İsviçre'nin "Sıfır Hat" deneyi ve bizim bitmeyen yolculuğumuz

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

İsviçre'de ilginç bir uygulama başlatılmış. Baden ve Wettingen şehirlerinde "Sıfır Hat" adı verilen bir otobüs seferi düzenleniyor. Bu otobüsün belirli bir güzergâhı yok, son durağı yok, yolcuların önceden bildiği bir varış noktası da yok. İnsanlar durağa geliyor, otobüse biniyor ve nereye gideceklerini bilmeden yola çıkıyorlar.

Projenin amacı da oldukça ilginç. Günlük hayatın rutinlerinden sıkılan insanları birkaç saatliğine alışkanlıklarının dışına çıkarmak, kontrol duygusunu bırakmalarını sağlamak ve bilinmeyene doğru küçük bir macera yaşamalarına imkân vermek. Üstelik uygulama beklenenden çok daha fazla ilgi görmüş. Eğer başarılı bulunursa başka İsviçre şehirlerine de yayılması düşünülüyormuş.

Haberi okuyunca İsviçreliler adına sevindim. Kendi adımıza da şükrettim.

Çünkü Allah'a çok şükür, bizim böyle şeylere ihtiyacımız yok.

İsviçrelilerin özel projeler geliştirerek ulaşmaya çalıştıkları noktaya biz zaten yıllardır ulaşmış durumdayız. Onlar birkaç saatliğine nereye gideceğini bilmedikleri bir otobüse binerek hayatlarına heyecan katmaya çalışıyorlar. Biz ise deneysel olmayan otobüslere binerek bunu hayat tarzına dönüştürmüş gibiyiz.

Üstelik onların sistemi oldukça zahmetli görünüyor. Oturup proje geliştiriyorlar. Sanatçılar düşünüyor, belediyeler plan yapıyor, bütçeler hazırlanıyor. Sonra insanlar bilinmeyene doğru kısa bir yolculuğa çıkıyor. Bizde ise işler daha pratik. Belirsizlik çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde zaten mevcut. Yarın ne olacak, önümüzdeki ay hangi gündemle karşılaşacağız, hangi konu bir anda ülkenin birinci meselesi hâline gelecek, hangi karar alınacak? Bu soruların kesin cevaplarını bilenlerin sayısı zaten oldukça sınırlı.

Fakat İsviçreliler ile aramızda önemli bir fark var. Onların güvenli rutinleri bulunuyor. Hayatları büyük ölçüde öngörülebilir şekilde ilerliyor. İnsanlar gelecek ayı, gelecek yılı hatta daha uzun vadeleri planlayabiliyor. Sonra bir gün canları sıkılıyor ve "Acaba biraz farklı bir şey mi yapsak?" diye düşünüyorlar. İşte tam o noktada Sıfır Hat gibi fikirler ortaya çıkıyor.

Çünkü rutinden uzaklaşmak onlar için bir tercih. Üstelik rutinden uzaklaşırken bile güvendeler. Otobüsün nereye gittiğini bilmiyorlar ama ülkenin nereye gittiğine dair genel bir fikirleri var. Birkaç saatlik bilinmezlik, hayatın geri kalanındaki öngörülebilirliğin üzerine eklenmiş küçük bir macera niteliği taşıyor.

Bizde ise bazen durum biraz farklı yaşanıyor. Biz çoğu zaman macera aramıyoruz. Macera bizi bulma konusunda oldukça başarılı davranıyor. Bu yüzden bilinmeyene duyulan merak ile bilinmeyenden duyulan yorgunluk arasındaki çizgi zaman zaman bulanıklaşıyor. İsviçrelilerin eğlenmek için yaptıkları şey, bize bazen günlük hayatın sıradan bir parçası gibi görünebiliyor.

Aslında bizim sistemimizin en güçlü yanı başka bir yerde. Bizim adımıza düşünen insanlar var. Bu gerçekten büyük bir konfor sağlıyor. Ekonomiyi onlar düşünüyor. Eğitimi onlar düşünüyor. Dış politikayı onlar düşünüyor. Hukuku onlar düşünüyor. Bazen neyi konuşacağımıza, neye sevineceğimize, neye üzüleceğimize dair gündemler de onlar tarafından belirleniyor.

Bunun sağladığı rahatlığı küçümsememek gerekir. Düşünmek emek ister. Sorumluluk yükler. Tercih yapmak risk doğurur. Karar vermek ise zaman zaman insanı huzursuz eder. Oysa başkaları düşündüğünde işler kolaylaşır. Doğru çıkarsa hep birlikte gururlanırız. Yanlış çıkarsa da sorumluluğu paylaşacak birilerini bulmak daha kolay olur. Böylece yükümüz hafifler.

Hatta öyle hafifler ki rutin bile bizi yormamaya başlar. Aynı tartışmaları yıllarca dinleyebiliriz. Aynı siyasi sloganları farklı afişlerle yeniden görebiliriz. Aynı ekonomik sorunların yeni isimlerle anlatılmasına alışabiliriz. Aynı kutuplaşmaları farklı başlıklar altında tekrar yaşayabiliriz. İnsan her şeye alışıyor. Belirsizliğe de alışıyor, tekrara da alışıyor, sürekli değişen gündemlere de alışıyor.

İsviçre'deki yolcular otobüsün nereye gittiğini öğrenmeye çalışıyor. Birbirleriyle konuşuyor, sorular soruyor, tahminler yürütüyor ve yolculuğun anlamını birlikte keşfetmeye çalışıyorlar. Doğrusu burada İsviçrelilere de haksızlık etmemek lazım. Onlar da otobüsün güzergâhını merak ediyorlar ama projeyi kimin tasarladığını, bu fikrin arkasındaki insanların neyi amaçladığını veya onların kafasındaki nihai rotanın ne olduğunu pek tartışmıyorlar. Demek ki direksiyondakilere güvenme eğilimi sadece bize özgü değil. İnsanlık olarak bu konuda ortak bir zaafımız var.

Ancak arada önemli bir fark bulunuyor. İsviçreliler güvenli ve öngörülebilir bir düzenin içinde, birkaç saatliğine kontrolü bırakmayı eğlenceli buluyorlar. Biz ise zaman zaman kontrolü bırakmayı o kadar uzun süredir bir alışkanlık hâline getiriyoruz ki direksiyonun kimde olduğunu, güzergâhın ne zaman değiştiğini ve yolculuğun hangi aşamasında bulunduğumuzu konuşmayı bile gereksiz görebiliyoruz. Onlarınki birkaç saatlik bir sanat projesi, bizimkisi ise zaman zaman siyasal kültürün çalışma yöntemine dönüşebiliyor.

Belki de İsviçre'deki deneyin asıl düşündürdüğü nokta burasıdır. Bir toplum için merak duygusunu korumak önemlidir. Yolculuğun yönünü sorgulamak, rotayı öğrenmek istemek, bazen direksiyona ve haritaya bakmak da vatandaşlığın doğal bir parçasıdır. Elbette herkes her şeyi bilemez. Her kararı herkes veremez. Modern devletler böyle işlemez. Ama en azından otobüse binerken nereye gitmek istediğimizi konuşabiliriz.

İsviçre'deki Sıfır Hat başarılı olursa başka şehirlere yayılacakmış. Bizim model ise uzun zamandır ülke genelinde uygulanıyor gibi görünüyor. Aradaki fark oldukça basit. Onlar birkaç saatliğine bilinmeyene gitmeyi seçiyorlar. Biz ise bazen bilinmeyeni o kadar uzun süredir yaşıyoruz ki bunun bir tercih mi yoksa alışkanlık mı olduğunu ayırt etmekte zorlanıyoruz.

Bir toplum için en büyük risk nereye gittiğini bilmemek değildir. Nereye gittiğini merak etmeyi bırakmaktır. Çünkü merak ortadan kalktığında, otobüsün rotası da şoförü de yolcuların iradesi de görünmez hâle gelir. Geriye sadece yolculuğun kendisi kalır. İnsan bir süre sonra nereye gittiğini unutabilir. Ama daha önemlisi, başka bir yere gitmenin mümkün olduğunu da unutabilir. Bu da herhâlde, birkaç saatlik deneysel bir otobüs yolculuğundan çok daha ilginç ve çok daha düşündürücü bir hikâyedir.