Serkan Baygınoğlu

Serkan Baygınoğlu

103 yaşında Ankara: Başkent ama hâlâ genç

Ankara bugünlerde 103 yıllık başkentlik hikâyesini yeniden hatırlıyor. 13 Ekim 1923’ten bugüne geçen yıllarda şehir çok değişti. Sokaklar büyüdü, yeni semtler oluştu, üniversiteler çoğaldı, kafeler doldu, trafik arttı. Ama Ankara’nın değişmeyen bir tarafı var: Bu şehir hâlâ gençlerle birlikte büyüyor.

Ankara denilince akla çoğu zaman Anıtkabir, Meclis, bakanlıklar ve memurlar geliyor. Biraz da gri binalar… Hatta Ankara’ya yıllardır yapılan “gri şehir” şakası artık neredeyse şehrin resmî olmayan sloganı hâline geldi.

Ama Ankara’ya öğrenci gözüyle baktığınızda başka bir şehir görüyorsunuz.

Yazının Devamı

Bir tabak yemek, bir öğrencinin Ankara’sı

Üniversite öğrencisi olmak bazen derslerden, sınavlardan ve finallerden ibaret sanılıyor. Oysa öğrenciliğin bir de kimsenin pek konuşmadığı mutfak tarafı var. Ay sonunu getirmek, yurtta ne yiyeceğini düşünmek, dışarıda bir kahvenin hesabını yapmak ve “Bugün ne yesek?” sorusunu bütçeye göre cevaplamak…

Ankara’da öğrenci olmak biraz da bunlarla mücadele etmek demek.

Tam da bu noktada Gençlik Sofraları gibi uygulamalar yalnızca “ücretsiz yemek” olarak görülmemeli. Çünkü bir öğrenci için sıcak bir tabak yemek, bazen günün en önemli öğünü olabiliyor. Daha da önemlisi, öğrencinin cebinde kalan küçük bir miktar para; ulaşımına, kitabına, kahvesine ya da ay sonuna yetişmesine katkı sağlayabiliyor.

Yazının Devamı

Ankara’da değişimin sesi: Sokaktan kampüse aktivizm

Ankara’yı düşündüğümüzde aklımıza çoğu zaman Meclis, bakanlıklar, üniversiteler ve bürokrasi geliyor. Fakat Ankara’nın başka bir yüzü daha var: Sokağın, parkların, kampüslerin ve gençlerin sesi.

Aktivizm denildiğinde aklımıza büyük protestolar veya kalabalık yürüyüşler gelebilir. Oysa aktivizm bazen bir parkta yapılan etkinlik, bazen çevre temizliği, bazen bir kampanya, bazen de sosyal medyada başlatılan küçük bir farkındalık hareketi olabilir.

Ankara bu açıdan önemli bir şehir. Çünkü karar mekanizmalarının merkezinde bulunan bir kentte yapılan toplumsal çalışmalar, yalnızca şehir sakinlerine değil, ülke gündemine de ulaşabilecek bir potansiyele sahip.

Yazının Devamı

Enerjinin geleceği gökyüzünde ve rüzgârda

Enerji dediğimiz şey çoğu zaman yalnızca prizden aldığımız elektrikten ibaretmiş gibi geliyor. Oysa kullandığımız her ışığın, çalışan her bilgisayarın, şarj ettiğimiz her telefonun ve yollarda hareket eden her aracın arkasında büyük bir enerji hikâyesi var. Türkiye açısından bu hikâyenin geleceğinde ise güneş, rüzgâr, su ve diğer yenilenebilir kaynaklar giderek daha fazla yer kaplıyor.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşadığı görülüyor. 2026 yılının ağustos ayı sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 126 bin 944 megavata ulaşırken bunun yüzde 62,9’u yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Güneş enerjisinin kurulu güç içerisindeki payı yüzde 22’ye, rüzgârın payı ise yüzde 12,2’ye ulaşmış durumda.

Bu rakamlar aslında bize yalnızca enerji sektörünün değiştiğini anlatmıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin gelecekte nasıl bir ülke olmak istediği konusunda da önemli bir tartışma açıyor.

Yazının Devamı

Bir hafta sonunu değiştirmek için bazen tek ihtiyacımız bir film

Hafta sonu geldiğinde çoğumuzun aklından benzer cümleler geçiyor:

“Ne yapacağız?”

Kafeye mi gitsek, AVM’de mi dolaşsak, arkadaşlarla mı buluşsak, yoksa evde oturup telefonda birkaç saat daha mı geçirsek?

Yazının Devamı

Ankara’ya dönen öğrenciler: Bir şehri yeniden gençleştirmek

Eylül geldiğinde Ankara’nın sesi biraz değişiyor.

Yaz aylarında sakinleşen kampüsler, boşalan öğrenci evleri, daha tenha kalan kafeler ve sessizleşen bazı sokaklar yerini yeniden hareketliliğe bırakıyor. Üniversitelerin yeni eğitim dönemine başlamasıyla birlikte Ankara, yalnızca öğrencilerin ders başı yaptığı bir şehir olmaktan çıkıyor; gençlerin yeniden gündelik hayatın merkezine yerleştiği bir kente dönüşüyor.

Çünkü üniversite öğrencisi, Ankara için yalnızca bir öğrenci değil. Aynı zamanda toplu taşıma kullanan bir yolcu, kafede oturan bir müşteri, kitapçıya giren bir okur, sinemaya giden bir izleyici ve şehrin sosyal hayatına katkı sağlayan genç bir nüfus.

Yazının Devamı

Üniversitelerin ilk dersi: Terörsüz Türkiye ve eğitimin rolü

Yeni bir akademik yılın başlaması, üniversite kampüslerinde her zaman farklı bir heyecan oluşturur. Yeni öğrenciler, yeni dersler, yeni hedefler ve yeni başlangıçlar…

Ancak bu yıl üniversitelerin ilk haftasında öne çıkan başlıklardan biri yalnızca eğitim programları olmadı. Yükseköğretim Kurulu’nun aldığı kararla, üniversitelerin açılış törenlerinde ve ilk derslerinde “Terörsüz Türkiye” konusu ele alınmaya başlandı.

Aslında bu durum, üniversitelerin toplum içindeki rolünü yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü üniversiteler yalnızca meslek kazandıran kurumlar değildir. Aynı zamanda düşünen, sorgulayan, araştıran ve toplumsal sorunlara çözüm üreten merkezlerdir.

Yazının Devamı

Yurt dışına çıkmanın da bir bedeli var

Bir ülkeyi keşfetmek, yeni insanlar tanımak, farklı kültürleri görmek… Özellikle gençler için yurt dışına çıkmak artık yalnızca bir tatil planı değil; aynı zamanda bir öğrenme ve kendini geliştirme fırsatı. Ancak son yıllarda yurt dışına çıkmanın maliyeti, uçak biletinden konaklamaya kadar her kalemde artarken, şimdi bu listenin başında başka bir kalem daha dikkat çekiyor: Yurt dışı çıkış harcı.

Yurt dışına çıkış harcı 2026 yılı itibarıyla 1.250 TL olarak uygulanıyor. Üstelik bu tutar, önceki yıllardaki artışların da devamı niteliğinde. 2025 yılı içerisinde önce 710 TL olan harç 1.000 TL’ye yükseltilmiş, 2026 başında ise 1.250 TL’ye çıkarılmıştı.

İlk bakışta 1.250 TL tek başına çok büyük bir rakam gibi görünmeyebilir. Fakat öğrenciler ve gençler açısından düşündüğümüzde durum biraz farklı. Bir öğrencinin birkaç günlük yurt dışı seyahatinde uçak bileti, konaklama, ulaşım, yeme-içme ve pasaport gibi masraflar zaten ciddi bir bütçe oluşturuyor. Bunun üzerine eklenen her kalem, seyahat planını biraz daha zorlaştırıyor.

Yazının Devamı

İklim krizi kapımızda, COP31 Antalya’da

Dünyanın gündemi her geçen gün değişiyor. Savaşlar, ekonomik krizler, teknoloji ve yapay zekâ konuşuluyor. Ancak bütün bu gündemlerin arasında sessiz ama etkisi giderek büyüyen başka bir kriz var: İklim krizi.

Artık iklim değişikliğini yalnızca uzak ülkelerde yaşanan kuraklıklar, eriyen buzullar veya bilim insanlarının raporları üzerinden konuşmuyoruz. Aşırı sıcaklıklar, seller, orman yangınları, kuraklık ve mevsimlerin değişmesi hayatımızın doğrudan bir parçası haline geliyor.

Tam da bu nedenle 2026 yılı Türkiye açısından önemli bir döneme işaret ediyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek.

Yazının Devamı

Ders seçimi: Bir dönemin ilk sınavı

Üniversitelerde yeni akademik yılın başlamasına sayılı günler kala öğrencilerin gündeminde tek bir konu var: Ders seçimi.

Kimi öğrenci dönem boyunca hangi dersleri alacağını günler öncesinden planlıyor, kimi ise sistemin açıldığı dakikada bilgisayar başına geçip kontenjan mücadelesine giriyor. Özellikle seçmeli derslerde yaşanan kontenjan sıkıntıları, ders programlarının çakışması ve sistem yoğunluğu, öğrenciler için yeni dönemin ilk stresini oluşturuyor.

Aslında ders seçimi yalnızca birkaç kutucuğu işaretleyip “onayla” butonuna basmaktan ibaret değil. Öğrencinin bir dönemini, hatta bazen mezuniyet tarihini etkileyebilecek önemli bir karar.

Yazının Devamı

Aynı gökyüzünün altında

Bazı haberleri uzaktan okursunuz.

Televizyonda görür, sosyal medyada birkaç satırına denk gelir ve hayatınıza devam edersiniz.

Ama bazı olaylar vardır ki uzakta gerçekleşse bile size çok yakındır. Çünkü o an aynı şehirde, aynı gökyüzünün altında, belki de aynı denizin kıyısındasınızdır.

Yazının Devamı

Zafer, sadece kazanmak değildir

Bazı günler vardır; takvimlerde yalnızca bir tarih olarak görünür ama aslında bir milletin hafızasında çok daha derin bir anlam taşır. 30 Ağustos da işte o günlerden biridir.

30 Ağustos 1922, yalnızca kazanılmış bir meydan muharebesinin tarihi değildir. O gün, yokluğun imkânsızlığa teslim olmadığı; inancın, cesaretin ve kararlılığın bir milletin kaderini değiştirdiği gündür. Büyük Taarruz’un ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanması, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesini tüm dünyaya ilan ettiği tarihî bir dönüm noktası olmuştur.

Ancak bugün 30 Ağustos’u anlamak, yalnızca geçmişe bakıp gururlanmakla mümkün değildir.

Yazının Devamı

Filenin Sultanları: Bir takımın ötesinde Türkiye hikâyesi

Türkiye’de voleybol, son yıllarda yalnızca salonlarda oynanan bir spor olmaktan çıktı. Filenin Sultanları’nın uluslararası başarılarıyla birlikte voleybol, milyonlarca insanın ortak heyecanına dönüşürken, milli takım da sporun ötesinde güçlü bir toplumsal hikâyenin parçası haline geldi.

A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın Avrupa Şampiyonası mücadelesi devam ederken gözler yine Filenin Sultanları’na çevrilmiş durumda. Ancak bu ilginin arkasında yalnızca kazanılan maçlar ya da alınan madalyalar yok.

Filenin Sultanları’nın yarattığı etki, Türkiye’de kadın sporcuların görünürlüğünün artması açısından da dikkat çekiyor. Genç kızların voleybola yönelmesi, milli takım oyuncularının yalnızca sporcular olarak değil, rol modeller olarak görülmesi ve kadın sporunun daha geniş kitlelere ulaşması, sahadaki başarının toplumsal karşılıklarından bazıları.

Yazının Devamı

Mavi Vatan: Türkiye’nin denizdeki yeni vitrini

Türkiye’nin denizlerdeki varlığını, savunma kapasitesini ve teknolojik kabiliyetlerini aynı çatı altında görünür kılan TEKNOFEST Mavi Vatan, yalnızca bir teknoloji etkinliği olmanın ötesine geçen bir organizasyon olarak dikkat çekti.

İstanbul’da gerçekleştirilen etkinlik, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayii alanında ortaya koyduğu dönüşümün kamuoyuyla buluştuğu önemli platformlardan biri oldu. İnsansız sistemlerden deniz platformlarına, savunma teknolojilerinden yapay zekâ uygulamalarına kadar uzanan geniş içerik, geleceğin güvenlik anlayışının yalnızca insan gücüne değil, teknolojiye ve veriye de dayandığını gösterdi.

Ancak Mavi Vatan’ın asıl dikkat çekici tarafı, teknoloji ile toplumsal iletişimi aynı noktada buluşturmasıydı.

Yazının Devamı

Ankara’nın kırmızı-siyah umudu: Gençlerbirliği

Süper Lig yalnızca İstanbul’un büyük kulüplerinin hikâyesinden ibaret değil. Anadolu’nun futbol tutkusu, tribünlerin sesi ve şehirlerin takımları da bu ligin ruhunu oluşturuyor. Bu hikâyenin Ankara’daki en özel karşılıklarından biri ise hiç şüphesiz Gençlerbirliği.

Kırmızı-siyahlıların Türk futbolundaki yeri yalnızca kazandığı maçlarla ölçülemez. Gençlerbirliği, Ankara’nın futbol kültürünü temsil eden, altyapısıyla ve yetiştirdiği futbolcularla Türk sporuna katkı sunmuş köklü bir kulüp. Bugün yeniden Süper Lig sahnesinde yer alması, başkent futbolu açısından da önemli bir fırsat.

Futbolda başarı elbette puan cetvelinden okunuyor. Ancak bir kulübün gerçek değeri, yalnızca sezon sonunda kaçıncı olduğu ile belirlenmiyor. Şehrin takımı olabilmek, tribün ile saha arasında güçlü bir bağ kurabilmek ve gençlere futbol üzerinden bir gelecek gösterebilmek de başarının önemli parçaları.

Yazının Devamı

17 Ağustos: Kocaeli’nin hafızasında, Türkiye’nin vicdanında

Bazı tarihler vardır; takvim yaprağından ibaret değildir. Üzerinden yıllar geçse de bir şehrin hafızasında yaşamaya devam eder. 17 Ağustos 1999 da Kocaeli için, Marmara için ve Türkiye için böyle bir tarihtir.

Saat 03.02’de Gölcük merkezli meydana gelen deprem, yalnızca binaları yıkmadı; binlerce ailenin hayatını değiştirdi, şehirlerin geleceğine ilişkin düşüncelerimizi sarstı. Resmî kayıtlarda 17 bin 480 kişinin hayatını kaybettiği, on binlerce kişinin yaralandığı bu felaket, Türkiye’nin afet yönetimi anlayışında da bir dönüm noktası oldu. (İstanbul Afad)

Ben Kocaelili bir genç olarak 17 Ağustos’u yalnızca geçmişte yaşanmış bir felaket olarak görmüyorum. Bu tarih, aynı zamanda bize bugün ne kadar hazır olduğumuzu sormamız gereken bir sorudur. Çünkü deprem gerçeği değişmedi. Değişmesi gereken, bizim hazırlık düzeyimizdir.

Yazının Devamı

Akkuyu’da yeni dönem: Santral satılıyor mu, ortak mı aranıyor?

Türkiye’nin enerji gündeminde son günlerde dikkat çeken başlıklardan biri Akkuyu Nükleer Güç Santrali. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un, projedeki yüzde 49’a kadar hisse için yatırımcı aradığına yönelik haberler, “Akkuyu satılıyor mu?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Öncelikle burada doğru kavramı kullanmak gerekiyor. Gündemde olan konu, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin tamamının satılması değil; Rosatom’un projedeki payının belirli bir bölümünü yatırımcılara devretme ihtimali. Son günlerde yabancı şirketlerle bu konuda görüşmeler yapıldığına ilişkin haberler kamuoyuna yansıdı. (AKM.RU⁠)

Akkuyu, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali olması nedeniyle yalnızca bir enerji yatırımı değil, aynı zamanda Türkiye-Rusya ilişkilerinin önemli başlıklarından biri. Dört reaktörden oluşması planlanan santralin tamamlanmasıyla Türkiye’nin elektrik ihtiyacının önemli bir bölümünün karşılanması hedefleniyor.

Yazının Devamı

KPSS’ye hazırlanırken önce hangi kapının size açıldığını bilin

Kamu kurumlarında görev almak isteyen binlerce aday için KPSS, yalnızca bir sınav değil; aynı zamanda kariyer yolculuğunun önemli bir dönüm noktası. Ancak KPSS denildiğinde herkes için aynı sınavdan söz etmek mümkün değil. Ortaöğretim, ön lisans ve lisans düzeyinde farklı sınavlar bulunurken, adayların mezuniyet durumlarına göre tercih edebileceği meslek grupları da değişiyor.

Ortaöğretim KPSS, lise ve dengi okul mezunlarının kamu kurumlarında memur olabilmesinin yollarından biri. Bu sınavla adaylar; memur, hizmetli, teknisyen, şoför ve benzeri çeşitli kadrolara başvurabiliyor. Özellikle lise mezunu olup kamu sektöründe çalışmak isteyen adaylar için önemli bir fırsat sunuyor.

Ön lisans KPSS ise iki yıllık yükseköğretim programlarından mezun olan adayları kapsıyor. Büro personeli, tekniker, sağlık teknikeri, zabıt katibi gibi farklı kadrolar, adayların bölüm ve niteliklerine bağlı olarak tercih edilebiliyor. Ön lisans mezunlarının sahip olduğu mesleki eğitim, tercih döneminde önemli bir avantaj sağlayabiliyor.

Yazının Devamı

Türkiye’yi bir de turistlerin gözünden görmek

Her yıl milyonlarca turist, tatil yapmak, tarihî zenginlikleri keşfetmek ve farklı kültürleri deneyimlemek için Türkiye’yi tercih ediyor. Bizler çoğu zaman günlük hayatın telaşı içinde yaşadığımız şehirlerin değerini fark etmeyebiliriz. Ancak ülkemizi ziyaret eden yabancı misafirlerin gözünden bakınca bambaşka bir Türkiye ile karşılaşıyoruz.

Turistlerin en çok dikkatini çeken unsurların başında misafirperverlik geliyor. Bir yön tarif ederken gösterilen samimiyet, esnafın sıcak yaklaşımı ya da bir çayın eşliğinde kurulan sohbet, birçok ziyaretçinin hafızasında unutulmaz anılar bırakıyor.

Bunun yanında Türkiye; doğal güzellikleri, denizi, gastronomisi ve binlerce yıllık tarihiyle dünyanın sayılı destinasyonları arasında yer alıyor. Kapadokya’nın eşsiz manzarası, Ege ve Akdeniz’in turkuaz kıyıları, Karadeniz’in yemyeşil doğası ve Anadolu’nun zengin kültürel mirası yabancı ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor.

Yazının Devamı

Küller arasında yeşeren umut

Yaz ayları geldiğinde artık yalnızca tatil planlarını değil, ne yazık ki orman yangınlarını da konuşuyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında yükselen alevler; sadece ağaçları değil, içinde yaşayan canlıları, doğal yaşamı ve geleceğe bırakacağımız mirası da tehdit ediyor.

Orman yangınlarının bir kısmı iklim değişikliğinin etkisiyle daha hızlı yayılırken, önemli bir bölümü ise insan kaynaklı ihmallerden kaynaklanıyor. Söndürülmeden bırakılan bir izmarit, kontrolsüz yakılan bir ateş ya da dikkatsizlik sonucu çıkan kıvılcımlar binlerce hektarlık ormanı dakikalar içinde küle çevirebiliyor.

Ancak her yangın bize aynı gerçeği yeniden hatırlatıyor: Doğa, insanın en büyük zenginliğidir. Kaybedilen her ağaç yalnızca oksijen değil; aynı zamanda kuşların yuvası, toprağın koruyucusu ve geleceğin nefesidir.

Yazının Devamı

Muhalefette yeni sayfa: Bölünme mi, yeniden yapılanma mı?

Türk siyaseti son günlerde önemli bir kırılma noktasına tanıklık ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan liderlik tartışmaları ve hukuki sürecin ardından Özgür Özel’in çok sayıda milletvekiliyle birlikte “Yeni Parti”yi kurması, muhalefet cephesinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu gelişme yalnızca bir parti değişikliği değil, aynı zamanda Türkiye siyasetinin geleceğine ilişkin yeni soruları da beraberinde getirdi. (Reuters⁠)

Siyasette ayrışmalar yeni değildir. Dünyanın birçok demokrasisinde partiler zaman zaman fikir ayrılıkları, liderlik değişimleri veya stratejik farklılıklar nedeniyle bölünmüş, yeni siyasi hareketler ortaya çıkmıştır. Türkiye de bu açıdan istisna değil. Ancak önemli olan, bu süreçlerin demokratik kurallar içerisinde yönetilebilmesi ve seçmenin iradesinin sandıkta özgürce tecelli edebilmesidir.

Bugün kamuoyunda en çok tartışılan konu, bu ayrışmanın muhalefeti güçlendirip güçlendirmeyeceği. Bir kesim, yeni partinin farklı seçmen gruplarına ulaşarak muhalefetin etki alanını genişletebileceğini savunuyor. Diğer kesim ise oyların bölünmesi riskinin iktidarın elini güçlendirebileceğini düşünüyor. Her iki değerlendirme de siyasi analiz açısından mümkün senaryolar arasında yer alıyor ve hangisinin gerçekleşeceğini bugünden kesin olarak söylemek mümkün görünmüyor. (Reuters⁠)

Yazının Devamı

Altının yedi aylık yolculuğu: Güvenli limanın sınavı

2026 yılı, altın piyasası açısından son yılların en hareketli dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Ocak ayında küresel jeopolitik risklerin artması, merkez bankalarının altın talebini sürdürmesi ve yatırımcıların güvenli liman arayışı, ons altını tarihi zirvelere taşıdı. Yılın ilk haftalarında oluşan iyimser hava, altının güçlü yükselişini desteklerken birçok yatırımcı için 2026’nın “altın yılı” olacağı düşüncesini beraberinde getirdi. (World Gold Council⁠)

Ancak piyasalar yalnızca beklentilerle değil, değişen ekonomik koşullarla da şekilleniyor. Şubat ayından itibaren artan jeopolitik gerilimlere rağmen ABD Merkez Bankası’nın faiz politikası, güçlenen dolar ve yükselen tahvil getirileri altın üzerindeki baskıyı artırdı. Güvenli liman özelliğini koruyan altın, bu kez yüksek faiz ortamının gölgesinde kaldı ve yatırımcıların bir bölümü kâr satışlarına yöneldi. (Anadolu Ajansı⁠)

Mart, nisan ve mayıs aylarında dalgalı seyir devam etti. Zaman zaman yaşanan sert yükselişler yatırımcıların umutlarını tazelese de kalıcı bir trend oluşmadı. Haziran ayında ise satış baskısı belirginleşti ve yıl başındaki tarihi zirvelerden önemli ölçüde geri çekilen bir piyasa görüntüsü ortaya çıktı. Böylece 2026’nın ilk yarısı, altının yalnızca yükselen değil aynı zamanda sert düzeltmeler yaşayabilen bir yatırım aracı olduğunu bir kez daha gösterdi. (World Gold Council⁠)

Yazının Devamı

İspanya’nın dünya kupası zaferi ve Lamine Yamal’ın yeni dönemi

2026 FIFA Dünya Kupası, futbol tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Finalde Arjantin’i mağlup ederek kupaya uzanan İspanya, yalnızca şampiyonluk kazanmadı; aynı zamanda uzun yıllardır üzerinde çalıştığı oyuncu gelişim modelinin meyvelerini de tüm dünyaya gösterdi. Bu başarının merkezinde ise henüz kariyerinin başında olmasına rağmen futbolun yeni yüzü olarak görülen Lamine Yamal vardı.

Yamal, turnuva boyunca yalnızca teknik becerileriyle değil, oyun zekâsı, karar alma hızı ve büyük maçlarda gösterdiği özgüvenle dikkat çekti. Genç yaşına rağmen takımın en kritik anlarında sorumluluk alması, onu sadece gelecek vadeden bir yetenek olmaktan çıkarıp dünya futbolunun yeni lider adaylarından biri hâline getirdi.

İspanya’nın başarısı tesadüf değildi. Uzun yıllardır altyapıya yapılan yatırımlar, oyuncu gelişim programları ve sabırlı planlama bu kupanın temelini oluşturdu. Kulüpler ile milli takım arasında kurulan güçlü bağ, genç oyuncuların üst seviyeye daha hazır şekilde çıkmasını sağladı. Lamine Yamal da bu sistemin en dikkat çekici ürünü oldu.

Yazının Devamı

15 Temmuz: Demokrasiye sahip çıkmanın adı

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazındı. Devletin anayasal düzenini hedef alan darbe girişimi, yalnızca siyasi kurumları değil, milletin iradesini de ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ancak o gece yaşananlar, Türkiye’nin demokrasi tarihine farklı bir sayfa ekledi. Milyonlarca vatandaş, siyasi görüşü ne olursa olsun, sandıkla kazanılan iradenin ancak sandıkla değişebileceği düşüncesi etrafında birleşti.

Aradan geçen yıllar, 15 Temmuz’un yalnızca bir tarih olmadığını gösterdi. O gece yaşananlar; demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve milli egemenliğin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Darbe girişiminin başarısızlığa uğraması, halkın demokratik sisteme sahip çıkma iradesinin en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Bugün 15 Temmuz’u anarken sadece yaşananları hatırlamak yeterli değil. Aynı zamanda geleceğe dair çıkarılacak dersleri de konuşmalıyız. Güçlü demokrasiler yalnızca seçimlerle değil; şeffaf kurumlar, hesap verebilir yönetim anlayışı, özgür medya, aktif sivil toplum ve bilinçli vatandaşlarla ayakta kalır. Demokrasi, her neslin yeniden koruması gereken ortak bir değerdir.

Yazının Devamı