Bir hukukçunun Meclis mücadelesi: Abdülhamit Gül
Ankara’da bazı siyasetçileri makamlarıyla tanırsınız.
Bazılarını ise kürsüdeki cümleleriyle…
Abdülhamit Gül, son dönemde ikinci grupta daha fazla öne çıkan isimlerden.
Bir hukukçu.
Gaziantep milletvekili.
Eski Adalet Bakanı.
AK Parti Grup Başkanvekili.
Ama bugün Gül’ü farklı kılan, bütün bu unvanların ötesinde Meclis’te verdiği siyasi mücadele.
Özellikle de “Terörsüz Türkiye” sürecinde.
Gül’ün siyasi geçmişine baktığınızda aslında bugünkü çizgisinin izlerini görmek mümkün.
Refah Partisi…
Fazilet Partisi…
Saadet Partisi…
HAS Parti…
AK Parti…
Farklı siyasi dönemler, farklı teşkilat görevleri.
Sonra Adalet Bakanlığı.
Şimdi Meclis’in en kritik siyasi görevlerinden biri.
Yani Ankara siyasetinin hem mutfağını hem de kürsüsünü bilen bir isim.
Terörsüz Türkiye sürecinde Gül’ün en dikkat çekici tarafı ise sadece konuşan değil, siyasi temasları yürüten isimlerden biri olmasıydı.
CHP…
İYİ Parti…
Yeni Parti…
Diğer siyasi gruplar…
Meclis’te kapılar çalındı.
Teklif anlatıldı.
Görüşler dinlendi.
“Türkiye’nin temel meselesi olan bu sorunu partilerle ve onların desteğiyle çözüme kavuşturalım” dedi.
Bu cümle, Gül’ün süreçteki siyasi rolünü anlatmaya yetiyor.
Çünkü mesele yalnızca bir kanun teklifinin hazırlanması değildi.
Mesele, Meclis zemininde mümkün olan en geniş mutabakatı aramaktı.
Sonra kürsü geldi.
Gül’ün konuşmalarında bir çizgi dikkat çekti:
Şehitler ve gaziler.
“Terörsüz Türkiye şehit ve gazilerin eseridir” vurgusu yaptı.
Onların emanetinin korunacağını söyledi.
Devletin güvenliği ile toplumsal kardeşliği birbirinin alternatifi olarak görmedi.
Tam tersine ikisini aynı hedefin parçaları olarak anlattı.
Bu, Gül’ün siyasi dilinin özeti aslında.
Bir tarafta güçlü devlet.
Diğer tarafta güçlü millet.
Ve ikisinin arasında hukuk.
Gül’ün Meclis konuşmalarında dikkat çeken başka bir cümle daha var:
“Terörsüz Türkiye bizler için sadece güvenlik stratejisi değil, Milli Mücadele şehitlerine ödenmesi gereken mukaddes borçtur.”
Siyaset dilinde bazı cümleler vardır.
Söylenir ve geçer.
Bazıları ise konuşmanın sahibinin siyasi bakışını ortaya koyar.
Bu da onlardan biri.
Gül meseleyi günlük siyasetin içine hapsetmiyor.
Tarihle ilişkilendiriyor.
Devletin bekasıyla ilişkilendiriyor.
Ve Türkiye’nin geleceğiyle ilişkilendiriyor.
Meclis çalışmalarının tamamlanmasıyla artık başka bir aşamadayız.
Komisyon çalışmalarını bitirdi.
Rapor hazırlandı.
Yasal düzenleme Meclis gündemine geldi ve kanunlaştı.
Dolayısıyla Gül açısından da yeni bir sayfa açıldı.
Artık kürsüde anlatılan iradenin hayata nasıl geçeceği konuşulacak.
Burada Gül’ün hukukçu kimliği yeniden önem kazanıyor.
Çünkü onun siyasi mücadelesinin merkezinde yalnızca “Terörsüz Türkiye” sloganı yok.
Hukuki zemin, siyasi irade ve toplumsal mutabakat var.
Gül’ün siyasi hikâyesinde dikkat çekici bir süreklilik bulunuyor.
Partiler değişmiş olabilir.
Görevler değişmiş olabilir.
Bakanlık koltuğu geride kalmış olabilir.
Ama hukukçu kimliği hep yanında.
Bugün Meclis kürsüsünde de bunu görmek mümkün.
Sertleştiği yerde bile hukuk vurgusu var.
Siyasi tartışmanın yükseldiği yerde devlet vurgusu var.
Terör başlığında ise şehit ve gazilerin emaneti.
Ankara’da siyaset biraz da sözün ağırlığıyla yapılır.
Abdülhamit Gül’ün son dönemdeki siyasi mücadelesine baktığınızda, onun Meclis kürsüsünü sadece bir konuşma yeri olarak görmediği anlaşılıyor.
Orayı siyasi iradenin anlatıldığı bir zemin olarak kullanıyor.
Ve Terörsüz Türkiye konusunda verdiği mesajın özeti şu:
Terör bitecek.
Devlet güçlü kalacak.
Şehitlerin emaneti korunacak.
Milletin kardeşliği güçlenecek.
Ve Türkiye, yıllardır enerjisini tüketen bu meseleyi geride bırakacak.
Meclis görevini yaptı.
Şimdi tarih, bu siyasi iradenin Türkiye’nin geleceğinde nasıl bir sonuç doğuracağını yazacak.
Abdülhamit Gül ise bu dönemde Meclis kürsüsünde söz alanlardan biri değil sadece.
Bu sürecin siyasi mücadelesini veren, anlatan ve savunan isimlerden biri olarak kayda geçti.