Dijital çağın habercilik sınavı
Dijital Çağın Sessiz Hakemi: Muharrem Çetin
Ankara’da bazı sohbetler vardır…
Masadan kalktığınızda kafanızda yeni bir yazının başlığı oluşur.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Muharrem Çetin ile yaptığımız sohbet de böyleydi.
Konu gazetecilikti.

Ama aslında konuştuğumuz şey, gazeteciliğin geleceğiydi.
Çetin, sosyal medya ve iletişim teknolojilerindeki dönüşümü bugünün meselesi haline gelmeden önce akademik olarak takip eden isimlerden.
2014’te sosyal medyanın geleneksel medyanın gündemini nasıl etkilediğini araştırmış.
2016’da sosyal medya ve kriz iletişimini Volkswagen örneği üzerinden ele almış.
Son dönemde ise eleştirel düşünme ve iletişim alanındaki çalışmalarını sürdürüyor.
Bugün geldiğimiz noktaya bakınca, yıllar önce sorulan soruların ne kadar güncel olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Çünkü artık haberin ilk kaynağı çoğu zaman haber merkezi değil.
Sosyal medya.
Bir görüntü düşüyor.
Bir iddia ortaya atılıyor.
Bir paylaşım yapılıyor.
Ve birkaç dakika içinde milyonlarca kişiye ulaşıyor.
Asıl problem bundan sonra başlıyor.
Bilgi hızlı yayılıyor ama doğrulama aynı hızda gerçekleşmiyor.
TIKLANMA MI, GÜVEN Mİ?
Dijital medya haberciliği hızlandırdı.
Fakat hız, beraberinde başka bir baskı getirdi:
Tıklanma.
Etkileşim.
Görünürlük.
Çarpıcı başlıklar…
Bazen bütün bunlar gazeteciliğin en temel sorusunun önüne geçebiliyor:
“Bu bilgi doğru mu?”
Oysa gazeteciliğin sermayesi tıklanma değil, güvendir.
Bir haber yanlış olabilir.
Ama gazetecinin yanlış bilgiyi doğrulamadan yayınlaması, yalnızca o haberi değil, mesleğin itibarını da zedeler.
SOSYAL MEDYA MAHKEME DEĞİLDİR
Çetin ile sohbetimizde dikkat çeken başlıklardan biri de sosyal medyada oluşan itibar sorunuydu.
Bugün bir insan hakkında ortaya atılan tek bir iddia, doğrulanmadan binlerce hesaptan paylaşılabiliyor.
Bir ses kaydı…
Bir görüntü…
Bir ekran görüntüsü…
Bazen de anonim bir hesap.
Sonuç?
Daha gerçek ortaya çıkmadan hüküm veriliyor.
İşte gazetecilik burada devreye girmeli.
İddia ile haber arasındaki farkı korumalı.
Kaynağı araştırmalı.
Karşı tarafı dinlemeli.
Ve en önemlisi, sosyal medyanın hızına gazeteciliğin vicdanını teslim etmemeli.
ÖZDENETİMİN ÖNEMİ
Peki çözüm?
Her şeyin yasaklanması değil.
Her sorunun devlet müdahalesiyle çözülmesi de değil.
Dijital yayıncılığın kendi etik mekanizmalarını güçlendirmesi gerekiyor.
Özdenetim…
Meslek ilkeleri…
Teyit mekanizmaları…
Eğitim…
Medya okuryazarlığı…
Özellikle elektronik ve dijital medya alanında faaliyet gösteren meslek örgütlerine burada önemli görev düşüyor.
Çünkü teknoloji geliştikçe gazeteciliğin etik sorumluluğu da büyüyor.
YAPAY ZEKA SINAVI
Şimdi bu tabloya yapay zekâ da eklendi.
Sahte görüntü üretmek kolaylaştı.
Ses taklit etmek kolaylaştı.
Gerçek olmayan bir olayı gerçekmiş gibi göstermek mümkün hale geldi.
Dolayısıyla gazetecinin işi artık yalnızca haber üretmek değil.
Haberin gerçekliğini ortaya koymak da gazetecinin görevi.
Prof. Dr. Muharrem Çetin ile sohbetimizin bende bıraktığı en güçlü düşünce bu oldu:
Teknoloji değişebilir.
Mecralar değişebilir.
Gazetecinin kullandığı araçlar değişebilir.
Ama gazeteciliğin omurgası değişmemeli.
Doğruluk.
Etik.
Eleştirel düşünme.
Ve insan faktörü.
Çünkü yapay zekâ haber yazabilir.
Algoritma haberi milyonlara ulaştırabilir.
Ama habere güven duygusunu kazandıracak olan hâlâ gazetecinin kendisidir.
Ankara’daki o sohbetten geriye bende tek bir cümle kaldı:
Dijital çağda haberi hızlı yapan teknoloji olabilir; ama güvenilir yapan yine gazetecidir.