İnanç Uysal

İnanç Uysal

DEM siyasetinin muafiyeti

Türkiye'de siyasi hafıza ilginç biçimde çalışıyor. Bazı siyasetçilerin dün söyledikleri, bugün attıkları her adımın karşısına çıkarılıyor. Bazılarının ise dün söyledikleri, bugün söyledikleriyle adeta buharlaşıyor.

Meclis'te yürütülen Barış ve Kardeşlik süreci etrafındaki tartışmalarda bunun yeni bir örneğini görüyoruz.

Bugün gündemin önemli bir bölümünü AK Parti ve MHP'nin geçmişte söyledikleri oluşturuyor. Dün HDP'ye, PKK'ya ve Kürt siyasetine karşı kullanılan sert ifadeler hatırlatılıyor. “Dün böyle diyordunuz, bugün neden böyle davranıyorsunuz?” sorusu soruluyor.

Yazının Devamı

Yeşil vatan!

Uzun yıllar boyunca orman yangınları, yaz aylarında karşılaşılan doğal afetlerden biri olarak değerlendirildi. Oysa bugün geldiğimiz noktada bu tanım yetersiz kalıyor. İklim değişikliğinin etkisiyle daha uzun süren sıcak hava dalgaları, kuraklık ve şiddetli rüzgârlar, orman yangınlarını yalnızca çevreyi tehdit eden olaylar olmaktan çıkardı. Artık enerji altyapısından yerleşim alanlarına, tarımsal üretimden turizme kadar birçok alanı etkileyen, ekonomik ve sosyal sonuçlar doğuran bir milli güvenlik meselesiyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle Türkiye ile Yunanistan'ın bu yıl yaşadığı yangınları karşılaştırırken "kim daha başarılı?" sorusundan çok, iki ülkenin nasıl bir mücadele modeli geliştirdiğine bakmak daha doğru olacaktır.

Yunanistan, Avrupa Birliği'nin ortak sivil koruma mekanizması olan rescEU sisteminin en yoğun yararlanan ülkelerinden biri. Büyük yangınlarda yalnızca kendi hava filosuna değil, Avrupa'nın ortak hava gücüne de erişebiliyor. Farklı ülkelerden gelen uçaklar, helikopterler ve personel, ihtiyaç halinde kısa sürede operasyonlara katılabiliyor. Bu durum Yunanistan'ın kapasitesini değerlendirirken mutlaka dikkate alınması gereken önemli bir avantajdır.

Yazının Devamı

Hafızasız barış!

Siyasette bazı kavramlar vardır ki, onları sorgulamak neredeyse başlı başına bir suçlama sebebi hâline gelir. "Barış" da bunlardan biridir. Barışa itiraz etmek istemezsiniz; çünkü barış, savaşın karşıtı olarak insanlığın ortak idealidir. Ne var ki siyaset, kavramların çağrıştırdığı duygularla değil, kavramların içini dolduran yöntemlerle değerlendirilir.

Bu nedenle bugün Türkiye'de tartışılması gereken mesele, barış isteyip istememek değildir. Tartışılması gereken asıl soru şudur: Devlet, terörü sona erdirirken bunu hangi yöntemle yapmaktadır ve bu yöntemin geleceğe bırakacağı siyasi miras nedir?

Son günlerde TBMM'de yürütülen "Barış ve Kardeşlik Süreci" etrafında oluşan geniş siyasi mutabakat bu soruyu daha da önemli hâle getiriyor. İktidar ve ortaklarının yanı sıra muhalefetin büyük bölümü sürece destek verirken, Meclis içinde yalnızca İYİ Parti, dışında ise Anahtar Parti ve Zafer Partisi açık itirazlarını sürdürüyor.

Yazının Devamı

Bir hikaye yazmak

Türkiye'de siyaset uzun yıllardır sadece seçim sonuçları üzerinden okunuyor. Oysa sandıkta ortaya çıkan tabloyu belirleyen asıl unsur çoğu zaman seçim beyannameleri, ekonomik vaatler ya da teknik projeler olmuyor. Toplumun kendisini hangi hikâyenin içinde gördüğü, geleceğini hangi anlatının parçası olarak hayal ettiği daha belirleyici bir rol oynuyor.

Son 24 yılın en dikkat çekici siyasal gerçeği de belki tam burada yatıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yolculuğuna bakıldığında söylemlerinin zaman içinde değiştiği açıkça görülüyor. Türkiye'nin ve dünyanın değişen şartları, yaşanan krizler, ittifaklar, uluslararası gelişmeler ve iç siyasi dengeler nedeniyle farklı dönemlerde farklı öncelikler öne çıktı. Bir dönem Avrupa Birliği reformları konuşuldu, başka bir dönemde güvenlik politikaları, sonra ekonomik kalkınma, milli teknoloji hamlesi, terörle mücadele, yerli savunma sanayii veya yeni anayasa tartışmaları gündemin merkezine yerleşti.

Yazının Devamı

İnanç zedelenmesi

Diyelim ki muhalefet belediye başkanlarının önemli bir bölümü gerçekten suça bulaşmış olsun. Diyelim ki yürütülen soruşturmaların tamamı hukuki açıdan kusursuz ilerlesin ve mahkemeler sonunda verilen kararların tamamı tartışmasız kabul görsün. Hatta bunun da ötesine gidelim; partisinden ayrılarak iktidar saflarına geçen bütün siyasetçilerin de tamamen temiz olduğu, haklarında en küçük bir şaibenin bulunmadığı varsayılsın.

Bütün bu varsayımlar doğru olsa bile bugün Türkiye'de oluşan algıyı açıklamak kolay olmayacaktır.

Çünkü siyasette yalnızca hukuki gerçeklik değil, kamuoyunun adalet duygusu da belirleyicidir. İnsanlar sadece "kim suçlu?" sorusunu değil, "hukuk herkese aynı mı uygulanıyor?" sorusunu da soruyor.

Yazının Devamı

Sürecin takvimini kim belirliyor: Ankara mı, İmralı mı?

Ankara'da bazen henüz ortada bir kanun teklifi bile yokken; yasanın içeriği, kimlerin tahliye edileceği ve adımların hangi sırayla atılacağı çoktan konuşulmaya başlanır. Son günlerde Meclis kapanmadan gündeme gelmesi beklenen yeni çözüm süreci düzenlemeleri de tam olarak böyle bir atmosferde tartışılıyor.

Resmî bir metin henüz açıklanmış değil. Buna rağmen siyaset kulislerinde dolaşan bilgiler dikkat çekici ölçüde birbirini tamamlıyor. Kimi çevreler infaz düzenlemelerinden söz ediyor, kimileri silah bırakan örgüt mensuplarına yönelik hukuki altyapının oluşturulacağını anlatıyor. İdari mekanizmalar, teslim süreçleri, ceza infaz sistemi... Hepsi konuşuluyor.

Elbette bunların tamamı kulis bilgisi. Yarın farklı bir teklif gelebilir ya da bugün konuşulanların bir kısmı hiç gerçekleşmeyebilir. Ancak kulislerin de bir işlevi vardır. Ankara'da kulisler bazen yalnızca bilgi taşımaz; kamuoyunu olası gelişmelere hazırlamanın da bir aracıdır.

Yazının Devamı

Yüzde kaç arınma

Siyasette bazı kelimeler vardır; söylendiği anda kendi hayatını yaşamaya başlar. "Arınma" da onlardan biri.Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Arınma büyük ölçüde gerçekleşti." sözü, tam da Yeni Parti'nin kuruluşunun hemen ardından gelince ister istemez insanın zihninde küçük bir ampul yanıyor.

Acaba bu arınma, ayrılan milletvekillerini mi anlatıyor?

Eğer öyleyse, ortada gerçekten ilginç bir hikâye var.

Yazının Devamı

Yeni Parti, eski isimler: Neden isimler de yeni değil?

Yeni parti hazırlıklarının en çok konuşulan başlığı, hiç kuşkusuz kurucular listesi oldu. Liste açıklandığında siyaseti yakından takip edenlerin önemli bir bölümü aynı soruyu sordu: "Bu kadar mı?" Çünkü kamuoyunda, partinin kurucuları arasında eski belediye başkanlarından il başkanlarına, akademisyenlerden sivil toplum temsilcilerine kadar çok daha geniş bir kadronun yer alacağı beklentisi oluşmuştu.

Oysa ortaya çıkan tablo, neredeyse tamamen milletvekillerinden oluşan dar bir kurucu kadroya işaret ediyordu. İlk bakışta bu tercih, partinin toplumsal genişleme iddiasıyla çelişiyor gibi göründü. Ancak Ankara kulislerinde konuşulanlar, bu listenin kalıcı bir siyasi tercih değil, hukuki belirsizliğe karşı alınmış geçici bir tedbir olduğu yönünde.

Edindiğim kulis bilgilerine göre, yeni partinin ilk aşamada yalnızca milletvekillerinden oluşmasının temel nedeni, CHP'de devam eden mutlak butlan davasının Yargıtay süreci.

Yazının Devamı

Güven enkazının altında

Her tartışmanın sonunda aynı soruyu sormuyoruz.

Kim haklı?

Kim haksız?

Yazının Devamı

Trump, Palantir ve Türkiye: Verilerimizin anahtarı kimde?

Eski milletvekili Emin Şirin'in son günlerde dile getirdiği bir kulis bilgisi dikkat çekiciydi. Şirin, Can Ataklı'nın YouTube kanalında yaptığı açıklamada ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Türkiye'nin, Pentagon ve CIA ile uzun yıllardır çalışan yapay zekâ ve veri analitiği şirketi Palantir ile çalışması yönünde baskı yaptığını öne sürdü. Bu iddia şu ana kadar resmi makamlar tarafından doğrulanmış değil. Ancak bazen doğrulanmamış bir iddia bile, geçmişte yaşananları hatırlatması bakımından önem taşır.

Şirin'in sözlerini okuyunca aklıma yıllar önce okuduğum "Bilgi casusluğu" adlı kitap geldi. Kitapta anlatılan PROMIS yazılımı ve etrafında şekillenen tartışmalar, bugün yapay zekâ çağında yeniden karşımıza çıkan "veri egemenliği" meselesini anlamak açısından oldukça öğreticiydi.

1980'li yılların başında ABD'de INSLAW şirketi tarafından geliştirilen PROMIS (Prosecutor's Management Information System), aslında savcılıkların dava dosyalarını takip etmesini sağlayan bir yazılımdı. Fakat kısa süre içinde yazılımın etrafında çok daha büyük iddialar ortaya çıktı. INSLAW, ABD Adalet Bakanlığı'nın yazılımı hukuksuz biçimde kullandığını ileri sürdü. Daha sonra gazeteciler ve araştırmacılar, PROMIS'in istihbarat servislerinin kullanımına uygun şekilde değiştirildiğini, bazı ülkelere satılan sürümlerine gizli erişim sağlayabilecek mekanizmalar eklendiğini iddia ettiler.

Yazının Devamı

Mesele ölçüyü kaçırmamak

Türkiye'de siyaset uzun zamandır fikirler üzerinden değil, karşıtlıklar üzerinden yürüyor. Bir olay yaşanıyor; önce olayın kendisi değil, kimin söylediği, kimin eleştirdiği, kimin savunduğu konuşuluyor. Ardından herkes ait olduğu siyasi mahallenin pozisyonunu alıyor. Gerçekler, ilkeler ve ölçüler ise bu saflaşmanın arasında kayboluyor.

Son günlerde bir vali üzerinden yaşanan tartışma tam da bunun son örneklerinden biri oldu.

Bir CHP milletvekili, Meclis kürsüsünden bir valiyi sert ifadelerle eleştirdi. Konuşmanın en çok dikkat çeken kısmı ise sosyal medyada sıkça paylaşılan "TikTokçu valiler türedi" sözleri oldu. İlk anda birçok kişi eleştiriyi yapan milletvekilinin iktidar partisine mensup olduğunu düşündü. Çünkü son yıllarda muhafazakâr seçmenin veya devlet geleneğini önemseyen kesimlerin dile getirdiği eleştirilerin daha çok sağ siyasetten gelmesine alışılmıştı. Oysa eleştiriyi yapan isim CHP milletvekili İnan Akgün Alp'ti.

Yazının Devamı

Yeni partinin ilk mesajı

CHP'de mutlak butlan tartışmaları devam ederken, Özgür Özel'in hukuki risklere karşı yeni bir siyasi parti kurma hazırlığında olduğu artık yalnızca kulis bilgisi değil. Özel'in de ifade ettiği gibi bu, bir "B planı". Ama görünen o ki asıl tartışma partinin isminden çok kurucular listesi üzerinden yaşanacak.

Çünkü son günlerde siyaset kulislerine yansıyan iddialar dikkat çekici.

Sosyal medyada ve çeşitli haber sitelerinde yer alan kulislere göre, Özgür Özel'e en yakın isimler arasında gösterilen bazı milletvekilleri yeni partinin kurucuları arasında yer almayacak. Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Umut Akdoğan, Burhanettin Bulut, Özgür Karabat, Ensar Aytekin, Turan Taşkın Özer, Gökhan Günaydın ve Nurhayat Altaca Kayışoğlu gibi son dönemin en görünür isimlerinin kurucu listesinde bulunmayabileceği konuşuluyor.

Yazının Devamı

Hukuk herkese lazımsa…

Türkiye'de son yıllarda yargı süreçlerini konuşurken artık dosyaların içeriğinden çok, dosyaların kimin hakkında açıldığı tartışılıyor. Oysa sağlıklı bir demokraside tam tersi olması gerekir. Önce deliller konuşulur, sonra hukuk işletilir, en son siyaset yorum yapar.

Bugün ise kamuoyunun önemli bir kısmı farklı bir soruyla karşı karşıya:

"Bu soruşturmalar gerçekten yolsuzlukla mücadele için mi yapılıyor, yoksa siyasetin bir parçası mı haline geliyor?"

Yazının Devamı

Srebrenitsa Soykırımı ve BM'nin tarihi başarısızlığı

Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından silinse bile insanlığın hafızasından silinmez. 11 Temmuz 1995, onlardan biridir. Avrupa'nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilmiş olan Bosna-Hersek'in Srebrenitsa kentinde, birkaç gün içerisinde 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk sistematik biçimde katledildi. Bu olay yalnızca Bosna Savaşı'nın değil, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yaşanan en büyük toplu katliam olarak tarihe geçti. Uluslararası mahkemeler tarafından da "soykırım" olarak nitelendirildi.

Srebrenitsa'yı yalnızca rakamlarla anlatmak ise büyük bir eksiklik olur. Çünkü orada ölenler sadece 8 binden fazla insan değildi. Aynı zamanda çocukluklar, aileler, umutlar ve insanlığın "bir daha asla" sözü de toprağa gömüldü.

Bosna Savaşı, Yugoslavya'nın dağılmasıyla birlikte 1992 yılında başladı. Çok etnikli yapının parçalanması, milliyetçi söylemlerin yükselmesi ve uluslararası toplumun yetersiz müdahaleleri, Bosna'yı büyük bir trajedinin içine sürükledi. Srebrenitsa ise savaş boyunca binlerce Boşnak sivilin sığındığı bir yer haline gelmişti. Birleşmiş Milletler burayı güvenli bölge ilan etmiş, Hollandalı barış gücü askerleri de bölgenin güvenliğinden sorumlu olmuştu.

Yazının Devamı

Yine seçim gündemi

Ankara'nın en hareketli cümlesi bugünlerde şu: "Baskın seçim olabilir."

NATO Zirvesi'nin ardından Cumhurbaşkanı'nın uluslararası görünürlüğünün artması, Türkiye'nin savunma sanayii üzerinden elde ettiği diplomatik avantajlar ve dış politikada oluşan hareketlilik, bazı çevrelerde "iktidar bu rüzgârı seçime taşımak isteyebilir" yorumlarını güçlendirdi. Zirvenin gerçekten de Türkiye açısından önemli bir diplomatik vitrin olduğu konusunda ciddi bir görüş ayrılığı yok.

Fakat benim aylardır dile getirdiğim değerlendirme değişmedi.

Yazının Devamı

Ankara Zirvesi: Savunma sanayi- Demokrasi algısı

NATO liderlerinin Ankara'da bir araya gelmesi, Türkiye açısından yalnızca diplomatik prestij anlamına gelmiyor. Aynı zamanda savunma sanayi, yüksek teknoloji üretimi ve uluslararası yatırım açısından uzun yıllar etkisi hissedilebilecek bir fırsat sunuyor. NATO'nun son yıllarda savunma harcamalarını artırma, ortak üretimi geliştirme ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme politikası düşünüldüğünde, Türkiye'nin güçlü üretim altyapısıyla bu süreçten önemli kazanımlar elde etme potansiyeli bulunuyor.

Bugün NATO'nun gündemi sadece tank, uçak veya füze üretmekten ibaret değil. Yapay zekâ, siber güvenlik, elektronik harp, insansız sistemler ve uzay teknolojileri de ittifakın öncelikleri arasında yer alıyor. Ankara'da düzenlenen Savunma Sanayi Forumu'nun da bu başlıklara odaklanması tesadüf değil. Türkiye, son yıllarda geliştirdiği savunma sanayi ekosistemiyle artık sadece alıcı değil, birçok alanda üretici ve ihracatçı konumuna geldi. Bu nedenle zirvenin sonunda imzalanabilecek ortak üretim ve teknoloji paylaşımı anlaşmaları, ekonomik olduğu kadar stratejik sonuçlar da doğurabilir.

Ancak uluslararası zirveler yalnızca imzalanan anlaşmalarla değerlendirilmez. Ev sahibi ülkenin ortaya koyduğu hukuk düzeni, basın özgürlüğü, şehir yönetimi ve kamu diplomasisi de en az zirvenin resmi gündemi kadar dikkatle izlenir.

Yazının Devamı

Ortak İtiraz

Türkiye'de siyaset artık ilginç bir eşikten geçiyor. İktidar ile muhalefet arasındaki tartışmalar kadar, iktidar bloğunun kendi içinden yükselen küçük itirazlar da dikkat çekmeye başladı. Çünkü ekonomi, artık sadece muhalefetin eleştiri alanı olmaktan çıkıp iktidar çevrelerinde de farklı tonlarda dile getirilen bir gerçekliğe dönüşüyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun Tekirdağ'da yaptığı konuşma bunun son örneklerinden biri oldu. Uraloğlu, devlet memurluğu yaptığı yıllarda maaşların bazen bir hafta, on gün geciktiğini hatırlatarak, bugün ise devletin 2053 hedeflerini planladığını söyledi. Mesaj açıktı: Geçmişin krizlerinden bugünün uzun vadeli vizyonuna ulaşıldığı anlatılmak isteniyordu.

Ancak bu sözlere beklenmedik bir isimden cevap geldi. MHP'nin önceki dönem milletvekillerinden Mustafa Hidayet Vahapoğlu, aynı dönemi yaşamış biri olarak bu anlatıya itiraz etti. İktidar ortağının içinden gelen bu çıkış, teknik olarak büyük bir siyasi kriz anlamına gelmiyor olabilir. Fakat sembolik açıdan önemli bir işaret taşıyor.

Yazının Devamı

Zirvede rekabet: Almanya mı Türkiye mi?

NATO Zirvesi yaklaşırken uluslararası basına yansıyan bir haber, ilk bakışta Almanya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savunma sanayii iş birliği gibi görünebilir. Oysa Ankara'da savunma sanayii çevreleriyle yaptığımız değerlendirmeler, meselenin çok daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

İngiliz Financial Times, Almanya'nın ABD Başkanı Donald Trump yönetimine Amerikan silahlarının Avrupa'da ortak üretimini içeren yeni bir model önerdiğini yazdı. Habere göre Berlin, özellikle Patriot hava savunma sistemleri ve Tomahawk seyir füzeleri gibi kritik platformların Almanya'da lisans altında üretilmesini sağlayacak "ortak üretim konseptleri" üzerinde Washington ile görüşmeler yürütüyor. Haberde, bu girişimin yalnızca Avrupa'nın üretim kapasitesini artırmayı değil, aynı zamanda Trump yönetiminin NATO'ya bakışını ekonomik açıdan daha cazip hâle getirmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

İlk bakışta bu, Almanya'nın savunma sanayiini büyütme hamlesi gibi okunabilir.

Yazının Devamı

Emekliye 3.500 lira

Cuma günü açıklanacak Haziran ayı enflasyon verisiyle birlikte milyonlarca emeklinin alacağı maaş da netleşecek. Beklentiler aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 0,95 seviyesinde gerçekleşmesi yönünde. Bu gerçekleşirse SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin altı aylık enflasyon farkı yaklaşık yüzde 17,7 olacak. Böylece bugün 20 bin lira seviyesinde bulunan en düşük emekli aylığı yaklaşık 23 bin 542 liraya yükselecek. Ancak rakam büyüyor gibi görünse de,gerçekte değişen çok az şey olacak. Çünkü sorun maaşın kaç lira olduğundan çok, o maaşın ne alabildiği meselesidir.

Bugün Türkiye'nin gerçek gündemi siyaset kulisleri, parti transferleri ya da sosyal medya tartışmaları değildir. Gerçek gündem; ayın sonunu getiremeyen emeklidir, pazara çıkarken hesap makinesi kullanan vatandaştır, torununa harçlık vermekten çekinen dededir.

Yaklaşık 23 bin 500 liralık bir maaş ilk bakışta önemli bir artış gibi sunulabilir. Oysa bu rakamın satın alma gücüne bakıldığında tablo oldukça farklıdır.

Yazının Devamı

Ay Yıldızlı itiraz

Bazen bir meydanın büyüklüğünü, kaç kişinin katıldığı değil, neden toplandıkları belirler.

Ay yıldızın kapladığı Tandoğan Meydanı'nı da yalnızca İYİ Parti'nin düzenlediği bir organizasyon olarak okumak, ortaya çıkan tabloyu eksik değerlendirmek olur. Çünkü o meydanda toplanan insanlar sadece bir siyasi partinin mensupları değildi. Aynı bayrağın altında buluşan, farklı partilere oy veren ama aynı endişeyi taşıyan binlerce vatandaş vardı.

Son aylarda "barış", "kardeşlik", "Terörsüz Türkiye" gibi kavramlarla anlatılan yeni sürecin merkezine, fiilen Abdullah Öcalan'ın yerleştirildiği algısı toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir rahatsızlık oluşturdu.

Yazının Devamı

Transfer sezonu ve yapay zekâlı gelecek

Türkiye yine yoğun bir gündemden geçiyor. Gerçi "yoğun gündem" artık haber değeri taşımayan bir ifade haline geldi. Asıl haber, bir gün boyunca gündemin değişmemesi olurdu.

Siyasette transfer sezonu tüm hızıyla sürüyor. Belediye başkanları, milletvekilleri ve çeşitli siyasi figürler bir partiden diğerine geçiyor. Futboldan en büyük farkı ise şu: Futbolda transfer edilen oyuncunun geçmiş performansı istatistiklerle değerlendirilir. Siyasette ise geçmiş performansın anlamı transferin yönüne göre değişiyor.

Dün rakip partideyken eleştirilen bir isim, bugün katıldığı partide "değerli bir kazanım" olarak sunulabiliyor. Aynı kişinin aynı sözleri, aynı kararları ve aynı siyasi geçmişi bir rozet değişikliğiyle yeniden yorumlanıyor. Siyasi fiziğin henüz çözülememiş kurallarından biri bu olsa gerek.

Yazının Devamı

Geçmiş zaman olur ki

7 Haziran'dan 1 Kasım'a: Şartlar, Açıklamalar ve Sonuç

7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti tek başına iktidar çoğunluğunu kaybetti. Seçim sonrasında gözler CHP ve MHP'nin koalisyon ihtimallerine ve ortaya koydukları şartlara çevrildi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda dört temel şartı sık sık tekrarladı:

Yazının Devamı

Hedef 2030 tamam

O şarkı olmaz yeterli değil bizim aslanlarımızı anlatmaya, en iyisi Tarkan’ın şarkısıydı onu kullanalım bence. Sokaklara dev ekranlar kuralım oralarda destek verelim çocuklarımıza. Çok erken saatlerde de olsa bu çocuklar hak ediyor bu desteği. Kalkıp gidelim hep beraber marşlarla dev ekranlardan seyredip destekleyelim çocuklarımızı.

Zaten lokum gibi kura çektik, bu gruptan çıkmamak olmaz da 2. çıkmak bile büyük sürpriz olur. Neticede biz bir futbol ülkesiyiz. ABD de mesela futbol neredeyse son 20 yılda var, hem de basketbol ve kendi futbollarının yanında esamesi okunmayan bir spor. Paraguay zaten Güney Amerika’nın futbol ülkeleri arasında anılmayan neticede 7 milyon nüfuslu bir yer. Yani onların da bize rakip olmaları olası değil. Avusturalya dünyanın en büyük ada kıtası ama dünyanın geri kalanına fiziksel uzaklığı gibi futbola da uzaklar.

Yazının Devamı

Çin kapatıyor biz açıyoruz

Dünyanın yükselen güçleri ile geride kalmaya başlayan ülkeler arasındaki fark bazen teknoloji yatırımlarında değil, eğitim sistemlerinde ortaya çıkar. Ben de yine ve yeniden dayatılan gündemden çıkıyorum izninizle

Bugün Çin'de yaşanan üniversite dönüşümü tam da böyle bir örnek.

Çin Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2021-2025 yılları arasında üniversitelerdeki yaklaşık 12 bin 200 lisans programı kapatıldı veya öğrenci alımı durduruldu. Aynı dönemde 10 bin 200 yeni program açıldı. Başka bir ifadeyle Çin'deki üniversite bölümlerinin yüzde 30'undan fazlası yeniden düzenlendi. Kapatılan bölümlerin önemli kısmını sanat, beşeri bilimler, yabancı diller ve yönetim alanları oluştururken; açılan bölümlerin büyük bölümü yapay zekâ, robotik, veri teknolojileri, yarı iletkenler ve ileri mühendislik alanlarına yöneldi. Çin yönetimi bunu açıkça "iş bulma ihtimali düşük bölümleri azaltmak ve ekonomik hedeflere uygun insan kaynağı yetiştirmek" amacıyla yaptığını söylüyor.

Yazının Devamı