İtirazın çelişkisi ya da bir eleveriş

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Ahmet Türk’ün son açıklamalarında kullandığı “Kürdistan’ın takımı” ve “Kürdistani ruh” ifadeleri, Türkiye’de yıllardır süren kimlik tartışmalarının belki de en kritik çelişkisini yeniden görünür hâle getirdi. Çünkü bu açıklamalar yalnızca bir siyasi pozisyonu değil, aynı zamanda uzun yıllardır dile getirilen itirazların kendi içinde nasıl çözüldüğünü de ortaya koyuyor.

Türkiye’de etnik kimlik merkezli siyasetin en temel eleştirisi, Cumhuriyet’in ortak aidiyet üretme biçimine yöneltilmişti. “Türk” kimliği üzerinden kurulan siyasal ve toplumsal birliktelik modelinin dışlayıcı olduğu, farklı kimlikleri bastırdığı ve herkesi tek bir üst kimlik altında eritmeye çalıştığı söylendi. Bu eleştiri yıllarca “çoğulculuk”, “eşit yurttaşlık”, “bir arada yaşam” ve “barış” kavramlarıyla meşrulaştırıldı.

Ancak bugün gelinen noktada ortaya çıkan tablo, meselenin gerçekten ortak üst kimlik fikrine mi itiraz edildiği yoksa o kimliğin “Türk” olmasıyla mı ilgili olduğu sorusunu kaçınılmaz hâle getiriyor.

Çünkü Ahmet Türk’ün kullandığı “Kürdistani” kavramı tam olarak yeni bir üst aidiyet tanımıdır.

Üstelik bu aidiyet yalnızca Kürtleri değil; Süryani, Arap, Ermeni gibi farklı toplulukları da içine alan geniş bir siyasal-kültürel çerçeve olarak tarif edilmektedir. Yani eleştirilen modelin kendisi reddedilmemekte, yalnızca merkezin değişmesi talep edilmektedir. Dün “Türk kimliği altında eritilmek” olarak sunulan şey, bugün başka bir merkez etrafında yeniden kurulurken sorun olmaktan çıkmaktadır.

Asıl çarpıcı olan budur.

Çünkü eğer mesele gerçekten farklılıkların korunması ve çoğulculuk olsaydı, yeni bir üst kimlik üretme ihtiyacı doğmazdı. Oysa “Kürdistani ruh” ifadesi tam tersine yeni bir siyasal merkez inşasını tarif ediyor. Bu merkez, farklı toplulukları kapsadığını söylese de onları kendi tarihsel ve siyasal ekseni içinde tanımlıyor. Böylece yıllarca eleştirilen yaklaşımın benzeri, yalnızca farklı bir kimlik adına yeniden üretilmiş oluyor.

Bu nedenle Ahmet Türk’ün açıklamaları, yalnızca politik bir söylem değil; aynı zamanda uzun yıllardır kurulan itiraz dilinin sınırlarını açığa çıkaran bir itiraftır.

Çünkü burada artık “kimliksiz ortak yaşam” savunulmuyor. Tam tersine, alternatif bir üst kimlik inşa ediliyor. Sorun olarak gösterilen şeyin “üst kimlik üretmek” olmadığı, o üst kimliğin hangi tarihsel merkeze dayanacağı olduğu net biçimde ortaya çıkıyor.

Bu durumun en görünür taşıyıcısı ise Amed Sportif Faaliyetler Kulübü oluyor.

Amedspor uzun süredir yalnızca bir spor kulübü olarak sunulmuyor. Kulübe yüklenen anlam, sportif rekabetin çok ötesine geçmiş durumda. Takım artık bir şehrin temsilcisi olmaktan çok, belirli bir siyasal aidiyetin sembolü olarak konumlandırılıyor. Ahmet Türk’ün “Kürdistan’ın takımı” ifadesi de bunu açık biçimde teyit ediyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bu sembolleştirme çoğu zaman “kültürel görünürlük” başlığı altında savunuluyor. Oysa kullanılan dil yalnızca kültürel görünürlük dili değil. Doğrudan siyasal-toplumsal aidiyet dili.

“Kürdistani ruh” tam da bu yüzden önemli bir ifade.

Çünkü bu kavram, yalnızca etnik aidiyeti değil, ortak bir siyasal duygu alanını tarif ediyor. İnsanlara yalnızca “bir halkın parçası” değil, aynı zamanda belirli bir tarihsel-siyasal tasavvurun mensubu olma çağrısı yapıyor. Bu nedenle mesele artık kültürel haklar düzleminde kalmıyor; alternatif bir toplumsal merkez üretimine dönüşüyor.

Ve tam burada yıllardır kurulan söylem kendi içinde çatırdıyor.

Çünkü Türkiye’de resmi ideoloji eleştirisi yapılırken kullanılan temel argüman, devletin herkesi tek bir kimlik etrafında toplamak istemesiydi. Şimdi ise aynı yaklaşım başka bir adla yeniden üretiliyor. Üstelik bu kez daha romantizeedilmiş bir dille sunuluyor. “Birlikte yaşam”, “barış” ve “çoğulculuk” gibi kavramlar kullanılmasına rağmen ortaya çıkan şey, yine merkezî bir aidiyet üretme çabası oluyor.

Fark yalnızca merkezin adı.

Bu yüzden Ahmet Türk’ün açıklamaları sıradan bir politik çıkış değildir. Bu açıklamalar, yıllardır sürdürülen söylemin bilinçaltını görünür hâle getiriyor. Çünkü burada artık açık biçimde deniliyor ki: Sorun bir üst kimliğin varlığı değil; o üst kimliğin Türk kimliği etrafında kurulmuş olması.

Dolayısıyla “Kürdistani” kavramı, eleştirilen modelin alternatifi değil; başka bir versiyonudur.

Hatta belki daha dikkat çekici olan şey, bu yaklaşımın kendisini hâlâ “barış dili” içinde sunabilmesidir. Çünkü barış söylemi genellikle farklılıkların yan yana yaşaması fikrine dayanır. Oysa burada farklılıklar, yeni bir siyasal aidiyetin parçası hâline getirilerek tanımlanıyor. Bu ise nötr bir çoğulculuk değil; yeni bir merkez üretimidir.

Amedspor’un sembolleştirilmesi de tam olarak bu nedenle önemlidir. Çünkü spor burada yalnızca spor değildir. Kulüp üzerinden inşa edilen anlam, bir kimlik gösterisinin ötesinde, alternatif bir toplumsal tahayyülün taşıyıcısına dönüşmektedir. Ahmet Türk’ün ifadeleri bu durumu gizlemek yerine açığa çıkarmıştır.

Ve belki de ilk kez bu kadar net biçimde şu gerçek görünür olmuştur:
Yıllardır “dayatmacı üst kimlik” diye eleştirilen modele yönelik itiraz, aslında modelin kendisine değil; model üzerindeki hâkimiyetin kimde olduğuna yöneliktir.