AHBAP sandık fos çıktı, vıttırı vızzık adamlar

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Sevgili okurlar, kriz anlarında öyle bir savruluyoruz ki, sanki büyük usta Hilmi Şahballı o meşhur eseriyle bugünün sivil toplum düzenini uzaktan uzağa tarif etmiş: "Vıttırı vızzık adamlar!"

Dikkatinizi çekip tebessümle başlayalım ama meselemiz derin; Ahbap derneğinden ve onun kurucusu Haluk Levent’ten bahsediyorum. Kendisinin şarkılarını, sanatsal kimliğini hepimiz çok severiz; fakat sahne ışıkları arkasında, özel hayatındaki karmaşalar ve ekonomik dağınıklıklar "Keşke sadece o güzel şarkıları söyleseydi başka işlere girmeseydi" dedirtiyor.

Canımızı yakan, arkasında koca bir yıkım bırakan o meşum Maraş depreminde, Kızılay’a yönelik yükselen eleştiriler sebebiyle muhalif kesim bir alternatif arayışıyla alelacele Haluk Levent’in kurduğu Ahbap derneğine sarılmıştı. İyilik yapma, imdada yetişme arzusu o kadar büyüktü ki, hakikati ince eleyip sık dokumadan, adeta bir can havliyle sivil bir limana sığınıldı. Ancak rüzgarda yön bulmaya çalışırken, pusulanın kendisini sorgulamayı unuttuk.

AH BENİM HAYIRSEVER MİLLETİM

Çok övünürüm ki, milletimizin yardımseverliği ve vatan sevgisi her türlü siyasi görüşün üstündedir; kriz anında iktidar da muhalif de olsa yardım ulaştırmak için her yolu dener. İşte tam bu saf niyetlerin olduğu deprem döneminde, denetimde bir boşluk doğdu. Devletin denetim mekanizmaları gevşeyince, Şahballı’nın bahsettiği o ciddiyetsiz, tecrübesiz, sorumluluktan uzak yapılar ve ne yazık ki art niyetli fırsatçılar meydanı boş buldu. Depremzedenin, öksüzün hakkına göz diken usulsüzlükler, mali denetimden uzakta birikti.

Bazı dernekler de iyi niyetli olsa bile, devasa meblağlara ulaşan bağışları yönetebilecek kurumsal kapasite olmayınca dernek hesapları birbirine girdi. Büyük paraları yönetmek, sadece popülariteyle değil, ancak profesyonel bir iktisadi takiple mümkündür.

YENİ DÖNEM

Yaşanan bu idari karmaşanın ardından, kamusal otoritenin dernek ve vakıflara yönelik çok daha sıkı denetleme yasaları ve şeffaflık reformları getirmesini kuvvetle bekliyorum. Çünkü ekonominin altın kuralıdır: Derneklerin mali kayıtları da dahil olmak üzere kayıt dışı kalan her hareket, sistemin dengesini bozar. Tam da klasik makroekonomik araçların yetersiz kaldığı bu kriz ikliminde, adil ve dengeli bir model inşa etmek zorundayız.

Hatırlatmak isterim ki İslam ekonomisinin sarsılmaz ahlaki ilkeleri ve şeffaflık esasları, tam da bu karmaşadan çıkışın formülüdür. Bu adil sistemi, sol veya seküler kesimlerin bile desteğini alabilecek, siyasi kamplaşmalardan uzak, toplumun tamamını kapsayan kurumsal bir güvenceye kavuşturmalıyız. Toplumsal yardımlaşmayı önceleyen dengeli bir dernekleşme modeli oluşturmalıyız.

BİLİNÇLİ BAĞIŞ

Toplumsal dayanışma ruhunu yaşatırken, bağışlarımızı İslami öncelik sırasına göre atmak hem bereketi artırır hem de bağışı tam yerine ulaştırır. Bence yardımlarımıza ilk önce en yakın akrabalarımızdan ve çevremizdeki ihtiyaç sahiplerinden başlamalı sonra derneklere bakmalıyız. Dernekleri ise adeta bir müfettiş titizliğiyle incelemeliyiz.

Bağış yaparken de şu temel ilkelere dikkat etmeliyiz:

  • Resmi Belge: Bağış karşılığında kesinlikle resmi teslim-tesellim belgeleri talep edilmeli,
  • Mali Şeffaflık: Paranın hangi coğrafi bölgeye ve hangi projeye harcandığı açıkça sorulmalı,
  • Kurumsal Yapı: Derneğin yönetim kadrosu, faaliyet geçmişi ve kurumsal ciddiyeti web sitelerinden denetlenmeli.

Güvenilir dernekleri el üstünde tutalım ama körü körüne teslim olmayalım. Finansal okuryazarlığı ahlakla harmanlarsak ne emekler zayi olur ne de güvendiklerimiz fos çıkar.

Ek olarak kendim de gördüğüm kadarı ile bazı dernekleri ön plana çıkarmak isterim:

  • MGD (Milli Gençlik Derneği): Çocuklarımızın ahlaki ve İslami değerler ile beraber eğitimi ve gelişimi için çalışıyorlar.
  • Dünya Mağdurlar Derneği: Ailevi sebeplerle mağdur olan herkese (özellikle çocuk ve kadınlara) yardım etmeye çalışıyorlar. Madde bağımlılığı ile mücadele veriyorlar.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.