Kavurma Şenliği’nde Kazan neden boş kaldı?

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Kahramankazan Millet Bahçesi’ndeyim.

29 Ağustos…

İkinci Uluslararası Kavurma ve Gastronomi Festivali.

Sahne kurulmuş.

Protokol yerinde.

Kalabalık var.

Müzik var.

Stantlar var.

Afişlerde büyük hedef:

Kahramankazan kavurmasını dünyaya tanıtmak.

Belediyenin festival öncesi duyurusunda da gastronomi stantlarında kavurma ve yöresel lezzetlerin ikram edileceği, organizasyonun ise ücretsiz olduğu belirtilmiş.

Ben de doğal olarak kavurma arıyorum.

Vatandaş da…


Açılışta Fuat Oktay kürsüde.

Kalabalığa bakıyor ve soruyor:

“Kavurma yemeyen var mı?”

Bir anda cevap:

“Vaaaar!”

Net.

Yüksek.

Hep birlikte.

Vatandaş aslında tek cümle söylüyor:

“Yemedik.”

Oktay da Başkan Selim Çırpanoğlu’na dönüyor:

“Kavurma yemeyen bir kişi bile kalmasın.”

Güzel temenni.

Ama ben o sırada meydandayım.

Ve aklımdan geçen soru çok basit:

“Peki kavurma nerede?”


Çünkü ücretsiz kavurma yok.

Kavurma satılıyor.

Esnaf stantlarında ücretli.

İsteyen parasını verip alıyor.

Esnafın satış yapmasına elbette itirazım yok.

Esnaf kazanacak.

Ama mesele başka.

Festival öncesi duyuru ile meydandaki uygulama arasında fark var.

Vatandaş ücretsiz ikram beklentisiyle geliyor.

Sonra kavurma için para ödemek zorunda kalıyor.

Bir aşçıyla konuşuyorum.

Anlattığına göre ücretsiz dağıtım yapılmamasının nedeni, stant açan esnafın satış yapmasını sağlamak.

Bu belediyenin tercihi ise açıkça söylenebilir.

Ama vatandaşa da önceden anlatılmalıydı.

Çünkü beklentiyi siz oluşturduysanız, açıklamasını da siz yapmak zorundasınız.


Bir başka görüntü daha dikkat çekiyor.

Basın mensupları…

Saatlerdir alanda.

Kavurma bekleniyor.

İkram geliyor.

Salamlı sandviç.

Sandviç kötü değil.

Mesele sandviç değil.

Mesele şu:

Arkanızda “Uluslararası Kavurma ve Gastronomi Festivali” yazıyor.

Elinizde salamlı sandviç var.

Bazen bir fotoğraf, uzun bir haberden daha fazla şey anlatır.


Geçen yıl ilk festivalde dev kazanlarda kavurma dağıtıldığı yazıldı.

İkinci yıl beklenti daha yüksek.

Üstelik belediye bu kez organizasyonu “uluslararası” seviyeye taşıyor; yabancı halk oyunları ekipleri, konserler ve geniş bir program var.

Ama benim gördüğüm en çarpıcı görüntü konser sahnesi değil.

Vatandaşın kavurma araması.


Şimdi küçük bir Ankara kulisi…

Selim Çırpanoğlu, 31 Mart 2024'te CHP'den seçildi.

Kahramankazan'ı uzun yıllar sonra CHP'ye taşıdı.

Ve festivalden sadece 15 gün önce, 14 Ağustos'ta CHP'den AK Parti'ye geçti.

Rozetini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan taktı.

Festival alanında artık başka bir siyasi tablo var.

Protokol sıralarında AK Parti ağırlığı…

Fuat Oktay…

İl ve ilçe teşkilatı…

Ve CHP'den seçilip AK Parti'ye geçen bir belediye başkanı.

Çırpanoğlu'nun gerekçesi de net:

Kahramankazan'a daha fazla hizmet ve yatırım getirmek.

Dolayısıyla bu festival, siyasi açıdan da Çırpanoğlu'nun yeni dönemindeki ilk önemli sınavlardan biri.


Çırpanoğlu'nun geçmişi de ilçeyle iç içe.

Satı Kadın'ın torunu.

Dört dönem belediye başkanlığı yapan Remzi Çırpan'ın torunu.

Avukat.

Belediye meclislerinde görev yapmış.

Ankara Büyükşehir'de başkan vekilliği yapmış.

Şimdi AK Parti'de.

Ve önünde yeni bir dönem var.

Bu dönemde vatandaşın beklentisi de doğal olarak büyüyecek.

Daha fazla yatırım.

Daha fazla hizmet.

Daha güçlü belediye.

Ama siyaset bir yana…

Vatandaşın günlük hayatında ölçü çok basit:

Söz verildi mi? Yerine getirildi mi?


Kahramankazan kavurması coğrafi işaretli.

Bu nedenle festival fikri doğru.

Hatta çok daha büyütülebilir.

Kavurma üzerinden üretici desteklenebilir.

Esnaf kazanabilir.

Kahramankazan, Ankara'nın gastronomi duraklarından biri haline gelebilir.

Ama ürünün başrolde olması şart.

Bu yıl ise sahnede çok şey vardı.

Protokol vardı.

Konser vardı.

Kalabalık vardı.

Stant vardı.

Fakat ücretsiz kavurma yoktu.


Benim not defterimde festivalden kalan en önemli cümle bu nedenle Fuat Oktay'ın sözü değil.

Kalabalığın cevabı:

“Vaaaar!”

O tek kelime, bütün tabloyu anlatıyor.

Oktay:

“Kavurma yemeyen var mı?”

Meydan:

“Vaaaar!”

Oktay:

“Kavurma yemeyen bir kişi bile kalmasın.”

İşte mesele tam burada.

Bir gastronomi festivalinde vatandaşın verdiği ilk cevap “yemedik” olmamalı.

Tam tersine:

“Yedik.”

demeli.

Hatta:

“Bir tabak daha.”


Gelecek yıl üçüncüsü yapılır.

Daha büyük de yapılır.

Benim önerim çok basit:

Esnafı koruyun.

Vatandaşı da unutmayın.

Ücretsiz ikram olacaksa gerçekten olsun.

Olmayacaksa baştan açıkça söylensin.

Kavurmayı festivalin dekoru değil, başrolü yapın.

Çünkü uluslararası festival olmak, afişe “uluslararası” yazmakla bitmiyor.

Vatandaşın yaşadığı deneyimle ölçülüyor.


Kahramankazan’da iki gün boyunca çok şey konuşuldu.

Siyaset de konuşuldu.

Yeni parti değişikliği de.

Yatırım da.

Belediye de.

Konserler de.

Ama benim kulağımda kalan tek kelime:

“Vaaaar!”

Çünkü o “Vaaaar!”, festival alanındaki en sahici kulis notuydu.

Ve gazetecilik bazen tam da budur:

Kürsüde söyleneni değil sadece…

Meydanda duyulanı da yazmak.