Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Ortadoğu Savaşı 7. gününde... Amerikan gücü sarsılıyor mu?

Ortadoğu’da devam eden savaş yedinci gününe girerken, cephedeki gelişmeler kadar küresel güç dengelerine dair tartışmalar da yoğunlaşıyor. İsrailli gazeteci Alon Mizrahi, yaşananları “Ortadoğu’daki Amerikan askeri mimarisinin ciddi biçimde sarsılması” olarak yorumluyor.

Mizrahi’ye göre İran’ın son hamleleri, ABD’nin bölgede kurduğu askeri üstünlük algısını tartışmaya açtı. Bahreyn’den Katar’a, Kuveyt’ten Suudi Arabistan’a kadar uzanan Amerikan üs ağı yeniden mercek altında.

Yıllardır milyarlarca dolarlık yatırımla kurulan bu askeri altyapının, kriz anlarında ne kadar kırılgan olabileceği de ilk kez bu kadar açık biçimde tartışılıyor.

Yazının Devamı

Bir milletin onuru, terörün gölgesi! Şehitlerimizin aziz hatırasına…

Son günlerde İmralı’dan aktarılan bazı ifadeler yeniden tartışma konusu oldu. Terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, ziyaretler üzerinden kamuoyuna yansıyan “Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür” ve “Benim buradan çıkışım halkın çıkışıdır” sözleri, siyasi zeminde yeni bir tartışma başlığı açtı.

Bu söylem, ilk bakışta bir kişisel hukuki durumun kolektif kimlikle özdeşleştirilmesi girişimi olarak okunuyor. Oysa bir halkın tarihi, kimliği ve geleceği; ağır suçlardan hüküm giymiş bir örgüt liderinin statüsüne indirgenemez. Böyle bir yaklaşım, hem sosyolojik gerçeklikle hem de siyasal temsil ilkeleriyle bağdaşmaz.

Temsil Meselesi

Yazının Devamı

Orta Doğu'yu kan gölüne çeviren Netanyahu'nun hesabı ne?

Orta Doğu yine alevler içinde. İsrail savaş uçakları İran’ı bombalarken, bölge yeni bir savaşın eşiğinde sallanıyor. Her gün yeni ölüm haberleri, yeni gözyaşı, yeni yıkım... Gazze hâlâ kan ağlarken şimdi de İran semalarında patlayan bombalar, Orta Doğu’yu çoktan aşmış bir yangının habercisi.

Peki neden şimdi? İran’ın nükleer tesisleri yıllardır oradaydı, füze kapasitesi biliniyordu. Zamanlama neden bu kadar manidar? Çünkü Netanyahu yargılanıyor, koalisyonu dağılıyor, seçimler yaklaşıyor.

Haaretz yazarı Gideon Levy’ye göre Netanyahu için Filistinliler yok, sadece oy potansiyeli var. "Gazze’ye atılan her bomba, onun yargılandığı mahkeme salonundan kaçışının parçası." Levy, Netanyahu’yu yıllardır "savaş suçlusu" olarak niteliyor ve ekliyor: "Artık İsrail’in güvenliği değil, kendi koltuğunun güvenliği için savaşıyor."

Yazının Devamı

Nükleer satranç ve Orta Doğu'nun kıyamet provası

Dünya, Soğuk Savaş'tan bu yana görülmemiş bir kırılmanın eşiğinde. Avrupa'da yükselen nükleer retorik ile Orta Doğu'daki sıcak cephe birleşirken, ortaya çıkan tablo klasik güç dengeleriyle açıklanamayacak kadar vahim.

Fransa'nın 1992'den beri ilk kez nükleer kapasiteyi artırma kararı teknik bir güncelleme değil, siyasi bir manifesto. "İleri caydırıcılık" söylemiyle Almanya'ya nükleer görevli uçak konuşlandırma planı, Washington'a bağımlı güvenlik anlayışının sorgulandığını ve "Avrupa Nükleer Şemsiyesi"nin yeniden masada olduğunu gösteriyor.

Ancak asıl sarsıntı Orta Doğu'dan geliyor.

Yazının Devamı

İran bize savaş dersi vermedi, teknoloji dersi verdi

28 Şubat Sabahı Tahran'da Neler Oldu?

28 Şubat sabahı Tahran'da bir sığınak vuruldu. İran'ın ruhani lideri Ali Hamaney, genelkurmay başkanı, savunma bakanı ve yaklaşık 40 üst düzey yetkili aynı anda hayatını kaybetti.

Dünyanın en korumalı liderlerinden biri nasıl bulundu? Telefon kullanmayan, her gece farklı yerde uyuyan, dijital iz bırakmayan bir adam nasıl tespit edildi?

Yazının Devamı

Vadedilmiş Topraklar ve İran Saldırısı

Dünya, İsrail-ABD ortak operasyonuyla İran semalarında yükselen dumanları konuşuyor...

Ayetullah Hamaney öldürüldü ve Trump'ın "rejim değişikliği" naraları arasında asıl soru şu: Hedef sadece nükleer tesisler mi, yoksa binlerce yıllık teopolitik bir rüyanın uyanışı mı?

Değiştirdikleri Tevrat üzerinden Strateji

Yazının Devamı

Unutulmayan Acı, Değişen Azerbaycan

26 Şubat 1992… Azerbaycan’ın Hocalı kasabası, tarihin en karanlık gecelerinden birine tanıklık etti. Ermeni silahlı güçleri ve Sovyet ordusunun 366. Motorize Alayı’nın desteğiyle gerçekleştirilen saldırıda yüzlerce sivil hayatını kaybetti. Resmi verilere göre 613 kişi öldürüldü; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hedef oldu. Bu sadece bir savaş sahnesi değil, bir milletin hafızasına kazınan derin bir travmaydı.

Hocalı, Dağlık Karabağ savaşının en kanlı kırılma anlarından biri olarak kayıtlara geçti. Azerbaycan olayı “soykırım” olarak tanımlarken, Ermeni tarafı uzun yıllardır farklı anlatılar ortaya koydu. Ancak sahadaki tanıklıklar ve uluslararası raporlar, sivillerin ağır şekilde hedef alındığı gerçeğini değiştirmedi.

Bugün gelinen noktada ise tablo farklı. 1992’de zayıf ve dağınık bir devlet olan Azerbaycan, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı sonrası sahadaki dengeleri değiştirdi. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Artık Azerbaycan 1992’nin Azerbaycan’ı değildir” sözleri, yalnızca askeri bir kazanımı değil, siyasi ve psikolojik bir dönüşümü de simgeliyor.

Yazının Devamı

Siyasetin en kritik eşiği, yeni anayasa süreci...

Türkiye, uzun süredir tartışılan yeni anayasa meselesinde yeniden hareketli bir döneme girmiş durumda. İktidar cephesi, 2026’nın ilk aylarından itibaren çalışmaları hızlandırdı; muhalefet ise hem yöntem hem içerik konusunda temkinli. Gelinen noktada, siyasi kulislerde “taslak metin Cumhurbaşkanı’na sunulma aşamasında” değerlendirmeleri yapılıyor.

Ancak mesele yalnızca bir metnin hazırlanması değil. Asıl tartışma, bu sürecin nasıl yürütüleceği ve ortaya çıkacak çerçevenin Türkiye’nin siyasal sistemini nasıl şekillendireceği.

Rapor Sonrası Yeni Aşama

Yazının Devamı

Buğday Tanesi... Küllerinden Doğan Bir Umut Manifestosu

Hayat, bazen en savunmasız anımızda, en ağır sınavıyla çıkar karşımıza.

Bir buğday tarlasında parlayan küçük bir kıvılcım, bir bebeğin kaderini saniyeler içinde altüst edebilir. Ancak o yangın; elleri yaksa da ruhu tutuşturabiliyorsa, ortaya bir trajedi değil, milyonlara ışık tutan bir efsane çıkar.

AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Serkan Bayram’ın hikayesi, tam da bu küllerinden doğuşun, yani "Buğday Tanesi"nin hikayesidir.

Yazının Devamı

Anayasa trafiği bugün başlıyor

Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları yeniden siyasi gündemin merkezine yerleşirken, sürecin yönünü belirleyecek kritik bir temas trafiği başlıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te grubu bulunan partilere yönelik ziyaret turuyla anayasa arayışını doğrudan siyasi zemine taşıyor.

TBMM Başkanlığı’nın bilgi notuna göre Kurtulmuş; 24 Şubat Salı günü (Bugün) saat 12.00’de Milliyetçi Hareket Partisi, 15.30’da Cumhuriyet Halk Partisi ve 16.30’da DEM Parti gruplarını ziyaret edecek. Görüşme trafiği 25 Şubat Çarşamba günü (Yarın) ise 15.00’te Yeni Yol Partisi ve 16.00’da Adalet ve Kalkınma Partisi ile devam edecek.

Masadaki Asıl Mesaj: Uzlaşı Arayışı

Yazının Devamı

Kaydırdığın her saniye, vazgeçtiğin bir hayat mı?

Modern çağın en sessiz hırsızı ne zamanımız ne de yoğunluğumuz; baş parmağımız. Ekranda yukarı doğru yaptığımız her kaydırma, fark etmeden verdiğimiz küçük ama kritik bir karardır: İzlemek mi, üretmek mi?

Son günlerde dolaşıma giren döngüsel kurgulu video da tam olarak bunu hatırlatıyor. Sürekli tekrar eden akış, modern insanın içine sıkıştığı dijital döngüyü simgeliyor. Kaydır, izle, unut, yeniden kaydır. Bitmeyen bir dikkat sarmalı.

Asıl mesaj net: Tükettiğin içerik, zihnini ve geleceğini şekillendirir. Sosyal medyada karşılaştığımız her içerik ya zihne atılan bir tohumdur ya da bir gürültü. Ve biz çoğu zaman ne ektiğimizi bilmeden tüketiyoruz.

Yazının Devamı

Ankara’da CHP denkleminde kritik eşik

Ankara kulisleri son dönemde yüksek tansiyonlu. Yargı süreçleri, parti içi tartışmalar, yerel yönetimlerdeki hareketlilik ve bürokratik atamalar, muhalefet cephesinde özellikle CHP etrafında yoğunlaşan bir baskı algısını güçlendiriyor. Ancak tabloyu sadece kulis iddialarıyla değil, somut siyasi dengeler üzerinden okumak gerekiyor.

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin dava, başkentte en çok konuşulan başlık. Olası yargı kararlarının parti yönetimine etkisi, kulislerde senaryolar üzerinden tartışılıyor. Bu süreç, yalnızca hukuki değil, parti içi güç dengelerini etkileyebilecek bir eşik olarak görülüyor.

Genel merkez ile yerel yönetim hattında stratejik uyum tartışmaları dikkat çekiyor.Özgür Özel yönetiminin örgütsel dengeyi koruma çabası sürerken, Ekrem İmamoğlu eksenli siyasi ağırlığın parti içindeki etkisi de ayrı bir güç başlığı olarak konuşuluyor. Bu durum açık bir kopuştan ziyade çok merkezli bir yapı tartışmasını büyütüyor.

Yazının Devamı

Terörsüz Türkiye: Tarihi adım mı, kritik risk mi?

Meclis’te kabul edilen “Terörsüz Türkiye” raporu, teknik bir komisyon çalışmasının ötesinde siyasi bir eşik niteliği taşıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde kabul edilen metin, söylemden stratejiye geçişin işareti olarak sunuluyor. Komisyona başkanlık eden Numan Kurtulmuş’un “tarihi sorumluluk” vurgusu da bu çerçeveyi güçlendiriyor. Ancak asıl soru değişmiyor: Bu bir çözüm planı mı, yoksa sürecin siyasi çerçevesi mi?

Raporda “af” ifadesinden özellikle kaçınılırken, topluma kazandırma, dönüş ve yasal düzenleme önerileri fiilen kontrollü entegrasyon modelini işaret ediyor. Güvenlik dili korunuyor, fakat yöntem daha çok sosyo-politik geçişe dayanıyor. Bu durum kamuoyunda adalet ve eşitlik tartışmalarını tetikleyebilecek bir zemin oluşturuyor.

Metnin omurgası, örgütün feshi ve silah bırakma çağrısı. Ancak denetim mekanizmasının net olmaması, sürecin en zayıf halkası. Sembolik adımlar ile gerçek tasfiye arasındaki fark geçmişte sahada belirginleşmişti. Bu nedenle metnin başarısı, açıklamalardan çok sahadaki doğrulanabilir sonuçlara bağlı olacak.

Yazının Devamı

Kabinede ikinci dalga mı Ankara’da beklenti yükseliyor

11 Şubat gecesi Resmî Gazete’de yayımlanan kararnameyle Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na, Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na getirilmesi Ankara’da “ilk hamle” olarak okunuyor. Kulislerde hâkim görüş şu: Bu değişiklik bir final değil, başlangıç.

Başkent koridorlarında konuşulanlara göre Cumhurbaşkanlığı çevresi, kabinede performans esaslı geniş bir değerlendirme yaptı. Özellikle saha yansıması zayıf kalan, kamuoyunda karşılığı düşen ve politika üretiminde ivme kaybeden alanlar mercek altında. İçişleri ve Adalet’te atılan adımın, güvenlik ve yargı başlıklarında yeni bir çerçeve oluşturma amacı taşıdığı; devamında sosyal ve ekonomik alanlara uzanabilecek bir revizyon dalgasının gelebileceği ifade ediliyor.

Kulislerde en sık telaffuz edilen başlıklar: Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Aile ve Sosyal Hizmetler, Kültür ve Turizm ile Ticaret. Bu dört alanda hem saha performansı hem de kamuoyu algısı üzerinden bir revizyon ihtimalinin güçlendiği konuşuluyor. Özellikle ekonomik sıkılaşmanın toplumsal etkileri nedeniyle sosyal politika bakanlıklarında değişim olabileceği belirtiliyor.

Yazının Devamı

Sadece açlık değil: Peygamber’in inşa ettiği oruç

Yarın hilal göründüğünde başlayacak olan Ramazan, yalnızca aç kalma pratiği değil; sünnetle şekillenmiş bir bilinç ve ahlak eğitimidir. Bu ayı doğru anlamanın yolu, orucu ilk yaşayan ve en sahih biçimde öğreten isme bakmaktan geçer.

Muhammed (sav), orucu bedenle sınırlı bir ibadet olarak tarif etmedi. “Oruç bir kalkandır” buyurarak, onun insanı kötülükten, öfkeden ve taşkınlıktan koruyan bir zırh olduğunu vurguladı. Açlık sadece mideyi değil; dili, kalbi ve davranışları da disipline etmeliydi. Kırıcı sözden uzak durmak, tartışmadan kaçınmak, biri sataştığında “Ben oruçluyum” diyerek vakarını korumak… Peygamberî ölçü buydu.

Sahuru özellikle tavsiye eder, “Sahurda bereket vardır” buyururdu. Sahuru geciktirir; iftarı ise vakit girer girmez açardı. Çoğu zaman birkaç hurma ile, hurma yoksa su ile… Bu sadelik, Ramazan’ın özünü anlatır: Gösterişsiz bir şükür hali.

Yazının Devamı

Erdoğan’ın BAE zirvesi ve kırılgan bölgesel dengeler

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 16 Şubat 2026’da Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan ile Abu Dabi’de gerçekleştirmesi planlanan zirvenin son anda ertelenmesi, diplomatik takvim değişikliğinden ibaret değil. Resmî gerekçe MBZ’nin sağlık durumu olsa da, ertelemenin zamanlaması bölgesel dengelerdeki hassasiyeti bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ziyaret, Türkiye–BAE ilişkilerinde Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey sürecini ileri taşımayı hedefliyordu. Gazze, Kızıldeniz güvenliği, Suriye istikrarı ve büyük ölçekli yatırımlar gibi kritik dosyaların aynı masada ele alınması bekleniyordu. Bu nedenle erteleme, özellikle Sudan-Kızıldeniz hattındaki gerilimler ve Körfez içi güç dengeleri bağlamında dikkatle okunmalı.

2021 sonrası başlayan normalleşme süreci, 2023’te ilişkilerin “stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmasıyla kurumsal bir zemine oturdu. Ticaret hacmi 16 milyar dolara ulaşırken, orta vadede 40 milyar dolar hedefi dillendirildi. Türkiye için Körfez sermayesi, BAE içinse Türkiye’nin savunma ve diplomatik kapasitesi belirleyici hale geldi.

Yazının Devamı

Trafikte yeni dönem: Sertlik korundu, Yerlikaya çizgisi sürüyor mu?

TBMM’de kabul edilen Karayolları Trafik Kanunu değişikliği, artık sadece trafik güvenliğini değil, Ankara’daki siyasi tercihi de gösteriyor. Çünkü bu yasa, Meclis kulislerinde tek bir isimle anıldı: Ali Yerlikaya.

İçişleri Bakanlığı döneminde şekillenen “sert güvenlik” yaklaşımı, bakanın 11 Şubat’ta görevden alınmasına rağmen yasada korunmuş oldu. Bu da şu soruyu kaçınılmaz kıldı:Bu yasa kimin imzasını taşıyor?

Beklenti Vardı, Geri Adım Gelmedi

Yazının Devamı

Meclis’te yumruklar konuşurken, demokrasi susuyor

Dün TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan kavga, basit bir yemin töreni gerginliği değildi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemin sürecinde başlayan protestoların fiziki arbedeye dönüşmesi, Anayasa kitapçığının kürsüye fırlatılması ve milletvekilleri arasındaki temas, yasama organının itibarına ağır bir darbedir. Meclis’te akan kan, siyasetin diliyle ilgili ciddi bir alarmdır.

Bu tablo tekil bir olay değil, bir sürecin sonucudur. Son aylarda bütçe görüşmelerinde, protestolarda ve anayasa tartışmalarında yükselen gerilim, Meclis zeminini tartışma alanı olmaktan çıkarıp çatışma eşiğine sürüklemiştir. Siyasal sertlik meşrudur; fiziki müdahale ise asla değildir. Bu çizgi aşıldığında, demokrasi zarar görür.

Hukuk açıktır. Milletvekili dokunulmazlığı şiddeti kapsamaz. TBMM İçtüzüğü, Genel Kurul düzenini bozanlara karşı yaptırımlar öngörür. Bu mekanizmaların işletilmesi siyasi bir tercih değil, kurumsal bir zorunluluktur. Aksi halde Meclis, kendi saygınlığını aşındırır.

Yazının Devamı

CHP’de kriz derinleşiyor: Öfke mi, yönetememe hâli mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a gönderdiği iddia edilen mesajlar artık bir üslup tartışması olmaktan çıktı. Mesele, doğrudan yönetme kapasitesi meselesine dönüştü.

Ortaya çıkan tablo, CHP’nin tepesinde ciddi bir kontrol ve kriz yönetimi zaafı olduğunu gösteriyor.

Hakaret Var, Müfettiş Yok

Yazının Devamı

Feti Yıldız: Milliyetçi Hareketin Hukuk Kalesi

Türk siyasetinde bazı isimler vardır; kürsüden çok metinlerde, sloganlardan çok hukuki satırlarda etkisini gösterir. Feti Yıldız, işte bu isimlerden biri. Milliyetçi Hareket Partisi’nin “hukuk aklı”, Devlet Bahçeli’nin en güvendiği yol arkadaşlarından biri ve MHP’nin son yıllardaki en kritik başlıklarının mimarlarından.

25 Mayıs 1953’te Yozgat’ın Devecipınar köyünde doğan Yıldız, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Ancak onu yalnızca “hukukçu” olarak tanımlamak eksik kalır. Yıldız’ın siyasi kimliği, 1970’lerin sert ideolojik ikliminde, Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı ile şekillendi. Türkiye’nin sağ-sol çatışmalarıyla sarsıldığı o yıllarda, milliyetçi gençliğin ön saflarında yer aldı. Bu dönem, onun siyasetle hukuk arasındaki dengeyi kurma refleksini de belirledi.

12 Eylül 1980 öncesi ülkücü hareket içindeki aktif rolü, Feti Yıldız’ı milliyetçi camiada bilinen ve ağırlığı olan bir figür haline getirdi. Darbe sonrası ise sahada değil, adliyelerdeydi. Avukatlık mesleğini sürdürürken, “hukukun üstünlüğü” vurgusunu milliyetçi siyasetle birlikte anan nadir isimlerden biri oldu.

Yazının Devamı

MHP’nin hukuk hamlesi perde arkasında ne anlama geliyor?

Ankara’da son haftalarda kulislerin ortak sorusu net:Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gerçekten hukuka mı yöneliyor, yoksa iktidar bloku içinde yeni bir siyasi denge mi inşa ediliyor?

MHP’nin anayasa, hukuk devleti ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına yaptığı vurgular, Meclis koridorlarından yargı çevrelerine kadar yakından izleniyor. Çünkü mesele yalnızca bir söylem değişikliği değil; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir rota çizeceğine dair güçlü sinyaller barındırıyor.

Bahçeli’nin Sözü, Devletin Eşiği

Yazının Devamı

Üç yıl sonra 6 Şubat: Bir gazetecinin tanıklığı

Bugün 6 Şubat 2026.Saat 04.17’nin üzerinden üç yıl geçti ama o saat, bu ülkede hâlâ duruyor.

Depreme gazeteci olarak bölgede yakalandım. Gaziantep ve Hatay’ı kapsayan bir saha çalışması için oradaydım. Kurumları, toplumsal yapıyı ve deprem riskini yerinde görmek, notlar almak için… O gece Adana’da, dost bir ailenin evinde misafirdim.

Bir gün önce Hatay’da dönemin İl Müftüsü Ömer Faruk Bilgili ile uzun bir görüşme yapmıştım. Depreme hazırlık, camilerin dayanıklılığı, toplumsal dayanışma üzerine konuşmuştuk. Mütevazı, derinlikli bir insandı.

Yazının Devamı

"Umut Hakkı" tartışması nereye gidiyor? Peki ya perde arkası?

Ankara’da son günlerin en dikkat çekici başlığı “umut hakkı.” MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın, TBMM’de kurulan komisyonda bu konuda uzlaşı sağlandığını açıklaması ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un süreci yakından koordine etmesi, tartışmayı bir anda siyasetin merkezine taşıdı. Gözler ise kaçınılmaz olarak terör örgütü PKK’nın elebaşı, terörist başı Abdullah Öcalana çevrildi.

Hukuki olarak “umut hakkı”, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan hükümlüler için belirli bir süreden sonra cezanın gözden geçirilmesini öngören bir kavram. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu başlık, insan onuru ve cezanın ölçülülüğü çerçevesinde ele alınıyor. Ancak Türkiye açısından mesele, salt bir hukuk uyumunun çok ötesinde.

Çünkü söz konusu isim, binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan terör örgütünün kurucusu. Bu nedenle “umut hakkı” tartışması, doğrudan terörle mücadele hafızasına ve devletin kırmızı çizgilerine temas ediyor.

Yazının Devamı

Ankara’nın Suriye okuması: Birlik olmadan barış olmaz

Suriye sahasında uzun süredir konuşulan ama somut adımlarla nadiren desteklenen “bütünleşme” başlığı, artık temennilerin ötesine geçiyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un son açıklaması, Ankara’nın Suriye dosyasına bakışında hem sürekliliği hem de stratejik berraklığı bir kez daha ortaya koyuyor.

10 Mart Mutabakatı ile 30 Ocak Anlaşması’na yapılan güçlü vurgu, Türkiye’nin Suriye’deki çözüm arayışını geçici taktiklerden değil, kalıcı bir devlet aklından beslediğini gösteriyor. Kurtulmuş’un altını çizdiği temel nokta net: Mutabakatlara sadakat, yalnızca Suriye’ye değil, bölgeye nefes aldırır. Çünkü bu coğrafyada barış, imza atmakla değil, taahhütleri hayata geçirmekle mümkündür.

Şam yönetimi ile SDG arasında varılan mutabakatın askeri ve idari açıdan kademeli entegrasyonu hedeflemesi, sahadaki fiili bölünmelere karşı ciddi bir eşik anlamına geliyor. Bu süreç, sadece bir güvenlik düzenlemesi değil; aynı zamanda Suriye devlet kapasitesinin yeniden inşasına dönük bir irade beyanıdır. Devlet kapasitesi güçlenmeden ne güvenlik mimarisi kurulur ne de siyasal istikrar sağlanır.

Yazının Devamı