Numan Kurtulmuş ve Meclis’in yeni yol haritası

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara’da bazı siyasetçileri makamları anlatır.

Bazılarını ise makamdan önceki yolculukları…

Numan Kurtulmuş ikinci grupta.

Ünye’den İstanbul’a uzanan bir hayat.

Akademiden siyasete geçiş.

Milli Görüş geleneği…

Saadet Partisi Genel Başkanlığı…

HAS Parti…

AK Parti…

Bakanlık…

Başbakan Yardımcılığı…

Genel Başkanvekilliği…

Ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı.

Bu kadar farklı siyasi duraktan geçip Meclis’in en üst makamına gelmek, başlı başına bir siyasi hikâyedir.

Ama Kurtulmuş’un hikâyesinde asıl dikkat çekici olan, değişen siyasi şartlar içinde kendisine yeni bir alan açabilmesi.


15 Eylül 1959’da Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu.

İstanbul İmam Hatip Lisesi…

İstanbul Üniversitesi…

İktisat doktorası…

Doçentlik…

Profesörlük…

Amerika’da akademik çalışmalar.

Sonra siyaset.

1998’de Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanlığı.

2008’de Saadet Partisi Genel Başkanlığı.

2010’da HAS Parti.

2012’de AK Parti ile birleşme.

Sonrası hızlı geldi.

Başbakan Yardımcılığı…

Hükümet Sözcülüğü…

Kültür ve Turizm Bakanlığı…

AK Parti Genel Başkanvekilliği…

Ve 2023’te TBMM Başkanlığı.

2025’te yeniden aynı makama seçildi.

Bugün artık onun için “siyasette yükselen bir isim” demek mümkün değil.

Kendi siyasi ağırlığını oluşturmuş bir aktör.


Peki Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş nasıl bir profil?

Cevabı Meclis koridorlarında aramak gerekiyor.

Çok bağıranlardan değil.

Her tartışmaya girenlerden hiç değil.

Cümlesini ölçüyor.

Kürsünün ağırlığını korumaya çalışıyor.

Parti kimliğinden sıyrılıp Meclis Başkanı kimliğini öne çıkarmayı tercih ediyor.

Bu nedenle zaman zaman eleştirildi.

“Daha sert olmalı” denildi.

“Daha fazla inisiyatif almalı” denildi.

Ama Kurtulmuş’un yöntemi belli:

Meclis Başkanı olarak tartışmanın tarafı olmaktan çok, tartışmanın yapılabileceği zemini korumak.

Bu, onun en belirgin siyasi özelliklerinden biri.


Burada akademisyen kimliği de devreye giriyor.

Kurtulmuş siyaseti yalnızca günlük polemiklerden ibaret görmüyor.

Kurumlar…

Sistem…

Anayasa…

Parlamentonun işleyişi…

Demokratik mekanizmalar…

Bu başlıklara daha fazla önem veriyor.

Zaten Meclis Başkanlığı döneminde yeni anayasa, İçtüzük ve siyasi partiler mevzuatı gibi konuları sık sık gündeme taşıması da bunun göstergesi.

Dolayısıyla onun Meclis Başkanlığını yalnızca “Genel Kurul’u yönetmek” olarak okumak eksik kalır.

Kafasında daha büyük bir çerçeve var:

Daha güçlü ve daha işlevsel bir Meclis.


Şimdi 28. Dönem’in 5. Yasama Yılı'na giriyoruz.

İşte burada Kurtulmuş açısından yeni bir sayfa açılıyor.

Çünkü önceki dönemin en ağır dosyalarından biri olan “Terörsüz Türkiye” süreci artık Meclis aşamasını geride bıraktı.

Kurtulmuş’un başkanlığında yürütülen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu önemli bir siyasi ve parlamenter süreç yaşadı. TBMM kayıtları da komisyon çalışmalarının Kurtulmuş başkanlığında yürütüldüğünü gösteriyor.

Bu dosya artık geride.

Şimdi gözler başka bir başlığa çevriliyor:

Yeni anayasa.

Ve bu, Kurtulmuş açısından çok daha uzun soluklu bir siyasi sınav.


Çünkü anayasa meselesi yalnızca iktidarın meselesi değil.

Muhalefetin de meselesi.

Meclis’in de meselesi.

Toplumun da meselesi.

Dolayısıyla burada Kurtulmuş’un siyasi geçmişi yeniden önem kazanıyor.

Milli Görüş çevresini tanıyor.

AK Parti’nin karar mekanizmalarını biliyor.

Hükümet tecrübesi var.

Muhalefetin diline de yabancı değil.

Bir parti liderliği yaşamış olması, bugün Meclis Başkanı olarak farklı siyasi aktörlerle kuracağı iletişim açısından önemli bir avantaj.

Yeni anayasa sürecinde ihtiyaç duyulacak şey de tam olarak bu:

Konuşabilmek. Dinleyebilmek. Ortak zemin arayabilmek.


Ankara kulislerinde yeni dönemin en önemli sorularından biri şu olacak:

Kurtulmuş, Meclis’i yeni anayasa tartışmasının gerçek merkezi haline getirebilecek mi?

Çünkü anayasa konuşulacaksa adres belli:

TBMM.

Partiler konuşacak.

Hukukçular konuşacak.

Akademisyenler konuşacak.

Sivil toplum konuşacak.

Milletvekilleri konuşacak.

Sonunda siyasi irade yine Meclis’te şekillenecek.

Burada Meclis Başkanı’nın rolü, sadece oturumu yönetmekten çok daha önemli hale geliyor.


Kurtulmuş’un avantajı tecrübesi.

Dezavantajı ise beklentinin büyüklüğü.

Çünkü artık önünde kendisini kanıtlama dönemi yok.

Geçmişi biliniyor.

Siyasi çizgisi biliniyor.

Devlet tecrübesi biliniyor.

Meclis Başkanlığı performansı da artık tartışılabilir bir birikime sahip.

Şimdi mesele şu:

Bu birikimi Türkiye’nin yeni anayasa tartışmasına nasıl taşıyacak?


Numan Kurtulmuş’un siyasi yürüyüşüne baktığınızda ilginç bir tablo çıkıyor.

Bir dönem Milli Görüş hareketinin genç siyasetçilerinden biriydi.

Sonra Saadet Partisi’nin genel başkanı oldu.

Kendi partisini kurdu.

AK Parti’ye geçti.

İktidarın önemli görevlerini üstlendi.

Ve bugün bütün partilerin temsil edildiği Meclis’in başında.

Bu nedenle Kurtulmuş’u yalnızca AK Parti kimliğiyle okumak da eksik.

Sadece Milli Görüş geçmişiyle okumak da.

Onu asıl anlatan kelime belki de:

Tecrübe.


Şimdi Meclis yeniden açılacak.

Koridorlar hareketlenecek.

Komisyonlar çalışacak.

Grup toplantıları başlayacak.

Genel Kurul yeniden siyasi tartışmaların merkezi olacak.

Ve Başkanlık Divanı’nda yine Numan Kurtulmuş oturacak.

Fakat bu kez masadaki dosya farklı.

Terörsüz Türkiye süreci önemli bir eşikti.

Geçildi.

Şimdi daha geniş bir başlık geliyor:

Yeni anayasa.

Bunun yanında Meclis İçtüzüğü, parlamentonun etkinliği ve yasama-denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi de gündemde olacak.

Kurtulmuş’un önündeki görev artık yalnızca Meclis’i yönetmek değil.

Meclis’i yeni Türkiye tartışmasının merkezinde tutmak.


Bir siyasetçinin kariyerinde makamlar değişir.

Ama bazı makamlar vardır ki, insanın siyasi hikâyesini tamamlar.

Numan Kurtulmuş için Meclis Başkanlığı böyle bir makam.

Ünye’den başlayan yolculuk…

Akademi…

Milli Görüş…

Parti liderliği…

AK Parti…

Bakanlık…

Hükümet…

Ve nihayet Meclis.

Şimdi yeni anayasa.

Belki de siyasi hayatının en önemli kurumsal sınavı.

Çünkü anayasa değişiklikleri hükümetlerin değil, devletin ve toplumun geleceğine ilişkin metinlerdir.

Bu nedenle 28. Dönem’in 5. Yasama Yılı, sadece Meclis açısından değil, Numan Kurtulmuş açısından da ayrı bir anlam taşıyor.

Artık geçmişteki başarıları değil, önündeki dosyaları konuşacağız.

Ankara’nın gözü onda olacak.

Meclis’in gözü onda olacak.

Siyasetin gözü onda olacak.

Ve belki de en önemlisi…

Yeni anayasa sürecinde kuracağı ortak zemin, Numan Kurtulmuş’un Meclis Başkanlığı'na bırakacağı en önemli imza olacak.

Numan Kurtulmuş TBMM