Bir sınav bitti, bir maratonun yorgunluğu kaldı…

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

Geçmiş olsun gençler…

Bir yıl boyunca uykusundan, sosyal hayatından ve zamanından fedakârlık ederek YKS’ye hazırlanan binlerce öğrenci için uzun bekleyiş nihayet sona erdi. Kimi sınav salonundan umutla çıktı, kimi ise “Daha iyi yapabilirdim” düşüncesiyle kapıdan ayrıldı. Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek var: O sıralarda yalnızca bir sınav değil; aylar süren bir emek, bir ailenin desteği, bir öğretmenin rehberliği ve bir gencin hayalleri vardı.

YKS yalnızca öğrencilerin değil, ailelerin de sınavıdır aslında. Sabah erken kalkıp çocuğunun heyecanını paylaşan, onun kaygısıyla kaygılanan, bazen bir soru karşısında ondan daha fazla üzülen anne babalar da bu maratonun görünmeyen kahramanları. Öğretmenler ise yalnızca konu anlatan kişiler değil. Onlar, bir gencin “Başarabilirim” duygusunu güçlendiren, yol gösteren birer rehber.

Fakat yıllardır değişmeyen bir tartışma var: Bir gencin geleceğini belirlemek için birkaç saatlik bir sınav ne kadar yeterli?

Eğitim elbette ölçülmeli. Gençlerin bilgi, yorumlama, analiz etme ve problem çözme becerileri değerlendirilmeli. YKS’nin olumlu yönlerinden biri, öğrencileri ezberden uzaklaştırarak düşünmeye ve bilgiyi kullanmaya yönlendirmesi. Ancak tek bir sınava bu kadar büyük anlam yüklemek, gençlerin omuzlarına taşınması zor bir sorumluluk bırakıyor.

Çünkü bazen bir genç sınav günü heyecanına yenilir; bazen de aylarca çalışmasına rağmen birkaç sorunun belirlediği bir sonuçla karşı karşıya kalır. Oysa bir insanın zekâsı, yeteneği, karakteri ve potansiyeli birkaç kitapçık sayfasına sığmayacak kadar değerli.

Geçmişten bugüne sınav sistemleri değişti; isimler, yöntemler ve soru tarzları yenilendi. Ancak değişmeyen tek şey, gençlerin zihnindeki o büyük soru oldu: “Geleceğim ne olacak?”

Her yıl milyonlarca öğrenci ve aile aynı heyecanı yaşarken, eğitimde asıl konuşmamız gereken konu belki de şu: Biz gençleri hayata mı hazırlıyoruz, yoksa yalnızca sınava mı? Eskilerin güzel bir sözü var: “Terazi var, tartı var; her şeyin bir ölçüsü var.” Ancak hayatın ölçüsü her zaman bir puan değil.

Şimdi sıra sonuçları beklemekte… Bu süreçte gençlere düşen görev, kendilerini tek bir puanla tanımlamamak. Ailelere düşen görev, koşulsuz şekilde yanlarında olduklarını hissettirmek. Öğretmenlere düşen görev ise bu yolculuğun gerçek değerini hatırlatmak. Çünkü asıl başarı, iyi bir üniversiteye girmekten önce iyi bir insan olabilmek.

Bir sınav bitti… Ama hayatın en büyük sınavları belki de şimdi başlıyor.