Geç kalan bir çevre devrimi
Bazen bir ülkenin geleceğini değiştirecek adımlar, sanıldığı kadar büyük projelerle değil, elimizde tuttuğumuz küçücük bir su şişesiyle başlar. Türkiye’nin 1 Temmuz 2026 tarihinde hayata geçireceği Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, tam olarak böyle bir değişimin habercisi.
Yıllardır “çöp” olarak gördüğümüz ambalajlar, artık ekonomik değeri olan bir kaynağa dönüşüyor. Sistemin işleyişi oldukça basit. Üzerinde DOA logosu bulunan plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajlarını satın alırken ürün fiyatına depozito bedeli de ekleniyor. İçecek tüketildikten sonra ambalaj çöpe atılmıyor. Vatandaş, DOA mobil uygulamasına giriş yaparak en yakın depozito iade noktasını buluyor ve ambalajı makineye teslim ediyor.
Sistem, ambalajı tanıdıktan sonra depozito tutarını dijital cüzdana yüklüyor. İstenirse bu tutar banka hesabına aktarılabiliyor ya da sistem içinde farklı şekillerde değerlendirilebiliyor. Kısacası, çöpe gidecek bir şişe yeniden ekonomiye kazandırılmış oluyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Madem bu kadar faydalı bir sistemdi, neden bu kadar bekledik?
Aslında bu uygulama, dünyanın birçok ülkesinde yıllardır başarıyla kullanılıyor. Almanya, Norveç, Finlandiya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Litvanya gibi ülkelerde depozito sistemi sayesinde içecek ambalajlarının büyük bölümü geri dönüştürülüyor. Bu ülkelerde insanlar boş şişeyi çöp olarak değil, iade edilmesi gereken değerli bir eşya olarak görüyor. Türkiye’nin de bu sisteme katılması sevindirici. Ancak kabul etmek gerekir ki, bu konuda oldukça geç kaldık.
Peki neden geciktik? Bunun tek bir cevabı yok. Geri dönüşüm altyapısının yeterince gelişmemesi, yüksek yatırım maliyetleri, üretici firmaların sisteme uyum süreci ve toplumda geri dönüşüm alışkanlığının istenilen seviyeye ulaşmaması bu gecikmenin önemli nedenleri arasında gösterilebilir. Belki de yıllarca çevreyi korumayı bir yatırım olarak değil, yalnızca bir masraf olarak gördük.
Elbette DOA sisteminin eleştirilecek yönleri de var. İlk aylarda iade makinelerinin yetersiz kalması, uzun kuyrukların oluşması veya kırsal bölgelerde erişim sıkıntısı yaşanması mümkün. Ayrıca bazı vatandaşlar depozito bedelini gereksiz bir yük olarak görebilir.
Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda; daha temiz sokaklar, daha az atık, daha güçlü bir geri dönüşüm ekonomisi ve çevre bilinci yüksek nesiller gibi büyük kazanımlar bizi bekliyor.
Ben DOA’yı sadece bir geri dönüşüm projesi olarak görmüyorum. Bu uygulama, aslında tüketim alışkanlıklarımızı değiştirecek sessiz bir kültür hareketi. Belki cebimize birkaç lira kazandıracak. Ancak çocuklarımıza bırakacağı en büyük miras, doğaya karşı sorumluluk duygusu olacak.
Geç kalınmış olabilir. Fakat bazen önemli olan ilk adımı atan olmak değil, atılan adımı kararlılıkla sürdürebilmek.
Eğer bu sistem doğru yönetilir, yaygınlaştırılır ve vatandaşın güvenini kazanırsa, yıllar sonra hatırlayacağımız şey depozito ücreti değil, doğaya yeniden verdiğimiz değer olacak.