzerinde OTA tespit edilmiştir. OTA ‘nın çoğalması ve bulaşması genellikle ılıman iklim, hasat ve hasat sonrası depolama koşulları ile yakından ilişkilidir.

Yazının Devamı

Aflatoksin sağlığımızı ve kuru incir ihracatımızı tehdit ediyor

Türkiye kuru incir üretim ve ihracatında dünya birincisidir. İncir tüm semavi dinlerde kutsal meyve olarak tanımlanan cennet meyvesidir. Ülkemiz, 2023 yılında 109 ülkeye 73 bin 388 ton kuru incir ihracatını gerçekleştirerek 260 milyon dolar döviz geliri elde etmiştir.

Aflatoksin, bazı küf mantarları tarafından üretilen zehirli maddelere verilen isimdir diye tarif edebiliriz. Aflatoksin özellikle Antep fıstığı, yer fıstığı, badem, fındık gibi sert kabuklu meyveler ile kuru incir gibi kurutulmuş meyvelerde; buğday, arpa, pirinç gibi tahıllarda, mısır ve kırmızı biber gibi baharatlarda bulunur. Aflatoksin bulaşmış yemleri tüketen hayvanların sütlerinde ve bu sütlerden üretilen ürünlerde de bulunabilir. Gıdalarda en yaygın ve tehlikeli olan aflatoksin türü B1 olup, hiçbir şekilde sıcaklık ile yok edilemez. Toprağa düşüp kolaylıkla bulaşabilen aflatoksinin insan sağlığına birçok önemli zararları vardır. Yol açtıkları en önemli sağlık zararlılarından biri karaciğer kanseridir. Aflatoksinin zararları tüketilen gıdalarda bulunan aflatoksin miktarı, yeme sıklığı, yaş vb. durumlara göre değişmektedir.

İhraç edilen kuru incirlerin ortalama % 2-5’i aflatoksin sebebiyle geri gelmektedir. Temmuz ayında İtalya ve Fransa’ya gönderilen kuru incirler aflatoksin sebebiyle geri gönderildi. Bu durumda kuru incir üreticilerine aflatoksin içermeyen ürün üretebilmeleri için önemli bazı tavsiyelerde bulunmak isterim.

Yazının Devamı

Kaolin kili uygulaması bitkilere faydalı mı?

Kaolin; başta granit ve diğer volkanik kayaçların yerlerinde bozunmaları sonucu oluşan ve ana minerali kaolinit olan bir kil grubudur. İlk defa Çin’in Jiangxi bölgesinde M.Ö. 3000 yıllarında “Kau-Ling” isimli bir Çinli tarafından bulunmuş ve ismi kayaç adı olarak verilmiştir. Kaolin; tarımda, kağıt, çimento, porselen, sağlık gereçleri ve fayans üretiminde kullanılmaktadır. Boya ve lastik sanayiinde dolgu maddesi olarak kullanılmaktadır.

Kaolin kili, beyaz ve yumuşak bir yapıya sahip olan doğal bir madendir. Oluşumu, yüz milyonlarca yıl süren doğal süreçlerin sonucunda gerçekleşir. Doğal yapısı gereği cilt üzerinde son derece nazik bir etkisi vardır. Ayrıca, içeriğinde bulunan yüksek silika ve alüminyum oranı sayesinde kaolin kili, cildi derinlemesine temizlemeye yardımcı olur.

Bitkilerin yapraklarından yapılan kaolin uygulamalarının, meyve ağaçları, tarla bitkileri ve sebzelerden birçok türde, öğlen saatlerinde bitkiye etki eden zararlı seviyedeki ışığı filtrelediği, yaprak sıcaklığını düşürdüğü, bitkilerin su kaybını azalttığı, karbondioksit fiksasyonunu artırdığı, verim ve kaliteyi iyileştirdiği, dünya çapında birçok araştırıcı tarafından tespit edilmiştir.

Yazının Devamı

Su paylaşımında daha adil yollar bulunmalı

Zengin ve yoksul yurttaşlar arasındaki su kullanımında büyük farklar olduğu yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Su kaynaklarını korumanın önemli yöntemlerinden birinin de su kaynaklarını daha eşit bir şekilde dağıtımının yapılmasıdır. Güney Afrika’daki Cape Town Üniversitesinde yapılan bir araştırma sonucuna göre, en zengin insanların en yoksullardan 50 kat daha fazla su kullandığı ortaya çıktı. Cape Town’da, şehir nüfusunun %14’ünü oluşturan en zengin grubun şehirde tüketilen suyun %51’ini kullandığını ortaya çıkmış. Buna karşılık nüfusun %62’sini oluşturan en yoksul grubun ise suyun yalnızca %27’sini kullandığı belirlenmiş. Aslında dünyanın birçok ülkesinde de aynı eşitsizliklerisn olduğu bilinmektedir.

İngiltere’deki Reading Üniversitesi’nden Prof. Hannah Cloke bu konu ile ilgili yaptığı açıklamada “İklim değişikliği ve nüfus artışı, suyun büyük kentlerde daha değerli bir kaynak haline geldiği anlamına geliyor. Sosyal eşitsizlikle beraber yoksul insanların günlük ihtiyaçları için suya erişim sıkıntısı da artıyor. Projeksiyonlarımız, dünyanın birçok yerinde zengin ve yoksul arasındaki uçurum genişledikçe bu krizin daha da kötüleşebileceğini gösteriyor. Nihayetinde, şehirlerde suyu paylaşmak için daha adil yollar geliştirmezsek sonuçlarına herkes katlanacak” dedi.

Mart ayında Küresel Su Ekonomisi Komisyonu tarafından hazırlanan bir rapora göre dünyanın eli kulağında bir su kriziyle karşı karşıya olduğu ve talebin 2030 yılına kadar arzı %40 oranında geçmesinin beklendiği ifade edilmektedir. En zengin grubun kullandığı suyun çoğunun yüzme havuzları, bol sulanmış bahçeleri ve temiz arabaları için kullandıkları bilinmektedir. Araştırmacılar ayrıca en zengin yurttaşların kıtlık zamanlarında özel sondaj kuyularına yönelmesinin yeraltı suyu kaynaklarını önemli ölçüde tüketebileceğini söyledi.

Yazının Devamı

Bağıl (Nispi) nemin bitki gelişimine etkileri

Nem konusunda yer alan kavramlar genelde karıştırılmaktadır. Atmosferde bulunan su buharının veya rutubetin diğer adına nem denir. Bağıl nem kavramı havadaki nemin gerçek miktarını göstermez. Bu kavram bize havanın doygunluğa ne kadar yakın olduğu hakkında bilgi verir. Bağıl nem, belli bir sıcaklıkta havadaki gerçek su buharı miktarının doygunluk için gerekli maksimum su buharı miktarına oranıdır.

Bağıl nemin %100 olması, havanın artık suyla doyurulmuş olması demektir. Bağıl nem %100'den küçük bir değerdeyse buharlaşma gözlenir. Mesela havanın bağıl nemi %50 ise yağmur yağma ihtimali olmayabilir fakat bağıl nem oranı %95 ise büyük ihtimalle yağmur yağacaktır. Bağıl nem sıcaklık ile ters orantılıdır. Sıcak hava, soğuk havaya kıyasla daha fazla su buharı emme özelliğine sahip olduğu için, kışın havayı çok kuru, yaz boyunca ise boğucu hissederiz.

Bitkilerin transpirasyonla(terleme) kaybettikleri su ile, topraktan aldıkları su arasında bir dengenin olması için nisbi nem oranının %65’ in altına düşmemesi gerekir. Nispi nem %65 in altına düştüğü zaman, yüksek sıcaklık ve rüzgarda olursa; bitkilerde aşırı su kaybı nedeniyle, yaprak uçlarında ve kenarlarında yanıklıklar, genel solgunluk ve meyvelerde pörsüme ortaya çıkar. Saksı bitkilerinde, özellikle kaloriferli evlerde, nispi nemin %15'e kadar düşmesi sonucu solgunluk, alt yapraklarda yanıklık, yaprak dökümü, çiçeklerde solma ve dökülme olur.

Yazının Devamı

Hasat sonu meyve ağaçlarında gübreleme yapılmalı mı?

Çiftçi açısından yetiştiriciliğini yaptığı ürünleri hasat etmek, eğer emeğinin ve alın terinin karşılığını da aldıysa her zaman mutluluk vericidir. Hasat işlemleri bitse de henüz çiftçinin işleri bitmiyor, aslında çiftçilerin işleri hiç bitmiyor sadece şekil değiştiriyor. Hasat sonu ve yaprak dökümü arasında geçen sezon meyvecilikte tarımsal üretimin en önemli aşamalarından birini oluşturur. Gelecek sezonun başarısı bu arada belirlenmektedir. Hasadın tamamlanmasını takiben yapraktan ve ya topraktan yapılan gübrelemelere, hasat sonrası gübreleme denilmektedir. Faydalarını kısaca ifade edecek olursak;

1. Meyve ağaçları hasattan sonra besin elementleri yönünden çok zayıflamış hatta rezerv besin maddeleri de bitmiş durumdadırlar. İlkbaharda gerçekleşen sürgün faaliyeti, çiçek tutumu ve ilk yaprakların oluşumu gibi faaliyetlerin %80 – %90’ı meyve ağaçlarının bünyelerinden gelen rezervler besinlerden karşılanmaktadır. Ağaçların ilkbaharda arzu edilen düzeylerde çiçeklenmeleri ve meyve tutumları yalnızca rezervlerin yedek besin maddelerince tam olarak depolanmaları ile mümkün olmaktadır. Örneğin yıl içerinde oluşturulan meyve gözleri ve tomurcukların oluşumundan itibaren bitkilerin talep ettiği azot ihtiyacının % 60-70'i rezerv azottan sağlanır ki bu çok önemli orandır. Daha da sonra topraktan uygulanan azot devreye girer.

2. Yapılan birçok araştırmada; meyve, bağ ve zeytin gibi tüm çok yıllık üretimlerde; ağaçlardaki tomurcukların uyanması-çiçek tutumu, -sürgün gelişimi- meyve tutumu-köklerin iyi çalışması, periyodisite ve verimin, hasat sonrası bitki besleme ile doğrudan bağlantılı olduğu belirlenmiştir.

Yazının Devamı

Ağaç kabukları neden çatlar?

Ağaç kabuğu, ağacın dış etkenlere karşı korunmasını sağlar. Ayrıca su kaybını önler, aşırı sıcak ve soğuk gibi değişimlere karşı izolasyon sağlar, fotosentez ve solunum süreçlerine katkıda bulunur, bitkilerin besin maddelerini depolamasına ve taşınmasına yardımcı olur ve zararlı organizmaların ağaca zarar vermesini engeller. Ağaçların hacminin ortalama olarak % 10-15’lik kısmını kabuk oluşturmaktadır.

Kabuk, canlı iç kabuk (floem) ve ölü hücrelerden oluşan dış kabuk olmak üzere temel olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Ölü hücrelerden oluşan dış kabuk sık sık iç kabuk ise zaman zaman çatlayarak ağaçlara zarar vermekte ve üreticileri de endişelendirmektedir. Kabuk çatlaklarının sebepleri:

1. Büyüme: Ağaçlar büyüdükçe kabukları da genişlemeye ve büyümeye başlar. Bu durumda dış kabuk üzerinde çatlaklar meydana gelebilir.

Yazının Devamı

Tarımsal destekler yeterlimi?

Tarım sektörünü, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyük çoğunluğu ekonomik ve sosyal gerekçelerle desteklenmektedir. Bu desteklerin temel amacı üreticiyi korumak, fiyat istikrarını sağlamak ve üretimde istikrarı sürdürmek olmuştur.

Yıllardır tarımsal desteklerin üretim sezonu öncesinde açıklanması gerektiğini söyledik durduk. Her yeni gelen Tarım Bakanı bu konuda çalışma yapılacağını söylemesine rağmen bu icraatı gerçekleştirmek Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim YUMAKLI Beyefendiye nasip oldu. Kendilerini ve ekibini tebrik eder üreticiler adına teşekkür ederiz. Yeni destekleme modelinin anlaşılması konusunda bazı sıkıntılar olsa da zamanla bu sorunlar çözülür.

Tarım sektörünün ihtiyaçlarına yönelik yapılan tarımsal destekler sektörde verimliliği oldukça arttırmakla beraber, yeterli ve gerekli şekilde yapılmayan tarımsal destekler sektöre destek olmaktan çok zarar vermekte, dengeleri daha da bozmaktadır.

Yazının Devamı

Toptancı hallerinde tarım ilaçları kalıntı denetimleri

Doğru zamanda, doğru şekilde, gerekli olduğu zamanda ve dozunda kullanılmayan tarımsal ilaçlar su, toprak ve havayı kirleterek insanlarda kanser, kalp, solunum ve nörolojik hastalıkların oluşmasına zemin oluşturmaktadır.

Tarımsal ürünlerdeki ilaç kalıntısı, üreticilerin eğitimsizliğinden, ilaç bayilerinden istedikleri ilacı satın alabilmelerinden, uygunsuz zaman ve dozlarda tarım ilaçlarını kullanmalarından, son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye dikkat etmemelerinden kaynaklanmaktadır. Maalesef ülkemizde bu konu ile ilgili yeterli eğitim, denetim ve ceza mekanizması işletilmemektedir.

Mevcut Toptancı Hal Yasası'nın 16. Maddesine göre “ Toptancı halleri, halde işlem gören malların gıda güvenilirliği analizini, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yetkilendirilmiş kamu laboratuvarlarında veya özel laboratuvarlarda yaptırmakla görevli ve yükümlü kılınabilir” denilmektedir. Yani hal girişlerinde zirai ilaç kalıntı kontrolleri toptancı hallerin inisiyatifine bırakılmış durumdadır. Bu konuda düzenleme yapılarak toptancı hallerinde tüm ürünlerde olmasa bile ara sıra farklı ürünlerde mutlaka ilaç kalıntı analizleri yapılmalıdır. Kalıntı içeren ürünler toptancı hallerine alınmamalı ve imha edilmelidir. Aynı zamanda bu ürünleri üretenlere ceza işlemi de uygulanmalıdır.

Yazının Devamı