İyiliğin de denetimi olur!

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

İnsani yardım, insanlığın en güzel refleksi. Bir deprem olur, enkazın başında bir el uzanır; sel gelir, bir battaniye paylaşılır; savaş çıkar, bir çocuk için bir lokma ekmek yola düşer. 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, tam da bu nedenle yalnızca yardım edenleri alkışlama günü değil, yardımın nasıl yapıldığını da sorgulama günü.

Birleşmiş Milletler, 19 Ağustos’u 2003’te Bağdat’taki saldırıda hayatını kaybeden insani yardım çalışanlarını anmak amacıyla Dünya İnsani Yardım Günü ilan etti. Bugün bu gün; AFAD’dan Kızılay’a, Birleşmiş Milletler kuruluşlarından uluslararası yardım örgütlerine, yerel derneklerden gönüllü topluluklara kadar geniş bir dayanışma ağını hatırlatıyor.

Türkiye ise bu dayanışmanın ne anlama geldiğini en ağır biçimde 6 Şubat depremlerinde gördü. Devlet kurumlarıyla birlikte binlerce gönüllü, dernek ve vakıf sahaya koştu. Kimi arama-kurtarmaya destek verdi, kimi sıcak yemek dağıttı, kimi çadır, giysi, hijyen malzemesi ulaştırdı. Günlerce uykusuz çalışan gönüllüler, felaketin ortasında insanlığın hâlâ ayakta olduğunu gösterdi. Fakat tam burada küçük, hatta vicdanen büyük bir soru sormamız gerekiyor: Yardım etmek kadar, yardımı kime teslim ettiğimiz de önemli değil mi?

Son günlerde kamuoyuna yansıyan, adı açıkça anılmadan bile tartışmanın yönünü belli eden bazı gelişmeler, bağış yapan vatandaşın dikkatli olması gerektiğini yeniden hatırlattı. Çünkü afet anında duygu yükselir, denetim ihtiyacı ise çoğu zaman geriye itilir. Oysa yardımın kutsallığı, hesabının sorulmayacağı anlamına gelmez.

Bir derneğe ya da vakfa bağış yaparken izin ve yetki durumuna, faaliyetlerine, mali şeffaflığına ve bağışın nereye aktarıldığına bakmak artık vicdani bir sorumluluk. Türkiye’de yardım toplama faaliyetlerine ilişkin yetki ve denetim mekanizmaları bulunuyor; İçişleri Bakanlığı ve ilgili kamu birimleri bu süreçte görev üstleniyor. Vatandaş da e-Devlet üzerinden yardım toplama yetkisini sorgulayabiliyor.

Üstelik gönüllülük yalnızca afet günlerinde hatırlanacak bir kavram değil. Asıl başarı, kriz gelmeden hazırlık yapabilmekte; gönüllüyü eğitmekte, lojistiği planlamakta, kaynakları doğru yerde tutmakta ve afet sonrasında mağdurun elini aylarca bırakmamakta. Deprem bittiğinde kameralar gider; ihtiyaç ise çoğu zaman yıllarca sürer. İşte gerçek insani yardım, alkışın sustuğu yerde devam edendir. Bu nedenle kuruluşların düzenli raporlama yapması, bağışçıya açık bilgi sunması ve kamu denetiminin etkin işlemesi, toplumun güvenini korumak açısından vazgeçilmez. Denetim, iyiliğin düşmanı değil; iyiliğin sigortası.

Temennim odur ki bir sonraki afette yine herkes elini taşın altına koysun; fakat o ellerin taşıdığı her yardım, sahibine şeffaf, güvenilir ve eksiksiz ulaşsın. Dünya İnsani Yardım Günü’nde dileğimiz basit: İnsanlığımız çoğalsın, ama şüphemiz değil; iyilik büyüsün, güven de onunla birlikte büyüsün.