Yazıcıoğlu dosyasında şimdi hangi sır perdesi aralanacak?
Ankara’da bir dosyanın yeniden açılması başka şeydir.
Adalet Bakanı’nın çıkıp,
“Artık cinayet diyebiliyoruz. Çok kuvvetli şüpheler var.”
demesi başka.
Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında bugün tam da böyle bir eşikteyiz.
17 yıl sonra…
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili artık “cinayet” nitelemesinin yapılabileceğini söyledi. Gürlek, olayda FETÖ ile bağlantılı eylemler bulunduğunu ve çok kuvvetli şüphelerin olduğunu belirterek soruşturmanın derinleşeceği mesajını verdi.
Bu açıklama, yıllardır konuşulan bir şüpheyi devletin soruşturma makamlarının gündeminde bambaşka bir noktaya taşıyor.
Ben de tam bu gelişmelerin ardından dönemin BBP Genel Başkan Yardımcısı, bugün Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ile konuştum.
Çayır’ın anlattıkları ile Gürlek’in açıklamaları yan yana gelince, dosyanın önünde yeni bir tablo beliriyor.
Ve bazı sorular artık daha yüksek sesle soruluyor.
“Artık cinayet diyebiliyoruz”
Bakan Gürlek’in sözünün altını çizmek gerekiyor.
“Çok kuvvetli şüpheler var.”
Bu, sıradan bir siyasi değerlendirme değil.
Bir Adalet Bakanı konuşuyor.
Üstelik soruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden yürütülüyor ve dosyada yeni operasyonlar yapılıyor.
Temmuz ayında Ankara merkezli 10 ilde 30 adrese operasyon düzenlendi. 29 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi, 25 kişi gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında FETÖ bağlantıları, örgütsel irtibatlar, ByLock yazışmaları ve Adil Öksüz bağlantısı gibi başlıkların da incelendiği açıklandı.
Yani dosya artık yalnızca “2009’daki helikopter kazası” başlığı altında yürümüyor.
Cinayet ihtimali ve örgütsel bağlantılar birlikte araştırılıyor.
İşte asıl kırılma burada.
Remzi Çayır ne anlatıyor?
Çayır’a doğrudan sordum:
“Sizce Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü mü?”
Cevabı net.
Dosyaya baktığında öldürüldüğünü gördüğünü ve kendisinin de bu kanaatte olduğunu söylüyor.
Ama Çayır’ın anlattıkları sadece bir kanaatten ibaret değil.
Radar kayıtlarından söz ediyor.
Jetlerden söz ediyor.
Görgü tanıklarından söz ediyor.
Arama-kurtarma sürecinden söz ediyor.
Bürokratik ihmallerden söz ediyor.
Ve dosyanın yalnızca FETÖ üzerinden açıklanamayacağını düşündüğünü söylüyor.
Şimdi bunların tamamı yeniden masada.
O jetler orada ne arıyordu?
Dosyanın en kritik sorularından biri bu.
Çayır’ın aktardığına göre helikopterin üzerinden jetler geçti.
Diyarbakır, Malatya ve Erzurum radarlarında yaklaşık üç dakikalık bir karartma olduğunu söylüyor.
İlk açıklamalarda radar kapsamı dışında kalma değerlendirmesi yapıldığını, daha sonra Erzurum radarına ilişkin farklı tespitler ortaya çıktığını anlatıyor.
Şimdi Ankara’nın cevaplaması gereken soru çok açık:
O jetler neden oradaydı?
Uçuş görevleri neydi?
Kim emir verdi?
Hangi rotayı izliyorlardı?
Helikopterle aynı bölgede ve aynı zaman diliminde bulunmalarının nedeni neydi?
Pilotlar ne anlatıyor?
Ve en önemlisi…
Radar kayıtları ne söylüyor?
Çünkü Gürlek’in “çok kuvvetli şüpheler var” dediği yerde, şüpheyi delile dönüştürecek olan tam da bu teknik kayıtlar.
“Bir jet helikopteri savurabilir”
Çayır, kaza-kırım uzmanlarının değerlendirmelerine de dikkat çekiyor.
Bir jetin helikopterin çok yakınından, yaklaşık 100-500 metre üzerinden geçmesi halinde oluşturacağı hava etkisinin helikopteri ciddi biçimde savurabileceği yönündeki uzman görüşlerini aktarıyor.
Bu teknik iddianın yeniden incelenmesi gerekiyor.
Çünkü eğer böyle bir etki gerçekten meydana geldiyse, helikopterin düşüş şekliyle birlikte değerlendirilmesi önemli.
Ama burada da gazeteciliğin temel kuralı değişmiyor:
İddia başka, kanıt başka.
Yeni soruşturmanın görevi de zaten bu.
İddiaları delillerle sınamak.
Köylüler jetleri gördü mü?
Çayır’ın anlattığı bir başka ayrıntı da Sisne ve Kızılöz köylerindeki vatandaşlar.
Bazı köylülerin jetleri gördüğünü, ardından kısa süre içinde patlama veya yüksek bir ses duyduklarını söylediğini aktarıyor.
Peki bu insanlar o tarihte nasıl dinlendi?
İfadeleri radar kayıtlarıyla karşılaştırıldı mı?
Olayın dakika dakika zaman çizelgesi çıkarıldı mı?
Kim neyi, hangi noktadan gördü?
Bu soruların cevabı önemli.
Çünkü 17 yıl sonra teknoloji değişti.
Arşivler var.
Radar kayıtları var.
Uçuş kayıtları var.
Telefon kayıtları var.
Ve bugün bütün bunları aynı zaman çizelgesinde buluşturmak mümkün.
Asıl büyük soru: Enkaz neden geç bulundu?
Yazıcıoğlu dosyasının en tartışmalı başlıklarından biri de arama-kurtarma süreci.
Çayır, enkazın yerleşim yerine yaklaşık 1,5-2 kilometre mesafede olduğunu söylüyor.
Köylüler enkazı buluyor.
Ardından özel askeri tim bölgeye ulaşıyor.
Karlı zemine rağmen yaklaşık 1,5 saatte olay yerine varılıyor.
O zaman şu soru kaçınılmaz:
Devlet bütün imkânlarını zamanında kullanmış olsaydı enkaz daha erken bulunabilir miydi?
Çayır, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile birlikte bulundukları süreçte Genelkurmay’dan yardım istenmesi konusunda bile bürokratik tereddütler yaşandığını anlatıyor.
Eğer bu anlatım belgelerle doğrulanırsa, arama-kurtarma sürecindeki sorumluluk zincirinin yeniden incelenmesi gerekiyor.
Çünkü mesele yalnızca “enkaz neden bulunamadı?” değil.
Kim, hangi bilgiyi ne zaman aldı ve hangi kararı verdi?
Deliller meselesi
Dosyanın en hassas başlıklarından biri de helikopterden alınan cihaz ve malzemeler.
Çayır, bugün Kahramanmaraş’ta devam eden davanın “hırsızlık” üzerinden yürümesini eleştiriyor.
Ona göre asıl mesele, bu cihazların neden alındığı ve delillerin karartılıp karartılmadığı.
Burada da soru basit:
Bir delil neden olay yerinden çıkarılır?
Kim çıkardı?
Hangi amaçla çıkardı?
Cihazların içindeki bilgiler korundu mu?
Delillerin bütünlüğü bozuldu mu?
Eğer ortada delil karartma şüphesi varsa, bunun sadece hırsızlık dosyası içinde değerlendirilmesi yeterli olur mu?
Çayır’ın itirazı tam da burada.
Helikopterin kiralanması
Dosyanın siyasi boyutunda da önemli bir ayrıntı var.
Çayır o tarihte BBP Genel Başkan Yardımcısı.
Yalçın Topçu ve Mustafa Destici ile helikopter kiralama meselesinin konuşulduğunu anlatıyor.
Kiralama araştırmasını yapmak üzere Mustafa Destici’ye yetki verildiğini söylüyor.
Burada yapılması gereken kişileri hedef göstermek değil.
Belgeye bakmak.
Helikopter nasıl seçildi?
Kim araştırdı?
Teknik yeterliliği kim kontrol etti?
Uçuş şartları neydi?
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü hangi kriterlere göre uçuşa izin verdi?
Ve bütün bu süreçte herhangi bir usulsüzlük ya da ihmal var mıydı?
Dosyanın siyasi tarafı da ancak böyle aydınlanabilir.
FETÖ bağlantısı artık soruşturmanın merkezinde
Bakan Gürlek’in önceki açıklamalarında da FETÖ bağlantısı özellikle öne çıktı.
Gürlek, dosyada FETÖ’nün mahrem yapılanması, örgütsel irtibatlar, ByLock yazışmaları, Adil Öksüz bağlantısı ve daha önce FETÖ kapsamında işlem görmüş şüphelilerle ilgili hususların titizlikle incelendiğini açıkladı.
Daha da önemlisi, Temmuz ayında operasyon geldi.
Ardından Gürlek, soruşturmanın çok ciddi delillere dayandığını ve FETÖ organizasyonuna işaret eden bulgular bulunduğunu söyledi.
Şimdi ise çıta daha yukarı çıktı:
“Artık cinayet diyebiliyoruz.”
Bu cümlenin hukuki karşılığı elbette soruşturma ve mahkeme süreçlerinde belirlenecek.
Ama siyasi ve toplumsal karşılığı çok büyük.
Çünkü Türkiye 17 yıldır aynı soruyu soruyor.
Gürlek’in önündeki sınav
Şimdi Adalet Bakanı Gürlek’in önünde çok önemli bir sınav var.
Bu dosya artık yalnızca Muhsin Yazıcıoğlu ailesinin ve BBP camiasının meselesi değil.
Toplumun adalet duygusuyla ilgili.
Gürlek’in verdiği mesaj da açık:
Soruşturma derinleşecek.
Ve daha önce de soruşturmanın ucunun nereye uzanırsa uzansın hukuk içinde sonuna kadar gidileceğini söyledi.
Öyleyse dosyanın bütün parçaları yeniden bir araya getirilmeli.
Jetler…
Radarlar…
Pilotlar…
Tanıklar…
Arama-kurtarma…
Helikopterin teknik durumu…
Kiralama süreci…
Sivil Havacılık…
Deliller…
Bürokratik ihmaller…
FETÖ bağlantıları…
Ve varsa bunların dışında kalan bağlantılar.
Artık mesele şüpheyi aşmak
Ankara’da bugün konuşulan şey artık sadece:
“Yazıcıoğlu öldürüldü mü?”
sorusu değil.
Bakan Gürlek’in sözleriyle “çok kuvvetli şüphe” aşamasına gelindiği söyleniyor.
Şimdi yapılması gereken, bu şüpheleri tek tek delile dönüştürmek.
Kim yaptı?
Nasıl yaptı?
Neden yaptı?
Kim yardım etti?
Kim göz yumdu?
Kim delilleri değiştirdi?
Kim arama-kurtarmayı geciktirdi?
Kim, neyi sakladı?
Bunların cevabı bulunmalı.
Çünkü 17 yıl sonra Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir komplo teorisi değil.
Hakikat.
Remzi Çayır’ın anlattıkları dosyanın siyasi ve bürokratik arka planına ilişkin yeni sorular ortaya koyuyor.
Akın Gürlek’in “cinayet” ve “çok kuvvetli şüpheler” sözleri ise bu soruların artık devletin soruşturma makamlarının da gündeminde olduğunu gösteriyor.
Bundan sonrası hukuk.
Ve hukuk, bu kez hiçbir kapıyı çalmaktan çekinmemeli.
Muhsin Yazıcıoğlu’na…
Helikopterde hayatını kaybedenlere…
Ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
17 yıl sonra artık cevap zamanı.
