İmar haklarında adalet ve eşitlik şart

Hami Fiskeci

Hami Fiskeci

Yazar
Tüm Yazıları

Bir yönetmelik, iki farklı uygulama!

Kentler, yalnızca beton blokların yükseldiği alanlar değildir.

İçinde yaşayan insanların mülkiyet haklarıyla, anılarıyla ve geleceğe dair güvenleriyle var oldukları yaşayan organizmalardır.

Bu organizmanın sağlıklı gelişimi ise ancak tek bir şartla mümkündür; Hukuki güvenlik ve adalet.

Son dönemde şehirlerimizin gündemini meşgul eden, binlerce vatandaşı ve inşaat sektörünü yakından
ilgilendiren önemli bir "imar" düğümüyle karşı karşıyayız.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 11 Eylül 2025 tarihinde yayımlanan
33014 sayılı Resmî Gazete düzenlemesi, uygulamada birliği sağlamak ve mülkiyet haklarını
korumak adına çok önemli bir adım atmıştı.

Bakanlığın buradaki temel muradı, bürokratik engelleri aşmak, adil ve öngörülebilir bir planlama süreci işletmekti.

Bu Konuda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurumu Tebrik ediyorum.
Bütün belediyelere eşit mesafede!

Ancak ne yazık ki, merkezden atılan bu olumlu adımın taşradaki (yereldeki) yansıması aynı paralelde gerçekleşmiyor.

Bazı İl ve ilçe belediyelerinin bu düzenlemeyi "yalnızca bundan sonra yapılacak yapılar" için geçerli sayması, ruhsatını almış, harcını ödemiş, inşaatını bitirmiş ama henüz iskan (yapı kullanma izin belgesi) aşamasına gelmiş yapıları kapsam dışı bırakması tam bir hukuki paradoks yaratıyor.

AYNI SOKAKTA İKİ FARKLI HUKUK OLUR MU?

Soruyorum, Aynı imar planına tabi, aynı adada, hatta aynı sokakta yer alan iki yapıdan biri
sırf "kronolojik şanssızlık" nedeniyle neden farklı bir muameleye tabi tutuluyor?

Bu yaklaşım, hukuk devletinin en temel sütunları olan eşitlik, hakkaniyet ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir.

Ortada yeni bir imar hakkı talebi, ekstra bir emsal (kat artışı) ısrarı ya da kişiye özel bir ayrıcalık arayışı yok.

Talep son derece meşru ve net...

Bakanlığın yayımladığı düzenlemenin ruhuna uygun olarak, iskan bekleyen mevcut yapıların da bu haktan yararlandırılması.

"YEŞİL ALAN" SÖYLEMİ VE ÇELİŞKİLER

Madalyonun bir diğer yüzü ise kent estetiği ve sosyal donatı alanları.

Her platformda şehirlerimizin nefes alması gerektiğinden, daha çok yeşil alana ve geniş yollara ihtiyaç duyulduğundan bahsediliyor.

Bu, hepimizin altına imza atacağı doğru bir vizyon. Ancak ne hikmettir ki, bu haklı serzenişler uygulamaya gelindiğinde bir türlü "ortak akılla" hayata geçirilemiyor.

Bir yandan kentsel yaşam kalitesi savunulurken, diğer yandan mevcut ve tamamlanmış yapılarda
bürokratik katılıklar üretilmesi kendi içinde ciddi bir çelişki barındırıyor.

Çözümün adresi bellidir...

Belediye Meclisleri ve İmar Komisyonlarıdır.

Bu mesele hiçbir kurum ya da kuruluşla "karşı karşıya gelme" meselesi değildir.

Bu, şehirlerimizin geleceğini ortak akılla inşa etme meselesidir.

Konunun sık sık Belediye Meclislerinin gündemine gelmesi ve İmar Komisyonlarında değerlendirilecek olması, sorunun çözümü için tarihi bir fırsattır.

Buradan başta Belediye İmar Komisyonu üyeleri, Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri ve Belediye Başkanlarımız olmak üzere tüm karar vericilere sesleniyoruz.

Mağduriyetleri giderin, Binlerce vatandaşın iskan alamadığı için mülkiyetini tam olarak kullanamadığı bu belirsizliği ortadan kaldırın.

Uygulama birliğini sağlayın, aynı hukuki statüdeki yapılara farklı kurallar uygulayarak adalete olan güveni zedelemeyin.

Kamu yararını esas alın; Alınacak kapsayıcı bir karar hem ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörüne
nefes aldıracak hem de vatandaşın devletine ve yerel yönetimine olan güvenini pekiştirecektir.

Şehirlerimizin geleceği, inatlaşmalarla değil, istişare, iş birliği ve hakkaniyetle şekillenir.

Belediye Meclislerimizin bu imar kördüğümünü çözecek, adaleti ve kamu yararını gözetecek hayırlı bir karara imzalar atacağına inanmak istiyoruz.

Yoksa Belediye Meclis üyelerine ne gerek var ki...

Adalet mülkün temelidir, imar uygulamalarında adalet ise kentin geleceğidir...