Asıl hedef sadece CHP mi?
Türkiye’de artık hiçbir büyük hukuki karar yalnızca hukuk üretmiyor. Her kritik hamle aynı anda siyaseti, ekonomiyi, toplumsal psikolojiyi ve devletin güç gösterisini etkileyen çok katmanlı bir operasyona dönüşüyor. Bu yüzden “mutlak butlan” kararının neden tam da perşembe günü açıklandığı sorusu teknik değil, doğrudan siyasi bir sorudur.
Çünkü bugün Türkiye’de kararların içeriği kadar zamanlaması da iktidarın siyasal stratejisinin bir parçası haline gelmiş durumda.
Kararın açıklanmasının hemen ardından yaşanan tablo bunu açık biçimde gösterdi: Piyasalarda sert reaksiyon oluştu, sosyal medyada sistem krizi yorumları yayıldı, muhalefet çevrelerinde yeni bir siyasi müdahale tartışması başladı. İktidar cephesi ise çok kısa süre içinde “kontrol kaybı yok” görüntüsü üretmeye yöneldi. Ertesi gün ekranlarda verilen sakinleştirici mesajlar, kamu destekli ekonomik hamleler ve devlet refleksinin hızla devreye sokulması aslında tek bir şeyi gösteriyordu: Yönetim, kararın oluşturduğu psikolojik dalganın büyümesini istemiyordu.
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Eğer bu karar cuma günü açıklansaydı, Türkiye’nin önünde dokuz günlük uzun bir boşluk oluşacaktı. Resmî kurumların büyük ölçüde yavaşladığı, piyasaların kapandığı ama sosyal medyanın sürekli çalıştığı uzun bir siyasi koridor açılacaktı. Türkiye gibi yüksek tansiyonlu ülkelerde bazen olayın kendisinden çok, o olayın etrafında oluşan kontrolsüz tartışma atmosferi kriz üretir.
Çünkü uzun tatil boyunca tek bir soru büyüyecekti: “Sıradaki adım ne olacak?”
İnsanlar yalnızca hukuki kararı değil, onun arkasındaki siyasi niyeti konuşmaya başlayacaktı. CHP’ye yönelik daha büyük bir operasyon ihtimali, yeni kayyum tartışmaları, yerel yönetimlere uzanabilecek müdahaleler ve seçim sistemine dair endişeler gündemin merkezine yerleşecekti. Belirsizlik uzadıkça ekonomi de siyaset de aynı anda baskı altına girecekti.
Bu nedenle kararın perşembe günü açıklanması, büyük ihtimalle bilinçli bir zamanlama tercihiydi. İlk gün kontrollü şok yaşandı, ikinci gün devlet mekanizması devreye girerek “istikrar sürüyor” mesajı verdi. Böylece uzun tatil boyunca büyüyecek kontrolsüz bir psikolojik atmosferin önüne geçilmeye çalışıldı.
Çünkü günümüz siyasetinde iktidarlar artık yalnızca ülkeyi yönetmiyor; aynı zamanda toplumun hangi gündemi, ne kadar süreyle ve hangi ruh hali içinde konuşacağını da yönetmeye çalışıyor. Modern siyasetin en önemli araçlarından biri artık "zamanlama mühendisliği" haline geldi. Bir kararın cuma yerine perşembe açıklanması bazen yalnızca ekonomik kayıpları değil, siyasi psikolojiyi de belirliyor.
Ancak tartışmanın daha büyük kısmı şimdi başlıyor.
Eğer “mutlak butlan” yaklaşımı yalnızca teknik bir hukuki değerlendirme olmaktan çıkıp, CHP’nin kongre süreçlerini de tartışmalı hale getirecek biçimde genişlerse ortaya çok daha ağır siyasi sonuçlar çıkabilir. Çünkü mesele yalnızca parti yönetimiyle sınırlı kalmaz. Böyle bir tartışma, doğrudan yerel yönetimlerin meşruiyet alanına kadar uzanabilir.
Türkiye’de siyaset bazen hukuki sonuçlardan önce algısal sonuç üretir. Bir yapının doğrudan düşürülmesine gerek kalmadan, onun sürekli tartışmalı hale getirilmesi bile başlı başına bir siyasi operasyon etkisi yaratabilir. Eğer bir kongrenin meşruiyeti tartışmaya açılırsa, o kongrede alınan kararların siyasi ağırlığı da sorgulanmaya başlanır. Bu durumda doğal olarak belediye başkan adaylık süreçleri, parti organlarının aldığı kararlar ve delegasyon yapıları da siyasi tartışmanın içine çekilir.
Hukuken bunun sınırlarının ne olduğu ayrı bir mesele. Fakat Türkiye’de son yıllarda gördüğümüz tablo şu: Siyasi tartışma önce oluşturuluyor, ardından hukuk o tartışmanın içine dâhil ediliyor. Yani süreç çoğu zaman hukuki metinlerle değil, oluşturulan atmosferle ilerliyor.
Tam da bu yüzden mesele yalnızca CHP’nin iç meselesi olmaktan çıkabilir.
Çünkü bugün CHP listesinden seçilip daha sonra iktidar tarafına geçen bazı belediye başkanları da aynı siyasi organizasyon sürecinin ürünüdür. Eğer bir gün “o süreç baştan sorunluydu” tartışması büyütülürse, teorik olarak bu isimlerin geçmiş siyasi meşruiyet zemini bile tartışmanın içine çekilebilir. Bu ihtimalin pratikte gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden bağımsız olarak, böyle bir tartışmanın varlığı bile Türkiye siyasetinde büyük bir basınç üretmeye yeter.
Ve belki de bugün yaşananların en kritik tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
Mesele yalnızca bir mahkeme kararı değil. Mesele, Türkiye’de siyasetin hangi alanlara kadar yeniden dizayn edilebileceğinin test edilmesidir. Çünkü son yıllarda ülkede giderek daha görünür hale gelen yeni model şu şekilde işliyor: Önce siyasi tartışma oluşturuluyor, ardından toplumsal algı şekillendiriliyor, sonra hukuk bu atmosferin içine yerleştiriliyor ve en sonunda insanlar hukuki gerçekliği değil, oluşan siyasi iklimi konuşmaya başlıyor.
Bugün yaşanan süreç tam da bu nedenle sıradan bir hukuk tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Tartışılan şey artık yalnızca “mutlak butlan” değil; Türkiye’de siyasal sistemin sınırlarının ne kadar yeniden tanımlanabileceğidir.