Mustafa Özver

Mustafa Özver

AHBAP sandık fos çıktı, vıttırı vızzık adamlar

Sevgili okurlar, kriz anlarında öyle bir savruluyoruz ki, sanki büyük usta Hilmi Şahballı o meşhur eseriyle bugünün sivil toplum düzenini uzaktan uzağa tarif etmiş: "Vıttırı vızzık adamlar!"

Dikkatinizi çekip tebessümle başlayalım ama meselemiz derin; Ahbap derneğinden ve onun kurucusu Haluk Levent’ten bahsediyorum. Kendisinin şarkılarını, sanatsal kimliğini hepimiz çok severiz; fakat sahne ışıkları arkasında, özel hayatındaki karmaşalar ve ekonomik dağınıklıklar "Keşke sadece o güzel şarkıları söyleseydi başka işlere girmeseydi" dedirtiyor.

Canımızı yakan, arkasında koca bir yıkım bırakan o meşum Maraş depreminde, Kızılay’a yönelik yükselen eleştiriler sebebiyle muhalif kesim bir alternatif arayışıyla alelacele Haluk Levent’in kurduğu Ahbap derneğine sarılmıştı. İyilik yapma, imdada yetişme arzusu o kadar büyüktü ki, hakikati ince eleyip sık dokumadan, adeta bir can havliyle sivil bir limana sığınıldı. Ancak rüzgarda yön bulmaya çalışırken, pusulanın kendisini sorgulamayı unuttuk.

Yazının Devamı

Batı neden bizden müreffeh?

Geçenlerde bir okurumuz mektubunda can alıcı bir soru yöneltmiş: "Mustafa Bey, madem mevcut küresel ekonomik sistem bu denli kötü, o halde neden Avrupa ve ABD bu çarkı döndürdüğü halde refah içindeler?" Ne şahane bir sual!

Cevap tek bir şifrede gizli değil; hem baktığınız pencereye göre değişiyor hem de tarihin tozlu sayfalarında devasa yapısal farklar barındırıyor. Şunu peşinen anlayalım: Bizler Avrupa’nın sanayileştiği dönemde, ne yazık ki kaybedilen savaşların ağır yaralarıyla uğraştık! Osmanlı’nın son 150-200 yılını incelerseniz, çözülemeyen kronik iktisadi mirasın tortularını bugün bile sırtımızda taşıdığımızı görürsünüz.

Hiç abartmıyorum; tam 250 yıla yaklaşan hatalı bir ekonomik yaklaşım genetiğine sahibiz!

Yazının Devamı

Ülkemizin sorunları için çözüm arıyoruz

"Ülkenin sorunları çözülsün." Demesi kolay, uygulaması ise emek isteyen bir süreç. Hele ki ekonomi, tek bir kararla değil; ortak akıl ve istişare kültürüyle güçlenir. Bu nedenle geçtiğimiz hafta katıldığım bir toplantıyı sizlerle paylaşmayı değerli buluyorum.

Milli Gençlik Derneği Ankara İl Teşkilat Başkanı Sayın Taha Gümüş'ün ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, ülkemizin sorunları ve çözüm önerileri ele alındı. AK Parti, Memur-Sen, Türk Kızılay, TÜGVA ve farklı kuruluşlardan kıymetli isimlerle birlikte ben de Yeni Ankara Gazetesi yazarı ve bir ekonomist olarak görüşlerimi paylaştım. Elbette alanımdan bahsettim ve ekonomiye dair çözüm önerilerimizi sunum. Enflasyon konusunda yapılması gerekenleri bahsettim.

Toplantıya Katılanlar:

Yazının Devamı

Muhalefet ekonomik olarak ülkeyi toplayabilir mi?

"Ekonomi düzelsin" demek, arabaya binip sadece direksiyonu değiştirmeye benziyor. Motor aynı, yakıt aynı, yol aynıysa direksiyon tek başına nereye kadar?

İşte bugün biraz da bunu konuşalım. Yıllardır hükümeti ekonomi üzerinden eleştiriyoruz; bu son derece doğal. Çünkü icraat makamı hükümettir. Peki aynı soruyu muhalefete de sormayacak mıyız? Eleştirmek tamam... Ama çözüm nerede? Vatandaş artık slogan değil, uygulanabilir bir ekonomik yol haritası görmek istiyor. Çünkü ekonomi alkışla da sloganla da itirazla da düzelmiyor ancak doğru sistemle düzeliyor.

Muhalefet bugün iktidara gelse, mevcut ekonomik yapı değişmeden kısa sürede kalıcı başarı elde etmesi kolay görünmüyor. Çünkü Türkiye'nin meselesi yalnızca enflasyon veya faiz değil; üretim modeli, tasarruf alışkanlığı ve verimlilik sorunudur. Türkiye uzun yıllardır yüksek katma değer üreten sektörlerde istenen seviyeye ulaşamıyor. İhracatın önemli bölümü hâlâ orta ve düşük teknoloji ürünlerinden oluşuyor. Buna karşılık enerji, teknoloji ve ara malında dışa bağımlılık ve bundan sebep cari açık devam ediyor.

Yazının Devamı

NATO Zirvesi yaklaşırken

Dış politikayı ekonomi ile alakasız sanıp geçiyoruz. Oysa bazen binlerce kilometre ötede atılan bir imza, ertesi gün bizim pazardaki etikete kadar uzanabiliyor. Demek ki diplomasi sadece devlet adamlarının işi değil; cebimizi de ilgilendiren meseleler! İşte NATO Zirvesi yaklaşırken yaşanan gelişmelere biraz da ekonominin penceresinden bakmak faydalı olacaktır.

Son dönemde Orta Doğu'da özellikle de İran-ABD-İsrail savaşı başta olmak üzere yaşanan gerilimlerin ardından Türkiye'nin izlediği denge politikası çok stratejikti. Neredeyse her ülke ateş hattında canı yanarken Türkiye yangını kendinden uzakta tutmayı başardı. Bunun en somut yansımalarından biri de Trump'ın girişimi ile ABD'nin, NATO Zirvesi öncesinde KAAN savaş uçağında kullanılacak F110 motorlarının satış sürecini ilerletmesi oldu. Bu gelişme yalnızca savunma sanayii açısından değil, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden konuşulmaya başlaması bakımından da önem taşıyor.

Bugün artık birçok uluslararası konuda Türkiye'nin masadaki ağırlığının ne olduğu görülüyor. "Türkiye'nin desteği olmadan bölgede kalıcı adımlar atmak imkansız." değerlendirmesi hem diplomatik çevrelerde hem de analizlerde daha sık dile getiriliyor. Bu coğrafyada Türkiye’siz bir adım atmanın maliyeti İran ile savaşta anlamış oldular. NATO sonrasında Türkiye'nin ittifak içerisindeki görev ve etkisinin artabileceğine yönelik siyasi kulisler de bulunuyor. Ancak bunlar henüz resmî olarak doğrulanmış bilgiler değildir ancak duyumlarıma göre NATO genel sekreterlik görevi Trump’ın da girişimleri ile Türkiye tarafına geçebilir kulisi bazı siyasi gruplarda konuşulmakta ama elbette hala dünya beşten büyüktür.

Yazının Devamı

Emeklilik mi? Kolay gelsin

Emeklilik deyince olması gereken sükunet ve rahatlama ama emeklilik sistemi böyle değil! Hatta bazen insanın aklına şu soru geliyor: Acaba emeklilik mi bizi bekliyor, yoksa biz mi emekliliği bekliyoruz? Yoksa mezarda mı emekli olacağız? Eğer gençseniz ve üstünüze alınmıyorsanız tam tersine lafım tam da sizleredir. Önünde daha 20-30 yıl bulunan gençler için bugün yapılan planların yarın aynı şekilde işleyeceğinin hiçbir garantisi yok. İşte tam da bu yüzden, belki de emeklilik meselesini yeniden düşünmenin vakti geldi!

Türkiye'de olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde emeklilik sistemi, çalışanlardan yapılan kesintilerle emekli maaşlarının ödendiği bir havuz mantığı üzerine kurulu. Fakat bu havuzun gelir-gider dengesi giderek bozuldu ve hala daha bozuluyor.

Bugün birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi Türkiye'de de çalışan başına düşen emekli sayısı yükseliyor. Bu eğilim devam ettikçe sistem üzerindeki baskı daha da artacak.

Yazının Devamı

Süper güçlerin süper çöküşleri

Bir devletin veya ulusun çöküşü denince çoğumuzun aklına savaşlar, istilalar ve yıkılan saraylar gelir. Oysa tarihçileri dinlerseniz farklı bir şey anlatıyorlar. Büyük güçler çoğu zaman bir günde yıkılmadı; yıllar boyunca biriken ekonomik hataların altında yavaş yavaş çöktü. Büyüklükleri karşısında hatalarını küçümsediler ve tamir işine girişmediler. Kazanmanın sarhoşluğu ile yıkılıp gittiler. İmparatorluklar da insanlar gibidir; aynaya bakmayı bıraktıkları gün yaşlanmaya başlarlar! İşin ilginç tarafı ise şudur: Çöküş başladığında kimse buna çöküş demez veya demek istemez. Herkes buna “yeni normal” der. Ta ki faturası kapıya gelene kadar…

Roma, İspanya ve Britanya gibi dönemlerinin süper güçleri yükselirken aynı reçeteyi kullandı: daha fazla pazar, daha fazla gelir, daha fazla etki alanı. Ancak büyüme bir noktada durduğunda sistem durmayı başaramadı. Roma İmparatorluğu fetihlerden elde ettiği gelirler azalınca para biriminin değerini düşürmeye (suni enflasyona) başladı. Gümüş sikkelerin içine daha düşük değerli metaller karıştırıldı.

Sonuç: enflasyon, güven kaybı ve ekonomik zayıflama oldu.

Yazının Devamı

Zayi olma

Bir zamanlar anneler çocuklarına “Oğlum-Kızım oku, meslek sahibi ol” derdi. Bugün ise bazı gençler telefon ekranına bakıp “Bir video çekerim, bir gecede zengin olurum” zannediyor. Dikkatimi çekti: Tarihte altın arayanların sayısı hiç bu kadar artmamıştı ve elbette onlara kazma-kürek satanların sayısı da hiç bu kadar fazla olmamıştı! İşte tam da burada yeni çağın görünmeyen para tuzakları başlıyor.

Son dönemde yasadışı bahis, borsadan kolay para kasan programlar, çok yüksek faiz veren garip şirketler, ponziler başta olmak üzere gençleri içine çeken birçok para ve zaman tuzağını konuşuyoruz. Ancak daha sessiz çalışan başka tuzaklar da var. Fenomenlik, YouTuberlık, TikTok vs. içerik üreticiliği ve benzeri alanlar, özellikle ekonomik sıkıntı yaşayan gençlere hızlı gelir kapısı gibi görünüyor. Bazı alanları ise baştan doğru bulmak mümkün değildir. Özellikle müstehcenlik üzerine kurulan içeriklerin hem ahlaki hem de toplumsal açıdan ciddi sorunlar barındırdığı söylememe gerek yok diye düşünüyorum. Ama geri kalanı için konuşursak elbette bu hakkıyla ve ahlaklı şekilde yapılan yayıncılık işlerini yapan ve ciddi başarı elde eden insanlar var. Fakat gözden kaçan nokta şudur: Bu alanlar dışarıdan göründüğü kadar kolay değil.

Kolay görünen işlerin çoğu, görünmeyen ağır mesailerle ayakta durur.

Yazının Devamı

Yeni dot-com mu geliyor?

Hatırlar mısınız?

Bir zamanlar internet şirketleri dünyayı değiştirecekti. Milenyum çağı başlayacaktı ve bazı şirketler artık dünyanın en büyüğü olacaktı. Sonra 2000 yılında dot-com balonu patladı ve milyarlarca dolar buhar oldu. Şimdi benzer bir şüpheyi yeniden akla getirmek gerekiyor: Bu kez sahnede internet değil, yapay zekâ var. Üstelik öyle bir noktaya geldik ki bazen bir çalışanın bir aylık maaşından daha pahalıya mal olan dijital işlemler ortaya çıkabiliyor. Daha önceki yazılarımda da çok kez uyarmıştım. Teknoloji dünyasının o pembiş rüyası yavaş yavaş gerçek hayatın kapkara olan muhasebe defteri ile tanışıyor!

Son aylarda teknoloji devlerinden gelen haberler dikkat çekici. Şirketler yapay zekâ yatırımlarını tamamen bırakmıyor ancak harcamaları çok daha sıkı denetlemeye başlıyor. Bunun nedeni basit: Yapay zekâ sistemlerinin çalıştırılması sanıldığı kadar ucuz değil ve hatta bazen çok pahalıya maal oluyor.

Yazının Devamı

Ekonominin askeri sigortası

Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen saha expo fuarında savunma sanayimizin yeni ürünleri tanıtıldı. Açık konuşalım; teknolojik gelişmeleri bazen telefon kamerası kalitesiyle ölçen bir toplum olduğumuz için, 6 BİN kilometre menzilli bir kıtalararası balistik füzenin ne ifade ettiğini tam kavrayamayabiliyoruz! Oysa tanıtılan Yıldırımhan sistemi, sadece askeri değil; ekonomik, siyasi ve psikolojik anlamda da çok büyük bir eşik anlamına geliyor. Avrupa’nın tamamı, Afrika’nın neredeyse bütünü, Rusya’nın önemli kısmı ve Hint yarımadası artık bu menzil denklemine giriyor. Bu sıradan bir mühendislik başarısı değildir. Bu; “Ben bu masadayım” deme biçimidir ve hatta masaya yumruğu sert şekilde vurmak demektir.

Bir devleti ayakta tutan şey yalnızca ekonomi değildir. Bir devleti ayakta tutan aslında önemli dört ayak olduğunu söyleyebilirm. Bunlar:

Bu dört alan bir masanın ayakları gibidir. Birisi kırılırsa masa sallanır, ikisi kırılırsa masa devrilir.

Yazının Devamı

Geliyor gelmekte olan

Bu hafta bazı gelişmeler beni heyecanlandırdı, tam da beklediğim gelişmeler sırayla rss akışına düşünce bunu kaleme almak istedim. Bir yanda gümüş tek seansta neredeyse yüzde 6 sıçradı, diğer yanda kripto varlıklar dünyasının en bilineni Bitcoin 82 bin doları gördü. Altın ise sessiz ama ABD-İran-İsrail savaşının hafiflemesi ve hatta bitme ihtimali ile gülümsemeye başladı. Ve asıl mesele küresel para sisteminin bozulması ve dolar döngülerinin giderek darboğaza girmesi. İşte bence en önemli para sistemi sorunu tam da burada başlıyor. Çünkü artık mesele yalnızca “hangi coin, altın, gümüş ne olur” meselesi değil. Mesele, insanların, devletlerin matbaada bastığı paraya ne kadar güvendiği. Ve görünen o ki dünyada çok büyük bir kesim (özellikle de sermayedarlar) artık klasik düzeni güvenli görmüyor, alternatif arıyor.

Bu hafta piyasalarda birbirinden bağımsız gibi görünen üç olay yaşandı. Ama aslında hepsi aynı olayın farklı yüzleri gibiydi. Ticaret savaşlarından yorulan ABD ile Çin’in 90 günlük tarife indirimi açıklaması sonrası gümüş çok sert şekilde yükseldi. Çünkü gümüş artık yalnızca “güvenli liman” değil; sanayinin damarlarında dolaşan stratejik bir metal. Elektronik sanayi için gümüş çok talep gören bir iletken metali olduğu için zaman geçtikçe değeri daha da artış meylinde. Güneş panelinde, elektrikli araçlarda ve hatta yapay zekâ veri merkezlerinde bile var. Dünya dijitalleştikçe gümüş tüketimi büyüyor.

Üstelik altın/gümüş rasyosu kısa sürede 62’den 55’e düştü. Tarihsel ortalama ise yaklaşık 50 civarında. Bu da piyasaların gümüşü hâlâ tam fiyatlamadığını düşündürüyor. Dahası, gümüş piyasası 6 yıldan fazla zamandır arz açığı veriyor. Yıllık yaklaşık 46 milyon ons eksik üretim var. Yani stoklar tükeniyor.

Yazının Devamı

Nereye gidiyor bu toplum?

Bu günlerde sürekli TVlerde yeni bir şiddet haberi, sosyal medyada kayıp bir genç, akşam haberlerinde çözülemeyen bir cinayet… İnsan ister istemez düşünüyor: “Biz ne ara bu kadar kötü bir toplum olduk?” Eskiden komşunun çocuğu tüm mahallenin çocuğuydu. Şimdi insanlar apartmanda birbirinin adını bilmiyor. İşin garibi, teknoloji büyüdü ama insanın içindeki huzur aynı hızla küçüldü!

“Bir toplumun cüzdanı boşalınca, önce sofralar küçülür; sonra vicdanlar yorulmaya başlar.”

Elbette hiçbir toplumda suç tamamen sıfır olmaz. Tarih boyunca olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ancak son yıllarda okul şiddetleri, çocuklara karşı suçlar, kadın cinayetleri ve faili çözülemeyen olayların daha sık konuşulması ciddi bir toplumsal alarmdır. Tunceli’de Gülistan Doku, Van’da Rojin Kabaiş, Batman’da Rojvelat Kızmaz… Bu isimler artık sadece bir haber başlığı değil; toplumun vicdanında açılan yaralardır. Üstelik çevremizde savaşlar, göç krizleri, ekonomik dalgalanmalar ve siyasi gerilimler yaşanırken, toplum psikolojisinin bundan etkilenmemesi zaten mümkün değildi.

Yazının Devamı

Bankacılık sistemi nasıl doğdu?

Merhaba dostlar, bugün bankacılık sistemin nasıl doğduğunu ve nasıl bu günlere kadar geldiğini anlatmak istiyorum. Öncelikle bu bilgileri toplarken son Youtube videosu da dahil olmak üzere Tarihçi ve Yazar Ahmet Anapalı hocamızın verdiği bilgilerden faydalandım. Bankacılık, sandığın kapağı kapanınca başlayan sessiz bir medeniyet hikâyesidir. İnsan, önce ürününü saklamak, sonra onu kayda geçirmek, sonra da başka bir şehirde güvenle kullanmak istedi, hikaye devam ederken bir sektör de meydana gelmiş oldu. Mezopotamya’da tapınaklar ve depolar, bu ihtiyacın ilk güvenli limanlarıydı; MÖ 3. bin yılına kadar uzanan çivi yazılı kayıtlar, ticaretin ve borcun sadece para değil, aynı zamanda kayıt işi olduğunu gösterir. Bir cümleyle özetleyelim: Banka önce kasaydı; sonra defter oldu; en sonunda da sistem.

İlk bankacılık, bugünkü anlamıyla bir “ofis” değil; güvene emanet edilmiş bir depoydu. Britannica’ya göre Babil tapınaklarında MÖ 2000’lere giden borç kayıtları vardır ve tapınaklar hırsızlığa karşı güvenli görüldüğü için değerli sayılırdı. Bu dönem, paranın değil; emanetin, ölçünün ve hesabın öne çıktığı dönemdi.

Ekonominin kalbi, önce kasada değil güvende attı.

Yazının Devamı

Zamanın maliyeti

Marketten pazardan bir şey alırken ilk baktığımız şey etikettir. “Kaça aldım, kaça sattım?” diye hesap yaparız. Fakat çoğu insanın fark etmediği başka bir maliyet daha vardır. Üstelik öyle sinsi çalışır ki bazen milyonluk işleri daha başlamadan batırır! En tecrübeli yöneticiler bile bazen zamanın faturasını göremez. Çünkü zaman kasadan para çıkarken değil, para orada beklerken yer. Zaman sinsi, acımasız bir kemirgen gibidir.

Ben bunu yıllar önce kendi hayatımda gördüm. Babadan kalan iki tarlayı satıp araba aldığımda birçok kişi “İleride çok değerlenirdi” dedi. Belki haklı olabilirlerdi. Fakat o gün benim yatırım yapacak gücüm yoktu, ihtiyacım vardı. Araba sayesinde ulaşım, iş ve günlük giderlerde ciddi rahatlama yaşadım. Yıllar sonra dönüp baktığımda ise tarlaların dolar bazında düşündüğüm kadar büyümediğini gördüm. Bazen mesele sadece “değer artışı” değildir; mesele bugünkü ihtiyacın yarını nasıl şekillendirdiğidir. Yani bugünün kuru ekmeği yarının pirzolasından daha değerli olabilir.

Bir yakınım yıllar önce evini satmak istedi. Piyasanın biraz üzerinde fiyat istedi. “Nasıl olsa satılır” dedi. Fakat aylar geçti, sonra yıllar… Ev satılmadı. Bu süreçte yeni borçlar oluştu, giderler arttı. Sonunda ortaya çok çarpıcı bir tablo çıktı: Yarım milyon fazla kazanmak isterken birkaç milyon lira zarar oluştu.

Yazının Devamı

Ekonomik refahın asıl yolu yardımlaşma

“Para her şeydir” zannedenlere soralım: O para, bir gencin hayatını kurtarabiliyor mu? Yoksa bir annenin duası mı daha güçlü? Yeşilçam nostaljik filmerindeki Sezercik gibi konuştuğumu düşünüyor olabilirsiniz ama tam burada durup düşünelim. Yeni Ankara TV’de geçen Cuma günü yayınlanan Ankara Ekonomi Gündemi programımızın son bölümünde Dünya Mağdurlar Derneği Başkanı sayın Türkan ÇAÇAN hanımefendiyi ağırladık. Bir hayırsever iş insanı kendisi. Ancak sandığınız gibi iş dünyasındaki rolü için değil hayırseverlik kimliği ve liderliği için ağırladık. Çünkü refah dediğimiz şey sadece yüksek maaşlar ve düşük fiyatlardan ibaret olsaydı, dünyanın en zengin ülkelerinde sokakta kimse kalmazdı! Ama evsizlerden ordular var birçok zengin ülkede. Demek ki sorun sadece para değil, insanın insana insanca dokunuşu.

Bugün ekonomik refahı konuşurken gözden kaçırdığımız büyük bir realite var: Toplumun birbirine olan bağının zayıflaması. Çünkü ekonomi yalnızca üretim-tüketim veya arz-talep dengesi değil; aynı zamanda güven, ahlak, maneviyat, merhamet ve dayanışma sistemidir. Bunlar toplumumuz için en elzem konuların başında yer almalılar.

Ekonomide klasik bir denklem vardır: üretim, tüketim ve sermaye. Ancak toplumsal alanda refahın yolu sadece bu kadar değil ve aranılması gereken gerçek bundan farklıdır. Toplumda bulunan her birey için asgari bir ahlak, şefkat ve güven ortamının temin edilmesi ve aile bağlarının güçlendirilmesi de gereklidir. Eski Türk devletlerinde aile devletin bir birimi sayılmış ve önem verilmiştir ki toplumun en küçük komünitesi de denilebilir. Burada Dünya Mağdurlar Derneğinin yapmış olduğu, hepimizin tebrik ve teşekkür etmesi gereken başarılar da büyük önem arz ediyor. Özellikle Türkan hanımın girişimleri ile bağımlılıkla mücadelede 499 gencin topluma kazandırılması gibi örnekler, aslında ekonomik de bir başarı sayılır.

Yazının Devamı

Emek bayramınız kutlu olsun

1 Mayıs işçi bayramınız kutlu olsun! Ama şöyle bir düşünelim: Bir günlüğüne hatırlayıp, ertesi gün unuttuğumuz bir emekten mi bahsediyoruz, yoksa ekonominin omurgasından mı? İşin esprisi şu: Elektrik kesilince fark edilen el fenerleri gibi, işçi de çoğu zaman yokluğunda hatırlanıyor! Ülkemizdeki işsizlik oranı maalesef işçinin önemini hatırlamada zorlanmamıza neden oluyor. Oysa gerçek çok net, ekonominin kalbi, emekçinin attığı ritimle çalışır.

İlk olarak güzel bir gelişmeyi hatırlatalım: Ankara’daki maden işçilerinin elde ettiği uzlaşma ve hak kazanımı gerçekten çok kıymetli ve örnek teşkil etmektedir. İçişleri Bakanlığı’mızın arabuluculuğu ile işçi ve işveren arasında sağlanan mutabakat, sadece bir sektör için değil, ekonomik denge ve adil gelir dağılımı açısından da umut vericidir.

Bir ekonomist gözüyle açık konuşalım:

Yazının Devamı

Sistem seni nasıl soyar

Bir ihtiyacınız olduğunda bankaya gidiyorsunuz ve “1 milyon TL kredi alabilir miyim?” diyorsunuz. Görevli birkaç tuşa basıyor ve para hesabınıza takkadanak düşüyor! Peki kimden gelen para size verildi? Size borç veren banka mı yoksa başka bir mevduat sahibi mi? Yoksa devlet mi? Ama aslında hiçbiri değil! Çünkü o para çoğu zaman başkasının cebinden çıkmıyor… adeta yeniden basılıyor!

Ben bir mühendis olarak dakikasında proje bitiremem, bir doktor anında bir hastayı iyi edemez, bir öğretmen hemencecik bir konuyu anlatamaz öğrencisine, bir maden işçisi saniyesinde kömürü çıkaramaz madenden. Bunların tümü zaman ve emek isteyen şeyler. Üretimi hem zaman hem de emek açısından zordur, zahmetlidir, alın teri dökersiniz, helal kazanç elde edersiniz. Peki bankalar para üretirken neden bir tuşla dakikasında üretiyor? Ninja mısınız siz?

Ekonomiyi anlamak istiyorsak, önce merkez bankası da dahil olmak üzere tüm bu bankacılık sisteminin “gizli üretim sürecini” anlamak zorundayız.

Yazının Devamı

Sosyalizm mi, liberalizm mi yoksa cehaletizm mi?

Geçenlerde bir grup ekonomistin bir konuyu çok sert şekilde tartıştığına şahit olmuştum. Bir dinleyeyim dedim. Cehalet ve körü körüne bağlanmış bir grup insan tartışıyormuş sadece. Bir X konusunu savunan kişilerin sanki dini olmuş gibi körü körüne ama aslında savunduğu şeyi pek de bilmeden savunduğunu izledim. Ekonomi modelleri üzerine yapılan tartışmalar bazen kahve muhabbetine dönüyor evet ama bu artık cehaletizmin yükselişi olmuş.

Biri liberal yani “serbest piyasacı”, diğeri sosyalizm yani “devlet her şeyi yapsıncı”. Akıl almaz bir kapışma, tartışma yapıyorlar. Ama ne nedir bilmiyorlar.

Ama durun… mesele bu kadar basit mi? Hayır sadece bir asır öncesinin siyasi çekişmesinin yankılarını duyuyoruz.

Yazının Devamı

Acele etme

Birkaç gün önce piyasalar ABD-İran-İsrail ateşkesi ile “bugün sakinim” demişti ama ben yazımı bitiremeden savaş tekrar alevlendi! Şaka gibi mi? Trump var neden şaşırıyorsunuz ki! Maalesef işin içinde Trump varsa piyasa sürprizlerle dolu ve sabırsızları er-geç bile değil hemen cezalandıran bir piyasa oldu.

“Piyasada hız kazanan değil, sabır kazanan kazanır!”

Son günlerde Hürmüz Boğazı’na dair haberler umut vericiydi. Ben bu yazıya başlarken de zaten hava sakindi… ama ben bu yazıyı bitirene kadar yeniden gerilim tırmandı. İşte tam da bu yüzden ben köşe yazısı yazarken acele etmeliyim belki ama siz yatırım kararlarınızda sakın ACELE ETMEYİN!

Yazının Devamı

İş dünyasında emeklemek

Ekonomimiz 2015’ten beri hırçın bir okyanus gibi adeta, dalgası sakin gibi görünüyor ama ard arda vuran dalgalar iş dünyasını öldürmese de sürüklüyor. Başımıza bir uzaylı istilası gelmedi. Son yıllarda ise bu okyanus biraz daha sertleşti; üstelik herkes aynı anda aynı yerden şikâyet ediyor: “Neden işler yürümüyor?” Belki de sorun, yürümemek değil; birbirimizi gerçekten bulamamaktadır. Saçma bir şaka gibi ama gerçek bir örnek: bazen aynı ülkede iki firma, aynı ürünü biri ihraç ederken diğeri ithal ediyor.

Ekonomi; savaşlar, pandemi sonrası kırılmalar, yüksek enflasyon ve para politikalarındaki yanlış politik hamleler ile ciddi bir stres testinden geçiyor. Bu durum sadece makro verilerde değil, günlük hayatın her katmanında hissediliyor. İş arayan genç, eleman arayan firma, kur baskısı yaşayan ihracatçı… herkes aynı tabloda farklı bir pencereden çığlık atıyor.

Ancak burada kritik bir ayrım var: Sorun sadece kaynak eksikliği değil, aynı zamanda “eşleşme sorunu”. Yani iş dünyasında arz ve talep var ama birbirini bulamıyor.

Yazının Devamı

Hürmüz neden kapatılamaz

Hürmüz boğazını bir masaya yatıralım… Kapanırsa neden sadece gemiler değil de dünyadaki dengeler de kilitleniyor?

Dünyanın en kritik dar geçitlerinden biri! Hürmüz Boğazı… Kimi zaman haritada ince önemsiz bir geçit gibi görünür; ama etkisi, küresel ekonominin atar damarlarından biri kadar hayati. Peki neden bu kadar kritik? Neden “kapatılamıyor”?

Gelin meseleyi sadece petrol değil, çok daha derin bir ekonomik perspektifle inceleyelim…

Yazının Devamı

Kimse görmeden

“Seçim mi geliyor?” sorusu artık acabalardan çıkıp ekonominin merkezine oturmuş durumda! Hatta öyle ki bazı grafiklere bakınca insanın aklına şu geliyor: Bu grafikler seçim takvimi mi çiziyor yoksa ekonomi mi? Son yazımdan bu yana bilerek sustum. Çünkü bazı gelişmelerin “olgunlaşmasını” bekledim. Acele yorum, yanlış ekonomi demektir. Şimdi ise tablo biraz daha netleşti sayılır. Hükümet sessizce seçime hazırlanıyor gibi.

İki kritik başlık vardı ve ikisi de ekonominin kaderini doğrudan etkiliyor:

İlkine bakalım… Beklenen senaryo büyük ölçüde gerçekleşti. Savaş kontrollü ilerledi. Ancak büyüme ihtimali hâlâ sistemin içinde bir “risk primi” olarak duruyor. Eğer bu savaş genişleseydi, maliyeti özellikle ABD açısından sürdürülemez olabilirdi. Çünkü ABD, klasik bir devlet gibi değil; ciddi anlamda sermaye merkezli bir yapı gibi yönetiliyor.

Yazının Devamı

Yurtta sulh cihanda sulh

Tam bir ay önce İran, ABD arasında müzakereler sürerken bir anda ortalık karıştı. Bazılarımız “banane” dedi ama piyasalar da karışınca homurdanmalar başladı. Petrol fiyatı artmış, altın dalgalanıyor, piyasalar karışık. “Ne oldu yine?” diyorsunuz. Cevap basit ama rahatsız edici: Dünya karıştıysa, ekonomi zaten çoktan etkilenmiştir! Bazen bir yolu sapmış füzenin gölgesi ekonomileri karanlığa gömüverir.

Yaklaşık bir ay önce başlayan İsrail-İran-ABD gerilimi, yalnızca askeri bir çatışma olarak okunmamalıdır. Bu sürecin arka planı, 1970’li yıllara kadar uzanan jeopolitik ve ekonomik rekabetin bir sonucu aslında. İran’ın devrim sonrası ekonomik ve askeri olarak batıdan kopuk olması, ABD ve İsrail tarafından uzun vadeli bir tehdit olarak konumlandırılmıştır. Günümüze gelinceye kadar da her iki taraf da bu savaşın ergeç geleceğini sezip hazırlıklarını yapıyordu elbette. Hatırlayın İran’a karşı yapılan ekonomik ambargoları, nedeni neydi sizce?

Savaş deli Trump yönetimi ile beraber kapıyı çaldı. Ancak Trump yönetiminin beklediğinin aksine, savaş yalnızca cephede değil, toplumların içinde de kırılmalar oluşturdu. Tel Aviv’de Netanyahu karşıtı protestolar, ABD’de “No King” sloganlarıyla yükselen halk tepkisi, ekonomik maliyetlerin siyasal sonuçlarını açıkça ortaya koydu. Kibirliler cephesi kaybediyor gibi.

Yazının Devamı

Hayırlı bayramlar

Değerli okurlarım, hepinizin Ramazan Bayramı ve cuma günü mübarek olsun… Bir ay boyunca nefsi terbiye ettik, şimdi sıra parayı terbiye etmeye mi geldi dersiniz? Ramazan’a hafif bir hüzünle veda ederken bayramın coşkusunu da içimizde yaşıyoruz. Ancak bu bayram yazısında sadece tebessüm değil; fark edilmesi gereken bazı gerçekleri de birlikte konuşalım istiyorum. Çünkü bayram; sadece şeker yemeyelim ve aynı zamanda muhasebe yapalım. Hem vicdanın hem ekonominin muhasebesi!

Bugün hem Türkiye’de hem dünyada ciddi sınamalarla karşı karşıyayız. Enflasyon, hukuk, eğitim gibi başlıklar gündemimizin merkezinde. Küresel ölçekte ise siyasi gerilimler, savaşlar, Epstein sapkınlıkları, yapay zeka güç savaşları ve etik dışı ekonomik düzenler dikkat çekiyor. Yapay zekâ devrimiyle bazı mesleklerin kaybolacağı konuşulurken, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderek derinleşiyor.

Tarih bize şunu tekrar ede ede açıkça gösteriyor ki hiçbir düzen sonsuz değil. Moğollar, Roma, Osmanlı, İngiliz İmparatorluğu… Hepsi zirveyi gördü, sonra geriledi, küçüldü, hatta bazıları da çöktü. İyi veya kötü her şeyin mutlaka bir sonu vardır. Bugün yaşanan ekonomik dengesizlikler de emin olun ki kalıcı değiller. Ancak bu geçiş dönemleri sancılı olur. Önemli olan, bu süreci doğru okuyabilmek ve hazırlıklı olmaktır.

Yazının Devamı