Rakamların ötesindeki ekonomi: Enflasyonun açtığı derin çatlaklar

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Ekonomi denince akla ilk olarak istatistikler, faiz oranları, döviz kurları ve büyüme grafiklerindeki iniş çıkışlar gelir. Ekrana yansıyan yeşil veya kırmızı oklar, uzmanların teknik terimlerle yaptığı karmaşık analizler meseleyi sanki sadece finansal bir denklemiş gibi gösterir. Oysa ekonomi, en yalın tanımıyla insanların birbiriyle kurduğu güven ilişkisi, emeğin hak ettiği değeri bulması ve geleceğe güvenle bakabilme yetisidir.

Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların en yıpratıcı boyutu, cüzdanlarımızdaki hafiflemeden ziyade toplumsal ahlak, çalışma arzusu ve insani ilişkiler üzerinde bıraktığı tahribattır. Fiyat istikrarsızlığı, sadece matbaada basılan paranın değerini düşürmez; zamanla sözün, emeğin ve nitelikli üretimin de değerini eritir.

Enflasyonist bir ortamda karşılaştığımız asıl tehlike, fiyattaki artıştan ziyade bir şeyin kaça satılması gerektiğine dair zihinsel pusulamızı kaybetmemizdir.

Eskiden bir ürünün, bir hizmetin ya da bir işçiliğin makul bir piyasa değeri vardı. Pahalı olan ile ucuz olan arasındaki sınır netti. İnsanlar bir malın ederini bilir, bütçesini ona göre ayarlar, kazancını ona göre planlardı. Bugün ise aynı ürünün yan yana iki dükkânda tamamen farklı fiyatlara satılabildiği, sabah alınan bir şeyin akşama değer değiştirdiği bir belirsizlik hâkim.

  • Ölçüsüzlük ve güvensizlik: Bir malın gerçek değerinin bilinememesi, alıcı ile satıcı arasındaki o örtük güveni tamamen yok eder. Müşteri her an aldatıldığı, esnaf ise her an zarar ettiği duygusuyla hareket etmeye başlar.
  • Maliyet kaygısının zihni esir alması: Günlük hayatın her anına sızan fiyat hesabı, insan zihnini sürekli bir pazarlık ve kıyaslama çarkına sokar. Bu durum, bireyin entelektüel, sanatsal veya insani derinleşmeye ayıracağı zihinsel enerjiyi tüketir.

Gelişmiş ve sağlıklı bir ekonominin temeli, toplumun tasarruf yapabilme ve uzun vadeli planlar kurabilme kapasitesine dayanır. Birikim yapmak; geleceğe yatırım yapmaktır, sabretmektir, bir hedef uğruna bugünkü hazlardan feragat edebilmektir.

Sürekli fiyat artışının olduğu bir iklimde ise "sabır" ve "tasarruf" birer erdem olmaktan çıkıp finansal bir hataya dönüşür. Para elde durdukça eridiği için, herkes bir an önce elindekini harcamaya, ihtiyacı olsun olmasın mala yatırmaya yönelir.

Bu durum, toplumsal psikolojiyi tamamen "günü kurtarma" çizgisine çeker. İnsanlar beş yıl sonra nerede olacaklarını, nasıl bir birikim yapacaklarını planlayamaz hale gelir. Geleceğin belirsizleştiği yerde ise ne nitelikli bir eğitim yatırımı yapılabilir ne de köklü bir üretim hamlesi başlatılabilir.

Fiyat dengelerinin bozulduğu dönemlerde yaşanan en büyük adaletsizlik, gerçek üreticinin ve dürüst çalışan mağdur olurken, al-sat yapan veya piyasa dalgalanmalarından faydalanan kesimlerin öne geçmesidir.

Sabahın erken saatinde tarlasına giren çiftçi, fabrikada tezgâh başında ter döken usta, bürosunda saatlerce kafa yoran mühendis ya da mesleğini icra eden bir zanaatkâr; ürettiği katma değerin fiyat artışları karşısında eridiğini gördükçe çalışma azmini kaybeder. Üretmenin, alın teri dökmenin ve ustalaşmanın bir anlam ifade etmediği algısı yaygınlaştığında toplumun üretim damarları tıkanır.

  • Emeğe duyulan saygının aşınması: Zenginleşmenin yolunun nitelikli üretimden değil, doğru zamanda doğru mala yatırım yapmaktan geçtiği düşünülen bir toplumda genç kuşaklar zanaat öğrenmek veya uzmanlaşmak istemez.
  • Aracılık ve fırsatçılık köpüğü: Üretmek zor, satmak ise riskli hale geldiğinde, gerçek ekonomik faaliyetlerin yerini spekülatif hareketler ve sadece el değiştirerek değer kazanan balon piyasalar alır.

Ekonomik iyileşme, sadece finansal enstrümanların yönetilmesiyle veya geçici pansuman tedbirlerle sağlanamaz. Gerçek bir toparlanma, alın terinin yeniden en muteber değer haline getirilmesiyle mümkündür.

Bir ülkenin asıl ekonomik gücü; fabrikalarında dönen çarkların niteliği, toprağından elde ettiği bereket, yetiştirdiği nitelikli insan gücü ve piyasasında hâkim olan dürüstlük düzeyidir. Fiyat istikrarı sağlandığında, insanlar sadece ucuzluğa kavuşmaz; yarınlarını planlama özgürlüğüne, emeklerinin karşılığını alma huzuruna ve birbirine güven duyabilen bir toplumsal yaşama yeniden adım atarlar.

Para bir kâğıt parçasıdır; ona asıl gücünü ve değerini veren şey, arkasındaki dürüst üretim, adaletli paylaşım ve sarsılmaz güven duygusudur.