Asansörde kalan ülke

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Geçen gün bir binanın asansöründe kaldım. Sadece birkaç dakikalıktı. Ama bana saatler gibi geldi.

İlk başta sakin kaldım. Sonra telefonumu çıkardım. Çekmiyordu. Düğmelere bastım.

Yanıt yok. Kapıyı zorladım. Açılmadı. Bir süre sonra içeride garip bir duygu oluştu.

Sanki dünya ilerliyordu da ben yerimde kalmıştım. Asansörden çıktıktan sonra aklıma şu geldi:

Belki de sadece ben asansörde kalmamıştım. Belki de hepimiz biraz orada kalmıştık.

Çünkü son yıllarda toplumun genel ruh hâline baktığımda aynı duyguyu görüyorum.

Herkes hareket ediyor. Ama kimse ilerlediğinden emin değil.

Gençler okuyor. Mezun oluyor.

Sınavlara giriyor. Kurslara gidiyor.

Yabancı dil öğreniyor. Ama sonra dönüp aynı soruyu soruyor:

"Şimdi ne olacak?"

Aileler çalışıyor.

Tasarruf yapıyor.

Plan kuruyor.

Ama gelecek hesabı yaparken sürekli değişen şartlarla karşılaşıyor. Emekliler yıllarca çalışıyor. Dinlenmeyi hayal ediyor. Fakat emeklilik geldiğinde yeniden mücadele etmek zorunda kalıyor. Bir tarafta büyük şehirler büyüyor. Binalar yükseliyor. Yollar genişliyor. Teknoloji gelişiyor.

Diğer tarafta insanların içindeki belirsizlik de büyüyor.

İşte bu yüzden bugün birçok insan aynı cümleyi kuruyor:

"Çok yorulduk."

Ama aslında yorulan bedenler değil.

Bekleyen ruhlar... Çünkü beklemek insanı çalışmaktan daha fazla yorar.

Belirsizlik, yokuş çıkmaktan daha zordur. Nereye gittiğini bilmeden yürümek, ağır yük taşımaktan daha fazla güç tüketir. Bugün sokakta konuştuğunuz insanların çoğu aynı şeyi söylüyor:

"Bir şeylerin düzelmesini bekliyoruz."

Fakat kimse tam olarak neyin düzeleceğini bilmiyor.

İşlerin...

Ekonominin...

Siyasetin...

Hayatın...

Belki de hepsinin...

Ve bu bekleyiş yıllar geçtikçe alışkanlığa dönüşüyor. İnsan önce sabreder.

Sonra bekler. Sonra alışır. En sonunda da beklediğini unutur.

İşte en tehlikeli nokta budur.

Çünkü bir toplum hayal kurmayı bıraktığında yalnızca geleceğini değil, enerjisini de kaybeder.

Geçmişe bakın.

Büyük değişimleri gerçekleştiren insanlar imkânları çok olduğu için değil, umutları güçlü olduğu için harekete geçtiler.

Bugün ise umut yerine belirsizlik konuşuluyor.

Plan yerine endişe.

Gelecek yerine gündem.

Asansörde kaldığım o birkaç dakika boyunca tek istediğim şey kapının açılmasıydı.

Kapı açıldı.

Derin bir nefes aldım.

Ve yürümeye devam ettim.

Sonra fark ettim ki mesele asansörde kalmak değildi.

Asıl mesele, kapı açıldığında yürüyebilecek cesareti hâlâ taşıyabilmekti.

Çünkü insanı durduran şey kapalı kapılar değildir.

Açıldığında geçmeye korktuğu kapılardır.

Belki de bugün ülkenin en büyük meselesi ekonomik, siyasi ya da sosyal değildir.

Belki de en büyük mesele, uzun süredir beklemekten yorulan insanların yeniden yürümeye inanıp inanmadığıdır.