En büyük sorunumuz geçim mi, alışmak mı?

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Sokakta kime sorsanız aynı cevabı veriyor:

"Hayat pahalı." Market pahalı.

Kira pahalı. Faturalar pahalı. Ulaşım pahalı.

Bir zamanlar lüks sayılan şeyler artık ulaşılmaz hâle gelmiş durumda. Fakat bütün bunlardan daha tehlikeli bir şey var.

Alışmak...

İnsan, dünyanın en dayanıklı canlısıdır. En zor şartlara bile zamanla uyum sağlar. Belki de bu yüzden yaşadığımız birçok sorunu artık normal karşılamaya başladık. Eskiden bir ürüne gelen zam günlerce konuşulurdu. Şimdi markette fiyat değişmeyince şaşırıyoruz. Eskiden bir ev almak gençlerin doğal hedefiydi. Bugün birçok genç ev sahibi olmayı değil, kirayı ödeyebilmeyi başarı olarak görüyor.

Eskiden insanlar emekliliği dinlenme dönemi olarak hayal ederdi.

Şimdi emekliler ikinci bir iş bulabilmenin hesabını yapıyor.

Dikkat edin...

Bu yazının konusu ekonomi değil.

Bu yazının konusu alışkanlık.

Çünkü toplumlar sorunlarla değil, sorunları normalleştirdiklerinde kaybetmeye başlar.

Bir çocuk düşünün. Her gün biraz daha kararan bir odada büyüyor olsun.

Karanlık her gün azar azar arttığı için değişimi fark etmeyecektir.

Bir gün dönüp baktığında ise ışığın neredeyse tamamen kaybolduğunu görecektir.

Toplumlar için de durum aynıdır. Büyük değişimler çoğu zaman bir gecede olmaz.

Yavaş yavaş gerçekleşir. İnsanlar da yavaş yavaş alışır.

Sonra bir gün dönüp bakarlar ve yıllar önce hayal ettikleri hayatla bugün yaşadıkları hayat arasında uçurum olduğunu görürler. Bugün gençler gelecek planı yapmaktan çok günü kurtarmaya çalışıyor.

Orta yaşlılar çocuklarının geleceği için endişeleniyor.

Yaşlılar ise geçmişte sahip oldukları şartları özlemle anlatıyor.

Aslında herkes aynı şeyi söylüyor:

"Bir şeyler eksildi."

Peki ne eksildi?

Sadece para mı?

Hayır.

Umut...

Çünkü insanı ayakta tutan yalnızca kazandığı para değildir.

Yarınının bugünden daha iyi olacağına dair inancıdır.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Bir toplum umut etmeyi bırakırsa ekonomik rakamlar düzelmeden önce ruhen yoksullaşır.

O yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru şu:

Gerçekten geçim sıkıntısı mı çekiyoruz?

Yoksa yavaş yavaş her şeye alışarak daha büyük bir kaybın içinde mi yaşıyoruz?

Belki de en büyük tehlike zamlar değil.

Belki de en büyük tehlike, artık zamlara şaşırmıyor oluşumuzdur.

Bu ülkede bir haberin ömrü ne kadar biliyor musunuz?

Bazen üç gün.

Bazen üç saat.

Hatta bazen üç dakika.

Sabah büyük bir tartışmayla uyanıyoruz.

Televizyonlar canlı yayın açıyor. Sosyal medya ayağa kalkıyor.

Uzmanlar konuşuyor. Siyasetçiler açıklama yapıyor. Herkes aynı meseleyi tartışıyor.

Sonra bir şey oluyor. Yeni bir olay çıkıyor. Ve dünün en büyük meselesi bir anda unutuluyor.

Sanki hiç yaşanmamış gibi... Son yıllarda en çok dikkatimi çeken şey bu.

Artık sorunlarımızı çözmüyoruz. Sadece yenileriyle değiştiriyoruz.

Bir konuyu sonuna kadar konuşmuyoruz. Bir meselenin peşini bırakmıyoruz.

Tam tartışmaya başlayacakken başka bir gündem geliyor.

Tam sorgulayacakken başka bir başlık önümüze düşüyor.

Tam hesap sorulacakken başka bir olay patlıyor.

Ve böylece ülke olarak sürekli bir koşu bandının üzerinde yaşıyoruz.

Koşuyoruz.

Terliyoruz.

Yoruluyoruz.

Ama ilerleyemiyoruz.

Bugün herhangi bir vatandaşa son altı ayın en önemli gündemlerini sorun.

Birçoğu hatırlamakta zorlanacaktır. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz ama hafıza çağında yaşamıyoruz.

Telefonlarımız her şeyi kaydediyor. Ama zihinlerimiz hiçbir şeyi tutamıyor.

Belki de bu yüzden artık şaşırma duygumuzu kaybettik. Bir zamanlar olağanüstü kabul edilen olaylar bugün sıradan karşılanıyor.

Bir açıklama geliyor.

Bir süre konuşuluyor.

Sonra unutuluyor.

Bir kriz yaşanıyor.

Bir süre tartışılıyor.

Sonra unutuluyor.

Bir vaat veriliyor.

Bir süre gündemde kalıyor.

Sonra unutuluyor.

Aslında unutulan olaylar değil.

Unutulan sorular...

Ne oldu?

Neden oldu?

Kim sorumluydu?

Sonuç ne oldu?

Bu soruların cevabını aramadan yeni gündeme geçiyoruz.

Oysa gelişmiş toplumları farklı kılan şey gündem üretmeleri değil, gündemi takip etmeleridir.

Biz ise çoğu zaman gündemin peşinden sürükleniyoruz.

Bir haber geliyor, yönümüz değişiyor.

Bir açıklama geliyor, konumuz değişiyor.

Bir tartışma çıkıyor, odağımız değişiyor.

Sonra dönüp bakıyoruz ki bir yıl geçmiş.

Ama çözülen sorun sayısı, konuşulan sorun sayısının çok gerisinde kalmış.

Belki de bugün ülkenin en büyük problemlerinden biri ekonomi değildir.

Siyaset değildir.

Teknoloji değildir.

Belki de en büyük problem, sürekli yeni şeyler konuşurken eski meseleleri unutuyor olmamızdır.

Çünkü bir toplumun hafızası zayıfladığında yalnızca geçmiş kaybolmaz.

Gelecek de bulanıklaşır.

Ve unutmayalım:

Bazı sorunlar çözülmediği için büyümez.

Bazı sorunlar unutulduğu için büyür.