Bir çay, bir sohbet... Yunus Hoca'yı dinlerken

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Ankara'da sohbetin adresi çoktur.

Kimi zaman Meclis kulisleri...

Kimi zaman bir vakıf lokali...

Kimi zaman da mütevazı bir çay ocağı...

Geçen gün öyle bir sohbetteydik.

Karşımda Yunus Erdal Orhan...

Öyle uzun uzun kendini anlatanlardan değil.

Sakin...

Mütevazı...

Daha çok yaptığı işi konuşuyor.

Daha doğrusu...

Kendini değil, sporcularını anlatıyor.

"Bu yol nasıl başladı?" diye sordum.

"Öğretmenlikle..." dedi.

Konya Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'ndan mezun olmuş.

Yıllarca beden eğitimi öğretmenliği yapmış.

Kulüplerde antrenörlük...

Sahalarda geçen ömür...

Sonra sözü bir anda işitme engelli sporculara getirdi.

İşte o anda gözlerinin içi değişti.

Heyecanı arttı.

"2021 yılında Eskişehir'de başladık." dedi.

"Onların hayata daha güçlü tutunmaları için mücadele ettik."

Dikkat ettim...

Bir kez bile "Ben yaptım." demedi.

Hep "Biz" dedi.

Hep takım dedi.

Hep emek dedi.


Sordum:

"Peki bugün geriye dönüp baktığınızda en büyük kazancınız nedir?"

Duraksamadı.

"Kupa değil..." dedi.

"Madalya da değil..."

"İyi insan yetiştirmek."

İşte bu cümle...

Belki de saatlerce yapılan konuşmanın özeti oldu.

Çünkü bugün sporun en büyük ihtiyacı, sadece şampiyon yetiştirmek değil...

Karakter sahibi insanlar yetiştirmek.


Yılların emeği karşılığını bulmuş.

2025 yılında İşitme Engelliler Hentbol Milli Takımı'nın teknik patronluğu görevine getirilmiş.

Kolay kazanılacak bir güven değil.

Disiplin...

Fedakârlık...

Sabır...

Ve samimiyet...

Bunlar olmadan böyle bir görev gelmez.


Sohbet ilerledikçe gençleri konuşuyoruz.

Telefonlardan kopamayan gençleri...

Hareketsiz yaşamı...

Sporun çocukları nasıl değiştirdiğini...

"Bir gencin hayatına dokunabiliyorsanız en büyük kupayı kazanmışsınızdır." diyor.

Haklı.

Bazen bir madalyanın değeri birkaç gramdır.

Ama bir gencin hayatını değiştirebilmenin değeri ölçülemez.


Sadece saha adamı değil.

Kalemi de güçlü.

ARTI5TV'de "Hocanın Penceresi" başlığıyla yazıyor.

İlk yazısının gördüğü ilgiyi anlatırken bile mahcup.

Ben ise şu cümlesini yeniden hatırlıyorum:

"Birbirimizi uyarmaktan çekinmeyelim; birbirimizi incitmekten çekinelim."

Spor üzerinden söylenmiş gibi görünse de...

Aslında hayatın özeti.


Bir de yeni sorumluluğu var.

KÜMEDER'de Spor, Gençlik ve Gönüllülük Komisyonu Başkanlığı...

Gençlere yönelik ulusal ve uluslararası projeler hazırlıyor.

Anlaşılan o ki...

Yunus Hoca'nın mesaisi sadece spor salonunda bitmiyor.

Sahanın dışında da gençlerin elinden tutmaya devam ediyor.


Sohbet sona erdi.

Çaylar bitti.

Vedalaştık.

Ayrılırken kendi kendime düşündüm.

Biz çoğu zaman yalnızca şampiyonları alkışlıyoruz.

Oysa o şampiyonları yetiştiren hocaları yeterince tanımıyoruz.

Yunus Erdal Orhan da işte o sessiz kahramanlardan biri.

Reklamın peşinde değil...

Gösterişin peşinde değil...

Bir gencin omzuna dokunmanın peşinde.

Ve biliyorum ki...

Yıllar sonra kazanılan kupalar unutulabilir.

Ama bir öğretmenin, bir hocanın yetiştirdiği insanlar unutulmaz.

İşte asıl şampiyonluk da budur.

Spor Yaşam