Gökyüzüne bakan değil, gökyüzünü yazan millet!
Bazı başarılar alkışlanır, bazıları ise insanın göğsünü kabartır. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'nin (TUSAŞ) son yıllarda attığı her adım, işte tam da böyle bir duygu yaşatıyor. Çünkü bu başarı; yalnızca bir fabrikanın ya da birkaç mühendisin başarısı değil, yıllarca "Yapamazsınız." denilen bir milletin, "İşte yaptık!" diyerek dünyaya verdiği en güçlü cevap.
Bu hikâye dün başlamadı. Temelleri 1973 yılında atılan, 1984 yılında yeniden yapılandırılan TUSAŞ, bugün Türkiye'nin teknoloji üreten en önemli kuruluşlarından biri hâline geldi. Bir zamanlar gökyüzüne başkalarının kanatlarıyla çıkmaya çalışan bir ülke, bugün kendi kanatlarını tasarlıyor, kendi imkânlarıyla üretiyor. Üstelik ortaya koyduğu projeler, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın da dikkatini çekiyor. Adlarını duydukça bile insan heyecanlanıyor:
KAAN… Beşinci nesil millî savaş uçağı.
HÜRJET… Geleceğin pilotlarını yetiştiren jet eğitim uçağı.
HÜRKUŞ… Eğitimden hafif taarruza kadar geniş görev yelpazesine sahip yerli hava aracı.
ANKA… Sınırlarımızın sessiz ama daima dikkatli bekçisi.
ATAK-II… Gücün, caydırıcılığın ve yüksek teknolojinin yeni simgesi.
Bunlar yalnızca birer uçak ya da helikopter değil. Bunlar; Türk aklının, Türk mühendisliğinin ve Türk işçisinin ortak emeğinin gökyüzündeki karşılığı.
Bugün TUSAŞ'ta on binlerce insan görev yapıyor. Her yeni proje, yüzlerce gence umut, binlerce aileye ise yeni bir geçim kapısı oluyor. Mühendisinden teknisyenine, kaynak ustasından yazılım geliştiricisine kadar herkes aynı hedef doğrultusunda emek veriyor. Belki de bu başarının en güzel yanı, ortak bir hayalin milyonlarca insan tarafından sahipleniliyor olması.
Yıllarca haksız yere küçümsenen meslek liseleri de yeniden hak ettiği değeri görmeye başladı. Gençler artık yalnızca masa başı meslekleri değil; üretmeyi, tasarlamayı ve teknolojinin merkezinde yer almayı hedefliyor. Çünkü artık biliyorlar ki güçlü ülkeler tüketerek değil, üreterek büyür.
Geçtiğimiz günlerde NATO platformunda sergilenen yerli savunma sanayii projeleri de bunun en somut göstergelerinden biri oldu. Bir zamanlar teknolojiyi dışarıdan satın alan Türkiye, bugün kendi teknolojisini geliştiren, ürünlerini dünyaya tanıtan ve ilgiyle takip edilen bir ülke konumuna yükseldi.
İşte asıl gurur da burada başlıyor. Çünkü mesele yalnızca uçak yapmak değil. Mesele, bir milletin özgüvenini yeniden inşa edebilmek. Mesele, çocuklara "Sen de yapabilirsin." diyebilmek. Mesele, gökyüzüne sadece bakan değil, gökyüzüne imzasını atan bir ülke olabilmek.
İnanıyorum ki bu toprakların çocukları üretmeye, çalışmaya ve hayal kurmaya devam ettiği sürece, gökyüzünde dalgalanan yalnızca uçaklarımız değil; bağımsızlığımızın, azmimizin ve geleceğe olan inancımızın kanatları da olacak.