Maliyeti olmasa ‘iyi’ savaşacaklardı

Nihat Kaşıkcı

Nihat Kaşıkcı

Yazar
Tüm Yazıları

ABD/İsrail eşkıyalığının İran’a yönelik saldırıları, bir patinaj noktasına dayanmış bulunuyor.

Netanyahu katili, süreci sessizce atlatmayı seçerken; Batı Şeria’daki arazi çalma eylemini ve Lübnan’ın güneyindeki işgalini genişletiyor.

Konunun ‘uzmanları’, İran’a yönelik saldırıların hangi yöne evrileceği noktasında, muhtemel olan üç ihtimalli yorumun kolaycılığına yatıyor.

Uzman hazretlere sorarsak; oluşacak şartlara göre, ABD yeniden sıcak çatışmaya dönebilir, yahut bir zafer ilanıyla çekilebilir, veya krizi sıkı abluka üzerinden zamana yayarak çözmeyi deneyebilir.

Yani futbol karşılaşmasındaki üç ihtimal: Galibiyet, yenilgi, beraberlik… Hepsi mümkün.

Eh, insan uzman olunca, günün sonunda ‘yanılmamış’ olmak için, her ihtimale yatırım yapmalı, değil mi?

Biz riski göze alalım. ABD/İsrail eşkıyalığının, İran’a açtıkları savaşı kazanma ihtimalleri bulunmuyor. En tepedeki yöneticiyi ve komuta kademesini katledince, İran halkının ayaklanıp rejimi devireceğini ve birkaç gün içinde parlak bir zafer kazanacaklarını umdular.

SAVAŞIN SÜRDÜRÜLEMEZ MALİYETİ

Netanyahu’nun çakallığıyla, umutlarına uygun istihbaratı da derlediler. Lakin Tel Aviv-Vaşington hattındaki hesaplar, Hürmüz’deki gerçeklere uymadı.

Bu noktadan sonra yeniden sıcak çatışmaya dönülmesi, İsrail adlı terör örgütünün işine gelebilir. Nasılsa ABD kesesinden harcıyor. Fakat ABD’nin sıcak savaşı sürdürmesi pek mümkün gibi görünmüyor.

Bunun anlaşılabilir sebepleri var. Sam Amca, Körfez ülkelerindeki pistlerini, gelişmiş radar sistemlerini, düzinelerce uçağını, askerî depolarını, komuta merkezlerini, uçak hangarlarını ve uydu iletişim altyapısını kaybetti.

Kendi beyanlarına göre, 3 uçak gemisi ve çok sayıda savaş gemisinin yanısıra binlerce askerî personelini İran’a yönelik saldırılar için seferber vaziyette tutuyor.

Elbette bunun çok ağır bir maliyeti var. Kimi hesaplara göre; ABD’nin bu savaş için günlük harcaması en az 1 milyar dolar tutuyor. Füze ve bomba stoklarının kritik düzeye düşmesi de işin cabası…

Özetle, ABD açısından yeniden sıcak çatışmaya dönmek, pek de akıllıca görünmüyor. Kaldı ki, İran’a yönelik bir kara harekâtının, ABD’yi yeniden bir Vietnam bataklığına çekeceğinden, neredeyse kimsenin şüphesi yok.

ABLUKA VE ZAMANA OYNAMA

Dolayısıyla, futboldaki deyimle ‘kemiksiz bir galibiyet’ seçeneği dışlanabilir.

İkinci ihtimal, yenilgiyi kabul etmek… Tabi Trump gibi bir ‘yüksek egonun’, yenilgiyi kabul eden bir beyanda bulunması muhaldir. Ya ne yapacak? Şu ana kadar yaptıklarını, biraz daha katmerlendirerek, kesin zaferini ilan edecek. Bunu desteklemek için, birkaç simgesel saldırı yapabileceği gibi, iç kamuoyuna zafermiş gibi pazarlayabileceği bir ateşkes anlaşmasına da razı olabilir.

Diğer seçenek, yani ‘beraberliği’ kabullenmek ise; mevcut sipere yatmışlık vaziyetini sürdürmek… Yani, Hürmüz ablukasını uzun vadeye yayarak, İran’ı ekonomik yönden dumura uğratmak… Nitekim Trump, Hürmüz ablukasının İran’a günlük 500 milyon dolar kaybettirdiğini ve başarıyla sürdürdüklerini söylüyor.

Tabi, 47 senedir ekonomik yaptırımlar altında tutulan İran’ı, bir de Hürmüz üzerinden sıkıştırmak, Trump açısından bir ‘galibiyet pazarlamasına’ fırsat oluşturur mu, belli değil.

Tam da bu noktada, ekranlardaki ‘büyük uzmanların’, Hürmüz’ün kapatılmasını ‘İran’ın en büyük kozu’ olarak değerlendiren bilirkişiliklerine küçük bir gönderme yapma hakkımız doğmuştur.

Malum, bu satırların yazarı, sözkonusu savaşa dair yazılarında, Hürmüz’ün kapanmasının İran için değil ABD için bir koz niteliği taşıdığını defaatle iddia etmişti.

İddiamın arkasındayım. Eğer Hürmüz’ü kapatmak İran’ın kozu ise, Trump niye İran’ı teslime zorlamak için Hürmüz ablukasını sıkılaştırıp, uzun vadeye yayma hesapları yapıyor?

NEYDİ, SALDIRININ GEREKÇELERİ?

ABD/İsrail cephesi; İran’a yönelik saldırının gerekçesi ve amacı olan iddialarını da yavaş yavaş terk ediyor.

İran’da rejimi değiştirme ve Ortadoğu’daki vekil savaşçılarını dağıtma iddiası unutulmaya terk edildi. Geriye müzakerelerin konusu; nükleer silah ve füzelerin menzili kalmıştı… Füze menzili de ikinci plana düşmüş gibi görünüyor.

İran, nükleer konusunu ileriye ertelemeyi içeren bir teklifte bulundu. Her ne kadar Trump yönetimi, bu öneriyi reddettiğini açıklasa da, arka kapı diplomasisinin bu noktada yoğunlaştığını tahmin etmek yanlış olmaz.

İran’ın, savaşın sonlandırılmasına yönelik teklifinin ikinci ayağıysa; Hürmüz’ün yeniden açılmasına dairdi. Sızan bilgilere göre İran, Hürmüz’den geçişlerde kontrol hakkı elde etmek ve bunun üzerinden para kazanmak niyetinde. Hürmüz’den geçen her varil petrolden İran’ın baç alması, Çin ve Avrupa ülkelerinin, buradan gelen petrolü biraz daha pahalıya alması demek. Zaten Trump’ın esas gayesi de bu değil mi?

Trump’ın son beyanlarında, bir yandan ‘İran’ı askerî olarak yendikleri’ ve ‘asla nükleer silaha sahip olamayacakları’ vurgularını iyi okumak gerekiyor.

ONURLU ÇIKIŞ YA DA HAMAMIN NAMUSU

İran’ı yenip yenmedikleri, nereden bakıldığına bağlı. Şayet atılan binlerce bomba, yıkılan binalar ve askerî tesisler, öldürülen liderler ve komutanlar, ilkokul çocukları, kadın ve erkek siviller bir ‘galibiyet alameti’ ise; evet, İran’ı yendiler.

Nükleer silah meselesine gelince… İran, zaten nükleer programının ‘barışçı’ olduğunu ve öldürülen dinî lider Ali Hamaney’in nükleer silahı haram sayan fetvası bulunduğunu sıkça tekrarlıyor.

Trump’ın, ‘nükleer program’ yerine ‘nükleer silah’ vurgusu üzerinden gitmesi, herhalde sehven edilmiş bir laf olmasa gerek.

Görünen o ki, hem İran tarafı hem de Trump, kendileri açısından ‘zafer’ olarak pazarlayabilecekleri bir ateşkes anlaşması için ‘zemin tesviyesini’ sürdürüyor.

Aradaki kılçık, Netanyahu katilinin hangi çılgınlıkları göze alabileceği meselesidir.

İki aydır devam eden İran’a yönelik saldırıların, ‘sıfır galipli savaş’ olarak neticelenmesi yüksek ihtimal. Taraflar, ‘onurlu bir çıkış’ ya da ‘hamamın namusunu kurtaracak’ kazanımlarla, bu haksız ve yersiz savaşı sonlandıracağa benziyor.

Aslında ABD, ‘maliyetleri’ olmasa, bu savaşı ‘çok iyi’ yürütecek. Ne çare ki, ABD’nin kaybettiği tesisler ve silah sistemleri ile bombalamaların faturası bir yana, onca askerî varlığı İran’ın ensesinde sallandırmanın da ciddi bir ekonomik maliyeti var.