Gündelik hayatta unuttuğumuz zarafet ve nezaket

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

"Eskiden bir tebessüm sadaka, bir 'eyvallah' teşekkür, bir 'kusura bakma' ise kalplerdeki kırgınlığı silen en zarif silgiydi. Şimdiyse gündelik ilişkilerimizde kabalığı 'özgüven', inceliği ise 'zafiyet' sanan garip bir yanılgının içinde sürükleniyoruz."

Günün herhangi bir saatinde, kalabalık bir caddede yürürken ya da bir otobüs durağında beklerken insanların yüz ifadelerine ve birbirleriyle kurdukları diyaloglara hiç dikkat ettiniz mi?

Mümkün olan en sert bakışlar, en tahammülsüz ses tonları ve sanki her an bir çatışmaya girmeye hazır gibi duran gergin beden dilleri... Birinin kazara omzuna dokunduğunuzda yükselen o sert bakışlar, asansörde karşılaşılan komşuya çok görülen bir "günaydın", kasada ödeme yaparken yüzüne bile bakılmayan çalışana esirgenen bir "kolay gelsin"...

Sahi, biz ne zaman bu kadar ciddileştik? Hayatın o keskin köşelerini yumuşatan, insanı insana yaklaştıran inceliği, zarafeti ve nezaketi hayatımızdan ne zaman bu kadar kolayca tahliye ettik?

Kabalığı "Güç", İnceliği "Zayıflık" Sanma Yanılgısı

Günümüz dünyasında kurgulanan agresif hayat anlayışı, ne yazık ki insanlara sürekli teyakkuzda olmaları gerektiği fikrini aşılıyor. Bağırarak konuşanın haklı sayıldığı, sesini yükseltmeyenin ezildiği, nezaket gösterenin ise "saf" ya da "zayıf" görüldüğü zehirli bir iklim oluştu.

Oysa zarafet; zayıflık ya da pısırıklık değil, aksine kendine güvenen, içsel olgunluğa erişmiş ruhların asaletidir.

  • Nezih bir insan, sesini yükseltmeden de haklılığını savunabilir.
  • Bir hatayı kabul edip "Özür dilerim" diyebilmek, gurursuzluk değil; öz saygının en yüksek mertebesidir.
  • Karşısındakine kapıyı tutmak ya da yol vermek, bir zaman kaybı değil; insana verilen değerin sessiz bir beyanıdır.

Bizler kabalığı bir savunma mekanizması haline getirdikçe, ne yazık ki birbirimizden daha da uzaklaşıyor ve kendi ördüğümüz o soğuk duvarların arkasında yalnızlaşıyoruz.

Dildeki Kabalaşmanın Kalpteki Yansıması

Kelimeler sadece düşüncelerimizi aktaran araçlar değildir; kelimeler aynı zamanda kalbimizin ve zihnimizin mimarlarıdır. Dilde başlayan bir sertleşme, çok geçmeden ruhumuza ve davranışlarımıza da sirayet eder.

Eski insanların dilindeki o zengin nezaket hazinesini hatırlayın: "Aman efendim", "Estağfurullah", "Müsaadenizle", "Sizi yorduk"... Bu ifadeler sadece süslü sözler değildi; insanın insana olan hürmetinin, karşısındakini yük olarak görmeme inceliğinin dile dökülmüş haliydi.

Şimdiyse emreden, kestirip atan, duygu barındırmayan ve kuru bir dille konuşuyoruz. "Bakar mısın", "Ver oradan", "Çekil" gibi emir kipleri gündelik iletişimimizin standart dili haline geldi. Dilde incelik kayboldukça, kalpler arasındaki o ince sızılar ve merhamet duygusu da aşınmaya başladı.

Küçük İnce Hareketlerin Büyük Şifası

Zarafet, sadece şık salonlarda ya da özel davetlerde sergilenen bir protokol kuralı değildir. Hakiki nezaket, kimsenin sizi izlemediği, hiçbir çıkarınızın olmadığı anlarda gösterdiğiniz tavırdır.

Toplum olarak yeniden bir arada, huzurla ve güvenle yaşayabilmemiz için devasa reformlara değil; belki de sadece şu küçük ama derin incelikleri hayatımıza yeniden dahil etmeye ihtiyacımız var:

  • Selamı Esirgememek: Aynı bina içinde karşılaştığımız, aynı sokakta yürüdüğümüz insanlara içten bir "Günaydın" ya da "Hayırlı günler" diyebilmek.
  • Göz Teması Kurmak: Birinden bir şey isterken ya da bir hizmet alırken telefon ekranına değil, o insanın gözünün içine bakarak konuşmak.
  • Teşekkür Edebilmek: Yapılması "görevi" olan bir iş için bile olsa, bir insana emeği için "Teşekkür ederim, elinize sağlık" diyebilmek.
  • Kusuru Örtmek: Birinin yaptığı küçük bir dalgınlığı ya da hatayı toplum içinde yüzüne vurmak yerine, nezaketle teğet geçebilmek.

Dünyayı daha yaşanılır bir yer yapacak olan şey; yüksek teknoloji, devasa binalar ya da bitmek bilmeyen zenginlikler değil; insan insana kurduğumuz ilişkinin niteliğidir.

Günün sonunda hepimiz aynı gökyüzünün altında, aynı hayatın getirdiği yükleri taşımaya çalışan fani yolcularız. Yükümüz zaten ağır; birbirimizin yolunu kabalıkla zorlaştırmak yerine, nezaketin o hafifletici rüzgârıyla kolaylaştırmak varken bu sertlik niye?

Bugün sokağa çıktığınızda sertliğe nezaketle, kabalığa incelikle cevap verin. Birine sebepsizce yol verin, birine içtenlikle gülümseyin.

Göreceksiniz ki, zarafet bulaşıcıdır ve bir insanın inceliği, koca bir şehrin havasını değiştirmeye yeter.

Yaşam