1946’dan 2028’e; Demokrasi infaz dosyası

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Tarih bir bütündür ve asla unutmaz.

Özgür bir gazeteci olarak, tarihin sadece işimize gelen sayfalarını değil, her satırını okumak ve hatırlatmak zorundayız.

Eğer bugünkü "seçim mühendisliğini" eleştiriyorsak, bu mühendisliğin "ilk hatalı düğmesini" de ıskalamamalıyız. Okurlarımız "Hoca bunu sakladı mı?" demesin. Saklamayız, saklayamayız. Çünkü gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

Gelin, Türkiye’nin demokrasi sınavındaki o karanlık koridorlara en başından girelim.

  • 1946: Demokrasinin "Sakat" Doğumu

Türkiye çok partili hayata geçerken dünya demokrasi tarihinde eşine az rastlanır bir garabete imza atıldı: "Açık oy, gizli sayım."

Vatandaş kime oy verdiğini herkesin önünde gösterecek, ama o oylar kapalı kapılar ardında sayılacaktı! Bu "sakat" başlangıç, seçim şaibelerinin temel taşı oldu.

  • 1957: Kütük Marifeti ve Yanan Oylar

Demokrasinin bu hatalı başlangıcı, 1957’de bu kez Demokrat Parti (DP) eliyle başka bir boyuta taşındı.

"Radyo Skandalı" ile seçim bitmeden Ankara Radyosu "DP kazandı" yayınlarına başladı.

"Gaziantep Yangını" ise tarihe geçti; CHP kazandı ama bir gecede "unutulmuş oylar" uyduruldu. İtirazlar adliyeye gitti, o gece adliye binası yandı! Oylar yok oldu, DP galip ilan edildi.

Keşke o günlerde erken seçim kararı alınsaydı da ne o şaibeler yaşansaydı ne de 27 Mayıs darbesi olsaydı. Keşke Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmeseydi…

  • 1982: Şeffaf Zarflı "Onay" Tiyatrosu

12 Eylül darbe yönetiminin hazırladığı anayasa halka dayatıldı. Zarflar şeffaftı; "Hayır" oyu olan mavi pusula dışarıdan görünüyordu. Sandık başında asker bekliyordu. İşte "seçmen iradesini gözetim altında tutma" mühendisliği budur.

  • 2002: Yüksek Yargının "Sessiz" Onayı

Aradan yarım asır geçti, sahne yine aynıydı. Erdoğan siyasi yasaklıydı. "Muhtar bile olamaz" deniliyordu.

Sabih Kanadoğlu ve Ömer Faruk Eminağaoğlu haykırdı: "Bu durum hukuken mümkün değil!" Ancak yüksek yargı (YSK ve AYM) müdahale etmedi, sustu. Yasaklı genel başkanın partisi tek başına iktidar oldu.

  • 2007- 2010: Muhtıradan "Mezardakilere" Müdahale

2007’de "27 Nisan E-muhtırası" ve "367 krizi" ile sistem kilitlendi. AKP bu tıkanıklığı, yargı ve ordu üzerindeki baskıyı artırmak için bir sıçrama tahtası olarak kullandı.

2010 referandumuyla yargının (HSYK) yapısı değiştirildi. O dönem okyanus ötesinden gelen "İmkan olsa mezardakileri bile kaldırıp oy kullandırmak lazım" sözü, seçime müdahale hırsının hangi boyutlara ulaştığının tesciliydi.

  • 15 Temmuz; Demokrasiden Monokrasiye Geçiş

15 Temmuz hain darbe girişimi, parlamenter sistemi yıkmak için siyasi bir fırsata dönüştürüldü.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin şu sözü parlamenter rejimi tarihe gömdü:

“Ya Erdoğan’ı anayasaya uyduracağız ya anayasayı Erdoğan’a uyduracağız."

OHAL şartlarında gidilen 2017 Referandumu ile parlamenter rejim yıkıldı; yerine "Tek Kişilik Cumhurbaşkanlığı Rejimi" getirildi.

Demokrasiden monokrasiye geçiş, YSK’nın o meşhur "geçersiz mühürsüz oylar geçerlidir" kararıyla tescillendi.

Maç sürerken kural değiştirildi!

  • Veri Karartma ve Fotokopi Diploma

24 Haziran 2018… Anadolu Ajansı veri akışını saatlerce durdurdu, milli irade karartıldı.

Ve o bitmeyen "Diploma" tartışması… Anayasa 101 açık: "Yükseköğrenim şart." Ama ortada sadece bir fotokopi var. O fotokopiyi "aslı gibi" onaylayan noter ve katibine, Türkiye Noterler Birliği tarafından "usulsüz işlem" cezası verildi.

Noter cezayı aldı ama o "geçersiz" belgeyle Türkiye monokrasiye taşındı. Bu belge 2014, 2018 ve 2023’te de YSK tarafından geçerli sayıldı.

  • 2024-2026: Taşımalı Seçmen ve Kayyumlar

Bugün "seçim mühendisliği" artık bir rutin haline geldi. 2024 yerel seçimlerinde gördüğümüz "taşımalı seçmen" manzaraları, 1957’deki kütük oyunlarının modern versiyonudur.

İstanbul’da 2019’da yapılan "talimatla iptal" deneyi, bugün Esenyurt ve diğer belediyelere atanan kayyumlarla devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu’na yönelik "Siyasi" davalar ve kumpas videolarıyla: "2028 yolunda rakip eleme." deniliyor.

  • Son söz;

Dün de yalan üzerine iktidar inşa ediyorlardı, yarın da edeceklerdir.

1946’da "açık oy, gizli tasnif" ile başladılar; 1957’de adliye binalarını yaktılar; 1982’de şeffaf zarf kullandılar; 2017’de mühürsüz ve geçersiz oyları “geçerli” kabul ettiler.

Bugün ise parlamenter rejimi yıkan yeni rejim; yargı kumpaslarıyla, taşımalı seçmenlerle ve yalancı tanıklarla tahkim etmeye çalışıyorlar.

Tarih unutmaz, biz de unutmayacağız. Millete de muhalefete de unutturmayacağız.

Yaşasın müdahalesiz, hilesiz, tam demokrasi!