İçişlerinde yeni tempo: Mustafa Çiftçi
Ankara’da bazı makamlar vardır…
Kapısı ağırdır.
İçeri girmek kolay değildir.
Ama asıl mesele kapıdan içeri girmek de değildir.
O makamın yükünü taşıyabilmektir.
İçişleri Bakanlığı böyle bir makam.
Türkiye’nin güvenliği…
Terörle mücadele…
Organize suç…
Uyuşturucu…
Kaçakçılık…
Sınırlar…
Göç…
81 ilin güvenliği…
Hepsi aynı masanın üzerinde.
Mustafa Çiftçi, 11 Şubat 2026’da o masaya oturdu.
Ankara’nın bürokrasi koridorlarını zaten biliyordu.
Çünkü bu koltuğa dışarıdan gelmedi.
Kaymakamlık yaptı.
Valilik yaptı.
Merkez teşkilatında görev aldı.
TBMM’de çalıştı.
Çorum’u yönetti.
Erzurum’u yönetti.
Yani devletin taşrasını da merkezini de gördü.
Belki de bugün İçişleri Bakanlığı’ndaki tarzının ilk ipucu burada.
Sahadan gelen bir yönetici, Ankara’dan sahaya bakıyor.
Göreve başladığında önceliklerini uzun uzun anlatmadı.
Dosyalar belliydi.
Organize suç.
Uyuşturucu.
Kaçakçılık.
Sınır aşan suçlar.
Terör.
Ve “Terörsüz Türkiye” sürecinin güvenlik boyutu.
Sonrası sahada görüldü.
İlk 100 günde 49 bin 662 operasyon.
Uyuşturucuda 14 bin 452 operasyon.
Terörle mücadelede 13 bin 709 operasyon.
Kaçakçılıkta 12 bin 658 operasyon.
Uyuşturucu operasyonlarında 13,6 ton uyuşturucu madde ve 38,3 milyon hap ele geçirilmesi…
24 bin 489 şüphelinin yakalanması…
Bunlar sadece istatistik değil.
Bir bakanlığın çalışma temposunu gösteren rakamlar.
Çiftçi yönetiminin organize suç dosyasında ise başka bir dikkat çekici tablo var.
2026’nın “organize suç ve uyuşturucuyla mücadele yılı” olarak ele alınmasıyla birlikte ilk yedi ayda 518 organize suç örgütüne 1.445 operasyon yapıldı.
12 bin 175 şüpheli gözaltına alındı.
6 bin 320 örgüt mensubu tutuklandı.
Burada suçun ölçeği kadar mücadele yöntemindeki değişim de önemli.
Çünkü artık suç örgütlerinin tamamı Türkiye’de değil.
Elebaşları başka ülkelerde.
Para başka kanallardan akıyor.
İletişim dijital.
Saldırı talimatları internet üzerinden veriliyor.
Dolayısıyla güvenlik mücadelesinin de sınırları genişliyor.
Ankara’da son dönemde dikkat çeken başlıklardan biri de bu.
Suç sınır tanımıyorsa, güvenlik bürokrasisi de sınırda durmuyor.
Arjantin, Gürcistan ve Azerbaycan’dan dört örgüt liderinin Türkiye’ye getirilmesi…
Yedi ayda kırmızı bülten ve uluslararası aramalar kapsamında 526 kişinin Türkiye’ye iade edilmesi…
Bunlar sadece emniyet operasyonu değil.
Diplomasi de işin içinde.
Dış temas da var.
Uluslararası iş birliği de.
İçişleri Bakanlığı’nın güvenlik politikasının Ankara’dan dışarı taşan tarafı burada görülüyor.
Bir de “yeni nesil” suç örgütleri meselesi var.
Eski mafya düzeninden farklı.
Sosyal medya üzerinden örgütleniyorlar.
Yurt dışındaki elebaşlarından talimat alıyorlar.
Sokakta motosikletli saldırganları kullanıyorlar.
Devletin buna karşı klasik yöntemlerle yetinmemesi gerekiyor.
TEM birimlerinin bu yapılara karşı mücadelede devreye alınması da bu nedenle önemli.
Suç değişiyor.
Devletin mücadele yöntemi de değişiyor.
Sahadaki bazı sonuçlar ise rakamlardan daha anlamlı.
Motosikletli silahlı saldırılar geçen yılın aynı dönemine göre 165’ten 46’ya gerilemiş.
Ölü sayısı 17’den 9’a…
Yaralı sayısı 81’den 15’e…
Vatandaşın güvenlik algısı açısından bakıldığında asıl mesele burada.
Çünkü Ankara’daki makam odasında hazırlanan raporun gerçek karşılığı, sokakta ortaya çıkıyor.
Sokak daha güvenliyse…
Vatandaş kendisini daha güvende hissediyorsa…
Suç örgütlerinin görünürlüğü azalıyorsa…
Devletin mücadelesi sonuç vermeye başlamış demektir.
“Terörsüz Türkiye” dosyası ise bütün bunlardan ayrı bir yerde duruyor.
Hem siyasi hem güvenlik boyutu var.
İçişleri Bakanlığı açısından sorumluluk ağır.
Bir tarafta terörün sona ermesi ve normalleşme hedefi…
Diğer tarafta sürecin istismar edilmesine karşı devletin güvenlik refleksi…
Çiftçi’nin mesajlarında iki çizgi birlikte görülüyor.
Sürecin sabote edilmesine izin vermemek.
Şehitlerin hatırasını ve milletin hukukunu korumak.
Bu denge kolay değil.
Mustafa Çiftçi’nin çalışma tarzını anlatmak için belki de en doğru kelime “sessiz” olabilir.
Ama bu sessizlik pasiflik anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
Operasyonlarda tempo var.
Dosyalarda takip var.
Uluslararası temaslarda hareketlilik var.
Sahada sonuç arayışı var.
Makam odasında ise daha ölçülü bir profil.
Uzun yıllar mülki idarede görev yapmış olmanın getirdiği bir devlet refleksi.
Çiftçi’nin sıkça vurguladığı “insan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır” anlayışı da bu tabloya oturuyor.
Çünkü değişen suçla mücadele etmek için önce değişen suçu anlamak gerekiyor.
Şimdi Ankara’nın önündeki soru şu:
Bu tempo sürdürülebilecek mi?
İlk dönem rakamları dikkat çekici.
Ancak İçişleri Bakanlığı’nda başarı, yalnızca operasyon sayısıyla ölçülmez.
Suçun kökünü kurutmak…
Vatandaşın huzurunu kalıcılaştırmak…
Devletin caydırıcılığını güçlendirmek…
Ve güvenlik politikalarını değişen şartlara göre sürekli yenilemek gerekir.
Mustafa Çiftçi’nin hikâyesi henüz yeni bir sayfada.
Ama bu sayfanın ilk satırları belli:
Makamdan sahaya değil, sahadan makama gelen bir mülki idareci…
Ve Ankara’da şimdilik sessiz ama kararlı bir tempo.
Rakamlar konuşuyor.
Saha konuşuyor.
Gerisini zaman yazacak.