Dr. Mevlüt Şahin

Dr. Mevlüt Şahin

Tarlada 1 lira tezgâhta 15 lira

Türkiye'de her geçen gün çiftçiler mesleği bırakmak zorunda kalmaktadır. Üreticiler ürettikleri ürünleri zararına satmak zorunda kalırken, bir yandan da tarlada veya serada ürettikleri ürünleri bedavaya dağıtmakta veya yollara dökerek tepkilerini ifade etmeye çalışmaktadırlar.

Tarladan, markete veya pazara kadar uzanan süreçte, tüketicinin cebine yansıyan fiyat artışlarının; ürünün tarla fiyatı, lojistik maliyetler, aracıların kar marjları, depolama ve işleme masrafları, market giderleri ve vergi yükleri gibi faktörlerin etkisi ile artış göstermesi normaldir. Fakat 10-25 katı artması kabul edilebilir değildir.

Üreticiler ürünlerini değerinde satamıyor. Biz tüketiciler de ucuz ürün alıp tüketemiyoruz. Bu sorunun doğru şekilde analiz edilip acilen çözüm yolları bulunmalıdır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Özel orman ve meyve bahçelerinde karbon ticareti

Küresel iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salınımlarının sektörlere göre dağılımına bakıldığında %71’in enerji, %13’ün endüstriyel işlemler, %9’un atık ve %7’nin tarım sektöründen kaynaklandığı görülmektedir.

Ormansızlaştırma karbondioksit salınımını artırıyorsa, yeni orman alanlarının ve meyve bahçelerinin tesis edilmesi ve bu arazilere bakılması kuşkusuz karbondioksit salınımını azaltacak uygulamalardır. Bu sebeple meyveli olsun meyvesiz olsun fidan dikilerek yeşillendirilen tüm arazi sahiplerinin çevreye olan bu kazanımlarının bedelinin bu arazilerin sahiplerine ödenmesi gerekmektedir.

Yetişkin bir ağaç günde 25 kg karbondioksit emer, 1,7 kg oksijen üretir. Bir yetişkin ağacın günde 8 saat fotosentez yaptığı düşünülmektedir. Bunun sonucunda yetişkin bir ağaç bir yılda 6,7 ton karbondioksit tüketip, 4,96 ton oksijen üretmektedir (TEMA, 2020). Bu hesaba göre bir dekar orman veya meyve bahçesi yıllık olarak 200 ton karbondioksit tüketme kapasitesine sahip olmaktadır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Karbon ticareti

2021 yılının Ekim ayında Paris İklim Anlaşması’nın TBMM tarafından onaylanması ve 2053 yılı için net sıfır emisyon vizyonunun açıklaması ile Türkiye’nin iklim politikalarının omurgası oluşturulmuş oldu.

Karbon Ticareti, Kyoto Protokolü altında sayısallaştırılmış emisyon azaltım yükümlülüğü alan ülkelere emisyon hedeflerini gerçekleştirmelerinde kolaylık sunmaktadır. Kyoto Protokolü'nün 17. maddesinde belirtildiği üzere, karbon ticareti ile ülkelere izin verilen emisyon hedeflerinden kullanmadıkları emisyon birimlerini satma izni verilmektedir.

Karbon piyasası, sera gazı azaltımı karşılığında elde edilen karbon sertifikalarının alınıp satıldığı piyasayı ifade etmektedir. Dünya Karbon ticareti ile gerçekleştirilen emisyon azalım miktarları her geçen gün artarak, 2011 yılı sonunda 10,28 milyar karbondioksit eş değer tona ulaşmıştır.

Yazının Devamı

Nedir bu Polifenol dedikleri

İnsan bedeninde her gün milyonlarca kimyasal reaksiyon gerçekleşmektedir. Bu reaksiyonların neticesinde bazen hücre yapılarında ve DNA’larımızda bozulmalar olmaktadır. Polifenoller, hücre bozulmalarını önledikleri gibi, hücrelerin yıkımını da azalttıkları için, insanlara daha sağlıklı bir yaşam ve yaşlılıkta meydana gelen rahatsızlıkların daha az hissedilme imkanını sunmaktadır. Zeytinyağı yağlar içerisinde polifenol içeren tek bitkisel yağdır.

Polifenoller bitkilerde doğal olarak bulunur. Meyveler, sebzeler, kabuklu yemişler, tohumlar ve kakao gibi ürünler polifenol kaynaklarıdır. Vücudumuz, polifenol içeren yiyeceklerin içindeki polifenollerin hepsinden de faydalanamamaktadır. Örneğin elmada 5000 mg/kg polifenol bulunmasına rağmen, vücudumuz bunun sadece % 0,2’sini alabilmektedir. Oysa polifenolü yüksek zeytinyağından aç karna içersek, %90’ını emebilmekte, içindeki faydalı bileşiklerin de %45-55’i vücudumuz tarafından alınabilmektedir.

Zeytinyağının içerdiği polifenol oranı zeytinin cinsine, yetiştirilmesi sırasında maruz kaldığı streslere, hasat zamanına ve üretim yöntemine göre değişir. Bu polifenol gibi bileşenler bitkinin stres durumunda kendini koruma mekanizması sonucunda miktarsal olarak artar. Erken hasat edilmiş zeytinden, soğuk sıkım tekniği ile üretilmiş zeytinyağları en yüksek polifenol içeriğine sahiptir. Dolu vuruğu, sinek veya hasat yarası olan, hasatta sonra bekletilmiş, geç hasat yapılmış zeytinlerin yağlarının polifenol oranlarında düşme meydana gelmektedir.

Yazının Devamı

Ey çiftçi, sen buğday arpa üretip yorulma, biz ithal ederiz

Bu sene yapılacak olan hububat alım fiyatları açıklandı. Ekmeklik buğday ton başına 9 bin 250 lira (289 dolar), makarnalık buğday ton başına 10 bin lira (310 dolar), arpada ise 7 bin 250 lira (225 dolar) olarak belirlendi. Makarnalık buğday için alım fiyatı geçen yılki fiyatın % 11, ekmeklik buğdayın fiyatı %14, arpanın fiyatı geçen yılın %4 üzerinde olması çiftçilerin kalkınması için yeterli bulunmuş.

Ama Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi'ndeki yıllık artış (Tarım-ÜFE) mayıs ayında yıllık % 61 olarak açıklamıştı. Yanı Devletin resmi kurumu 1 yılda tarım üretim maliyetlerinde yüzde 61 artış olduğunu açıklıyor. Mevcut hükümet ise bu maliyetlere maruz kalarak üretim yapan üreticinin buğday fiyatına % 11-14, arpa fiyatına % 4 zam yapılıyor. Bu durumda bu fiyatı belirleyen ve açıklayan karar vericilere bir soru sormak istiyorum. Siz çiftçi olsanız buğday ve arpa gibi tahılları bu sene ekim ayında tarlalarınıza eker misiniz acaba? Vereceğiniz cevabı duyar gibi oldum, kesinlikle ekmeyiz. Peki ciddi miktarlarda kredi borcu olan, geçen senede buğday, arpa ve mısır gibi ürünlerden de para kazanamayan hatta zarar eden çiftçiler nasıl ve neden 2025 yılı için bu ürünleri eksinler… Zaten onlarda ekmekten yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. İstatistiki verilere göre son 10 yılda buğday ekim alanlarında yüzde 13,7 oranında azalma görülmüştür.

24 Haziranda Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 19 Haziran 2018 tarihinde bu sütunlardan AK partinin seçim beyannamesini yayınlamıştım. Bu beyannamenin konumuzla ilgili maddesini tekrar yazıyorum.

Yazının Devamı

Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik

Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hazırlanan Çiftlikten Çatala ve Biyoçeşitlilik Stratejileri, Avrupa Komisyonu tarafından 20 Mayıs 2020 tarihinde kabul edilmiştir. Açıklanan stratejilerle sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması, doğanın korunması ve doğa üzerinde oluşturulan tahribatın giderilmesi hedeflenmektedir. Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde kabul edilen, Çiftlikten Çatala Stratejisinde; Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta haline getirmek hedeflemektedir.

İklim değişikliği, son yıllarda dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri haline gelmiştir. Fosil yakıtların yanması, endüstriyel faaliyetler ve ormansızlaşma gibi etkenler, atmosfere salınan karbondioksit (CO2) miktarını artırarak bu tehdidi tetiklemektedir. Daha önce bu sütunlardan sizlere yazdığım “Avrupa Yeşil Mutabakatı” ve bu mutabakat çerçevesinde uygulamaya konulan “Çiftlikten Çatala Biyoçeşitlilik” stratejilerinde temel amaç atmosfere salınan karbondioksit miktarını mümkün olduğu kadar azaltmak hatta sıfıra indirebilmektir.

Sürdürülebilir gıda sisteminin oluşturulması ve karbon salınımının sıfıra indirilebilmesi için yapılması planlanan çalışmaları kısaca okuyucularım için özetlemek isterim.

Yazının Devamı

Avrupa Yeşil Mutabakatı

11 Aralık 2019'da Avrupa komisyonu, AB'yi 2050 yılına kadar atmosfere salınan karbon gazı miktarını sıfıra indirmeyi sağlamak için Avrupa Yeşil Mutabakatı'nı duyurdu. Bu kapsamda, 2030 yılı için 1990 yılına kıyasla AB en az %55'lik yeni bir net karbon emisyon azalımı hedefi önermektedir. Bu hedefe ulaşmak için AB, 2021'den 2027'ye kadar yaklaşık 1 trilyon Euro'luk yatırım yapmayı planlamış ve çok sayıda düzenleme ve kanunu uygulamaya başlamıştır.

Yeşil Mutabakatı'na ilişkin düzenlemeler ve politikalar, yalnızca AB sınırları içindeki ülkelere değil, aynı zamanda AB ile yakın işbirliği içinde olan ülkeleri ve ülkemizi de kapsamaktadır. Türkiye Ticaret Bakanlığı bu çalışmaları yürütmektedir. Bakanlık tarafından yayınlanan eylem planında 9 kategori altında 32 hedef ve 81 eylem yer almaktadır. Bu eylem planında, Türkiye'nin Avrupa Yeşil Mutabakatının öngördüğü kapsamlı değişikliklere uyumunu sağlamak amaçlanmıştır.

1 Ocak 2026 tarihinden itibaren ithal ürünlere gömülü emisyonlar için, AB’de yetkilendirilmiş ithalatçılar tarafından, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki haftalık karbon fiyatları dikkate alınarak karbon ücreti ödenmeye başlanacaktır. Bu kapsamda, çimento ve gübre sektörlerinde dolaylı emisyonlar da ücretlendirmeye tabi olacaktır. Bu uygulama şirketlerin karlılığını ülkemizin ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Bu konuda şimdiden ilgili sektörler için tedbirler alınmalıdır.

Yazının Devamı

Sıcaklık artışının tahıl hastalıklarına etkisi

Meteorolojik kayıtlar ve araştırmalar, tahılların(buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç v.b) yetiştirildiği alanlarda ortalama yıllık sıcaklıkların son yüzyılda yaklaşık 1°C arttığını ve önümüzdeki yüzyılda da artmaya devam etmesinin beklendiğini göstermektedir. Yapılan araştırmalar dünya sıcaklığındaki ortalama 1 derecelik artışın, buğday, pirinç ve mısır verimini sırasıyla % 6,0, % 3,2 ve % 7,4 oranında azalttığını tespit etmiştir.

Belli orandaki sıcaklık artışı hem bitkilerin hem de hastalıkların gelişmesini olumlu etkileyebilir. Ancak sıcaklık, hastalık etmenlerinin canlı kalma, yayılma, gelişme ve üreme gibi birçok yaşam zincirini hastalıklar açısından olumlu etkiler. Genel anlamda sıcaklık artışı, hastalıkların kışlamasını kolaylaştırır, kış şartlarından daha az etkilenmesini sağlar. Hastalık etmeninin, sayılarının artmasını hızlandırır, daha iyi yayılmasını sağlayarak, geniş coğrafik alanlara dağılmasını sağlar.

Artan sıcaklıklar özellikle tahılların erken dönemlerinde(kardeşlenme) ılık geçen kış şartlarında ve nemli havalarda en önemli hastalıklarından pas hastalığının (sarı, kahverengi ve kara) sporlarının(üreme organları) çimlenmesini arttırır. Aynı şekilde bazı yaprak lekesi hastalıklarının da artışına neden olduğu rapor edilmiştir. Tahılların pas hastalıklarına yakalanma ihtimalleri sıcaklığa bağlı olarak artar.

Yazının Devamı

Fareler tarım arazilerini tehdit ediyor

Sert dişleri ile mermeri bile kemirebilen fareler, sebze, meyve ve tarla bitkileri ekili alanlarda büyük verim ve ürün kayıplarına sebep olmaktadırlar. Bugünlerde fareler arpa, buğday, yonca gibi bitkilerin yetiştiği arazilerde genç fideleri oburca yiyerek büyük zarar vermeye başlamışlardır. Tüm çiftçilerin ekili arazilerini ve meyve bahçelerini mutlaka kontrol etmelerini öneriyorum. Elma, badem, erik, şeftali ve ceviz gibi ağaçların kabuklarını toprak seviyesinden halka şeklinde kemirerek ağaçların kurumalarına sebep olmaktadırlar. Fareler, güneş panellerinin kurulu olduğu arazilere de zarar vermektedirler. Yer altından geçen kabloları yiyen fareler, maddi hasara neden olmaktadır.

Yüzyıllardır doğada yaşan farelerin sayısı son zamanlarda aşırı artış göstermeye başlamıştır. Bunun önemli sebepleri arasında kışın havaların ılık geçmesi, yağışların yetersiz olması ve yabancı ot mücadelesinde kullanılan ilaçlar sayılabilir.

Fareler sıcak geçen aylarda yeşil, serin geçen aylarda kuru yem yerler. Ergin bir tarla faresi günde ortalama 15- 17 gr yeşil, 10–13 gr kuru yem ya da ağaç kabuğu yiyebilir. Zarar dereceleri sayılarına bağlı olarak %100’e kadar ulaşabilir. Fareler deniz seviyesinden 2500 m yüksekliğe kadar bitki olan hemen her yerde yaşayabilirler.

Yazının Devamı

Gıda ambalajları ve migrasyon

Dünyada iki türlü beslenme sorunu yaşanmaktadır. İlki ve en önemlisi yeterli ve sağlıklı gıdaya erişimdir. İkincisi ise besinlerin insan ve çevreye zararı olmayan ambalaj malzemeleri ile muhafaza edilmesi ve taşınmasıdır.

Gıda endüstrisinde cam, kağıt, karton, mukavva, alüminyum, çeşitli plastikler ambalaj materyali olarak kullanılabilmektedir. Bu materyallerin hepsi sahip oldukları özellikler doğrultusunda az veya çok oranda gıdaya zararlı kimyasal madde geçişine (migrasyon) neden olmaktadırlar.

Ambalaj malzemesi herhangi bir kimyasal migrasyonun kaynağı olabilir. Kimyasal migrasyon, ambalaj malzemesinde bulunan kimyasalın miktarına, bekleme süresine, gıdanın yapısına, maruz kaldığı sıcaklığa bağlıdır. Migrasyon ile ilgili yapılmış birkaç bilimsel araştırma sonucunu sizlerle paylaşmak isterim.

Yazının Devamı

Zeytin ağaçlarında var yılı, yok yılı (periyodisite)

Periyodisite, meyve tür ve çeşitlerinin bir yıl meyve verip, ertesi yıl ya hiç meyve vermemesi ya da çok az meyve vermesine denir. Fındık, Antepfıstığı ve Zeytin kuvvetli periyodisite gösterirler. Zeytin ağaçlarında periyodisitenin oluşmasında etkili olan faktörler; ağaçların genetik ve fizyolojik özellikleri, iklim faktörleri ve kültürel uygulamalar (besleme, sulama, budama, hasat zamanı ve şekli gibi).

Zeytin çeşitlerinin peryositeye tepkileri farklı olabilmektedir. Örneğin çok az peryosite gösteren çeşitler Domat, Çekişte, Gemlik, Uslu, Tavşan Yüreği, Manzanilla. Orta şiddette periyodisite gösteren çeşit ayvalık. Periyodisite gösteren çeşitler Edincik Su, Memeli, Nizip Yağlık, Sarı Ulak, Saurani. Kuvvetli periyodisite gösterenler Kilis Yağlık, İzmir Sofralık, Çakır, Memecik, Erkence, Kiraz, Sarı Haşebi.

Birçok meyve türünde periyodisite, ürün yılında çiçek tomurcuğu oluşumunun aksaması sonucu meydana gelmektedir. Mutlak periyodisite gösteren tür veya çeşitlerde, genetik yapıdan kaynaklanan bu olay tam olarak ortadan kaldırılamamakta, ancak bazı kültürel uygulamalar ile şiddeti azaltılabilmektedir. İspanya’da sulama, gübreleme, budama vb. kültürel uygulamaların doğru ve zamanında yapıldığı zeytinlerde periyodisitenin sadece % 20 dolaylarında gerçekleştiği belirlenmiştir.

Yazının Devamı

2024 yılında tarıma verilecek krediler açıklandı

Resmi Gazete’nin 30 Aralık 2023 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanlığının “T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Hazine Faiz Destekli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Kararı” ile kredi limitleri ve faiz indirim oranları artırıldı.

Örneğin; Büyükbaş hayvan besiciliği ile ilgili kredi üst limiti 40 milyon liraya yükseltilirken, Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliği yatırım ve işletme kredisi üst limiti 60 milyon liraya çıkarıldı, Yatırım ve işletme kredisinde yüzde 50 faiz indirimi uygulanacak. Belirlenen 9 kritere göre faiz indirim oranı yüzde 100’e ulaşabilecek. Bu 9 kriterler ilgili karada yer almaktadır.

Kredi üst limiti 50 milyon liraya çıkarılan küçükbaş hayvancılıkta yatırım ve işletme kredisinde faiz indirimi yüzde 75 olarak uygulanacak. Belirlenen kriterler yerine getirildiğinde faiz indirimi yüzde 100’e çıkabilecek.

Yazının Devamı

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB)

“Kent Tarımı” modelinin hayata geçirilmesi amacıyla 2017 yılından sonra Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDİOSB) kurulmaya başlandı.

TDİOSB’lerin kurulma amacı yerleşim alanları içerisindeki tarımsal işletmelerin yerleşim alanı dışına çıkarılması, hayvansal ve bitkisel üretim işletmelerinin ihtisas konusuna göre bir araya getirilerek, üretimin her safhasının kontrol edildiği, hijyenin sağlandığı, verimin ve kalitenin en üst seviyeye çıkarıldığı, ucuz maliyetli üretimin teşvik edildiği, giriş ve çıkışların kontrol edilebildiği bölgeler oluşturmaktır.

TDİOSB’lerin kurulacağı toplam alanın en az %75’inin hazine arazisi olması zorunludur. Geriye kalan %25’lik kısım şahıs arazisi olabilir. TDİOSB’nin tüzel kişilik kazanmasından sonra şahıs arazileri kamulaştırılır; TDİOSB adına tescili yapılır. Türkiye’nin ilk Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB’si Amasya’nın Suluova İlçesinde, ikincisi de Diyarbakır’da kuruldu ve işletmeye açıldı. 32.000 dekar alanda Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri kuruluyor. Ülkemizin en büyük Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB’si 85 dekar alanda Şanlıurfa’da kuruluyor. Ülkemiz genelinde yaklaşık 1700 adet besi işletmesi, 130 adet süt işletmesi, 140 adet sera işletmesi, 50 adet çiçekçilik işletmesi kurulması planlanmaktadır.

Yazının Devamı

Dikey tarım

Dünya nüfusunun 2050 yılında 50 milyar olacağı, bu nüfusunda % 68’inin kentlerde yaşar hale geleceği öngörülmektedir. Bilim insanları, artan nüfusun; gıda, su ve sağlık alanında birçok zorluğu da beraberinde getireceğini belirtiyorlar. Dünyada yaklaşık 27 milyon kilometrekare ekilebilir arazi bulunuyor. 2050 de gıda ihtiyacını karşılamak için bu arazilere ilave olarak 3,2-8,5 milyon kilometre kare daha ekilebilir araziye ihtiyaç duyulacağı öngörülmektedir. Oysa dünya genelinde her yıl 12 milyar hektar arazi kentleşme, tuzlanma, erozyon gibi sebeplerle tahrip edilmekte verimsiz hale gelmektedir. Sadece anız yakılmasından dolayı dünyada 12 milyon hektar verimli toprak yani 20 milyon ton tahıl üretecek alan yok olmaktadır.

Ülkemizde son 16 yılda işlenebilen tarım arazilerimiz 23 milyon hektarken 19 milyon hektara geriledi. Kaybedilen arazilerin ne kadarının terk, ne kadarının imar ve yapılaşma ne kadarının vasıf kaybı olduğu bilinmemektedir. Ancak 3.5 milyon hektarının tekrar tarıma kazandırılabilmesi mümkündür. Bu konu ile ilgili akılcı yöntem ve projeler uygulanmalıdır. Daha önceki yazılarımda kullanılmayan tarım arazilerin değerlendirilmesi ile ilgili dünyada yapılan uygulamaları ve kendi önerilerimi yazmıştım. Zaten birkaç senedir söylenegelen altı dolu olmayan, siyaset kokan slogan ve söylemlerle bu arazilerin ekilebilir hale getirilesinin mümkün olmadığını yaşayarak gördük.

Dünya nüfusu artarken, ekilebilir araziler azalırken, iklim şartları gittikçe bozulurken ve kuraklık artarken, tarımsal üretimi arttırmak ve insanları beslemek için yeni tarım teknikleri geliştirmek gerekmektedir. Tarım arazilerinin azalması, küresel ısınma, ilaç kalıntıları, iklimsel riskler, su ve toprak sorunları gibi olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla dikey tarım uygulamaları 1980 yılında ilk defa Amerikalı araştırmacı ve girişimci Mississippi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Richard STONER gündeme getirmiş ve ilk uygulamalarını yapmıştır. Daha sonra 1999 yılında Kolombiya Üniversitesi Halk ve Çevre Sağlığı Profesörü Dickson Despommier ve öğrencileri de bu sistem üzerinde çalışmalar yapmışlardır. Dikey tarımda toprak kullanılmaz. Tarla veya bahçe yerine nakliye konteynerleri, depolar, tüneller, terk edilmiş maden ocakları, kapalı alanlar bitkisel üretim için kullanılabilir. Bu teknikte yapay aydınlatma donanımları ile bitkilerin güneş varmış gibi fotosentez yapmaları sağlanır. İklim kontrollü ortamlar kullanılır. Üretim hatları dikey olarak üst üste yerleştirilerek birim alanda daha fazla bitki yetiştirme imkânı sağlanmaktadır. Bu yöntem genelde sebze yetiştiriciliği için kullanılmaktadır.

Yazının Devamı

​​​​​​​Zeytinyağlı yiyemem aman…

“Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” diye başlayan türküyü yıllardır matrak bir türkü diye hepimiz dinlemişizdir. Ama sanıldığının aksine bu sıradan bir türkü değil. Siyasi ve ekonomik nedenleri olan hikâyesi var.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD, kendi dışişleri Bakanı George Marshall'ın soyadını taşıyan “Marshall Planı” adında antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketi hazırlar. Bu plan 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe girer. Türkiye ile birlikte 16 (İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan, Türkiye, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç, Danimarka ve İsveç) Avrupa ülkesi bu yardımlardan yararlanır. Söz konusu plan birçok alanda yardım paketleri içermektedir.

Asıl bu yazımda gündeme getirmek istediğim konu bu yardımların zeytin yetiştiriciliği ve zeytinyağı tüketimine olan etkileri. ABD ihtiyaçtan çok ürettiği mısırı değerlendirebilmek için Marshall Planı’ndan faydalanmak isteyen ülkelere hayvansal yağları ve mısırözü yağını alma zorunluluğu getirir. Bu kapsamda Türkiye’ de ilk margarin fabrikası o yıllarda kurulur. Bilinçli olarak zeytinyağının kolesterol deposu olduğu, damar sertliği yaptığı, damarları tıkayıp kalp krizine yol açtığı, nefes darlığı yaptığı söylentileri yaygınlaştır. Sonuç olarak insanlarımız bu tarz haberlerle zeytinyağından uzaklaştırılıp margarine ve mısır özü yağına alıştırılır. Bu da yetmez, zeytinyağı hakkında olumsuz imaj oluşturmak için bir de türkü siparişi verilir.

Yazının Devamı

Kralların yemeği: Kuşkonmaz

Kuşkonmaz, Avrupa’da ‘Kralların yemeği’, ‘Gurme ürünü’ olarak ifade edilen çok kıymetli bir sebzedir. İlk kez Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine ülkemize getirilmiş ve Yalova Devlet Çiftliğinde üretilmiştir. Taze sürgünleri sebze olarak tüketilir. Çok yıllık bir sebzedir.

Çeşit ve bakım koşullarına göre aynı bitkiden 12-15 yıl süre ile hasat yapılabilir. İlk iki yıl verim alınmaz. Yüksek verim vermeye üçüncü yıl başlanmaktadır. Sarmaşık, kedirgen, bıcık, izvinye, tilki kuyruğu, tilkişen, ayrelli, acıot gibi farklı isimlerle anılmaktadır. Beslenme ve sağlık üzerine olumlu etkileri şunlardır.

Bünyesinde A, B1, B2, B12, C vitaminleri bulunur. Kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum yönünden zengin bir sebzedir. Karaciğer ve dalağın fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olur. Bünyesinde bulunan Asparajinamid, yaşlılarda hücreleri onarıcı etkiye sahiptir. Kilo kontrolüne ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine olumlu etki yapar. Çocuk emziren kadınlar mutlaka tüketmelidir. Çünkü sürgünlerinin 100 gramında 54 miligram folik asit bulunmaktadır.

Yazının Devamı

Buğday fiyatında beklenti 10-TL, gerçekleşen ise 6-TL

Tarımdan Haber sitesinde yayınlanan habere göre; buğday, arpa ve mısır ürünlerinde, Türkiye’nin en büyük tahıl ithalatçıları tarafından, normal ithalat miktarının oldukça üzerinde, yaklaşık 3 milyon tondan fazla tahıl ithalatı yapılmıştır. Ne var ki, bu yüksek miktarlı ithalatların, buğday ithalatındaki gümrük vergi oranı yüzde 130’a yükseltilmeden önce yapılmış olması dikkat çekmektedir.

Bahsi geçen bu büyük ithalatçıların, tahıldaki vergi oranının yükseltilmesinden önce bu denli yüksek oranda tahıl ithalatını yapmaları çiftçilerimizi oldukça olumsuz etkilemiştir. Şöyle ki; yüksek miktarlı yapılan bu ithalat ile tahıl depoları büyük oranda doldurulmuştur. Bunun neticesinde de, çiftçinin ürün başına alacağı miktar düşmüştür. Her ne kadar sonrasında vergi oranı yükseltilerek çiftçinin ürünü korunmaya çalışılsa da, tahıl depolarının büyük ithalatçılar tarafından uygun fiyata çoktan doldurulmuş olması nedeniyle çiftçinin elindeki ürün fiyatları ne yazık ki, beklenenin oldukça altında kalmıştır. Çiftçimiz zarar ederken, ithalatçılar kar etmiştir.

Plansız ve programsız olarak yapılan bu ithalatlar yanında, sanayici ve tüccarın yeterince finansmana ulaşamaması ve kredi maliyetlerinin çok yüksek olması da çitçiyi olumsuz etkileyen diğer başlıca etkenlerdir. Tüm bunların nihayetinde çiftçinin ürettiği buğday ve arpa elinde kalmıştır. Sanayici ve tüccar fırsatçılık yaparak çiftçinin elindeki ürününü çok düşük fiyata almaktadır. TMO’nun verdiği fiyatlar, piyasa fiyatına göre daha yüksek olduğundan üreticiler arpa veya buğdayını bu Kuruma satmak istemektedir. Ancak yaşanan aşırı talepten dolayı TMO randevu sisteminin çalışmasında aksaklık yaşanmakta, çiftçiler randevu almakta zorlanmaktadır.

Yazının Devamı

Kireçli Topraklarımızın Sorunları ve Çözüm Önerileri

İnsan ve hayvanların iyi beslenmeleri için bitkilerinde iyi beslenmesi gerekir. Bitkilerin iyi beslenmesi için hava, ışık, sıcaklık, su, besin elementleri ve toprak gereklidir.

Bunlardan herhangi biri eksik olursa bitki gelişimi geriler. Topak özellikleri yetiştirmek istediğimiz bitki için uygun değilse, bu topraklar uygun hale getirilmediği sürece, gübre kullanılsa bile yeterli verim alınamaz, bitkiler iyi beslenemez.

Fazla kireçli ve yüksek pH değerine sahip topraklarda sonbaharda yanmış hayvan gübresi veya leonardit ile birlikte toz kükürt kullanılması gerekir. Eğer bu uygulamalar yapılmazsa fazla miktarda DAP 'ı veya 20 20 0'ı kullanılsa bile iyi verim alınamaz.

Yazının Devamı

Gümrük vergileri ve tarım

Yaklaşık beş bin yıllık bir geçmişi olan uluslararası ticari ilişkiler, serbestlik ile korumacılık arasında gidip geldiği bir sürece tanıklık etmiştir. Eskiçağlardan günümüze kadar belirli bir medeniyet düzeyine erişen tüm toplumlarda gümrük vergilerinin uygulandığına dair tarihi kayıtlar bulunmaktadır. Gümrük vergileri ile ilgili ilk kayıtlar Efes Gümrük Yasası Yazıtlarında karşımıza çıkmaktadır. Bugün orijinal metni Efes Müzesi’nde muhafaza edilen bu yazıt, en azından M.Ö. I. yüzyıldan itibaren, gümrük vergisi hakkında Anadolu’da uygulanan ilk vergi kanunlarını ortaya koyması bakımından önemlidir.

Tarım stratejik konumundan dolayı, dünyadaki tüm insanlar için önemini korumaktadır. Tarımsal üretimin doğa koşullarına doğrudan bağımlılığı, fiyat teşekkülü, pazarlama konusunda karşılaştığı sorunların çözümünün zor olması, dünyanın her tarafında devletin tarım sektörüne müdahalesini zorunlu kılmıştır. Gelişmiş ülkelerde tarım kesimine müdahalenin temel amacı tarım piyasalarında istikrarı sağlayıp çiftçilere belirli bir gelir düzeyini güvence altına almak iken, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde müdahale her şeyden önce tarımsal gelişmeyi sağlayarak üretim artışı gerçekleştirmeye yöneliktir.

25 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete’de yer alan 7167 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile gıda ürünlerine ilişkin olarak ithalat rejimi kararı kapsamında gümrük vergisi oranlarında düzenleme yapıldı. Karar ile 1 Mayıs 30 Nisan tarihleri arasında buğday, arpa ve mısır ithalatında gümrük vergisi yüzde 130’a yükseltildi.

Yazının Devamı

Kanayan yaramız kırmızı et ithalatları

Hayvancılık sektörünün kırsal alanlarda işsizliğin azaltılması ile köyden kente göçün önlenmesi, ulusal gelir ve istihdamı arttırmak, kalkınmaya katkı sağlamak, ihracatla döviz gelirlerini arttırmak gibi ekonomik fonksiyonlarının yanı sıra insanların dengeli ve yeterli beslenmesi üzerinde de önemli bir rolü bulunmaktadır. Günümüzde hayvancılık gelişmiş ülkelerde bir endüstri haline gelmiştir. Bu bağlamda ülkemizde tüketim açısından ve yarattığı geniş üretim alanından ötürü kırmızı et sektörü, ulusal ekonomi açısından çok önemlidir.

1980 yılına kadar Türkiye, coğrafi özelliklerinin her tür hayvansal ürün üretme potansiyelini iyi bir şekilde değerlendirerek hayvan varlığının sürekli olarak sayısal açıdan artmasını sağlarken, maalesef verimlilik açısından artış sağlayamamıştır. 1980 Yılında Türkiye’de et ürünleri ve hayvansal ürünler, 24 Ocak 1980 ekonomik istikrar tedbirleriyle birlikte destekleme kapsamından çıkarılmıştır. Bundan sonraki tarım politikalarının istikrarsızlığı, ucuz ve kaliteli yem bitkisinin yeterli miktarda üretilememesi ve ırkların yeterince ıslah edilememesi neticesinde hayvancılık mevcut durumunu koruyamamıştır. Bu durum, hayvan varlığında ve hayvancılık işletmeleri sayısında ciddi azalmalar meydana gelmesine sebep olmuştur.

Et ithalatı kararlarının öncelikli amacı yerli üretimi olumsuz bir şekilde etkilemeden, yani yerel üreticiyi koruyarak et fiyatlarını düşürmek olsa da zamanla alınan yeni kararlarla birlikte yerel üretimin zor şartlarla karşılaşması, hatta iflasa sürüklenmelerin yaşanması, bununla birlikte sektörün dışa bağımlı hale gelme ihtimali söz konusu olmuştur.

Yazının Devamı

Kent Tarımı Modeli

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Vahit Kirişci, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına yönelik hazırlanan yeni tarım, orman ve hayvancılık modelinin detaylarını hakkında bilgiler verdi.

Salgın hastalıklar, kuraklık, tarım arazilerinin azalması ve parçalı yapısı, köyden kente göç, tarım ve gıdada tekelleşme, tüketim artışı, artan girdi maliyetleri, hesapsızca yapılan ithalatlar, tarımsal girdilerden alınan aşırı vergiler gibi etkenler yeni tarım modellerinin uygulanması gerektiğini ortaya koydu.

Yeni tarım modeli ile birlikte tarımda birçok yenilik hayata geçirilecekmiş. Bunlardan en fazla ilgimi çeken “Kent Tarımı Modeli” olarak ifade edilen yenilik oldu. “Bu sayede üretim ve tüketim merkezleri yakınlaştırılarak şehirde yaşayanların taze ve ucuz sebzeye erişiminin sağlanması hedefleniyormuş”. Sayın Bakanın anlattıklarına göre büyük şehirlere yakın arazilerde sebze üretimi yapılabilecek organize tarım bölgeleri özellikle Sera Organize Sanayi Bölgeleri oluşturulacakmış. Bu modelde sebzeler şehirlere yakın yerlerde yetiştirileceği için nakliye masrafları ve ürün kayıpları azalacakmış.

Yazının Devamı

Depremlerin yer altı sularına etkisi

Kahramanmaraş merkezli ikiz depremlerde ölen kişilere Cenab-ı Allah’tan rahmet yaralılara şifa, sağ kalanlara sabır diliyorum. Geride kalan kişilere sahip çıkan herkese de teşekkür ediyorum.

Depremlerde yer altı suları seviyelerinde, sıcaklıklarında ve suların kimyasal yapısında değişimler meydana gelebilmektedir. Bazı kuyulardan çürümüş yumurta kokusu gibi koku gelirken, bazı kuyularda metan gazı, karbondioksit ve sülfür gazları karışabilmektedir. Örneğin 2022 yılındaki Düzce depreminde bazı kuyularda metan gazı girişleri oldu tespit edilmiştir. Sıcaklık artışı genelde jeotermal suların yer altı sularına karışması neticesinde olmaktadır. Sıcaklığı yükselen sular içme ve tarımsal sulamada kullanılmadan önce mutlaka analiz edilmeli uzman görüşleri alındıktan sonra kullanılmalıdır. Genelde jeotermal sular ağır metaller (kükürt, demir, sülfat, klorür, magnezyum, bor v.b) içermektedir.

Depremlerde şok dalgaları gelince yer altı suyu seviyesi yükselir ve zamana bağlı olarak eski seviyesine iner. Bazı deprem alanlarında ise var olan su kaynakları kururken yeni su kaynakları ortaya çıkabilmektedir. ABD'nin Kaliforniya eyaleti Santa Rosa kentinde, depremden sonra kurumuş bir derenin tekrar aktifleştiği görülmüştür.

Yazının Devamı

Tahıllarda üst gübrelemede kullanılan gübreler

Bitkisel üretimde, verime etki eden birçok faktör olmakla birlikte; bunlardan en önemlileri uygun çeşit kullanımı ve gübre uygulamalarıdır. Üst gübrelemede kullanılan ve gübreleme yoluyla eksikliği giderilmeye çalışılan ana besin maddesi azottur. Üst gübrelemede genel olarak Üre, Amonyum Sülfat(AS), Kalsiyum Amonyum Sülfat(CAN) gibi gübreler kullanılmaktadır.

ÜRE gübresi amidli gübrelerden olup %45-46 saf azot içerir. Azot besin elementinin bitkilerde boy uzatıcı ve kök geliştirici etkisi vardır. Diğer azotlu gübrelere nazaran üre gübresinin daha erken zamanda tarla yüzeyine uygulanması gerekir. Çünkü azotun bakterilerce parçalanarak amonyum, karbonat ve nitrata dönüşmesi gerekir. Az miktarda bir rutubet ile eriyerek bitkiye yarayışlı hale gelir. Toprak pH’sına etkisi hafif asit yöndedir. Pozitif yüklü olduğundan dolayı negatif yüklü toprak parçacıklarına tutunur ve yıkanma suretiyle azot kaybı çok az olur. Ancak üre gübresi uygulandıktan kısa bir süre sonra yağışın gelmediği sıcak ve güneşli havalarda toprak yüzeyinden % 30’a varan gaz halinde azot kaybı oluşabilir. Eğer aradan 10 gün geçerse bu kayıp oranı %80 civarına ulaşabilmektedir. Bu kayıplar kireçli ve kumlu topraklarda daha da fazla olmaktadır.

Bitki besin maddelerinin çok az bir kısmı yapraklarda bulunan ve bitkinin hava alışverişini sağlayan gözeneklerden ve mikrofibril kanallardan alınabilir. Bitki besin elementlerinden Azot (özellikle üre formu) yapraklar tarafından en hızlı alınabilmektedir. Bunun sebebi ise üre, suda eridiğinde (+) ve (-) elektrik yükü kazanmayıp yaprak yüzeyinde bulunan gözeneklerden ve kanallardan içeriye geçebilecek çapta olmasındandır. Esas olan toprak, yaprak ve su analizlerine dayalı olarak topraktan yapılan taban (toprak altı) ve üst gübrelemesidir. Noksanlık durumunda bitkilerin eksikliği görülen o besin elementi veya elementleri ile yapraktan takviye olarak gübrelenmesi gerekmektedir.

Yazının Devamı

Zeytinde budamanın bitki gelişimine etkileri-1

Budama, meyve yetiştiriciliğinde en önemli kültürel uygulama olarak kabul edilmektedir. Budama ile zeytin yetiştiriciliğinde uygun terbiye sisteminin oluşturulması ve korunması, vejetatif ve generatif gelişme dengesinin sağlanması, periyodisitenin önlenmesi ya da etkisinin azaltılması, ağaçların gençleştirilerek C/N dengesinin yeniden optimum seviyeye getirilmesi mümkündür.

Zeytin ağaçlarında C/N oranı yanında, yeşil aksam/kök ve yeşil aksam/odun oranı da büyük önem taşımakta genç zeytin ağaçlarında uygun terbiye sistemi ile bitki seviyesinde optimum enerji dengesinin sağlanması, tam verim döneminde bu dengenin korunması ve yaşlılık döneminde ise dengenin yeniden sağlanması açısından budamanın önemi bilinmektedir.

Budamanın bir diğer önemli etkisi ise ışıklanma üzerine olmaktadır. Optimum ışıklanma ve güneş yanıklığından korunma açısından budama önem taşımaktadır. Bitki gelişimi yanında, ürün miktarı ve kalitesi de; en önemli enerji kaynağı olan ve fotosentezde kilit rol oynayan fotosentetik aktif radyasyon ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Işığın taç içine girmesinde taç mimarisi ve fotosentetik aktif yeşil aksam oranı büyük önem taşıdığı için ışıklanma oranının düzenlenmesinde budama en önemli rolü oynamaktadır.

Yazının Devamı