Ali Murat Karabağ

Ali Murat Karabağ

Journalism Trust Initiative (JTI) Akreditasyonu

Azim, çalışma ve inanç ile yapılan her işin sonunda güven, başarı ve mükâfat vardır. Buna inanırım. Ve inanarak çıktığım bir yolun bugün somut bir karşılığını görmek, tarif edilmesi zor bir gurur vesilesidir.

Yeni Ankara yıllardır yayın hayatını sürdüren, kendi çizgisi ve okur kitlesi olan bir gazetedir. Bu kurumun emekle oluşmuş bir güven zemini vardı. Benim hedefim; bu mevcut güveni uluslararası standartlarla teyit etmek, kurumsal yapıyı global ölçekte belgelendirmek ve gazetemizi yalnızca yerel değil, evrensel gazetecilik kriterleriyle de görünür kılmaktı.

Bu düşünce bir günde oluşmadı. Uzun süren araştırmalar, farklı modellerin incelenmesi, uluslararası medya güven sistemlerinin değerlendirilmesi ve detaylı analizler sonucunda Journalism Trust Initiative (JTI) süreci başladı.

Yazının Devamı

Kışa dönen zihinler

Tatilden dönen çocuklar, hele ki soğuk kış günlerinde, derslere yeniden adapte olmakta zorlanabilir. Sabahın ayazında uykulu gözlerle giyilen montlar, sırt çantasına sıkıştırılan defterler ve pencereden sızan solgun ışık… Hepsi birden çocukların iç dünyasında küçük bir direnişe dönüşür. Çünkü tatil, sadece dinlenmek değil; özgürlük, oyun ve zamansızlık demektir. Okul ise yeniden ritim, sorumluluk ve disiplinle tanışmaktır.

Bu geçiş, aslında bir mevsim değişimi gibidir. Nasıl ki doğa yavaş yavaş yapraklarını döker, hava bir anda soğumaz; çocukların dünyasında da değişim zamana ihtiyaç duyar. Bir günde her şeyin yerli yerine oturmasını beklemek, onların omuzlarına gereksiz bir yük bindirir. Oysa öğrenme, baskıyla değil, güvenle ve anlayışla büyür.

İşte tam bu noktada biz büyüklere büyük bir görev düşer. Anneler, babalar ve öğretmenler olarak çocukların zihnindeki vitesi bir anda beşinci vitese takmak yerine, adım adım yükseltmek gerekir. Çünkü ani hızlanmalar kaygıyı artırır, yavaş ve kontrollü geçişler ise güven duygusunu besler. Her çocuk, kendi temposunda yürür ve her tempo, doğru yönlendirmeyle güçlü bir ritme dönüşebilir.

Yazının Devamı

YKS pistinde zihinle kazanılan yarış

YKS hazırlık sürecinde en hızlı piste giriş yapmış bulunmaktayız.

Bu, sıradan bir koşu değil. Bu, zihnin, sabrın ve inancın yarıştığı bir maraton. Ya bütün gücüyle devam edenler olacak, ya yorgunluğa yenilip geriye düşenler, ya da henüz çizgiye varmadan pes edenler… Ben bu süreçte şunu çok net gördüm: Bu yarışı sadece bilgisi olanlar değil, psikolojisini yönetenler kazanıyor. Bu yolda en büyük rakip ne deneme sınavı, ne süre, ne de konu sayısı…

En büyük rakip, insanın kendi kendine kurduğu cümleler.

Yazının Devamı

Hızlı okumanın önemi

Karşımdaki öğrencime bakıyorum. Gözleri satırlarda geziniyor ama zihni yetişmeye çalışıyor. “Öğretmenim, okuyorum ama yetişemiyorum” diyor. İşte hızlı okuma, tam bu noktada bir teknik olmaktan çıkıp bir hayat becerisine dönüşüyor.

Küçük yaşta kazanılan bu alışkanlık, çocuğun kelimelerle kurduğu bağı güçlendirir. Okuma hızlandıkça anlama derinleşir, anlama derinleştikçe merak büyür. Masallar hayal dünyasını genişletir, bilgi metinleri düşünmeyi keskinleştirir. Daha çok metinle karşılaşan çocuk, daha çok bakış açısı tanır; bir şairin dizelerinde duyguyu, bir tarihçinin satırlarında geçmişi, bir bilim insanının cümlelerinde geleceği keşfeder. Böylece kültür, ezberlenen bilgilerden çıkıp yaşanan bir deneyime dönüşür.

Sınavlarda ise hızlı okuma yalnızca zaman kazandırmaz, sorunun özünü yakalamayı öğretir. Metni doğru ve seri okuyabilen öğrenci, ayrıntılarda kaybolmaz; panik yerine kontrol duygusuyla hareket eder. Bu alışkanlık, çocuğun günlük yaşamında da kendini gösterir; bir tabelayı okurken, bir yönergeyi takip ederken ya da bir hikâyeyi arkadaşlarına anlatırken daha özgüvenli olur.

Yazının Devamı

Ankara’nın bilinmeyenleri 4

Suluhan: Ticaretin sessiz hafızası

Ulus’un kalabalığı içinde çoğu kişinin fark etmeden önünden geçtiği Suluhan, Ankara’nın en eski ticaret duraklarından biridir. Bugün bir çarşı gibi görünse de geçmişte burası, yolun, ticaretin ve sabrın buluştuğu önemli bir handı.

Yazının Devamı

Ara tatil yaklaşıyor: Büyük bir fırsat

Ara tatil, sanıldığı gibi dersleri yetiştirme haftası değildir. Asıl amacı, yoğun geçen eğitim sürecinde yorulan zihni toparlamak ve çocuğu yeniden dengeye getirmektir. Bu yüzden ara tatil gelmeden önce yapılması gereken ilk şey, beklentileri doğru ayarlamaktır.

Tatili tamamen boş bırakmak kadar, her günü ödev ve tekrarlarla doldurmak da yanlıştır. Çocukların rutinleri tamamen bozulmamalı; uyku saatleri çok kaymadan, ekran süresi sınırsızlaşmadan ama daha esnek bir düzen kurulmalıdır.

Ara tatil, yeni konular öğrenmekten çok temel becerileri güçlendirmek için bir fırsattır. Kısa süreli, oyun temelli okuma, dikkat ve anlama çalışmaları hem çocuğu yormaz hem de öğrenme bağını koparmaz. Günde 15–20 dakikalık doğru bir çalışma, uzun ve zorlayıcı ödevlerden çok daha etkilidir.

Yazının Devamı

Ankara’nın bilinmeyenleri 3

Hacı Bayram – Augustus Tapınağı: Bir şehrin iki nefesi

Ankara’nın kalbinde, Ulus’ta iki yapı yan yana durur.

Biri Hacı Bayram-ı Veli Camii… Diğeri Augustus Tapınağı.

Yazının Devamı

Dikkat 4 yaş

Artık “bebeklik geçti” dediğimiz ama çocuğun hâlâ oyunla büyüdüğünü unutmamamız gereken bir eşik. Bu yaştan sonra çocuklardan beklentiler artıyor; daha uzun otursun, dinlesin, anlatsın, başladığını bitirsin istiyoruz. Ama çoğu zaman şunu atlıyoruz: Bu beceriler kendiliğinden gelmiyor, adım adım inşa ediliyor.

4 yaş üstünde geliştirmemiz gereken en temel özellik dikkat. Ama dikkat dediğimiz şey tek başına bir kavram değil. Dinleme, bekleme, seçme, sürdürme ve vazgeçmemeyi de içinde barındırıyor. Yani çocuk sadece bakmıyor; baktığını ayırt ediyor, dinliyor, sabrediyor ve başladığı şeyde kalabiliyor mu, asıl mesele bu.

Bu yaşta çocuklar çok meraklı ama bir o kadar da çabuk dağılabiliyor. Hemen vazgeçen, “sıkıldım” diyen çocukların sorunu çoğu zaman isteksizlik değil; yeterince desteklenmemiş odak becerisi. Her yeni uyaranla yön değiştiren bir zihin, derinleşmeyi öğrenemiyor.

Yazının Devamı

Okumaya hazır olmak neden kritik?

Bir çocuk okulun kapısından içeri yalnızca bir çanta ve bir forma ile girmez; beraberinde görünmeyen bir yük daha taşır: Beklentiler. “Okumayı ne kadar hızlı öğrenecek?”, “Arkadaşlarından geri kalacak mı?”, “Başarabilecek mi?”… Bu sorular, daha ilk günden küçük omuzlara ağır bir sorumluluk yüklemeye başlar.

Oysa okulun ilk adımı, yarışmak değildir. Çocuk önce hazır hissetmeli, başarabileceğine inanmalı, öğrenmenin tadına varmalıdır.

İşte bu yüzden okuma öncesi hazırlık hayati önem taşır.

Yazının Devamı

Ankara'nın bilinmeyenleri

Ankara'nın bilinmeyenlerini anlatmaya devam ediyoruz. Önceki yazımda Resim Heykel Müzesindeki gizemli heykeli anlatmıştım. Bugün ise iki tarih arasındaki sanat köprüsünü anlatacağım.

Ankara'nın tam ortasına bir meteor düştü, etrafında önce su belirdi sonra o muhteşem mimarinin sudaki aksi...

Yazının Devamı

Eğitimde asıl mesele: Çocuğun okula yeniden inanması

Yıllardır şunu yapmaya çalışıyoruz: Eğitim sistemine dışarıdan eleştirmek yerine, içeriden katkı sunmak.

Bu ülkenin eğitimine; yeniden okula dönen kız çocuklarıyla, kurulan kütüphanelerle, ilk kez hayata geçirilen uygulamalarla, Milli Eğitim sistemine kazandırılan yeni modellerle dokunmaya çalıştık. Amacımız hiçbir zaman “farklı olmak” değil, faydalı olmaktı.

Bugün geldiğimiz noktada ise çok daha temel bir soruyla yüz yüzeyiz.

Yazının Devamı

2025’in bize öğrettikleri

2025 yılında "in" olanlar belliydi:

Hırsızların yüzsüzlüğü, cahillerin pervasız özgüveni, arsızların sahte cesareti, soysuzların itibar paketleri, bölücülerin mikrofon bulma hızı…

Yalanın PR ajansına kavuştuğu, liyakatsizliğin kartvizit bastırdığı, mağduriyetin profesyonelce kullanıldığı bir yıl izledik.

Yazının Devamı

Çocuklarda odaklanma

Çağımızın en önemli sorun cümlelerinden biri "Çocuğum odaklanamıyor!". Oysa o kadar söylüyorsunuz “Dikkatini ver!". Ancak demekle odaklanma olmuyor.Çünkü odaklanma, çocuğun istemesiyle değil; beynin öğrenmeye hazır hâle gelmesiyle ortaya çıkıyor.

Çocuklarda bilişsel odaklanma; bir işe başlama, onu sürdürme ve bitirme becerisidir. Sadece bakmak ya da sessiz durmak değil, anlamak ve hatırlamak anlamına gelir.

Birçok çocuk odaklanmakta zorlanıyor çünkü;* Uyaran çok fazla* Görevler uzun ve karmaşık* Hareket yok, sadece oturma beklentisi var

Yazının Devamı

Asgari ücret; çocukların kahvaltısını masaya koymadan belirlenemez

Asgari ücreti belirlerken masaya sadece enflasyonu, açlık-yoksulluk sınırını, piyasa dengesini koyuyoruz. Oysa bu ülkenin gerçeği sadece rakamlardan ibaret değil; geleceğe yürümeye çalışan, sabah okula aç giden çocuklar var. Bu yazıda belki de bugüne kadar en hatır kırıcı, en acı ama en gerçekçi önerilerden birini dile getiriyorum:Asgari ücret hesaplanırken, bir hanedeki üç çocuğun okulda yapacağı kahvaltı masrafı mutlaka eklenmeli.

Bu düşünce, bir lütuf ya da bir sosyal jest değil; geleceği inşa etmenin en temel gerekliliğidir. Çünkü biliyoruz ki yetersiz beslenmeyi bir kenara bırakalım, kahvaltı yapmadan derse oturan bir çocuğun zihni açılmaz, dikkati toparlanmaz, öğrenme kapasitesi çalışmaz. Bunun adı eğitim değil, kaderine terk etmektir.

Bugün sınıflarda sessizce oturan yüz binlerce çocuğun, sadece uykusuzluktan değil, midesindeki boşluktan dolayı dersi takip edemediğini biliyoruz. Öğretmenlerin “çocuğum iyi misin?” diye fısıldadığı, çocukların ise “bir şey yok hocam” diyerek mahcupça başını eğdiği o anlar… İşte ülkenin gerçek fotoğrafı budur.

Yazının Devamı

4 yaşından itibaren eğitim

Çocuk gelişiminde 4 yaş, öğrenme kapılarının ardına kadar açıldığı bir dönemdir. Artık merak eden, soru soran, ilişki kuran ve kendi dünyasını oluşturmaya başlayan bir çocuk vardır karşımızda. Bu yaş; ailelerin eğitim sürecine bilinçli şekilde dâhil olması için eşsiz bir fırsat sunar.

Öncelikle şunu kabul edelim: Oyun, bu yaşın en güçlü eğitim aracıdır. Çocuk; bloklarla inşa ederken problem çözer, rol oyunlarında sosyal becerilerini geliştirir, basit kurallı oyunlarda ise dikkat ve odaklanmayı öğrenir.

Dil gelişimi de bu dönemin temel taşlarından biridir. Her gün kitap okumak, çocuğun sorularını sabırla dinlemek ve onun kendini ifade etmesine alan açmak; ilerideki okuryazarlık becerilerini doğrudan destekler.

Yazının Devamı

Yeni Ankara ailesi birlikte güçlü

Çok bilmişler, yemişler, sinmişler ve direnenler…

Ülkemizde uzun yıllardır süren sosyo-kültürel değişim ve dönüşüm süreci, aslında hepimizin çevresinde sıkça gördüğü dört temel insan tipini daha görünür kıldı. Her dönemin “çok bilmişleri” vardır; hayatı yüzeysel okur, bilgiyi derinlemesine anlamasa da yüksek bir özgüvenle sürekli konuşur, susmaz, dinlemez. Bir de “her durumda kendine pay çıkaranlar” vardır; krizleri fırsata çevirmekte mahir, toplumsal fayda yerine kişisel kazancını merkeze alanlar… Bazıları da “dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla siner, kenara çekilir, olup biten karşısında ses çıkarmaz. Bir anlamda günü kurtarmanın, görünmez olmanın güvenli alanına sığınırlar.

Ve sonra… İşte tam da bugün bu masanın etrafında buluşmuş olanlar gibi, dördüncü bir grup vardır: "direnenler". Doğrudan, doğruluktan, adaletten vazgeçmeyenler. Ülkesinin geleceği için söz söylemekten, gerektiğinde eleştirmekten, gerektiğinde savunmaktan çekinmeyenler. Huzurlu bir yarın, onurlu bir duruş, daha güçlü bir toplum için gecesini gündüzüne katıp çalışanlar…

Yazının Devamı

YouTube artık birçok çocuğun öğretmeni…

Bugün sınıfa girip çocuklara “Dün akşam ne izlediniz?” diye sorduğunuzda, artık neredeyse hiçbiri televizyondan, diziden, hatta bazen kitaptan bile bahsetmiyor.

Cevaplar genelde aynı: “YouTube’da bir video izledim… Şu fenomenin kanalına baktım… Bir şeyler öğrendim…”Ve tuhaf olan şu ki; çocukların “öğrendim” dediği şeylerin önemli bir kısmı, okulda saatlerce anlatılan konulardan daha kalıcı, daha akılda kalıcı ve daha eğlenceli oluyor.

Artık YouTube birçok çocuğun öğretmeni.Hem de bazen öğretmenlerinden daha etkili, daha sabırlı, daha renkli bir öğretmen…

Yazının Devamı

Cumhuriyetin yücelttiği, siyasetin ezdiği öğretmenler

Cumhuriyet, daha ilk adımında öğretmeni devletin omuzlarında taşıdı. Öğretmen, bir mesleğin değil bir ülkünün temsilcisiydi. Millet Mekteplerinden Köy Enstitülerine kadar öğretmen, bu toprakların aklı, vicdanı, ilerleme iradesiydi. Çünkü bir ülke, öğretmen kadar güçlüydü.

Bugünse aynı mesleğin mensupları, kendi ülkesinde en çok konuşulan ama en az dinlenen insanlar hâline geldi. Cumhuriyetin yücelttiği öğretmen, siyasetin dar alanında sıkıştırılan bir memura dönüştürülüyor. Eğitim, uzun vadeli devlet politikası olmaktan çıkıp dönemlik siyasi tartışmaların kolay hedefi hâline gelince; yük yine en çok öğretmenin omuzlarına biniyor.

Bir yanda geçim derdiyle boğuşan, ek iş yapmak zorunda kalan, mesleki itibarını sosyal medya kampanyalarında arayan öğretmenler…

Yazının Devamı

Ruhu paslanan çocuklar

Çocuk artık elleriyle değil, ruhu paslanarak büyüyor…Ne toprak kokusuna karışıyor, ne de düşe kalka öğreniyor hayatı. Oyun alanı dört duvar arasına sıkıştırılmış; bahçelerin cıvıltısı, sokakların hareketi, akranlarla paylaşmanın sıcaklığı bir ekran ışığının loşluğuna teslim edilmiş durumda.

Anne babaların iç huzuru için “sessizleştirme” tuşu gibi kullanılan dijital oyunlar, aslında çocukların en gürültülü çığlıklarıdır. Video izleyerek vakit geçiren, sanal kahramanların yerine kendi hayallerini feda eden çocuk, kendi iç dünyasında yalnızlaşıyor. Kendi gözlerinin ışığını unutuyor; başkasının kurgusuyla üretilmiş parıltılara bakarken.

Oysa çocuk dediğimiz varlık, sadece akademik başarıya koşan bir makine değildir. Onun en büyük hakkı, ruhunun özgürce nefes alabilmesidir. Bahçede koşarken düşmesi, bir çiçeği koparıp merakla incelemesi, oyuncağını paylaşırken kavga etmesi bile büyümenin sağlıklı parçalarıdır. Çocuk ruhunu paslandıran şey, işte tam da bu doğal öğrenme alanlarının ellerinden alınmasıdır.

Yazının Devamı

Öğretmenlik mesleği sosyal medya şakasının malzemesi değildir!

Son yıllarda “öğrencilerin dikkatini çekmek için” kılıktan kılığa giren öğretmen videolarını sıkça görüyoruz. Bir yere kadar anlarım: mizah olur, enerji olur, gençlere yakın durma çabası olur… Fakat artık öyle videolar dolaşıyor ki, eğitimin ciddiyetine, mesleğin onuruna, kurumun saygınlığına yönelen bir dalga hâline gelmiş durumda.

Geçen gün karşıma çıkan bir video bunun en net örneğiydi. Bir okulun *resmî* sosyal medya hesabında iki öğretmen çıkmış, okulun içindeki öğretmenleri kategorize ediyor: “En dedikoducu öğretmen, en cimri öğretmen, en geveze öğretmen…” Kahkahalar eşliğinde, birbirlerini ve meslektaşlarını karikatürize ettikleri bir video. Üstelik bunu özel hesapta değil, bizzat okulu temsil eden resmî kanalda paylaşıyorlar.

Şimdi soruyorum:

Yazının Devamı

Aynadaki yansımamız

Çocuk, dünyaya geldiğinde boş bir sayfa gibidir. O sayfaya ilk yazılan harfler, anne ve babadan gelir. Kalıtımsal özellikler dediğimiz; göz rengi, saç yapısı, boy uzunluğu belki ilk bakışta fark edilen yanlarımızdır ama daha derine indiğimizde, asıl mirasın kişilik özelliklerinde saklı olduğunu görürüz.Bir bakmışsınız çocuğunuzun öfke anında yüzündeki ifade tıpkı babasına benziyor.

Bir başka gün, küskünlüğü annesinin yıllar önceki hâlini andırıyor. Aslında bu durum hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü çocuklar yalnızca genlerle değil, görerek, duyarak, hissederek anne ve babalarından izler taşır.Sinirlenmek, kolay vazgeçmek, kırıldığında içine kapanmak… Bunlar anne ve babadan öğrenilen olumsuz mirasın parçalarıdır. Çocuk, ebeveyninin davranışlarını izler, onları model alır. Bazen farkında bile olmadan bu tepkileri kendi karakterine işler.

Ama aynı şekilde güçlü iletişim kurmak, sabırlı olmak, kararlı davranmak da yine anne ve babadan öğrenilen değerli miraslardır. Çocuğun başarısında, hayata bakışında ve ilişkilerinde bu olumlu izler yol gösterici olur.Anne ve baba, çocuğuna sadece sözleriyle değil, davranışlarıyla da öğretir. Çocuğa sabırlı olmayı anlatmak yerine, sabrı göstermek çok daha etkilidir. Sinirlenmek yerine sakin kalmayı başarabilen bir ebeveyn, çocuğuna en büyük armağanı vermiş olur.

Yazının Devamı

Zamanın kıymetini bilmek

Anne-babalık, hayatın en özel yolculuklarından biri. Ama çoğu zaman bu yolculuk içinde günlük telaşlar, iş yoğunluğu, sorumluluklar derken çocuklarımızın büyüyüşünü fark edemiyoruz. Onların “ilk adım” heyecanı, “ilk kelime” mutluluğu, okul çantasını sırtına takışı… Tüm bunlar birer film sahnesi gibi akıp gidiyor. Ve biz, çoğu kez farkına bile varmadan o sahneyi kaçırıyoruz.

Bir gün dönüp baktığınızda, çocuğunuzun artık size ihtiyacı olmadığını, kendi yolunu çizdiğini göreceksiniz. İşte o zaman “keşke daha çok vakit ayırsaydım, keşke her anın kıymetini bilseydim” cümlesi içinizden geçmesin.

Çünkü çocukluk bir defa yaşanıyor, bir daha geri gelmiyor. Çocuğunuz sizden mükemmel bir ev, pahalı oyuncaklar ya da büyük imkanlar istemez. O, birlikte oynadığınız oyunları, masal dinlerken uykuya dalışını, birlikte kahkahalarla gülüşünüzü hatırlayacaktır. Çocuk için en değerli hazine, sizinle paylaştığı o anılardır.

Yazının Devamı

Çocuğum konuşmuyor, ne yapmalıyım?

Anne-babalık yolculuğunda en çok beklenen anlardan biri, çocuğun ilk kelimesini duymaktır. “Anne”, “baba” ya da minicik bir hece…

Bu sihirli an geciktiğinde ise ailelerin yüreğinde bir telaş başlar. Özellikle erkek çocukların konuşmaya beklenenden biraz daha geç başlaması, çoğu zaman endişeyi büyütür.

Aslında konuşmaya başlama süreci, çocukların gelişiminde bireysel farklılıklar gösterir. Kimi çocuk 12. ayda ilk kelimesini söylerken, kimisi 2 yaşına yaklaşırken konuşmaya başlar. Burada belirleyici olan yalnızca biyolojik faktörler değil; çevre, aile tutumları, sosyal ortam ve çocuğun bireysel mizacı da büyük rol oynar.

Yazının Devamı

Dikkat dağınıklığının panzehiri

Okçuluk, binlerce yıllık bir geleneğin günümüze taşınmış hali…

Savaş meydanlarından spor salonlarına, avcılıktan olimpiyatlara uzanan bu serüven, bugün çocuklarımız için yalnızca bir spor değil; karakter ve kişilik gelişiminde önemli bir eğitim alanı.

Bir çocuğun eline yay alması, aslında kendini tanıma yolculuğuna çıkmasıdır. Çünkü okçuluk, yalnızca hedefi vurmayı değil; sabrı, dikkati, öz denetimi ve özgüveni öğretir. Çocuğun gelişim süreçlerine baktığımızda bu kazanımların ne kadar kıymetli olduğu açıkça görülür.

Yazının Devamı