Kusursuz insan fabrikası

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

Çağımızın en ilginç hastalıklarından biriyle karşı karşıyayız: Herkese iyi görünme hastalığı. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki insanlar artık iyi olmakla, iyi görünmek arasındaki farkı neredeyse tamamen unutmuş durumda. Dışarıya karşı gülümseyen yüzler, nazik sözler ve kusursuz hayat hikâyeleri sergilenirken; kapının ardında en yakınlarına söylenen kırıcı sözler, gösterilen ilgisizlik ve bitmeyen tahammülsüzlükler saklanabiliyor.

Sanki modern dünyanın görünmez bir kuralı var: “Herkes seni beğensin, herkes seni örnek göstersin.” Bunun sonucunda insanlar bazen oldukları kişiyle değil, görünmek istedikleri kişiyle yaşamaya başlıyor.

Sosyal medyada mutlu aile fotoğrafları, başarı hikâyeleri, mükemmel ilişkiler, kusursuz hayatlar… İnsan, kendi eksiklerini saklamaya çalışırken başkalarının vitrine koyduğu hayatlara bakıp kendi yaşamını sorgular hâle geliyor. Oysa unutmamak gerekir ki, her parlayan şey altın değil. Her gülümseyen yüzün ardında huzur olmayabilir.

En acısı ise şu: Bazı insanlar dışarıya karşı o kadar nazik, anlayışlı ve yardımseverdir ki herkes onları hayranlıkla anlatır. Fakat aynı insan, kendisine en yakın olanlara karşı sabırsız, kırıcı ve acımasız olabilir. Çünkü gerçek karakter, kalabalıkların içinde taktığımız maskede değil; kimsenin görmediği anlarda sergilediğimiz davranışlarda ortaya çıkar.

Bir düşünürün dediği gibi: “İnsanların sizi nasıl tanıdığı değil, kimse görmediğinde nasıl biri olduğunuz önemli.”

Bugün birçok insan, “mükemmel insan” rolünü öylesine benimsemiş durumda ki hata yapmayı, özür dilemeyi ve eksik yanını kabul etmeyi zayıflık sanıyor. Oysa insanı değerli yapan, hiç hata yapmaması değil; hatasını fark edip değişebilmesi.

Her zaman haklı çıkan, herkesten üstün olduğunu düşünen, kendi kusurlarını görmeyip başkalarının küçük yanlışlarını büyüten kişiler zamanla yalnızlaşır. Çünkü insanları etkilemek kolay olabilir; ancak insanlarla gerçek bağ kurmak bambaşka bir şey.

El iyisi olmak alkış getirebilir; ama samimiyet kazandırmaz. Bir insanın çevresinde çok kişi olabilir; fakat yanında gerçekten kalacak insanların sayısı, olduğu kişiyle ne kadar barışık olduğuna bağlı. Çünkü hayat bir sahne değil. Sürekli rol yapan insan, bir gün kendi gerçek sesini bile duyamaz hâle gelir.

En güzel görüntü, kusursuz görünen değil; içiyle dışı bir olandır. İnsanın gerçek değeri, herkese gösterdiği yüzünde değil; kendisine en yakın olanların kalbinde bıraktığı izde saklı.