Dr. Mevlüt Şahin

Dr. Mevlüt Şahin

Fareler tarım arazilerini tehdit ediyor

Sert dişleri ile mermeri bile kemirebilen fareler, sebze, meyve ve tarla bitkileri ekili alanlarda büyük verim ve ürün kayıplarına sebep olmaktadırlar. Bugünlerde fareler arpa, buğday, yonca gibi bitkilerin yetiştiği arazilerde genç fideleri oburca yiyerek büyük zarar vermeye başlamışlardır. Tüm çiftçilerin ekili arazilerini ve meyve bahçelerini mutlaka kontrol etmelerini öneriyorum. Elma, badem, erik, şeftali ve ceviz gibi ağaçların kabuklarını toprak seviyesinden halka şeklinde kemirerek ağaçların kurumalarına sebep olmaktadırlar. Fareler, güneş panellerinin kurulu olduğu arazilere de zarar vermektedirler. Yer altından geçen kabloları yiyen fareler, maddi hasara neden olmaktadır.

Yüzyıllardır doğada yaşan farelerin sayısı son zamanlarda aşırı artış göstermeye başlamıştır. Bunun önemli sebepleri arasında kışın havaların ılık geçmesi, yağışların yetersiz olması ve yabancı ot mücadelesinde kullanılan ilaçlar sayılabilir.

Fareler sıcak geçen aylarda yeşil, serin geçen aylarda kuru yem yerler. Ergin bir tarla faresi günde ortalama 15- 17 gr yeşil, 10–13 gr kuru yem ya da ağaç kabuğu yiyebilir. Zarar dereceleri sayılarına bağlı olarak %100’e kadar ulaşabilir. Fareler deniz seviyesinden 2500 m yüksekliğe kadar bitki olan hemen her yerde yaşayabilirler.

Yazının Devamı

Gıda ambalajları ve migrasyon

Dünyada iki türlü beslenme sorunu yaşanmaktadır. İlki ve en önemlisi yeterli ve sağlıklı gıdaya erişimdir. İkincisi ise besinlerin insan ve çevreye zararı olmayan ambalaj malzemeleri ile muhafaza edilmesi ve taşınmasıdır.

Gıda endüstrisinde cam, kağıt, karton, mukavva, alüminyum, çeşitli plastikler ambalaj materyali olarak kullanılabilmektedir. Bu materyallerin hepsi sahip oldukları özellikler doğrultusunda az veya çok oranda gıdaya zararlı kimyasal madde geçişine (migrasyon) neden olmaktadırlar.

Ambalaj malzemesi herhangi bir kimyasal migrasyonun kaynağı olabilir. Kimyasal migrasyon, ambalaj malzemesinde bulunan kimyasalın miktarına, bekleme süresine, gıdanın yapısına, maruz kaldığı sıcaklığa bağlıdır. Migrasyon ile ilgili yapılmış birkaç bilimsel araştırma sonucunu sizlerle paylaşmak isterim.

Yazının Devamı

Zeytin ağaçlarında var yılı, yok yılı (periyodisite)

Periyodisite, meyve tür ve çeşitlerinin bir yıl meyve verip, ertesi yıl ya hiç meyve vermemesi ya da çok az meyve vermesine denir. Fındık, Antepfıstığı ve Zeytin kuvvetli periyodisite gösterirler. Zeytin ağaçlarında periyodisitenin oluşmasında etkili olan faktörler; ağaçların genetik ve fizyolojik özellikleri, iklim faktörleri ve kültürel uygulamalar (besleme, sulama, budama, hasat zamanı ve şekli gibi).

Zeytin çeşitlerinin peryositeye tepkileri farklı olabilmektedir. Örneğin çok az peryosite gösteren çeşitler Domat, Çekişte, Gemlik, Uslu, Tavşan Yüreği, Manzanilla. Orta şiddette periyodisite gösteren çeşit ayvalık. Periyodisite gösteren çeşitler Edincik Su, Memeli, Nizip Yağlık, Sarı Ulak, Saurani. Kuvvetli periyodisite gösterenler Kilis Yağlık, İzmir Sofralık, Çakır, Memecik, Erkence, Kiraz, Sarı Haşebi.

Birçok meyve türünde periyodisite, ürün yılında çiçek tomurcuğu oluşumunun aksaması sonucu meydana gelmektedir. Mutlak periyodisite gösteren tür veya çeşitlerde, genetik yapıdan kaynaklanan bu olay tam olarak ortadan kaldırılamamakta, ancak bazı kültürel uygulamalar ile şiddeti azaltılabilmektedir. İspanya’da sulama, gübreleme, budama vb. kültürel uygulamaların doğru ve zamanında yapıldığı zeytinlerde periyodisitenin sadece % 20 dolaylarında gerçekleştiği belirlenmiştir.

Yazının Devamı

2024 yılında tarıma verilecek krediler açıklandı

Resmi Gazete’nin 30 Aralık 2023 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanlığının “T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Hazine Faiz Destekli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Kararı” ile kredi limitleri ve faiz indirim oranları artırıldı.

Örneğin; Büyükbaş hayvan besiciliği ile ilgili kredi üst limiti 40 milyon liraya yükseltilirken, Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliği yatırım ve işletme kredisi üst limiti 60 milyon liraya çıkarıldı, Yatırım ve işletme kredisinde yüzde 50 faiz indirimi uygulanacak. Belirlenen 9 kritere göre faiz indirim oranı yüzde 100’e ulaşabilecek. Bu 9 kriterler ilgili karada yer almaktadır.

Kredi üst limiti 50 milyon liraya çıkarılan küçükbaş hayvancılıkta yatırım ve işletme kredisinde faiz indirimi yüzde 75 olarak uygulanacak. Belirlenen kriterler yerine getirildiğinde faiz indirimi yüzde 100’e çıkabilecek.

Yazının Devamı

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB)

“Kent Tarımı” modelinin hayata geçirilmesi amacıyla 2017 yılından sonra Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB) kurulmaya başlandı.

TDİOSB’lerin kurulma amacı yerleşim alanları içerisindeki tarımsal işletmelerin yerleşim alanı dışına çıkarılması, hayvansal ve bitkisel üretim işletmelerinin ihtisas konusuna göre bir araya getirilerek, üretimin her safhasının kontrol edildiği, hijyenin sağlandığı, verimin ve kalitenin en üst seviyeye çıkarıldığı, ucuz maliyetli üretimin teşvik edildiği, giriş ve çıkışların kontrol edilebildiği bölgeler oluşturmaktır.

TDİOSB’lerin kurulacağı toplam alanın en az %75’inin hazine arazisi olması zorunludur. Geriye kalan %25’lik kısım şahıs arazisi olabilir. TDİOSB’nin tüzel kişilik kazanmasından sonra şahıs arazileri kamulaştırılır; TDİOSB adına tescili yapılır. Türkiye’nin ilk Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB’si Amasya’nın Suluova İlçesinde, ikincisi de Diyarbakır’da kuruldu ve işletmeye açıldı. 32.000 dekar alanda Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri kuruluyor. Ülkemizin en büyük Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB’si 85 dekar alanda Şanlıurfa’da kuruluyor. Ülkemiz genelinde yaklaşık 1700 adet besi işletmesi, 130 adet süt işletmesi, 140 adet sera işletmesi, 50 adet çiçekçilik işletmesi kurulması planlanmaktadır.

Yazının Devamı

Dikey tarım

Dünya nüfusunun 2050 yılında 50 milyar olacağı, bu nüfusunda % 68’inin kentlerde yaşar hale geleceği öngörülmektedir. Bilim insanları, artan nüfusun; gıda, su ve sağlık alanında birçok zorluğu da beraberinde getireceğini belirtiyorlar. Dünyada yaklaşık 27 milyon kilometrekare ekilebilir arazi bulunuyor. 2050 de gıda ihtiyacını karşılamak için bu arazilere ilave olarak 3,2-8,5 milyon kilometre kare daha ekilebilir araziye ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir. Oysa dünya genelinde her yıl 12 milyar hektar arazi kentleşme, tuzlanma, erozyon gibi sebeplerle tahrip edilmekte verimsiz hale gelmektedir. Sadece anız yakılmasından dolayı dünyada 12 milyon hektar verimli toprak yani 20 milyon ton tahıl üretecek alan yok olmaktadır.

Ülkemizde son 16 yılda işlenebilen tarım arazilerimiz 23 milyon hektarken 19 milyon hektara geriledi. Kaybedilen arazilerin ne kadarının terk, ne kadarının imar ve yapılaşma ne kadarının vasıf kaybı olduğu bilinmemektedir. Ancak 3.5 milyon hektarının tekrar tarıma kazandırılabilmesi mümkündür. Bu konu ile ilgili akılcı yöntem ve projeler uygulanmalıdır. Daha önceki yazılarımda kullanılmayan tarım arazilerin değerlendirilmesi ile ilgili dünyada yapılan uygulamaları ve kendi önerilerimi yazmıştım. Zaten birkaç senedir söylenegelen altı dolu olmayan, siyaset kokan slogan ve söylemlerle bu arazilerin ekilebilir hale getirilesinin mümkün olmadığını yaşayarak gördük.

Dünya nüfusu artarken, ekilebilir araziler azalırken, iklim şartları gittikçe bozulurken ve kuraklık artarken, tarımsal üretimi arttırmak ve insanları beslemek için yeni tarım teknikleri geliştirmek gerekmektedir. Tarım arazilerinin azalması, küresel ısınma, ilaç kalıntıları, iklimsel riskler, su ve toprak sorunları gibi olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla dikey tarım uygulamaları 1980 yılında ilk defa Amerikalı araştırmacı ve girişimci Mississippi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Richard STONER gündeme getirmiş ve ilk uygulamalarını yapmıştır. Daha sonra 1999 yılında Kolombiya Üniversitesi Halk ve Çevre Sağlığı Profesörü Dickson Despommier ve öğrencileri de bu sistem üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Dikey tarımda toprak kullanılmaz. Tarla veya bahçe yerine nakliye konteynerleri, depolar, tüneller, terk edilmiş maden ocakları, kapalı alanlar bitkisel üretim için kullanılabilir. Bu teknikte yapay aydınlatma donanımları ile bitkilerin güneş varmış gibi fotosentez yapmaları sağlanır. İklim kontrollü ortamlar kullanılır. Üretim hatları dikey olarak üst üste yerleştirilerek birim alanda daha fazla bitki yetiştirme imkânı sağlanmaktadır. Bu yöntem genelde sebze yetiştiriciliği için kullanılmaktadır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Zeytinyağlı yiyemem aman…

“Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” diye başlayan türküyü yıllardır matrak bir türkü diye hepimiz dinlemişizdir. Ama sanıldığının aksine bu sıradan bir türkü değil. Siyasi ve ekonomik nedenleri olan hikâyesi var.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD, kendi dışişleri Bakanı George Marshall'ın soyadını taşıyan “Marshall Planı” adında antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketi hazırlar. Bu plan 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe girer. Türkiye ile birlikte 16 (İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan, Türkiye, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç, Danimarka ve İsveç) Avrupa ülkesi bu yardımlardan yararlanır. Söz konusu plan birçok alanda yardım paketleri içermektedir.

Asıl bu yazımda gündeme getirmek istediğim konu bu yardımların zeytin yetiştiriciliği ve zeytinyağı tüketimine olan etkileri. ABD ihtiyaçtan çok ürettiği mısırı değerlendirebilmek için Marshall Planı’ndan faydalanmak isteyen ülkelere hayvansal yağları ve mısırözü yağını alma zorunluluğu getirir. Bu kapsamda Türkiye’ de ilk margarin fabrikası o yıllarda kurulur. Bilinçli olarak zeytinyağının kolesterol deposu olduğu, damar sertliği yaptığı, damarları tıkayıp kalp krizine yol açtığı, nefes darlığı yaptığı söylentileri yaygınlaştır. Sonuç olarak insanlarımız bu tarz haberlerle zeytinyağından uzaklaştırılıp margarine ve mısır özü yağına alıştırılır. Bu da yetmez, zeytinyağı hakkında olumsuz imaj oluşturmak için bir de türkü siparişi verilir.

Yazının Devamı

Kralların yemeği: Kuşkonmaz

Kuşkonmaz, Avrupa’da ‘Kralların yemeği’, ‘Gurme ürünü’ olarak ifade edilen çok kıymetli bir sebzedir. İlk kez Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine ülkemize getirilmiş ve Yalova Devlet Çiftliğinde üretilmiştir. Taze sürgünleri sebze olarak tüketilir. Çok yıllık bir sebzedir.

Çeşit ve bakım koşullarına göre aynı bitkiden 12-15 yıl süre ile hasat yapılabilir. İlk iki yıl verim alınmaz. Yüksek verim vermeye üçüncü yıl başlanmaktadır. Sarmaşık, kedirgen, bıcık, izvinye, tilki kuyruğu, tilkişen, ayrelli, acıot gibi farklı isimlerle anılmaktadır. Beslenme ve sağlık üzerine olumlu etkileri şunlardır.

Bünyesinde A, B1, B2, B12, C vitaminleri bulunur. Kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum yönünden zengin bir sebzedir. Karaciğer ve dalağın fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olur. Bünyesinde bulunan Asparajinamid, yaşlılarda hücreleri onarıcı etkiye sahiptir. Kilo kontrolüne ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine olumlu etki yapar. Çocuk emziren kadınlar mutlaka tüketmelidir. Çünkü sürgünlerinin 100 gramında 54 miligram folik asit bulunmaktadır.

Yazının Devamı

Buğday fiyatında beklenti 10-TL, gerçekleşen ise 6-TL

Tarımdan Haber sitesinde yayınlanan habere göre; buğday, arpa ve mısır ürünlerinde, Türkiye’nin en büyük tahıl ithalatçıları tarafından, normal ithalat miktarının oldukça üzerinde, yaklaşık 3 milyon tondan fazla tahıl ithalatı yapılmıştır. Ne var ki, bu yüksek miktarlı ithalatların, buğday ithalatındaki gümrük vergi oranı yüzde 130’a yükseltilmeden önce yapılmış olması dikkat çekmektedir.

Bahsi geçen bu büyük ithalatçıların, tahıldaki vergi oranının yükseltilmesinden önce bu denli yüksek oranda tahıl ithalatını yapmaları çiftçilerimizi oldukça olumsuz etkilemiştir. Şöyle ki; yüksek miktarlı yapılan bu ithalat ile tahıl depoları büyük oranda doldurulmuştur. Bunun neticesinde de, çiftçinin ürün başına alacağı miktar düşmüştür. Her ne kadar sonrasında vergi oranı yükseltilerek çiftçinin ürünü korunmaya çalışılsa da, tahıl depolarının büyük ithalatçılar tarafından uygun fiyata çoktan doldurulmuş olması nedeniyle çiftçinin elindeki ürün fiyatları ne yazık ki, beklenenin oldukça altında kalmıştır. Çiftçimiz zarar ederken, ithalatçılar kar etmiştir.

Plansız ve programsız olarak yapılan bu ithalatlar yanında, sanayici ve tüccarın yeterince finansmana ulaşamaması ve kredi maliyetlerinin çok yüksek olması da çitçiyi olumsuz etkileyen diğer başlıca etkenlerdir. Tüm bunların nihayetinde çiftçinin ürettiği buğday ve arpa elinde kalmıştır. Sanayici ve tüccar fırsatçılık yaparak çiftçinin elindeki ürününü çok düşük fiyata almaktadır. TMO’nun verdiği fiyatlar, piyasa fiyatına göre daha yüksek olduğundan üreticiler arpa veya buğdayını bu Kuruma satmak istemektedir. Ancak yaşanan aşırı talepten dolayı TMO randevu sisteminin çalışmasında aksaklık yaşanmakta, çiftçiler randevu almakta zorlanmaktadır.

Yazının Devamı

Kireçli Topraklarımızın Sorunları ve Çözüm Önerileri

İnsan ve hayvanların iyi beslenmeleri için bitkilerinde iyi beslenmesi gerekir. Bitkilerin iyi beslenmesi için hava, ışık, sıcaklık, su, besin elementleri ve toprak gereklidir.

Bunlardan herhangi biri eksik olursa bitki gelişimi geriler. Topak özellikleri yetiştirmek istediğimiz bitki için uygun değilse, bu topraklar uygun hale getirilmediği sürece, gübre kullanılsa bile yeterli verim alınamaz, bitkiler iyi beslenemez.

Fazla kireçli ve yüksek pH değerine sahip topraklarda sonbaharda yanmış hayvan gübresi veya leonardit ile birlikte toz kükürt kullanılması gerekir. Eğer bu uygulamalar yapılmazsa fazla miktarda DAP 'ı veya 20 20 0'ı kullanılsa bile iyi verim alınamaz.

Yazının Devamı

Gümrük vergileri ve tarım

Yaklaşık beş bin yıllık bir geçmişi olan uluslararası ticari ilişkiler, serbestlik ile korumacılık arasında gidip geldiği bir sürece tanıklık etmiştir. Eskiçağlardan günümüze kadar belirli bir medeniyet düzeyine erişen tüm toplumlarda gümrük vergilerinin uygulandığına dair tarihi kayıtlar bulunmaktadır. Gümrük vergileri ile ilgili ilk kayıtlar Efes Gümrük Yasası Yazıtlarında karşımıza çıkmaktadır. Bugün orijinal metni Efes Müzesi’nde muhafaza edilen bu yazıt, en azından M.Ö. I. yüzyıldan itibaren, gümrük vergisi hakkında Anadolu’da uygulanan ilk vergi kanunlarını ortaya koyması bakımından önemlidir.

Tarım stratejik konumundan dolayı, dünyadaki tüm insanlar için önemini korumaktadır. Tarımsal üretimin doğa koşullarına doğrudan bağımlılığı, fiyat teşekkülü, pazarlama konusunda karşılaştığı sorunların çözümünün zor olması, dünyanın her tarafında devletin tarım sektörüne müdahalesini zorunlu kılmıştır. Gelişmiş ülkelerde tarım kesimine müdahalenin temel amacı tarım piyasalarında istikrarı sağlayıp çiftçilere belirli bir gelir düzeyini güvence altına almak iken, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde müdahale her şeyden önce tarımsal gelişmeyi sağlayarak üretim artışı gerçekleştirmeye yöneliktir.

25 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete’de yer alan 7167 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile gıda ürünlerine ilişkin olarak ithalat rejimi kararı kapsamında gümrük vergisi oranlarında düzenleme yapıldı. Karar ile 1 Mayıs 30 Nisan tarihleri arasında buğday, arpa ve mısır ithalatında gümrük vergisi yüzde 130’a yükseltildi.

Yazının Devamı

Kanayan yaramız kırmızı et ithalatları

Hayvancılık sektörünün kırsal alanlarda işsizliğin azaltılması ile köyden kente göçün önlenmesi, ulusal gelir ve istihdamı arttırmak, kalkınmaya katkı sağlamak, ihracatla döviz gelirlerini arttırmak gibi ekonomik fonksiyonlarının yanı sıra insanların dengeli ve yeterli beslenmesi üzerinde de önemli bir rolü bulunmaktadır. Günümüzde hayvancılık gelişmiş ülkelerde bir endüstri haline gelmiştir. Bu bağlamda ülkemizde tüketim açısından ve yarattığı geniş üretim alanından ötürü kırmızı et sektörü, ulusal ekonomi açısından çok önemlidir.

1980 yılına kadar Türkiye, coğrafi özelliklerinin her tür hayvansal ürün üretme potansiyelini iyi bir şekilde değerlendirerek hayvan varlığının sürekli olarak sayısal açıdan artmasını sağlarken, maalesef verimlilik açısından artış sağlayamamıştır. 1980 Yılında Türkiye’de et ürünleri ve hayvansal ürünler, 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar tedbirleriyle birlikte destekleme kapsamından çıkarılmıştır. Bundan sonraki tarım politikalarının istikrarsızlığı, ucuz ve kaliteli yem bitkisinin yeterli miktarda üretilememesi ve ırkların yeterince ıslah edilememesi neticesinde hayvancılık mevcut durumunu koruyamamıştır. Bu durum, hayvan varlığında ve hayvancılık işletmeleri sayısında ciddi azalmalar meydana gelmesine sebep olmuştur.

Et ithalatı kararlarının öncelikli amacı yerli üretimi olumsuz bir şekilde etkilemeden, yani yerel üreticiyi koruyarak et fiyatlarını düşürmek olsa da zamanla alınan yeni kararlarla birlikte yerel üretimin zor şartlarla karşılaşması, hatta iflasa sürüklenmelerin yaşanması, bununla birlikte sektörün dışa bağımlı hale gelme ihtimali söz konusu olmuştur.

Yazının Devamı

Kent Tarımı Modeli

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Vahit Kirişci, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına yönelik hazırlanan yeni tarım, orman ve hayvancılık modelinin detaylarını hakkında bilgiler verdi.

Salgın hastalıklar, kuraklık, tarım arazilerinin azalması ve parçalı yapısı, köyden kente göç, tarım ve gıdada tekelleşme, tüketim artışı, artan girdi maliyetleri, hesapsızca yapılan ithalatlar, tarımsal girdilerden alınan aşırı vergiler gibi etkenler yeni tarım modellerinin uygulanması gerektiğini ortaya koydu.

Yeni tarım modeli ile birlikte tarımda birçok yenilik hayata geçirilecekmiş. Bunlardan en fazla ilgimi çeken “Kent Tarımı Modeli” olarak ifade edilen yenilik oldu. “Bu sayede üretim ve tüketim merkezleri yakınlaştırılarak şehirde yaşayanların taze ve ucuz sebzeye erişiminin sağlanması hedefleniyormuş”. Sayın Bakanın anlattıklarına göre büyük şehirlere yakın arazilerde sebze üretimi yapılabilecek organize tarım bölgeleri özellikle Sera Organize Sanayi Bölgeleri oluşturulacakmış. Bu modelde sebzeler şehirlere yakın yerlerde yetiştirileceği için nakliye masrafları ve ürün kayıpları azalacakmış.

Yazının Devamı

Depremlerin yer altı sularına etkisi

Kahramanmaraş merkezli ikiz depremlerde ölen kişilere Cenab-ı Allah’tan rahmet yaralılara şifa, sağ kalanlara sabır diliyorum. Geride kalan kişilere sahip çıkan herkese de teşekkür ediyorum.

Depremlerde yer altı suları seviyelerinde, sıcaklıklarında ve suların kimyasal yapısında değişimler meydana gelebilmektedir. Bazı kuyulardan çürümüş yumurta kokusu gibi koku gelirken, bazı kuyularda metan gazı, karbondioksit ve sülfür gazları karışabilmektedir. Örneğin 2022 yılındaki Düzce depreminde bazı kuyularda metan gazı girişleri oldu tespit edilmiştir. Sıcaklık artışı genelde jeotermal suların yer altı sularına karışması neticesinde olmaktadır. Sıcaklığı yükselen sular içme ve tarımsal sulamada kullanılmadan önce mutlaka analiz edilmeli uzman görüşleri alındıktan sonra kullanılmalıdır. Genelde jeotermal sular ağır metaller (kükürt, demir, sülfat, klorür, magnezyum, bor v.b) içermektedir.

Depremlerde şok dalgaları gelince yer altı suyu seviyesi yükselir ve zamana bağlı olarak eski seviyesine iner. Bazı deprem alanlarında ise var olan su kaynakları kururken yeni su kaynakları ortaya çıkabilmektedir. ABD'nin Kaliforniya eyaleti Santa Rosa kentinde, depremden sonra kurumuş bir derenin tekrar aktifleştiği görülmüştür.

Yazının Devamı

Tahıllarda üst gübrelemede kullanılan gübreler

Bitkisel üretimde, verime etki eden birçok faktör olmakla birlikte; bunlardan en önemlileri uygun çeşit kullanımı ve gübre uygulamalarıdır. Üst gübrelemede kullanılan ve gübreleme yoluyla eksikliği giderilmeye çalışılan ana besin maddesi azottur. Üst gübrelemede genel olarak Üre, Amonyum Sülfat(AS), Kalsiyum Amonyum Sülfat(CAN) gibi gübreler kullanılmaktadır.

ÜRE gübresi amidli gübrelerden olup %45-46 saf azot içerir. Azot besin elementinin bitkilerde boy uzatıcı ve kök geliştirici etkisi vardır. Diğer azotlu gübrelere nazaran üre gübresinin daha erken zamanda tarla yüzeyine uygulanması gerekir. Çünkü azotun bakterilerce parçalanarak amonyum, karbonat ve nitrata dönüşmesi gerekir. Az miktarda bir rutubet ile eriyerek bitkiye yarayışlı hale gelir. Toprak pH’sına etkisi hafif asit yöndedir. Pozitif yüklü olduğundan dolayı negatif yüklü toprak parçacıklarına tutunur ve yıkanma suretiyle azot kaybı çok az olur. Ancak üre gübresi uygulandıktan kısa bir süre sonra yağışın gelmediği sıcak ve güneşli havalarda toprak yüzeyinden % 30’a varan gaz halinde azot kaybı oluşabilir. Eğer aradan 10 gün geçerse bu kayıp oranı %80 civarına ulaşabilmektedir. Bu kayıplar kireçli ve kumlu topraklarda daha da fazla olmaktadır.

Bitki besin maddelerinin çok az bir kısmı yapraklarda bulunan ve bitkinin hava alışverişini sağlayan gözeneklerden ve mikrofibril kanallardan alınabilir. Bitki besin elementlerinden Azot (özellikle üre formu) yapraklar tarafından en hızlı alınabilmektedir. Bunun sebebi ise üre, suda eridiğinde (+) ve (-) elektrik yükü kazanmayıp yaprak yüzeyinde bulunan gözeneklerden ve kanallardan içeriye geçebilecek çapta olmasındandır. Esas olan toprak, yaprak ve su analizlerine dayalı olarak topraktan yapılan taban (toprak altı) ve üst gübrelemesidir. Noksanlık durumunda bitkilerin eksikliği görülen o besin elementi veya elementleri ile yapraktan takviye olarak gübrelenmesi gerekmektedir.

Yazının Devamı

Zeytinde budamanın bitki gelişimine etkileri-1

Budama, meyve yetiştiriciliğinde en önemli kültürel uygulama olarak kabul edilmektedir. Budama ile zeytin yetiştiriciliğinde uygun terbiye sisteminin oluşturulması ve korunması, vejetatif ve generatif gelişme dengesinin sağlanması, periyodisitenin önlenmesi ya da etkisinin azaltılması, ağaçların gençleştirilerek C/N dengesinin yeniden optimum seviyeye getirilmesi mümkündür.

Zeytin ağaçlarında C/N oranı yanında, yeşil aksam/kök ve yeşil aksam/odun oranı da büyük önem taşımakta genç zeytin ağaçlarında uygun terbiye sistemi ile bitki seviyesinde optimum enerji dengesinin sağlanması, tam verim döneminde bu dengenin korunması ve yaşlılık döneminde ise dengenin yeniden sağlanması açısından budamanın önemi bilinmektedir.

Budamanın bir diğer önemli etkisi ise ışıklanma üzerine olmaktadır. Optimum ışıklanma ve güneş yanıklığından korunma açısından budama önem taşımaktadır. Bitki gelişimi yanında, ürün miktarı ve kalitesi de; en önemli enerji kaynağı olan ve fotosentezde kilit rol oynayan fotosentetik aktif radyasyon ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Işığın taç içine girmesinde taç mimarisi ve fotosentetik aktif yeşil aksam oranı büyük önem taşıdığı için ışıklanma oranının düzenlenmesinde budama en önemli rolü oynamaktadır.

Yazının Devamı

Zeytinyağında Uluslararası Ödül Şampiyonu Manisa’nın Köprübaşı İlçesi

Bodur zeytin yetiştiriciliği doksanlı yılların başlarında, ilk önce İspanya’da, daha sonra Tunus, Fas, ABD, Avustralya, Portekiz, Fransa, Şili ve Arjantin gibi ülkelerde yayılmaya başladı.

Ülkemizde ise 2008 yılında İspanya’dan getirilen fidanlarla Köprübaşı İlçesinde bodur zeytin bahçeleri kurulmuştur. Bodur zeytinliklerde en çok kullanılan çeşitler ‘Arbequina’ ve farklı klonlarıdır. İspanya orijinli olan bu çeşidin büyüme gücünün belirgin derecede düşük olması, ülkemizde “bodur zeytin” olarak anılmasına neden olmuştur.

Bodur zeytin yetiştiriciliği, günümüzde dünya üzerinde 30.000 ha’lık bir alanda (% 65’i İspanya’da) kullanılmakta olup, 250.000 ton’luk bir üretim potansiyeline sahiptir.

Yazının Devamı

Pirinç pilavının da tadı kaçtı

Ülkemizin çeltik üretimi 2002’de 360 bin civarındayken, 2021 yılında 900 bin tona (pirinç karşılığı 550 bin ton) yükselmiştir. Pirinç tüketimi de yıllar itibarıyla artış göstermiş ve son yıllarda 675 bin tonun üzerine çıkmıştır. Mülteciler dahil kişi başına yıllık ortalama pirinç tüketimi 10 kilogram civarındadır. Ürettiğimiz pirinç tüketime yetmediği için yıllık 75.000-150.000 ton pirinç ithalatı yapmaktayız. Pirinçte kendine yeterlilik oranı % 80 civarındadır.

Pirinç, dünya nüfusunun üçte ikisinin tükettiği vazgeçilmez bir gıda maddesidir. Sodyum ve yağ içermeyen pirinç, böbreklerinden, kalp yetersizliğinden ve ödemden rahatsızlık duyanlar için eşsiz bir gıdadır. Çeltik suda yetişen tek tahıl cinsidir. Hemen hemen tüm çeltik çeşitleri protein, karbonhidrat, fosfor, demir, kalsiyum, B1, B2 vitaminleri ve az da olsa A ve C vitaminlerini içermektedir. İçerdiği mineraller sayesinde kemik yapısının gelişimini, cildin ve tırnakların parlaklaşmasını sağlamaktadır. Pirinç alerjik olmayan bir gıda maddesidir. Özel hasta diyetlerinde ve verdiği tokluk hissiyle zayıflama diyetlerinde kullanılabilir. Aynı zamanda bağırsak hareketlerini düzenleyen, tansiyonu düşürücü etkisinden dolayı sıkça tüketilen pirinç, mutfakların vazgeçilmezidir.

Son zamanlarda siyah pirinç üretim ve tüketimi artış göstermiştir. Siyah pirinç beyaz pirinçten daha yüksek antioksidan, B vitamini ve hazmedilebilir selüloz içermektedir. Siyah pirinç Iysine başta olmak üzere, amino asit, çinko, demir, fosfor, kalsiyum ve magnezyum içeriği beyaz pirinçten daha yüksektir.

Yazının Devamı

Mutfaktaki kutsal emanet

Zeytin ve zeytinyağı yaklaşık 8000 yıl öncesinden bu yana dünyaya güzellik, sağlık ve lezzet pınarı olarak hizmet vermektedir. Zeytin ağacı, ağır büyüyen fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamlamak üzere iken bile köklerinden yeni sürgünler verebilmektedir. Ona yakıştırılan "Ölmez ağaç" ismi de bu yüzdendir. Genellikle 300-400 yıl gibi uzun ömürlü bir ağaç olan zeytin ağacının, 2000 yıl yaşayabilmesi, onun kuraklıktan diğer bitki türlerine göre daha az etkilenen bir bitki türü olmasındandır.

Zeytin coğrafyanın doğal bir parçası iken zamanla kültürün de önemli bir parçası halini almıştır. Üç büyük dinde zeytin kutsal sayılmıştır. Tevrat'ta Nuh tufanının ardından suların çekilip çekilmediğini anlamak için uçurulan güvercinin zeytin dalıyla dönmesi bir işaret sayılmış; “zeytin dalı” barışın sembolü olarak görülmüştür. Çok tanrılı dinlerde, dinsel törenlerin arınma ve kutsama işlemlerinin bir parçası olmuş ve zeytine özel bir önem atfedilmiştir.

Zeytinyağı, zeytin meyvesinden fiziksel yöntemle uygun koşullarda sıkılarak elde edildiğinde, insan sağlığı için önemli antioksidanlar olan karotenler ve fenolik bileşenlerce çok zengin değere sahip inanılmaz bir yaşam iksiridir. Zeytinyağı, bitkisel yağlar içerisinde fiziksel yöntemlerle doğal olarak üretilebilen tek yağdır.

Yazının Devamı

Şairlerin dilinde ağaç ve orman sevgisi

Ormanın sesi, ağaçların görkemi, kokusu, yapraklar arasından sızan güneş ışığı, insanı stresten uzaklaştırır içimizi huzurla, sevgiyle doldurur. Bu yönleriyle Ormanlar; Ozanlara, şairlere ilham kaynağı olmuştur.

Kadim dostum, değerli arkadaşım avukat şair ve yazar Şakir ÇALIŞKAN askerlik görevini yaparken ağaçlar ile ilgili yazdığı şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazının Devamı

80 yıl sonra ekmek yine karneyle verilir mi?

Cumhuriyet Halk Partisi 1940 yılında Millî Korunma Kanunu’nu çıkarttı. Bu kanunla hükümete, olağanüstü hâllerde fiyatları saptamada, ürünlere el koymada, hatta zorunlu çalışma yükümlülüğü getirmede birtakım yetkiler verildi. Söz konusu kanun kapsamında 1941 yılında çiftçilerin, geçimlik, tohumluk ve hayvan yemi için belirli paylar ayrıldıktan sonra hububat ürünlerini devletin belirlediği fiyatlarla Toprak Mahsulleri Ofisine(TMO) satması uygulaması başlatılmıştır. Ancak, söz konusu uygulama, köylülerin çeşitli yollarla ürünlerini teslim etmemeye çalışmaları gibi pasif bir direnişle karşılaşmıştır. Bundan dolayı aynı yılın sonlarına doğru TMO’nun elindeki stoklar artmamış erimeye başlamıştır. Bundan sonra, 2. Dünya Savaşı yılları boyunca, devletin kırsal nüfustan talepleri arasında en önemlisi ve en ağırı, ürünün bir bölümüne piyasanın altında kalan fiyatlarla zorunlu satış ya da ayni vergilendirme yoluyla el konulması olmuştur. Bu durum, karaborsa ortamını da beslemiştir. Sonuç olarak, TMO’nun alımları saptanan düzeyin altında kalırken, hububat fiyatlarının hızla tırmanmaya devam etmesi, kentlerde ekmek sorunu yaşanması ve ekmek tüketiminin karneye bağlanması sonucunu doğurmuştur.

Ağustos 1942’de çıkarılan bir kararname ile hububat ürünlerinin tümüne değil, belirli oranlarına el konulmasına, el konulmayan bölümlerin üretici tarafından serbestçe satılmasına karar verilmiştir. Üreticiler, 50 tona kadarki hububat üretiminin %25’ini, 50 ile 100 ton arasındaki üretimin %35’ini, 100 tonun üzerindeki üretimin %50’sini saptanan fiyatlar üzerinden devlete teslim etmek zorunda bırakılmışlardır. Ancak, devletin piyasaya göre çok düşük fiyat vermesi, üreticilerin ürünleri kaçırma eğiliminin sürmesine yol açmıştır. 1943 yılında ordunun ve kentlerin beslenmesi sorunu daha da ağırlaşınca, çıkarılan yeni bir kararname ile devletin el koyduğu miktarlar artırılmış ve hububata ek olarak baklagiller de uygulama kapsamına alınmıştır.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Hatalar tekerrür etmezse tarih de tekerrür etmez” der. Buğday kıtlığından kaynaklanan ekmek kuyruklarının aradan geçen 80 yıl sonra tekrar başlayacağı günümüzde tartışılmaya başladı. Demek ki 1940’lı yıllarda yaptığımız hataları yine yapmaya başlamışız.

Yazının Devamı

Biçerdöverlerde “tarım 4.0” uygulamaları

Ülkemiz nüfusu ve insanların yaş ortalaması; sağlık alanındaki gelişmeler, gelir seviyesinin artması ve insanların bilinçlenmesi vb. sebeplerden dolayı uzamaktadır. Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaşlı sayısı 2015 yılında 6 milyon 495 bin kişi iken, son 5 yılda %22.5 oranında artarak 2020 yılında 7 milyon 953 bin kişiye ulaşmıştır. Ülkemiz nüfusunun, yaş ortalamasının ve gelen mülteci sayısının artması neticesinde sağlıklı ve ekonomik gıdaya ulaşım zorlaştırmıştır. Bu yüzden tarımsal üretim alanlarının doğru ölçülmesi, planlanması, izlenmesi ve verim tahminlerinin doğru ve zamanında yapılması önemli hale gelmiştir.

İklim, tarımsal üretimi etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Tarımsal üretim yağış miktarı, yağışın yıl içerisindeki dağılımı ve sıcaklık gibi iklim faktörlerinin etkisi altındadır. İklim faktörleri kullanılarak ürünlerde verim tahmini yapılması ve ürün gelişiminin izlenmesi için birçok yöntem geliştirilmiştir. İstatistiksel yaklaşım, bitki similasyonu ve uzaktan algılama yöntemleri verim tahmininde kullanılmaktadır. Ancak bu yöntemler daha çok bilimsel makalelerde yer almakta pratikte ise henüz kullanılır hale gelmemiştir.

Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlükleri Bitkisel Üretim İstatistiklerini yıl içinde 3 kez TÜİK’e göndermektedirler. TÜİK bazı dönemlerde hububat tarlalarında çember atılarak başak sayımı, başakların tanelenmesi ve tartılmasıyla verim tespiti yapılmasını istesede bu konuda yeterince saha çalışması yapmadığından verim tahminleri genel olarak gözlem, ekiliş alanlarındaki gelişmeler, yıl içi yağışların seyri ve önceki yılların rakamları baz alınarak yapmaktadırlar.

Yazının Devamı

Orman arazileri de tıbbi aromatik bitkilerin hizmetinde

Tıbbi ve aromatik bitkiler; gıda, ilaç, kozmetik ve baharat gibi birçok kullanım amaçları olan ve insanlık tarihinin başlangıcından itibaren benzeri amaçlarla kullanıldıkları bilinen bitkilerdir. Bu bitkiler sadece tarım ve ormanı ilgilendiren bir faaliyet alanı olmayıp, gıdadan sağlığa, kozmetikte turizme kadar birçok alanı ilgilendiren önemli bir sektördür.

Geçmişte tedavinin en önemli kaynağı olan tıbbi bitkiler sentetik ilaçların gelişmesiyle ilaç sanayisinde önemlerini belli ölçüde kaybetmiştir. Ancak bitkilerle tedavi, son 20-30 yılda hızla gelişen bir akım olarak hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde büyük bir ivme kazanmıştır. Gelişmemiş olan ülkelerde nüfusun % 80’i tedavi amaçlı geleneksel ilaçlar kullanırken, bu oran gelişmiş ülkelerde % 40 civarında olup gelecekte tıbbi bitkilerden yararlanma oranının tüm dünyada artış göstermesi beklenmektedir.

Dünya üzerindeki tıbbi bitkileri türlerinin yaklaşık % 6'sı ülkemizde yetişmektedir. Son yıllarda tıbbi ve aromatik bitki ekiliş alanları 1,7 milyon dekara, üretimi ise 370 bin tona yükselmiştir. İhracat değerimiz ise 404 milyon dolara ulaşmış durumdadır. Kekik ve defne ihracatında dünya lideriyiz. Dünya defne ihtiyacının %90'ını ülkemiz üretmektedir. Ayrıca kimyon, adaçayı, biberiye ve anasonda da önemli bir üretici ve tedarikçi konumundayız.

Yazının Devamı

Yüksek gübre fiyatları ve hububatta yaprak gübresi uygulamaları

Ülkemizde gübre fiyatları son 10 yılda yüzde 1345 artış gösterdi. Çiftçinin hububat tohumunu ektiği ekim ayında tarihin en yüksek seviyelerine çıkan gübre fiyatları bir miktar gerilemiş durumda. Ancak hala geçen seneye göre 4 kata yakın yukarıda seyrediyor.

Ancak hem küresel çaptaki krizler hem de dövizdeki hızlı yükseliş, gübre fiyatlarını aşırı yükseltti. Türkiye, gübrenin yüzde 50'sini ithal ediyor geriye kalan yüzde 50'sini ise kendisi üretiyor. Ancak, ürettiği gübrenin hammaddesinin %90 a yakınını ithalat yoluyla karşılıyor. Türkiye, azotu Çin, Mısır, Rusya ve İran'dan, fosforu, Kuzey Afrika'dan, potasyumu ise AB ülkelerinden ithal ediyor. Hindistan, Latin Amerika ve Avrupa gibi bölgelerde gübreye talebin çok fazla artmış olması da fiyatların artmasında etkili olmuştur. Gübre fiyatlarının aşırı yükselmesinin bir nedeni de navlun fiyatları. Bir konteyner önceden 2000 dolara gelirken, bu günlerde 10 bin dolar seviyesine kadar çıkmış durumda.

Çiftçilerimizin birçoğu, taban gübrelerinin fiyatı aşırı arttığı için hububat (buğday, arpa, yulaf ve çavdar v.b.) ekiminde gerekli miktarda gübreyi kullanamadılar. Eğer baharda doğru ve yeterli gübreleme yapılamazsa hububatta verim ve kalite kaybı yaşanacak, bu durum gıda tedarik zincirinde sorunlar ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Çiftçinin başta gübre olmak üzere, ilaç, mazot ve elektrikte yüksek girdi maliyetleri mutfağa kadar yansımış durumdadır.

Yazının Devamı