Erhan Usta: “Bu alçak süreçte haksızlık Türk milletine yapılıyor, bütçe ise faiz bütçesi hâline geldi”

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Tüm Yazıları

İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, geçtiğimiz günlerde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmayla gündeme oturdu.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a yönelttiği sert sözler, hem iktidar hem de muhalefet cephesinde yankı buldu. Kurtulmuş’un açıklamalarıyla başlayan tartışma, kısa sürede siyasetin ana gündemlerinden biri hâline geldi.
Biz de Erhan Usta ile hem o konuşmanın perde arkasını hem de Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerini konuştuk.
Usta, “Ne söylediysem arkasındayım.” diyor ve sorularımıza içtenlikle yanıt veriyor.

“Muhalefetin görevi iktidarı eleştirmektir; sahte muhalifleri millet tanıyor”

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaşanan tartışmalar, Usta’nın sadece ekonomik eleştirileriyle değil, “ihanet süreci” olarak tanımladığı çıkışıyla da dikkat çekti.
Numan Kurtulmuş’un “yeni bir çözüm süreci” iması taşıyan açıklamaları, Usta’ya göre Türkiye’yi bir kez daha aynı tehlikeli yola sokma girişimiydi.

“Bizim komisyonda yaptığımız konuşma sloganlardan arınmış, demagojiden uzak, tamamen somut tespitler üzerineydi.
Fakat bizi eleştirenler sanki tek merkezden yönetiliyormuş gibi aynı refleksi gösterdiler. Çünkü sorduğumuz soruların muhatabından önce, başka partilerden cevap geldi. Bu durum bile Türkiye’de kimlerin kiminle yürüdüğünü ortaya koyuyor.”

Usta, Kurtulmuş’un açıklamalarını ‘tehlikeli bir meşruiyet arayışı’ olarak niteliyor:

“Biz, terörle müzakere değil mücadele edilmesi gerektiğini savunduk.
Bu milletin hafızasında çözüm süreci diye bir acı var. O dönemde askerimizin, polisimizin başına ne geldiğini, şehirlerde hendekler kazıldığını, kamu düzeninin nasıl bozulduğunu unutmadık. Şimdi aynı hataları ‘yeni bir dönem’ adı altında tekrar etme teşebbüsü var.”

Ona göre, bu tür girişimlerin arkasında hem siyasi hem ekonomik hesaplar yatıyor.

“Bu alçak süreç yürütülürken Türk milletine haksızlık yapılıyor. Devletin kurumlarıyla değil, milletin iradesiyle oynanıyor. Bu sadece bir siyasi hata değil, milli güvenlik sorunudur.”

Usta, bu noktada muhalefet partilerine de sert eleştiriler yöneltiyor:

“Asıl haksızlık; bu saçma sapan ikinci ihanet sürecine sessiz kalmaktır. Türk çocukları coplanırken, terörist başının posterleriyle yürüyenlere göz yumuluyor. Bu tabloya tepki göstermeyenlerin muhalifliği sorgulanmalıdır.
Görüyoruz ki iktidar, kendine yeni yedek ortaklar bulmuş durumda. Ama Türk milleti bu hain süreci desteklemiyor. Biz İYİ Partililer, milletin çizgisinde, devletin tarafında durmaya devam edeceğiz.”

Usta’nın bu çıkışı, yalnızca bir siyasi pozisyon değil, aynı zamanda bir saflaşma çağrısı.
Meclis’te sıkça tekrarlanan “yumuşama” ve “diyalog” söylemlerine karşın, Usta’nın dili daha çıplak, daha keskin:

“Benim komisyonda yaptığım konuşma, Türk milletinin isyanının dışavurumudur.”

“KKM’den çıkış sorunsuz değil, 73 milyar dolar ve görünmeyen bir yük daha”

Ekonomi başlığında ise Usta’nın hedefinde Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi var.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “KKM’den finansal istikrarı bozmadan sorunsuz şekilde çıkıldığını” söylemesi üzerine, Usta Meclis’te rakamlarla yanıt verdi.

“2022’de Hazine’nin KKM nedeniyle yaklaşık 93 milyar TL, Merkez Bankası’nın ise 89 milyar TL ödeme yaptığı tahmin edilmektedir.
2023’te Hazine’nin yükü 60 milyar lira oldu. 2024’te Merkez Bankası 700 milyar TL zarar açıkladı. Ortalama dolar kurları üzerinden yaptığımız hesaba göre, KKM’nin 2023 ve 2024 yıllarındaki toplam doğrudan maliyeti 73 milyar dolardır.”

Usta, bunun yalnızca görünen kısım olduğunu vurguluyor:

“Kur korumalı mevduattan çıkan paranın dövize gitmemesi için faizler yüksek tutuldu. Bu da üretimi durma noktasına getirdi.
Nas modeliyle birlikte KKM, bütçenin faiz yükünü artırdı, gelir dağılımını bozdu, servet transferini derinleştirdi. Kısacası ekonomi üretimden koptu.”

Ona göre, KKM sadece bir ekonomik hata değil, “siyasi mühendislik aracı”:

“Bir avuç kesimin çıkarı korunurken, milyonlarca insanın birikimi eridi. Bu bir model değil, toplumsal servet transferidir.”

“Bütçe bir dezenflasyon belgesi değil, faiz bütçesi hâline geldi”

Usta’nın ekonomi eleştirilerinin bir diğer boyutu, hükümetin 2026 yılı bütçesi.
İYİ Partili vekile göre, bu bütçe ne enflasyonla mücadele içeriyor ne de büyüme için umut vadediyor:

“Enflasyonla mücadele sürecinde büyüme bir miktar yavaşlasa bile fiyatlar düşmelidir.
Ama bizde tam tersi oluyor: büyüme yavaşlıyor, enflasyon düşmüyor. Bu durum, ekonomik programın iç tutarsızlığını gösteriyor.”

Usta, özellikle faiz giderlerindeki artışa dikkat çekiyor:

“2026 için geçen yıl öngörülen faiz harcaması 2 trilyon 282 milyar liraydı, bu yıl 2 trilyon 742 milyar liraya çıkarıldı.
459 milyar liralık artış söz konusu. Şu anda iç borç faizi 7,6 trilyon, dış borçla birlikte 10 trilyon liraya ulaşıyor.
Bu, artık bir faiz bütçesidir.”

Ona göre hükümetin bütçesi, “faizi kutsayan bir borç yönetimiyle” şekilleniyor:

“Bir yanda şahlanıyoruz diyenler, diğer yanda emekli maaşlarını ödeyemeyen bir devlet. Gerçekler ve söylemler birbirinden kopmuş durumda.

“RTÜK’ün bütçesi 62 üniversiteyi geçtiyse bu denetim değil, kontroldür”

Erhan Usta’nın dikkat çektiği bir diğer başlık ise RTÜK’ün ödeneği.
2026 yılı bütçesinde RTÜK’e ayrılan pay, tam 62 üniversitenin toplam bütçesini aşıyor.

“RTÜK son yıllarda sürekli ödeneğini aşarak harcama yapıyor. 2023 ve 2024’te bu sapma yüzde 20’nin üzerinde.
Siyasi konularda hükümete yöneltilen eleştirilerdeki taraflı tutumu ortada. Bu kurumun bütçesinin artırılması, medya üzerindeki kontrolü pekiştirme amacına hizmet ediyor.”

Usta, bu tabloyu yalnızca mali değil, demokratik bir çürüme olarak da tanımlıyor:

“Devletin kurumları, bir iktidarın bekasına hizmet etmek için araç hâline getirildi. Bu sadece ekonominin değil, demokrasinin de çöküşüdür.”

“Türkiye artık gelişmekte olan ülkelerin bile gerisinde kaldı”

Usta’nın hesaplarına göre, Türkiye’nin büyüme performansı artık gelişmekte olan ülkelerin ortalamasının da gerisinde.

“1981–2002 arasında Türkiye yıllık ortalama yüzde 4,04 oranında büyüdü, bu oran gelişmekte olan ülke ortalamasından 0,46 puan yüksekti.
2002 sonrası 22 yılda ise Türkiye’nin ortalaması yüzde 5,31, gelişmekte olan ülkelerin ise yüzde 5,41. Yani artık onların bile gerisindeyiz.”

Bu farkın nedenini yalnızca ekonomik tercihlerle değil, kurumsal çürümeyle açıklıyor:

“Reformlar rafa kaldırıldı, kamu ihale sistemi bozuldu, liyakat ortadan kalktı. Hükümet artık ülkenin kalkınmasıyla değil, kendi iktidarını sürdürmekle meşgul.”

Yapısal reform olmadan ne büyüme olur ne adalet”

Usta, Türkiye’nin yeniden üretim temelli bir ekonomi kurabilmesi için hem siyasi hem yapısal reformların kaçınılmaz olduğunu vurguluyor:

  • Hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilmeli.
  • Katma değerli üretim teşvik edilmeli, kamuda liyakat esasına dönülmeli.
  • Kamu maliyesinde şeffaflık sağlanmalı.
  • Kadınların işgücüne katılımı artırılmalı.
  • Vergi sistemi adaletli biçimde düzenlenmeli, kentsel rantlar vergilendirilmeli.
  • Tarım yeniden stratejik alan olarak görülmeli, kuraklıkla mücadele ciddiyetle ele alınmalı.

“Bunlar bir siyasi partinin değil, Türkiye’nin ortak geleceğinin gereğidir. Gerçek reform cesaret ister; çünkü reform demek, çıkar düzenini sarsmak demektir.”

“GERÇEK REFORM CESARET İSTER”

Erhan Usta’nın dili sert, ama siyasetteki samimiyet açığını kapatıyor.
Onun gözünde, siyasetteki “ihanet süreçleri”yle ekonomideki “faiz bütçesi” aynı hastalığın farklı yüzleri: ilkesizlik, keyfilik ve şeffaflıktan uzak yönetim.

Bugün Meclis’te pek az vekil bu kadar doğrudan konuşuyor.
Ama belki de asıl mesele tam da bu:
Birileri hâlâ susmamayı, millet adına soru sormayı görev biliyor.