Şampiyonluğun yanında insanlıkta kazandı
Futbol, doksan dakikalık bir oyundan ibaret olsaydı, belki de milyonlar ekran başında gözyaşı dökmez, sevinç çığlıkları atmazdı. Çünkü futbol, bazen milletlerin karakterini, bazen de insanlığın ortak vicdanını yansıtan büyük bir ayna. Bu nedenle, bir şampiyonluk yalnızca spor sayfalarının konusu değil; aynı zamanda vicdanın, dayanışmanın ve insani duruşun da konuşulduğu bir mesele hâline gelebilir.
İspanya'nın elde ettiği son şampiyonluk da tam olarak böyle bir anlam taşıdı. Türkiye'de milyonlarca insanın gönlünün İspanya'dan yana olmasının nedeni yalnızca sahadaki estetik futbol anlayışı değildi. Bunun arkasında, son yıllarda Filistin konusunda sergilenen tutum da önemli bir etken olarak öne çıktı.
İspanya'da hükümet yetkililerinden belediyelere, üniversitelerden sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kesimin Filistin'de yaşanan insani trajedi karşısında ses yükseltmesi, Türkiye'de de dikkatle takip edildi. Özellikle Filistin Devleti'nin tanınmasına yönelik diplomatik adımlar ve sivillerin korunmasına ilişkin yapılan açıklamalar, iki halk arasında duygusal bir yakınlık oluşmasına katkı sağladı.
Elbette futbolla dış politikayı aynı kefeye koymak doğru değil. Ancak insan, destek verdiği takımda bazen kendi değerlerini de görmek ister. Tribünlerde dalgalanan bayraklar kadar, adalet ve merhamet çağrıları da insanların hafızasında yer eder. Bu nedenle birçok Türk vatandaşının finalde İspanya'nın başarısını istemesi, yalnızca sportif bir tercih olarak değerlendirilemez; aynı zamanda insani değerlere duyulan saygının da bir yansıması.
Şampiyonluk tesadüf değil. Disiplin, planlama, sabır ve güçlü bir ekip ruhu ister. İspanya, yıllardır altyapıya yaptığı yatırımların, yetiştirdiği genç yeteneklerin ve oluşturduğu futbol kültürünün karşılığını bir kez daha aldı. Ancak kupayı değerli kılan yalnızca havaya kaldırıldığı an değil. Kupaya asıl anlam kazandıran, o başarıyı elde eden ülkenin dünya kamuoyunda bıraktığı iz.
Bugün dünya teknoloji alanında büyük ilerlemeler kaydediyor olabilir; ancak vicdan sınavında hâlâ önemli eksiklikler yaşandığı da bir gerçek. Güçlünün haklı sayıldığı bir düzende, mazlumun yanında durabilmek her devletin cesaret edebileceği bir tavır değil. Bu yüzden bazı ülkeler kazandıkları kupalarla, bazıları ise sessizlikleriyle hatırlanır.
Belki yarın başka bir ülke şampiyon olacak, başka bir takım kupayı havaya kaldıracak. Ancak insanların hafızasında kalıcı olan, çoğu zaman skor tabelaları değil; zor zamanlarda kimin hangi tarafta durduğu.
Tarih kupaları müzelere koyar; vicdanı ise insanların kalbine yazar. Bir gün madalyalar kararır, kupalar tozlanır, tribünlerin sesi diner… Ama mazlumun yanında duranların adı, insanlığın ortak hafızasında yaşamaya devam eder. İşte gerçek şampiyonluk da, yalnızca sahada kazanılan değil; vicdanlarda yer edinen olur.