Çizmelerle gelen Vali

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

8 Eylül.

Recep Yazıcıoğlu’nun aramızdan ayrılışının yıl dönümü.

Bazı insanlar vardır, makamlarıyla hatırlanır.

Bazıları ise makamın çok ötesinde, insanlara dokunduğu haliyle…

Recep Yazıcıoğlu benim hafızamda tam da böyle bir isim.

1998 yazıydı.

Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde 7-8 Ağustos gecesi büyük bir felaket yaşandı.

Şiddetli yağış…

Sel…

Heyelan…

47 insanımız hayatını kaybetti. Sadece 7 kişinin cenazesine ulaşılabildi.

Yollar yok olmuştu. Bölgeye kara yoluyla ulaşmak mümkün değildi.

Biz de askeri helikopterle bölgeye gittik.

O yıllarda 28 Şubat sürecinin ardından İstanbul’dan Trabzon Anadolu Ajansı Bölge Müdürlüğü’ne gönderilmiş bir muhabirdim.

Helikopterden indiğimizde gördüğüm manzara bugün gibi gözümün önünde.

Çamur…

Yıkıntılar…

Sessizlik…

Ve o sessizliğin içinde bir adam.

Üzerinde makam kıyafeti yoktu.

Lastik çizmeleri ayağında, paçaları sıvanmıştı.

Köylülerle birlikte enkazın arasında çalışıyordu.

Recep Yazıcıoğlu.

O dönem Erzincan Valisi olarak görev yapıyordu.

Ama Beşköy’e bir vali gibi gelmemişti.

Bir hemşehri gibi gelmişti.

Bir kardeş gibi…

Bir evlat gibi…

Bize döndü.

O meşhur gülüşüyle konuştu:

“Çocuklar, burası benim köyüm. Köylüm ile bu felaketin acısını paylaşmaya geldim.”

Bu cümleyi hiç unutmadım.

Çünkü o gün gördüğümüz şey, sadece bir valinin afet bölgesine gelişi değildi.

Bir devlet adamının devlet anlayışıydı.

MAKAM DEĞİL, İNSAN

Yazıcıoğlu’nun adı yıllardır “Süper Vali”, “Efsane Vali” diye anıldı.

Bu sıfatlar boşuna değildi.

O, makam odasından yönetmeyi değil, sahaya inmeyi tercih ediyordu.

Erzincan depreminde de aynıydı.

Afet olduğunda masanın arkasına saklanmıyor, vatandaşın yanına gidiyordu.

Çünkü onun anlayışında devlet, vatandaştan uzak duran bir makam değildi.

Vatandaşın zor gününde yanında duran bir güçtü.

Yıllar sonra dilden dile dolaşan şu sözü de onun anlayışını anlatıyordu:

“Vali sensin teyzeciğim, ben senin hizmetçinim.”

Beşköy’deki çizmeleri de bu sözün adeta fotoğrafıydı.

HELİKOPTERDEN GÖRDÜĞÜM FOTOĞRAF

Gazetecilikte bazı görüntüler vardır.

Yıllar geçer, haber unutulur.

Ama görüntü zihninizden çıkmaz.

Benim için Beşköy böyle bir anıdır.

Askeri helikopterle ulaştığımız felaket bölgesi…

Çamurun içinde çalışan köylüler…

Ve onların arasında, üzerinde çizmeleriyle bir vali.

Protokol yok.

Kürsü yok.

Makam arabası yok.

Sadece insan var.

Belki de Recep Yazıcıoğlu’nun bugün hâlâ bu kadar güçlü hatırlanmasının sırrı burada.

İnsanların hafızasında makamıyla değil, insanlığıyla yer etti.

ÇİZMELERİN HATIRASI

8 Eylül 2003’te onu kaybettik.

Aradan 23 yıl geçti.

Ama bazı insanlar için zaman işlemiyor.

Recep Yazıcıoğlu da onlardan biri.

Benim hafızamda hâlâ o helikopterden indiğimiz an var.

Çamur içindeki çizmeleri…

Sıvanmış paçaları…

Köylülerle omuz omuza oluşu…

Ve o cümlesi:

“Burası benim köyüm.”

Belki de iyi bir devlet adamını anlatmanın en kısa yolu budur:

Vatandaşın en zor gününde, onun yanında olabilmek.

Yazıcıoğlu bunu makamıyla değil, çizmeleriyle gösterdi.

Bugün ölüm yıl dönümünde onu bir kez daha rahmetle anıyorum.

Ve o büyük felakette hayatını kaybeden 47 vatandaşımızı da rahmet, minnet ve dualarla anıyorum.

Allah Beşköy’de toprağa düşen bütün canlarımıza rahmet eylesin.

Başta Recep Yazıcıoğlu olmak üzere, hayatını kaybedenlere ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Çizmeleri çamurdaydı.

Ama adı milletin hafızasında tertemiz kaldı.