O gece tanklar yürüdü, millet tarih yazdı...

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

15 Temmuz 2016'da yalnızca bir darbe girişimi yaşanmadı; devletin kurumları, demokrasinin dayanıklılığı ve milletin iradesi aynı anda ağır bir sınavdan geçti. Gecenin ilerleyen saatlerinde köprülerin kapatılması, savaş uçaklarının alçak uçuş yapması ve kamu kurumlarının hedef alınması, Türkiye'nin hafızasında derin izler bıraktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı "Meydanlara çıkın." çağrısı, o gecenin en belirleyici dönüm noktalarından biri oldu. Bu çağrıya yalnızca belirli bir siyasi görüşe sahip vatandaşlar değil, farklı düşüncelerden çok sayıda insan da karşılık verdi. Kimi elinde yalnızca Türk bayrağıyla, kimi ise hiçbir koruması olmadan sokaklara çıktı. Tankların karşısına bedenini siper eden insanlar, canlarını hiçe sayarak ülkenin geleceğine sahip çıkmaya çalıştı.

O gece âdeta küçük bir kıyamet yaşanıyordu. Jetlerin gürültüsü selalara karışırken, halk hem korkuyu hem de vatanını savunmanın onurunu aynı anda yaşadı. Mücadele zordu; ancak kazanılabileceğine dair inanç hiç kaybolmadı. O gece verilen mücadelede hayatını kaybedenler ve yaralananlar, milletin ortak hafızasında silinmeyecek bir yer edindi.

Ancak böylesine büyük kırılmalar yalnızca kahramanlık hikâyeleriyle değil, çıkarılması gereken derslerle de hatırlanmalı. Devletin en kritik kurumlarına kadar sızabilen bir yapılanmanın yıllar boyunca nasıl fark edilemediği, hangi ihmallerin buna zemin hazırladığı ve benzer tehditlerin yeniden yaşanmaması için hangi tedbirlerin alınması gerektiği, aynı ciddiyetle değerlendirilmeli.

Demokrasiyi korumanın yolu, yalnızca kriz anlarında gösterilen cesaretten değil; hukuk devleti ilkelerinin, şeffaflığın, liyakatin ve güçlü kurumların sürekli yaşatılmasından geçer.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye'nin o geceden sonra güvenlik, kamu yönetimi ve devlet yapılanması açısından önemli değişimler yaşadığı görülmekte. Kimi uygulamalar toplumun geniş kesimlerince gerekli bulunurken, kimileri ise hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler ile denge-denetim mekanizmaları açısından tartışılmaya devam etmekte. Sağlıklı demokrasiler, bu tartışmaları özgürce ve olgunlukla yapabilen toplumlar.

15 Temmuz bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Demokrasiyi ayakta tutan yalnızca kanunlar değil; gerektiğinde canını ortaya koyacak bir milletin varlığı. Ancak aynı demokrasi, bir daha böylesine karanlık gecelerin yaşanmaması için hukukun üstünlüğünü, liyakati, şeffaflığı ve hesap verebilirliği daima canlı tutmak zorunda.

Bir ülkeyi yıkmaya bazen birkaç tank yeter; onu yeniden ayağa kaldırmaya ise ancak vicdanı diri, hafızası güçlü ve iradesi sarsılmaz bir millet yeter. Unutulan darbeler yeniden denenebilir; unutulmayan milletler ise tarihin yönünü değiştirmeye devam eder.