Ali Murat Karabağ

Ali Murat Karabağ

Unutulan kahramanlar: Öğretmenlerimiz

Yeni bir eğitim-öğretim dönemine başlıyoruz. Bu dönemde yine çocuklarımız için önerilerde bulunacak, eğitim sistemindeki eksiklikleri dile getirecek ve evlatlarımızın daha iyi şartlarda bir yılı tamamlamasını temenni edeceğiz. Ancak ne yazık ki çoğu zaman bir şeyi unutuyoruz: Öğretmenlerimizi…

Ekonomik şartların altında ezilen, hayat mücadelesi veren öğretmenlerimiz var. Bir yandan kendi yaşamlarının yükünü taşırken bir yandan da çocuklarımız için ışık olmaya devam eden öğretmenlerimiz… Onların emeği çoğu zaman göz ardı ediliyor.

Oysa asıl mesele sadece ekonomik değil. Öğretmenlik bugün, hiç olmadığı kadar zor bir meslek haline geldi. Çünkü öğretmenler yalnızca ders anlatmıyor, çocuklarımızı hayata hazırlıyorlar. Ama nasıl bir hayatın ortasında?

Yazının Devamı

LGS maratonuna başlayalım

8. sınıf öğrencileri için yeni eğitim yılı, sadece bir sınıf geçişi değil; aynı zamanda hayatlarında önemli bir dönüm noktasıdır. Testler, dersler, kurslar, özel dersler… Yoğun bir tempo onları bekliyor. Peki, bu maratona nasıl hazırlanmalı ve bu süreçte nasıl dirençli kalınmalı?

Planla başla. Başarıya giden yolda ilk adım, plansızlığa düşmemektir. Haftalık ve aylık hedefler koymak, bu yoğunluk içinde pusulanız olur. Çalışma saatlerinizi bir anda artırmak yerine, aşamalı bir şekilde yoğunluğu artırın.

Kaygıyı yönetmeyi öğrenmelisin. LGS, sadece bilgiyle değil, aynı zamanda duygularla da sınar. Beklentileri gerçekçi tutmak, nefes egzersizleri ya da kısa yürüyüşlerle zihni dinlendirmek bu süreçte çok önemlidir. Unutmayın, ara vermek tembellik değil, motivasyonun yakıtıdır.

Yazının Devamı

Eğitim koçu/danışmanı kimdir?

Günümüzde çocukların hayatlarına yön veren, ideallerini şekillendiren ve kariyer yollarını etkileyen bir alan var: eğitim koçluğu ve danışmanlık. Ancak bu alanda büyük bir belirsizlik ve tartışma söz konusu. PDR mezunlarından felsefe öğretmenlerine, sınıf öğretmenlerinden farklı meslek gruplarına kadar pek çok kişi eğitim koçu veya danışmanı unvanıyla sahneye çıkıyor. Peki bu kadar hayati bir süreci kim yönetmeli?

Öğretmenler, öğrencilerinin parmaklarının arasından kayıp gitmesine sessiz kalmıyor. Onlara göre, pedagojik formasyon bir çocuğun yaşamına yön verirken temel bir gereklilik. Çünkü her öğrenci yalnızca bir hedefe yönlendirilmiyor; ruhsal, duygusal ve sosyal gelişimi de dikkate alınmalı.

Öte yandan farklı meslek erbapları “Yönlendirme sadece öğretmenlerin tekelinde olamaz” diyor. Kendi başarı hikâyelerini paylaşarak gençlere yol göstermeye çalışıyorlar. Elbette her iyi niyetli girişim desteklenmeli, ancak niyet tek başına yeterli midir?

Yazının Devamı

Sınavlarda hızlı okumanın etkisi

Merkezî sınavlar olan LGS ve YKS, Türkiye’de öğrencilerin akademik geleceklerini şekillendiren önemli dönemeçlerdir; öyle ki bu sınavlar yalnızca bilgi test etmez, aynı zamanda zaman yönetimini, dikkat becerisini ve analitik düşünmeyi de sınar.

İşte tam bu noktada, “hızlı okuma” bir üst algıya dönüşür: öğrencinin yalnızca soruları daha çabuk taramasını değil, aynı zamanda anlamlandırma sürecini de derinleştirmesini mümkün kılar.

Bu becerinin temel faydalarının başında zaman avantajı gelir. Zira LGS ve YKS’de özellikle yeni nesil sorular uzun paragraf kurguları, grafik analizleri ve çok basamaklı anlatımları içerir. Hızlı okuma, öğrencinin metinleri daha kısa sürede tarayıp anahtar unsurları işaretlemesine, dolayısıyla çözüm aşamasına daha sağlam geçmesine yardımcı olur. Bu ise süre baskısını hafifletir ve sorulara daha serbest, daha dikkatli yaklaşmayı sağlar.

Yazının Devamı

Okul modu açılsın

Deniz, kum, güneş; akrabalar ve arkadaşlarla geçirilen güzel zamanlar derken üç aylık yaz tatili bir anda geçti. Şimdi sırt çantalarına kitap kokusu, defter sayfalarına yeni umutlar ekleme zamanı.

Ancak tıpkı sporcuların büyük bir yarışa çıkmadan önce ısınması gerektiği gibi, çocuklarımızın da yeni eğitim yılına başlamadan önce hem zihinlerini hem de bedenlerini “okul moduna” almaları önemli.

İlk adım, uyku düzeni. Yaz boyunca gece geç saatlere kadar süren film keyfi ya da oyun maratonları, okul açıldığında yerini erken yatma- erken kalkma disiplinine bırakmalı. Vücudun bu değişime uyum sağlaması için tatilin son haftasında saatleri yavaş yavaş okul düzenine çekmek gerekiyor.

Yazının Devamı

0-3 yaş dikkat gelişimi

Hayatın ilk üç yılı, bir çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için adeta altın bir dönemdir. Bu yıllarda dikkat, öğrenmenin temel taşıdır.

Çocuğun çevresini algılaması, yeni kavramları keşfetmesi ve oyunla öğrenmesi dikkat gelişimine bağlıdır. Ancak dikkat dediğimiz şey doğuştan tam anlamıyla gelmez; sevgiyle, doğru yöntemlerle ve sabırla gelişir. İşte bu noktada “Annepati” felsefesi devreye girer: Çocuğu sadece anlamak değil, onun dünyasına adım atıp kalbiyle görmek…

0-3 yaş döneminde oyun, çocuğun dili ve dünyayı anlamlandırma aracıdır. Basit ama hedefe yönelik oyunlar dikkat süresini uzatır. Örneğin, renkli bloklarla kule yapmak, eşleştirme kartlarıyla oynanan kısa süreli oyunlar veya bir nesneyi saklayıp bulmasını istemek, zihinsel odaklanmayı güçlendirir.

Yazının Devamı

Düşüncesiz değer, felsefesiz eğitim

Değerler eğitimi elbette önemlidir; ancak felsefi sorgulamadan yoksun bir değerler eğitimi, sağlam bir temele oturamaz. Çocuklara sadece basitleştirilmiş nezaket kurallarını öğretmek, onlara neden “iyi” davranmaları gerektiğini kavratmaz; yalnızca otomatik bir uyum yaratır.

Oysa gerçek eğitim, “Neden doğruyu seçmeliyim?”, “Adalet nedir?”, “İyi insan olmak ne demektir?” gibi soruları sordurabilmektir. İşte felsefe tam da bu noktada devreye girer; değerleri ezberletmek yerine, içselleştirmeyi mümkün kılar.

Türkiye’de son on yılda değerler eğitimine ağırlık verildi; fakat aynı dönemde PISA sonuçları gösteriyor ki eleştirel düşünme ve okuduğunu anlama becerilerinde hâlâ OECD ortalamasının gerisindeyiz. Bu veriler, felsefenin yokluğunun eğitimimizi sadece teoride değil, somut olarak da zayıflattığını açıkça ortaya koyuyor.

Yazının Devamı

Annelik yolculuğu

Bir çocuk dünyaya geldiğinde sadece bir bebek doğmaz; aynı anda bir anne de doğar. Ne var ki, doğan bu annenin eline bir "Kullanma kılavuzu" verilmez. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, ilk adımlar, ilk kelimeler... Hepsi büyülü olduğu kadar belirsizlik doludur. İşte tam bu noktada devreye annepati felsefesi girer.

Annepati; anne olmanın sadece bakım vermek değil, duygudaşlıkla eşlik etmek olduğunu savunur. Anlamaya çalışmayı, her davranışın ardındaki mesajı duymayı, yargılamadan yanında olmayı öğretir. Bebek büyürken annenin de içsel olarak büyümesini sağlayan bir yoldur bu.

- Sevgi, en temel ihtiyaçtır. Annepati der ki: Bebeğiniz önce kucağınızda büyür, sonra hayatta yürümeye başlar. Onun için güven, önce ten temasınızda, sesinizde, kokunuzdadır. Şefkatle sarılmak sadece fiziksel değil, ruhsal bir besindir.- Her ağlama bir mesajdır. Annepati, ağlamayı susturulması gereken bir sorun değil, çözümlenmesi gereken bir iletişim şekli olarak görür. Bazen açlık, bazen yorgunluk, bazen sadece bir bakışa ihtiyaçtır. Dinlemek, anneliğin en derin eylemidir.

Yazının Devamı

Lise tercihi ve aile

Uzun ve yorucu bir hazırlık sürecinin ardından, lise tercihi zamanı geldi çattı. Sizler için bu dönem belki bir-iki yıl süren bir çabanın sonucu olabilir ancak anne ve babalarınız için, bu süreç çok daha önceden başladı — siz dünyaya gelmeden önce bile.

Çünkü bir çocuğun geleceği, ailesinin hayalleriyle başlar. Tam da bu noktada “Annepati” felsefemiz devreye giriyor: Adım adım geleceğin başarısı.Bu tercih süreci yalnızca bir okul seçmekten ibaret değil. Gelecekte atacağınız akademik ve mesleki adımların yönünü belirleyecek önemli bir karar. Bu yüzden bu süreci ailenizle birlikte yürütmek, birlikte düşünmek ve karar vermek çok değerli.

Öncelikle, lise türlerini tanıyarak başlamalısınız. Anadolu, fen, meslek, imam hatip, güzel sanatlar veya spor liseleri… Her biri farklı bir yolculuğa açılan bir kapı. Hangi okulun sizin ilgi alanlarınıza, hedeflerinize ve yeteneklerinize uygun olduğunu araştırmak çok önemli.

Yazının Devamı

Hangi lise? Lise türleri

Her yıl binlerce gencimiz ortaokulun ardından hayatının önemli dönemeçlerinden biriyle karşılaşıyor: Hangi liseyi seçeceğim?Kulağa basit bir seçim gibi gelse de, aslında bu karar çoğu zaman öğrencinin üniversite tercihlerini, hatta mesleki yönelimini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla yalnızca sınav puanına göre değil ilgi, yetenek, hayaller ve kişilik özelliklerine göre verilmesi gereken bir karar bu.Bugün elimizde pek çok farklı lise türü var. Her biri ayrı bir dünya, ayrı bir yol haritası sunuyor.Fen Liseleri, bilim ve matematik alanında kendini geliştirmek isteyen öğrenciler için özel bir zemin hazırlıyor.

Mühendislik, tıp, yazılım gibi sayısal alanlara yönelmek isteyenler için oldukça verimli bir altyapıya sahipler. Ancak yoğun akademik tempo, bu liseyi tercih edecek öğrencilerin disiplinli ve sabırlı olması gerektiğini unutmamalı.

Sosyal Bilimler Liseleri ise adından da anlaşılacağı üzere, edebiyat, tarih, felsefe gibi sosyal alanlara ilgisi olan öğrencileri hedefliyor. Hukuk, psikoloji, siyaset bilimi gibi bölümlerle ilgilenen öğrenciler için doğru adres olabilir. Ancak ne yazık ki çoğu zaman fen liseleri kadar görünür değiller.Anadolu Liseleri ise belki de en esnek yapıya sahip okullar. İlk iki yılda ortak derslerle temel oluşturan bu liselerde, öğrenciler 11. sınıfta alan seçimi yaparak yönlerini belirliyor. Bu yönüyle hem fırsat sunuyor hem de sorumluluk yüklüyor: Doğru alan seçimi çok kritik.

Yazının Devamı

Eğitime adanmış 100 yazı

“Şimdi yollarda olanlar, bilmezler ki çizdiğimiz yoldalar.”Yıllar önce kaleme aldığım bu cümle, bugün 100. köşe yazıma başlarken zihnimde yankılanıyor. Çünkü ben o yolu, sadece kendim için değil; okuyamayan çocuklar, yönünü kaybetmiş gençler, sistemin içinde sesini duyuramayan öğretmenler için çizdim. Ve bugün dönüp baktığımda görüyorum ki, o yol hâlâ yürünüyor.Benim hikâyem bir kalemle başladı. O kalemle sadece yazmadım; yön gösterdim, cesaret verdim, eleştirdim, düşündürdüm. Eğitimde adaleti savundum, fırsat eşitliğini hayal değil, hak saydım. Kitapları sadece raflarda değil, çocukların yüreğinde açan çiçekler olarak gördüm.Bir Ömrün Özeti: İdealistlik ve MücadeleEğitim bir sistem değildir sadece; bir inanç, bir direniş ve bir umuttur. Ve ben bu umuda inandım.Yıllar boyunca;* Anadolu’nun dört bir yanında gençlerle, öğretmenlerle buluştum.* Sosyal medyada, sahada, sınıflarda ve kürsülerde aynı hakikati dile getirdim: “Her çocuk iyi bir eğitimi hak eder.”* Kitaplar yazdım, seminerler verdim, binlerce öğrenciye ve eğitimciye dokundum.* Ve her yazımda, her sözümde sadece sistemin değil, vicdanın da sesi olmaya çalıştım.Eğitime dair söylediklerim çoğu zaman alkışlanmadı. Ama ben hiçbir alkışın bir öğrencinin hayatını değiştirmekten daha kıymetli olmadığını çok erken öğrendim.

100 YAZININ ARDINDA NE VAR?

Bu yazılar bir birikim değil sadece; bir çağrıdır.Kimi zaman LGS’deki adaletsizliği yazdım, kimi zaman sınav sistemi içinde ezilen çocukların feryadını.Kimi zaman bir öğretmenin sessiz çığlığı oldu satırlarım, kimi zaman bir velinin umutsuz bakışı.Ve her yazıdan sonra şunu sordum kendime:“Yarına bir çocuğun umudu olacak bir cümle bırakabildim mi?”Eğer bu soruya içtenlikle “evet” diyebiliyorsam, işte o zaman kalemim amacına ulaşmış demektir.Yol Bitmedi, Yazı BitmezBu 100 yazı, ne bir son ne de bir özet. Bu sadece bir dönemeç. Çünkü değişmeyen tek şey, değişim için atılan ilk adımdır.Bugün hâlâ çocuklar karanlıkta ders çalışıyorsa,Bir öğretmen yalnızca nöbet tutmakla anılıyorsa,Veliler tercih yaparken yalnız kalıyorsa,Benim kalemim durmayacak.Çünkü bu yol, sadece benim değil.Bu yol, bizim yolumuz.Nice yazılarda, nice mücadelelerde, nice aydınlık günlerde buluşmak dileğiyle…

Yazının Devamı

Bir ağaç gölgesi

2020 yılında başlayan pandemi, bize yaşamla ilgili unuttuğumuz pek çok gerçeği hatırlattı. İnsan, temel ihtiyaçlarının ne kadar sınırlı olduğunu, özgürlük sandığı bağımlılıklarını ve doğayla kurduğu bağın aslında ne kadar kopuk olduğunu fark etti.

Bir süreliğine de olsa doğaya döndü gözlerimiz. Bahçeler, balkonlar, saksılar, toprak… O unutulmuş bağlantıyı yeniden kurar gibi olduk ama ne yazık ki bu farkındalık da, çoğu şey gibi kısa sürdü. Çünkü insanın en büyük yeteneği, ne yazık ki unutmaktır.

Ormanlar yanıyor, seller kasabaları yutuyor, hayvan türleri birer birer yok oluyor. İnsanlık, doğayla savaş haline geçmiş durumda. Sadece beton dökerek, sadece mangal dumanıyla doğayla yaşanmaz. Oysa yaşanırdı… Çünkü bir zamanlar öyle yapanlar vardı. Unutmayanlar vardı. Bir ağacı kesmemek için köşk yerini değiştiren bir lider vardı bu topraklarda. Kim mi? Elbette Mustafa Kemal Atatürk.Atatürk, Marmara Denizi kıyısındaki Yalova’yı çok severdi. Bir gün kıyıya yaklaşan yatından büyük bir çınar ağacını gördü. Gölgesine hayran kaldı ve hemen o ağacın gölgesine küçük bir köşk yaptırdı. Ancak rüzgarla birlikte çınarın dalları köşkün çatısına zarar verince bahçıvan dalları kesmek için izin istedi. Atatürk’ün cevabı tarihe geçti:"Ağaca dokunulmayacak, gerekirse köşk yer değiştirecek."Emir verildi. Uzun uğraşlar sonucunda köşk, raylar üzerinde 5 metre ileri taşındı. O günden beri adı “Yürüyen Köşk” oldu. Sadece yer değiştiren bir yapı değil, yerinde duran bir vicdandı aslında. Doğaya duyulan saygının, yöneticilik bilincinin, insani duyarlılığın bir sembolüydü.

Yazının Devamı

En iyi lise meselesi

Her LGS sonrası aynı cümleyi yeniden işitiriz:“Türkiye’nin en iyi lisesine gideceğim.”Peki nedir bu “en iyi” lise meselesi?Bu, sadece en yüksek puanı alanların adım attığı taş duvarlı binalar mıdır? Yoksa öğrencilerine sadece not değil; düşünce, sorumluluk ve vizyon da katan köklü kurumlar mı?Bugün elimizde veriler var. Türkiye’nin en çok tercih edilen, en yüksek yüzdelik dilimle öğrenci alan liselerini sıralayabiliyoruz. Ancak bu liste, sadece “puanla girilen yerler” sıralaması değildir. Aynı zamanda bir vizyon, kültür ve gelecek çizgisidir.

1. Galatasaray Lisesi – İstanbul (%0.01) Fransızca eğitim, uluslararası üniversite başarısı, tarihi misyon.2. İstanbul Erkek Lisesi – İstanbul (%0.01) Almanca eğitim, Almanya ile güçlü ilişkiler, köklü gelenek.3. Kabataş Erkek Lisesi (Almanca) – İstanbul (%0.02) Akademik ve sosyal projelerde örnek okul.4. Cağaloğlu Anadolu Lisesi – İstanbul (%0.03) AB projeleri, Almanca eğitimiyle fark yaratıyor.5. Ankara Fen Lisesi– Ankara (%0.04) Sayısal alan başarısıyla Türkiye genelinde parlıyor.6. İzmir Fen Lisesi – İzmir (%0.05) Tıp, mühendislik ve bilim alanlarına öğrenci hazırlamada öncü.7. Kabataş Erkek Lisesi (İngilizce/Karma) – İstanbul (%0.05) İki farklı dil programı, akademik çeşitlilik.8. İstanbul Atatürk Fen Lisesi – İstanbul (%0.06) Sayısal başarı odaklı, güçlü mezun profili.9. Bornova Anadolu Lisesi – İzmir (%0.07) Almanca ağırlıklı eğitim, yurt dışı projeleriyle dikkat çekiyor.10. Çapa Fen Lisesi – İstanbul (%0.08) Disiplinli yapısı ve başarı oranıyla öne çıkıyor.

Elbette liste burada bitmiyor. Anadolu’nun dört bir yanında çok daha düşük yüzdelik dilimle öğrenci alan ama öğretmen kadrosu, okul ortamı, veli-öğrenci dayanışmasıyla fark yaratan liseler de var.

Yazının Devamı

YKS sonrası dikkat!

Uzun ve zorlu bir maratonun ardından şimdi önünüzde büyük bir boşluk duruyor. Bu boşluğu nasıl dolduracağınız, belki kaygıyla belki umutla belirlenecek. Ancak şu bir gerçek ki sınav bitti. Artık yeni bir gün başladı.

Aylarca süren yoğun tempolu çalışma döneminin ardından zihninizin ve bedeninizin dinlenmeye ihtiyacı var. Bu süreci kendinize iyi bakarak, sağlıklı bir şekilde değerlendirmelisiniz. Düzenli egzersizler yapmak hem fiziksel hem de ruhsal olarak size iyi gelecektir. Unutmayın, şimdiye dek hiç olmadığı kadar özgürsünüz. Artık size ait uzun saatler var, içinde test çözme baskısı olmadan geçen zamanlar...

Bu boşluk, düşündüğünüzden daha kıymetli. Kendinize karşı dürüst olun, sınav sonucunu değerlendirirken gerçekçi ama yargılayıcı olmayan bir bakış açısıyla yaklaşın. Belki istediğiniz puanı alamadınız, belki hedefinizin uzağında kaldınız ama unutmayın, sınav sonucu kim olduğunuzu belirlemez. Asıl önemli olan bu süreçte neleri öğrendiğiniz ve bundan sonrası için ne yapmak istediğiniz.Gelin bu zamanı geleceğe yatırım olarak kullanın. Güçlü ve zayıf yönlerinizi analiz edin. Hangi alanda ilerlemek istiyorsunuz? Nasıl bir kariyer hayal ediyorsunuz? Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar, atacağınız adımların yönünü belirleyecektir. Eğer sınav sonucu sizi memnun etmediyse, "Daha çok zaman var, biraz dinleneyim." diyerek ayları ertelemeyin. Şu an, önümüzdeki yıl sınava girecek birçok adaydan çok daha avantajlısınız. Soruları gördünüz, atmosferi yaşadınız. Bu deneyimi bir başlangıç noktasına dönüştürün ve hazırlıklarınıza erkenden başlayın.

Yazının Devamı

Havanı alırsın

Bir şehirde şeker ustası vardı. İşini öylesine ustalıkla yapardı ki, dükkânının rafları adeta birer sanat galerisine dönerdi. Rengârenk şekerlemeler, çocukların gözlerini kamaştırır, büyüklerin içini ısıtırdı. Kimse bu güzellik karşısında kayıtsız kalamaz, dükkândan eli boş çıkmazdı.

Günün birinde bir genç, ustanın kazancını görüp "Bu iş ne kadar da kolaymış," diyerek hemen karşı dükkâna yerleşti. İnternetten videolar izledi, birkaç tanıdığına danıştı, kısa kurslara katıldı. Şeker, su, mısır şurubu... Her şey tarifteki gibiydi. Karıştırdı, kaynattı, renklendirdi. Şekerleri kalıplara döküp dizdi vitrine. Görüntü güzel, niyet yerinde... Ama ilk müşteri elini uzatınca şeker hamur gibi yapıştı, dağıldı. Mahcup oldu. Yeniden denedi, olmadı. Her seferinde aynı son: Eriyen şeker ve bozulan heves.Bir arkadaşına derdini anlattı. Arkadaş dedikoduya meyilli ya, koşa koşa ustaya gitti. “Bak gördün mü, senin gibi şeker yapmaya çalışıyor ama başaramıyor!” diye güldü. Usta başını kaldırmadan tek bir cümle söyledi:“Havasını almazsan şeker erir. Havasını alırsın ama ustalık başka bir şeydir.”

Genç, yine anlamadı. Denedi, hırs yaptı, yine denedi ama her seferinde sonuç aynı. En sonunda, içi dolu bir öfkeyle ustanın kapısını çaldı.

Yazının Devamı

Empati empati dediler

Eğitim sistemimizde ve toplumsal gündemimizde dönem dönem bazı kavramlar parlatılır, üzerine kitaplar yazılır, seminerler düzenlenir ve bir anda herkesin diline pelesenk olur. Sonra bir bakmışız, o kavram unutulmuş, yerini başka bir moda terime bırakmış.

Ne yazık ki, “empati” de bu akıbetten nasibini alanlardan biri oldu. Ama belki de keşke o da diğerleri gibi sessiz sedasız silinseydi hafızalardan. Çünkü empatiyi yerli yerine koyamadık, maksadını aşan bir hale büründürdük.

Empatiyi, başkasının yerine kendimizi koymak olarak öğrendik. Ancak zamanla bu eylemin yönü değişti. Artık “karşımızdakinin ne hissettiği” değil, “karşımızdakinin bizim hakkımızda ne düşündüğü” öncelikli hale geldi. Kendimiz olmaktan vazgeçtik, “başkası için kendimiz” olmaya başladık. Sosyal medya çağında empati, bir anlayış biçimi olmaktan çıkıp, görünürlük yarışıyla şekillenen bir performansa dönüştü. “Ben ne hissediyorum” yerine “beni nasıl görüyorlar” sorusu ağır bastı. Kendi benliğimizi ihmal ederken, başkalarının gözüne göre yaşamayı alışkanlık haline getirdik.

Yazının Devamı

Masal yaşını geçtik

1977 yılında İbo'nun seslendirdiği "Benim Balonlarım Vardı" şarkısında geçen şu sözler, yıllar geçse de insan ruhuna dokunmaya devam ediyor:"Söylenen bütün masallara inanırdık. Onlar mı bizi kandırdı, biz mi aldandık?"

Bu iki cümlede sadece bir nostalji değil, aynı zamanda derin bir yüzleşme saklı. Zira her insan hayatının bir döneminde bir şeylere sorgusuz sualsiz inanır. Bazen iyi niyetle anlatılmış bir masalın, bazen de kasıtlı kurgulanmış bir yalanın parçası olur. Fakat önemli olan; geriye dönüp baktığımızda neyi neden yaşadığımızı anlayabilmek ve hatalardan bir pay çıkarabilmektir.

Toplumsal ya da bireysel olarak yaşadığımız birçok sıkıntının ardından gelen ilk refleksimiz çoğu zaman suçlayacak birilerini bulmaktır. Sistem, aile, arkadaşlar, yöneticiler, hatta kader... Liste uzayıp gider. Çünkü insan, yükünü hafifletmek için sorumluluğu başkalarına yıkmak ister. Ama bu durum, gönlümüzü bir süreliğine rahatlatsa da bizi ileriye taşımaz. Aksine, aynı hataları tekrar tekrar yapmamıza neden olur.

Yazının Devamı

Zahmet çok, sonuç yok

Geçtiğimiz günlerde tanık olduğum bir olay, bana hayatın ince dengelerini ve öğrenmenin kıymetini yeniden hatırlattı. Genç bir hevesli, arıcılığa gönül vermiş. Ancak meseleye öyle bir bakış açısı varmış ki sabrın yerini acele, tecrübenin yerini kibir almış.

Kovandan aldığı yüzlerce arıyı tek tek cımbızla çiçeklerin üzerine bırakıyor. Maksat, bir an evvel polen toplansın, bal üretimi başlasın. Onun bu çabası, dışarıdan bakınca gayret gibi görünse de aslında doğanın işleyişine müdahale etmenin trajikomik bir örneğiydi. Usta arıcılar bu manzarayı izlerken tebessüm ettiler; çünkü onlar bilir ki, arı ne zaman, hangi çiçeğe, nasıl konacağını zaten doğuştan bilir.

Biz insanlar bazen bilgiyi, birkaç okuma ve izlemeyle elde ettiğimizi sanırız. Oysa asıl bilgi, zamanla yoğrulan, hata ve gözlemle pekişen bir süreçtir. Cımbızla arı taşımak, bir işi zorla hızlandırmak isteyenlerin halini simgeler. Oysa bazı şeylerin ritmi vardır; ona uymazsanız sonuç alamazsınız, sadece kendinizi yorarsınız.

Yazının Devamı

Sürpriz değil, duygusal şiddet

Geçtiğimiz hafta sosyal medyada paylaşılan bir video, milyonlarca kişinin içini sızlattı. Bir öğretmen, doğum günü olan öğrencisine “sürpriz” yapmak istemiş. Hazırlık yapmış, pasta almış, mumlar getirmiş ve sınıfça planı oluşturmuşlar. Ne var bunda, diyebilirsiniz. Ama mesele tam da burada başlıyor.

Sürprizin senaryosu şöyle: Ders başlarken öğretmen, doğum günü olan öğrenciyi sebepsizce azarlıyor. Hırçın bir tavırla, “çık dışarı” diyor. Çocuk, şaşırmadan kalkıyor, neye uğradığını sormadan sınıftan çıkıyor. Bahçeye mi gidecek, koridora mı, müdürün yanına mı, belli değil. Bu tepkisiz çıkışta en çok da alışkanlık var. Demek ki bu çocuğa “çık dışarı” denmesi ilk değil.

Ardından içeride mumlar yakılıyor, pasta hazırlanıyor, çocuk içeri çağrılıyor. Ve çocuk, içeri adımını atar atmaz ağlamaya başlıyor. Sevinç mi bu? Belki. Ama daha yakından bakınca başka bir şey görünüyor. Çocuklar genellikle mutluluktan ağlamaz. Yetişkinlerin lüksüdür sevinç gözyaşları. Bir çocuğun kalabalık içinde, gözyaşlarını tutamadan ağlaması bize başka bir hikâye anlatır: baskı, kırılganlık, incinmişlik...O görüntüde ağlayan sadece bir çocuk değildi. Onunla birlikte sınıfın geri kalanı da şaşkın, ne yapacağını bilemez haldeydi. Ne gülüyorlar ne konuşuyorlar. Çünkü doğum günü bahanesiyle kurgulanan bu senaryoda, hepimizin yüzüne çarpan bir gerçek vardı: Biz çocuklara kötü davranmayı olağanlaştırmışız. Hatta bunu "sürpriz" adı altında süslemeye bile çalışıyoruz.

Yazının Devamı

"Abicim Günaydın"

Geçen hafta yayınlanan “Gençleri Okuldan Uzaklaştırmak” başlıklı yazımıza çok kıymetli geri dönüşler oldu. Bunlardan biri ve en etkileyicisi Abdullah Sina Güdek Beyfendi'den gelendi. Kendisinin izniyle sadece giriş kısmını paylaşıyorum:

"Abicim Günaydın. Bu haftaki gençleri okuldan uzaklaştırmak başlıklı yazınızı okudum. Yazdıklarınızda ve vurguladıklarınızda noktası virgülüne kadar haklısınız. Lakin bu sessiz çöküşün ayak seslerinin bir silsilenin eseri olduğunu düşünüyorum. Yazının tamamı gençlerin hislerine olduğu kadar biz eğitimcilerin içine düştüğü çıkmazlara da güçlü bir tercümandı."

"Bu sessiz çöküşün ayak seslerinin bir silsilenin eseri olduğunu düşünüyorum," diyordu Abdullah Bey. Ne kadar da haklı… Çünkü bugün gençlerin okulla, öğretmenle, bilgiyle, hayalle ve umutla kurdukları zayıf bağın arkasında eğitim politikalarından okul mimarisine, sınav sistemlerinden öğretmen atamalarına, veli ilgisizliğinden sosyal medya etkisine kadar uzanan karmaşık bir silsile…

Yazının Devamı

Gençleri okuldan uzaklaştırmak: Sessiz bir çöküşün ayak sesleri

“Herkes okumak zorunda değil." Son zamanlarda kamuoyunda sıkça karşılaştığımız, adeta bir savunma duvarı gibi kullanılan bu cümle, ilk bakışta bireysel tercihleri yüceltmek gibi görünse de aslında çok daha derin ve karanlık bir gerçeği örtmeye çalışıyor: Eğitim sistemine ve okullara olan inanç, özellikle lise kademesinde, hızla sarsılıyor.

Bu cümleyi tekrarlayanlar, gençlerin eğitimden kopuşunu makulleştirmek, devletin ya da yerel kurumların gençleri okulla buluşturmadaki başarısızlığını perdelemek, hatta kendi sorumluluklarını gençlerin “tercihine” yıkarak görünmez hâle getirmek istiyor olabilirler. Oysa bir gerçeği unutmamalıyız: Eğitim bir tercih değil, bir haktır. Bu hakkın uygulanmasını sağlamak da kamu kurumlarının temel görevidir.

Liseyi sadece bir tercih meselesi gibi sunmak, gençleri “okul dışı”na doğru itmenin kapısını aralıyor. Ve bu kapının arkasında ne yazık ki pek de parlak bir tablo yok. Erken yaşta ve çoğu zaman isteğe değil, zorunluluğa dayalı evlilikler... Sokakta, sistemin dışına itilmiş gençleri bekleyen bağımlılık tuzakları... Farklı grupların kolayca etkisi altına alabileceği yönsüz zihinler... Tüm bunlar, eğitimin dışına itilmiş her bir gencin karşılaşabileceği tehditlerden yalnızca bazıları.

Yazının Devamı

YKS ve LGS çok az kaldı!

Sevgili öğrenciler, kıymetli anne-babalar ve öğretmenlerimiz, kritik bir döneme girildi. Bu günler, kimi öğrenciler için büyük bir sıçrama fırsatı sunarken, kimi öğrenciler için de "yoruldum" bahanesiyle düşüş yaşanabilecek bir tuzak haline gelebiliyor. Özellikle gelecek olan son 40 günde disiplinden kopmadan, motivasyonu yüksek tutarak çalışmanın büyük fark yaratacaktır.

İşte tam da bu amaçla hayata geçirilen *"40 Gün 40 Gece Kampı"*, öğrencilerin sınav sürecinde hem akademik hem de mental yönden güçlenmelerine büyük katkı sağlayacaktır.

*"Unutmayalım, başarı, Son 40 Günün Hakkını Vermekten Geçer"*

Yazının Devamı

Eğitim lideri veliler

Çocuğunuzu bir okula yazdırdığınızda yalnızca dört duvar arasındaki eğitime değil, bir topluluğa da dahil olursunuz. İşte bu toplulukta herkesin rolü farklıdır. Bazı veliler vardır ki sabırsızca açık arar, sorunları kişisel fırsatlara dönüştürmenin peşindedir. Bazıları ise okulla çocuğu arasında görünmez bir perde çeker; bir nevi “emanet ettim, gerisi sizde” diyerek uzaklaşır.

Ama bir grup daha var: Adeta sahne arkasındaki yönetmenler gibi... Onlar, eğitim lideri velilerdir.Bu veliler, yalnızca kendi çocukları için değil, bütün sınıf, hatta okul için sorumluluk alırlar. Gerektiğinde diğer velileri bir araya getirir, gerektiğinde yöneticilerle yapıcı bir dille iletişim kurarlar. Bazen bir okul bahçesinde sohbet ederken bir veli grubunun diğerini nasıl motive ettiğine tanık olursunuz. Bazen de WhatsApp gruplarında yalnızca doğum günü organizasyonları değil, bir sınıfın ihtiyaçları, bir öğrencinin eksikleri, bir öğretmenin desteği konuşulur. İşte o konuşmaları başlatan, yöneten ya da harekete geçiren veliler bu üçüncü gruptandır.

Eğitim kurumları her zaman bu tür velilere sahip olmayabilir. Hatta bazen onların yapıcı çabaları, sistemin alışıldık ritmini bozar gibi görülebilir. Ancak uzun vadede onlar sayesinde sınıflar huzurlu, çocuklar destekli ve okullar daha güçlü hale gelir.

Yazının Devamı

Liderlik yol çizmektir

"Şimdi yollarda olanlar, bilmezler ki çizdiğimiz yoldalar. Ama bilmek zorundalar. Çünkü liderin izi silinirse, yol da kaybolur."

Bu cümle, liderliğin en sade ama en güçlü tanımı belki de. Bir liderin ardında yürüyen kalabalık, çoğu zaman bu yolun nasıl açıldığını, hangi zorluklarla inşa edildiğini bilmez. Çünkü yol görünür hale geldiğinde, zorlukları çoktan aşılmıştır. Ancak her yürüyen lider değildir. Herkes yürüyebilir; ama yolu açan olmak, apayrı bir meziyet ister.

Günümüz toplumunun en büyük yanılgılarından biri de budur: Önde gitmekle lider olmak karıştırılıyor. Oysa lider, sadece önde gitmez; yolu da çizer, rotayı da belirler. Hedefi gösterir, cesaretiyle rehber olur. Lider olmak, yalnızlığa da razı olmaktır; çünkü ilk adımı atmak çoğu zaman tek başına yürümektir.

Yazının Devamı