Ümit Yurtkuran

Ümit Yurtkuran

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(14)

Bağırsaklar ve bağırsak florasının önemiHepimizin bildiği gibi vücudumuzun, bir sindirim sistemine sahip olmasının tek nedeni, yiyecek ve içeceklerin sindirilip, faydalı ve gerekli olanların emilip gerekli yerlere gönderilmesi, zararlı ya da faydasız olanların ise vücut dışına atılması ya da zararsız hale getirilmesi içindir.Ancak bilimsel çalışmalar ve klinik deneyimler göstermiştir ki sağlıklı bir bağırsak florası olmadan sindirim sisteminin bu fonksiyonlarını tam olarak yerine getirebilmesi mümkün değildir.

Normal şartlarda sindirimin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için gıda maddelerinin mideden 12 parmak bağırsağına geçişini müteakip, "sekretin" ve "kolesistokinin" hormonları salgılanmalıdır. Bu hormonların salgılanabilmesi için ise mideden 12 parmak bağırsağına geçen "gıda maddelerinin PH değerinin 2 civarında (1.5 – 3 aralığında) olması gerekir."

Bu iki hormon 12 parmak bağırsağı tarafından üretilir ve kana karışarak görevini yerine getirmek üzere pankreas, karaciğer, mide ve diğer organlara taşınır. Sekretin hormonu mideye "sıvı üretimini durdurma" talimatını verir. Karaciğeri "safra üretmesi" için "bağırsak duvarını" ise yemeğin geldiğini haber vererek, kendisini korumaya yetecek kadar "mukus üretimi" için uyarır.Ancak "yaptığı en önemli şey" mideden gelen yiyeceklerdeki asidi etkisiz hale getirerek, sindirilebilmeleri için "pankreası uyarmasıdır." Çünkü sindirimin tam ve hatasız olabilmesi için ince bağırsağın çok daha alkali bir PH değerine (PH; 7 – 8 ) sahip olması gerekir.Bu da ancak pankreasın üreteceği bikarbonat çözeltileri ile mümkün olacaktır. Pankreasın görevi bununla da bitmez. "Sindirim için şart olan" Amilaz, Glukagon, Tripsinojen ve İnsülin gibi hormon ve enzimleri de salgılaması gerekir.(Devam edecek)Cuma gününün yeni umutlara, iyilik ve güzelliklere vesile olması dileğiyle…

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(13)

Sindirim sisteminin çalışma şekli

"Ancak düşük asitli" (Ph değeri yüksek) bir mide de Heliko bakteri, Campillo bakteri, Pylori, Candida, E-coli, Salmonella ve Streptococci gibi değişik türden pek çok "patojen ve fırsatçı bakterilerle çeşitli mantar türleri" mide duvarında yaşama ve çoğalma ortamı bulurlar. Düşük asitli midede yaşayan patojen bakterilerin pek çoğu, karbonhidratları "özellikle de işlenmiş olanlarını tüketmeyi çok sever."Normalde karbonhidrat sindirimi ağızda tükürük ile başlar, mideye ulaştığında mide asidi tarafından sindirimi durdurulur ve 12 parmak bağırsağına geçinceye kadar bekletilir. Ancak düşük asitli midede patojen bakteriler karbonhidratları, "özellikle rafine karbonhidratları fermente etmeye başlar."

Fermantasyon sonucunda genellikle toksinler ve gaz açığa çıkar. Sürekli tekrarlanan bu işlemler sonucunda ise "mide tembelliği, mide ekşimesi, mide yanması, gastrit ve reflü" gibi şikayetler ortaya çıkmaya başlar.Mide asidinin uzun süreli düşük olmasının, gastrit, ülser ya da mide kanseri oluşumunda etkili olduğu düşünülmektedir. "Mide kanseri olan kişilerde" yapılan araştırmalarda, mide asidi seviyesinin düşük olduğu ortaya çıkmıştır."Düşük asitli mide de konuşlanan mikroplar mide kanseri, ülser ve gastrit oluşumunda önemli rol oynarlar."

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(12)

Sindirim sisteminin çalışma şekli

Yediğimiz gıdaların bazılarının sindirimi ağızda başlar. Ağzımız normalde hafif alkali (PH= 7 - 7.4) bir ortama sahiptir. Bunun nedeni; kulak altı, çene altı vedil altı tükürük bezleri vasıtasıyla üretilen ve çok karmaşık bir kimyasal yapıya sahip olan tükürük salgısıdır.

Tükürük içerisinde su albümin (lipaz, amilaz, peptidaz, fosfataz, piyalin gibi) çeşitli enzimler, imminoglobin A – G – M gibi antikorlar, serum proteinleri, siyalik asit, ürik asit, lipitler, elektrolitler, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, azot ve bicarbonat iyonları gibi sayısız kimyasal maddeler bulunur.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(11)

Sindirim sistemi, kısaca ağızdan başlayıp, güzergah boyunca; yutak, mide, ince bağırsak, (on iki parmak bağırsağı olarak bildiğimiz "duadenum," orta bölüm "jejunum" ve son bölüm "ileum" olmak üzere üç bölümdür ve yaklaşık 6 – 6.5 metre civarındadır), kalın bağırsak (çekum "kör bağırsak" kolon ve rektum olmak üzere yaklaşık 1,5 – 2 metre civarındadır) ve kanal (anüs) da son bulan ancak olabildiğince karmaşık bir sistemdir.

Bu sistem sayesinde yiyecek ve içecekler sindirilip, faydalı ve gerekli olanlar emilip kana karışır, zararlı olanlar ise dışarı atılır ya da bir şekilde zararsız hale getirilir. Sağlıklı bir bünyeye sahip olabilmek için tüm karmaşıklığına, bilinmezliklerle dolu olmasına rağmen aldığımız gıdaların, sindirim sistemimiz içerisinde, ağızdan anüse kadar olan yolculuğunu ve bu yolculuk esnasında ne gibi işlemlere tabi tutulduğunu, olabildiğince basitleştirip anlamamız ve beslenme düzenimizi de ona göre şekillendirmemiz şarttır.

Yüzlerce, belki de binlerce maddelik listeler halinde sıralayabileceğimiz bütün gıda maddeleri, "karbonhidratlar, proteinler ve yağlar" olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak bunların hiç birisi doğal haliyle yediğimiz, hiçbir gıda maddesinde protein, karbonhidrat ya da yağ asidi şeklinde tek başlarına bulunmazlar.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(10)

1. Sindirim sistemi, çalışma şekli ve önemi Sindirim sistemi nedir..? İnsan vücudu, ortalama 100 trilyon hücreden oluşan ve üzerinde çok fazla sayıda, çeşitli mikro yaratığın yaşadığı apayrı bir dünya gibidir. Her bir "insan vücudundaki hayatın zenginliği ve çeşitliliği, yeryüzündeki, yer altındaki ve tüm okyanuslar da ki hayatın zenginliği ve çeşitliliği" kadar şaşırtıcıdır. Vücudumuzda hücreler dokuları, organları ve sistemleri oluşturur. Bağışıklık sistemi, dolaşım sistemi, lenf sistemi, sinir sistemi, solunum sistemi, kas sistemi, iskelet sistemi, sindirim sistemi, tüm dokularımız ve organlarımız "son hücrelerine kadar" çok sıkı bir ilişki içerisinde, trilyonlarca görülmez misafirlerle birlikte uyum içerisinde yaşayarak, makro ve mikro yaşam eko sistemini oluştururlar. Ancak bu ilişki tamamlayıcı (simbiyotik) bir ilişki türüdür. "Hiçbiri diğeri olmadan sağlıklı bir şekilde varlığını sürdüremez." Yani birlikte yaşadığımız bu mikro organizmalar olmadan insan varlığı devam edemez. Bütün hücreler hem bağımsız hem de birbiri ile irtibatlı, koordineli ve uyumlu bir şekilde çalışır. Belli bir program içerisinde sürekli ölüp ölüp dirilerek organlarımızı sistemlerimizi ve tüm bedenimizi yeniler ve canlı tutar. Ancak bu görevlerini, sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmeleri için olması gereken mutlak şartlardan birisi de gerekli olan vitaminlerin, minerallerin, elementlerin, iz elementlerin, fito kimyasalların, hormonların, enzimlerin, amino asitlerin, yağ asitlerinin ve benzerlerinin eksiksiz bir şekilde ve zamanında temin edilmesidir. Özellikle dolaşım sistemi, gerekli olan malzemelerin taşınma görevini üstlenir. Bu nedenle kanımızın temiz ve doygun olması gereklidir. İşte tam bu noktada "sindirim sistemi" devreye girer. Çünkü "sindirim sistemimiz ne kadar sağlıklı ve muntazam çalışırsa, kanımız da o kadar temiz ve doygun olacaktır." Sindirim sisteminin herhangi bir bölümünün iyi çalışmaması veya hasar görmesi halinde ise yediğimiz gıdaların sindirimi tam ve eksiksiz olamayacağı için mikro gıda yetersizliği görüleceği gibi bağırsaklarımızdan gereksiz yere birçok toksin emilimi de gerçekleşecek ve bunun sonucunda da sağlığımız doğrudan olumsuz olarak etkilenecektir. (Devam edecek) Cuma gününün yeni umutlara, iyilik ve güzelliklere vesile olması dileğiyle…
Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(9)

Beslenmemizi doğrudan etkileyen faktörler Beslenmemizi doğrudan etkileyen faktörler, yalnızca bireysel tercihleri veya damak zevkini açıklayan basit bir konu değildir. Aksine biyolojik, ekonomik, kültürel, psikolojik ve çevresel boyutları olan karmaşık bir sistemin sonucudur. İnsanların neyi ne zaman, hangi koşullarda ve ne şekilde tükettikleri, içinde bulundukları toplumun yapısından, gelir düzeylerinden, yaşadıkları coğrafyanın sunduğu imkânlardan ve hatta günlük stres düzeylerinden bile etkilenir. Bu nedenle beslenme davranışı, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Günümüz dünyasında özellikle kentleşme, sanayileşmiş gıda üretimi ve hızlı yaşam temposu, beslenme alışkanlıklarımızı köklü biçimde değiştirirken sağlık, uzun ömür ve yaşam kalitesi üzerinde de doğrudan belirleyici olmaktadır. Bu çerçevede beslenmeyi etkileyen faktörlerin önemi ve daha kolay anlaşılması için maddeler halinde açıklamak istiyorum. 1. Sindirim sisteminin önemi 2. Mikro gıdaların önemi 3. Toksinler ve toksik gıda maddelerinin önemi 4. Yiyeceklerin uyumu (trofoloji bilimi) 5. Yiyeceklerin glisemik İndeksleri dikkate alınmalı 6. Sadece kalori hesabı yetmez! (Minimum Kalori Maksimum Gıda) 7. Günlük öğün sayısı ne olmalı? 8. Pişirme yöntemlerinin etkileri 9. Pişirme kaplarının etkileri 10. Yemek yeme şeklimize dikkat etmeliyiz 11. Mevsiminde meyve tüketimi 12. Mevsiminde sebze tüketimi 13. Neden meyve ve sebzelerle beslenmeliyiz 14. Suyun beslenmedeki yeri, önemi ve tüketim şekli 15. Psikolojik durumumuzun etkileri 16. Uyku öncesi yemek 17. Özel durumlara göre gıda seçimi Bunların dışında tüketirken "mutlaka çok dikkat etmemiz gereken sağlığımız için hayati öneme sahip en çok kullandığımız ancak en zararlı beş beyaz üründen" de bahsetmek istiyorum… (Devam edecek) Cuma gününün yeni umutlara, iyilik ve güzelliklere vesile olması dileğiyle…
Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi… (8)

Hem sürekli ilaçlar kullanılır hem de hastalıklara yol açan yanlış beslenme alışkanlıklarına aynen devam edilir. Pek çok yetişkinin bu gerçeği anlamaması ve çocuklara olan düşkünlüklerini dondurmalar, pastalar, rengârenk şekerlemeler, muhtelif şekerli abur cuburlar veya şekerli içecekler vererek göstermeleri çok acıklı bir durumdur.

Çünkü bütün bu şekerli ve rafine ürünler, tüketildikten sonra çocukların bedeninde toksine (zehre) dönüşerek hayatlarının devamında sağlıklarını mutlaka olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle sık sık kronik veya genetik hastalıklardan söz edildiğinde, hastalıkların kalıtımla geçmediğini; "kalıtım yoluyla aldığımız asıl şeyin, sadece yanlış beslenme alışkanlıkları ve sağlıksız bir yaşam tarzı olduğunu" tekrar tekrar söylemek istiyorum.

"Hastalıklara karşı normal direnç doğrudan uygun besinlere bağlıdır, hiçbir zaman bir hap kutusundan elde edilemez. Dengeli beslenme; normal direncin beşiği, normal bağışıklığın oyun alanı, sağlıklı olmanın atölyesi ve uzun yaşamanın laboratuvarıdır." — Dr. Charles Mayo (ABD’deki Mayo Kliniği Kurucusu) Beslenmemizi Doğrudan Etkileyen Faktörler

Yazının Devamı

Bayramda ne keselim?

Üstadım dedim, Bayram geliyor, vakit daraldı. Söyle, bu Kurban Bayramı'nda hangi niyet ile ne keseyim?

Önce sustu, baktı derinden, sonra hikmetler aktı bilge dilinden. Bıçağı kaldırmadan mevcut yerinden, evvela gıybeti, dedikoduyu kes…

Kimsenin gönlüne sözünü batırma, yalan söyleyip hakikati saptırma, boş sözler ile kendini kandırma, lüzumsuz lafları, beyhude işleri kes…

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi… (7)

Tipik bir Türk ailesinde tablo genellikle şöyledir:

Büyükanne: Neredeyse ağrımayan hiçbir yeri yoktur. Sürekli dizlerinden, eklemlerinden ve kemiklerinden yakınır; sindirim sistemi bozuktur, iyi göremez. Ağrı kesici, tansiyon, şeker ve kolesterol hapları gibi sürekli kullandığı ilaçların bulunduğu küçük çantası hep yanındadır.

Büyükbaba: Büyükanneden pek farkı yoktur. Sindirim sistemi bozukluklarına, ağrıyan dizlerine, eklemlerine ve kemiklerine ilave olarak depresyon, kalp-damar sorunları; genellikle de sigaraya bağlı nefes darlığı, bronşit veya astımı vardır. Ağrı kesici, kolesterol, depresyon, tansiyon ve şeker ilaçları hep elinin altındadır.

Yazının Devamı

Sağlığımız İçin Doğru Beslenmenin Önemi… (6)

Bazıları lüks içinde bir yaşam sürerken, diğerleri sefalet içinde yaşıyordu. Bazıları çok su tüketirken, diğerleri içmiyordu. Kimisi hiç alkol kullanmazken, kimisi kullanıyordu. Tütün içenler olduğu gibi içmeyenler de vardı. Bazıları sadece sebze yiyor, diğerleri çoğunlukla hayvansal besinler tüketiyordu. Kimisi zihniyle çalışırken, kimisi bedeniyle çalışıyordu. Günde tek öğün yiyenlerin yanı sıra dört veya beş öğün tüketenler de mevcuttu.

Aslında beslenme düzenlerinde ve günlük alışkanlıklarında çok büyük farklar olduğunu gördük. Fakat beslenme alışkanlıkları ile ilgili güvenilir bilgiler edindiğimiz tüm bu kişilerde, uzun yaşamalarını açıklayan tek bir ortak nokta bulabildik: Besin tüketiminde "ılımlılık", yani ölçülü olmak. Bu araştırma, yediğimiz yiyeceğin çeşidi ne olursa olsun midemizi tıka basa doldurmanın zararlarını ve doldurmamanın faydalarını net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Sorumluluğunu bilen insanlar olarak; çeşitli gerekçelerle, her bahanede hastanelere gidip ikide bir vücudumuzun "fabrika ayarlarıyla" oynamadan, "yiyecek eşittir sağlık" kuralına uymalıyız. Artık yemek için yaşamayı bırakıp, yaşamak için yemeyi öğrenmek zorundayız.

Yazının Devamı

Sağlığımız İçin Doğru Beslenmenin Önemi… (5)

Yirmi yıla yakın bir süredir yaptığım araştırma ve deneyimlerim sonucu yürekten inanarak diyorum ki: "İhtiyacımız olan binlerce çeşitlilikteki bu gıdaları yaratan Allah, mutlak surette bunların sindirilmesi için gerekli olan sistemi de ona göre yaratmış ve programlamıştır."

Yeter ki biz bu programı bozacak şekilde davranıp, beslendiğimizi zannederek midemize; "içine atacağımız her şeyi hazmedilmek üzere itirazsız kabul eden bir öğütücü" muamelesi yapmayalım. Midemizi mikro gıdalar açısından dolu ya da boş rafine ürünlerle rastgele, tıka basa doldurmayalım.

Farkında olup olmadığınızı bilmiyorum ama günümüz beslenme şartlarında, yetişkin bir insan yılda ortalama olarak (su hariç) kabaca bir ton civarında yiyecek ve içecek tüketmekte, ortalama 1 milyon kalori almaktadır. Bu durumu birazcık dikkate alarak üzerinde düşünürseniz; daha az yememizin ve daha dikkatli, daha dengeli beslenmeye çalışmamızın şart olduğunu görürsünüz.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(4)

Çorba, salata, ana yemek, tatlı ve içeceklerden oluşan tek bir öğünde bile; farklı şekillerde ve farklı besinlerle bağlantılı binlerce biyokimyasal madde alırız. Lokmayı ağzımıza aldığımız andan itibaren, "sonsuz derecede karmaşık bir kimyasal süreç" başlar.

Aldığımız besin kimyasallarının her biri; diğer besin maddeleriyle ve vücudumuzda salgılanan kimyasallarla (sadece tükürük bezinden salgılandığı tespit edilen aktif madde sayısı 300 civarındadır), sağlığımız için en yüksek faydayı sağlayacak şekilde sayısız reaksiyona girer.

Bu reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan kimyasallar, hücrelerimize kadar tüm vücudumuzda çok karmaşık kontrollerden geçirilerek dikkatlice tasnif edilir. Bu tasnif neticesinde; her bir mikro gıda maddesinden hangi bölgeye, ne kadar ihtiyaç duyulduğuna ve bunun ne zaman ulaştırılması gerektiğine karar verilir.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(3)

Ülkemizde birçok konuda olduğu gibi, beslenme konusunda da ciddi bir bilgi kirliliği mevcuttur. Bunun temel sebebi, sağlıkta olduğu gibi beslenme konusunun da bütünsel değil, parça parça ele alınıp incelenmesidir. Genellikle gıda maddeleri en küçük biyokimyasal yapı taşlarına kadar araştırılmakta; bu mikro verilerden hareketle, beslenme ve sağlık üzerindeki etkilerine dair kapsamlı ve kesin sonuçlara varılmaya çalışılmaktadır.

Neticede ortaya çıkan çelişkili sonuçlar nedeniyle; aynı eğitime, kültüre ve unvana sahip iki bilim insanından, aynı konuda taban tabana zıt bilgiler duymamız mümkün olabilmektedir.

Bunlara bir de; ürünün besin değerinden ziyade raf ömrü, görüntüsü, pazar payı ve satılabilirliği gibi özelliklerini önceleyen gıda üreticilerinin yanıltıcı reklamları ile diyetisyenler ve doktorlar tarafından verilen tutarsız, birbiriyle çelişen tavsiye ve diyet programları eklendiğinde; tüketicinin şaşkınlık ve bıkkınlık yaşaması kaçınılmaz hale gelmektedir.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(2)

Yeryüzünde birbirinin aynı olan iki tane çakıl taşı ya da iki adet kar tanesi bile bulmak mümkün değildir. Aynı şekilde hiçbir insanın dudak izi, dil izi, kulak izi, parmak izi, burun izi ya da sesi bir başkası ile asla aynı değildir.

Buradan şu sonuca varabiliriz: “Dünyada tıpatıp birbirinin aynı olan iki insan yoktur.” Her insanın farklı bedeni, farklı yetenekleri, farklı zayıflıkları ve farklı gıda ihtiyaçları vardır. Hâlbuki bütün diyetler, tüm insanların metabolizması aynı şekilde çalışıyor düşüncesiyle hazırlanmaktadır…

Dünyada milyarlarca insan yaşıyor. Bunların hepsi de çok farklı şekilde, çok farklı gıdalarla besleniyor ve çok farklı hastalıklara yakalanıyor. Dünyanın hiçbir bölgesinde bilim insanlarına ya da beslenme uzmanlarına kusursuz sağlıklı bir beslenmenin ne olduğu yönünde örnek teşkil edecek gelişmiş, üstün, çok uzun ve sağlıklı yaşayan çok kalabalık bir insan topluluğu yoktur.

Yazının Devamı

Sağlığımız için doğru beslenmenin önemi…(1)

Bildiğimiz yaratılmışlar içerisinde Allah’ın şaheseri olduğuna inandığım insan; yedikleri, içtikleri, soludukları, kullandıkları ile kendini harabeye çevirip yok eden yegane canlı türüdür.

Allah tarafından kendisine akıl, irade ve öğrenme becerisi verilmiştir. Ancak yapması gerekirken yapmadıklarından ve yapmaması gerekirken yaptıklarından da sorumlu tutulmuştur. Hür iradesi ile de en iyi ile en kötü arasında tercih hakkı kendi inisiyatifine bırakılmıştır. Bu nedenle başımıza gelen her çeşit hastalık da her türlü kilo problemi de kendi tercihlerimiz sonucu elde ettiklerimizdir…

Dengeli beslenme; büyümek, gelişmek, kaliteli, sağlıklı, enerjik ve üretken bir hayat sürdürebilmemiz için ihtiyacımız olan karbonhidratlar, proteinler, elementler, mineraller, vitaminler ve yağ asitleri gibi makro ve mikro gıdaları temin edebilmek amacıyla, belirli zamanlarda, kurallarına uygun, ölçülü bir şekilde düzenli olarak yapılması gereken bir eylemdir…

Yazının Devamı

Güzel kokunun bedeli

Güzel kokmak için kullandığımız parfüm, deodorant ve benzeri kozmetik ürünlerin büyük kısmında, koruyucu madde olarak parabenler ve çeşitli kimyasal bileşikler kullanılmaktadır. Bu maddeler ürünlerin raf ömrünü uzatsa da insan vücudundaki hormon dengesini düzenleyen endokrin sistemi üzerinde etkileri olabileceği uzun süredir tartışılmaktadır.

Kadın vücudunda biriken parabenlerin, bazı araştırmalarda üreme sistemi üzerinde olumsuz sonuçlarla ilişkilendirildiği görülmektedir. Uzmanlar, bu kimyasalların hormonal dengeyi etkileyerek göğüs dokusu hastalıkları, kısırlık ve halk arasında “çikolata kisti” olarak bilinen endometriozis gibi rahatsızlıklarla bağlantılı olabileceğini ifade etmektedir.

Erkeklerde ise benzer şekilde sperm kalitesinin azalması, üreme sorunları ve bazı durumlarda prostat kanseri ile ilişkili olabilecek etkiler üzerinde durulmaktadır.

Yazının Devamı

Kabızlık tüm hastalıkların anası (3)

*Beş – altı tane kurutulmuş mürdüm eriğini sabahtan bir bardak kefirin içine koyup akşama kadar bekletin ve yatmadan önce kefiri içip, kuru erikleri yiyin. Probleminiz çözülene kadar uygulamaya devam edin.

*Bir tatlı kaşığı chia tohumunun üzerine bir bardak kaynar su dökün. Birkaç saat beklettikten sonra yatmadan önce chia tohumları ile birlikte için.

*Her türlü erik ve gün kurusu kayısı hoşafı bağırsak hareketlerini hızlandırır.

Yazının Devamı

Kabızlık tüm hastalıkların anası (2)

Kabızlık bağırsak florasının bozulması dışında da çok çeşitli nedenlerle olabilir. Seyrek gerçekleşen bu tip kabızlığın çözümü çok daha kolaydır. Yararlı olabileceğine inandığım bazı basit yöntemler aşağıda sıralandım Kendinize en kolay, en uygun ve en etkili yöntemi seçerek veya zaman zaman değiştirerek kullanabilirsiniz.

*Kabızlık için en basit neden beslenme ve yaşam tarzımıza bağlı olarak sindirim sistemindeki atık malzeme hareketinin yavaşlamasıdır. Bu ihtimali ve gizli kabızlık olabileceğini göz önüne alarak sabahları aç karnına ve gece yatmadan önce içine limon suyu katılmış ılık bal şerbeti içmeyi alışkanlık haline getirin.

Eğer bu uygulamayı kabızlığa çözüm olması için yapmak isterseniz, sabah, öğle ve akşam ılık bal şerbeti, diğer vakitlerde de susadıkça veya acıktıkça ılık su içerek geçirin. (Gün boyu hiçbir şey yemeyin)

Yazının Devamı

Kabızlık tüm hastalıkların anası (1)

Kabızlık, bağırsak hareketlerinin azalması ve boşaltımın yapılmasında güçlük çekme durumudur. Normal bağırsak hareketliliği kişiden kişi ye değişiklik göstermektedir. Tanımı oldukça geniştir ve pek çok nedeni vardır. En zor çözüleni ise bağırsak florasının bozulması nedeniyle ortaya çıkan kabızlıktır.

Kabız kişilerde hazımsızlık ve şişkinlik gibi şikayetlerin yemeklerden yarım saat kadar sonra başlaması bir tesadüf değildir. Çünkü mide çıkışında boşaltımı engelleyen bir hastalık mevcut değil ve mide ileri derecede sarkmamış veya genişlememiş ise hazımsızlık, yemeklerden sonra hissedilen şişkinlik, karnın üst kısımlarında ve göbek çevresindeki gerginlik gibi şikayetlerin pek çoğunun nedeni zannedildiği gibi mideye bağlı değil kabızlık nedeniyledir.

Bu şikayetler genelde yemekle birlikte kalın bağırsak da oluşan yetersiz hareketler sonucu biriken gayta ve gazların sıkışmasıyla ortaya çıkmaktadır. Gizli kabızlık da aynı şikayetlere neden olabilir. Kişi her gün tuvalete çıkmasına rağmen kalın bağırsak yeteri kadar boşalmamakta ve bağırsağın gayta içeriği ve gaz miktarı normalden fazla olmaktadır.

Yazının Devamı

Bağırsaklar ve bağırsak florasının önemi (2)

Kötü sindirilen karbonhidratlar, “Anormal bağırsak florası tarafından kullanılıp alkole, asetaldehite ve diğer toksinlere dönüştürülür”. Yağlar sindirilemediği için, yağ da çözülebilen “Son derece önemli”, A-D-E- K vitaminleri ve omega-3 gibi, temel yağ asitleri eksik kalır. Diğer sindirilemeyen yiyecekler ise, sindirim yolunda çürür ve “Tüm vücuda zararlı toksinler haline gelir”.

Süt ve buğday proteinlerinin sindirimi anlatmaya çalıştığım kötü sindirim sürecine en iyi örnektir. Protein sindirimi, birinci aşaması mide de olmak üzere, iki aşamada gerçekleşir. Mide duvarı tarafından üretilen sindirim sıvıları, süt ve buğday proteinlerini peptitlere ayırır. Ancak peptitlerin bazıları, "Kazomorfin" ve "Glütenomorfin" adı verilen, uyuşturucu olarak bildiğimiz “Morfin benzeri kimyasal yapılara” sahiptir.Bu süreç normal olarak her insan da meydana gelir. Eğer “Bağırsak florası normal çalışıyor ise” hiç bir zararı da yoktur. Mideden bağırsağa geçen peptitler, orada pankreas sıvılarına maruz kalırlar. Burada sindirimin ikinci aşaması gerçekleşir.

Bağırsaktaki başlıca sindirim ve özümseme hücrelerinden olan, Entrositlerin villuslarının üzerinde bulunan, “Peptitaz adlı enzimler” tarafından parçalanan peptitler, emilmek üzere bağırsak duvarına gönderilir.

Yazının Devamı

Bağırsaklar ve bağırsak florasının önemi (1)

Hepimizin bildiği gibi, vücudumuzun, bir sindirim sistemine sahip olmasının tek nedeni, yiyecek ve içeceklerin sindirilip, faydalı ve gerekli olanların emilip gerekli yerlere gönderilmesi, zararlı ya da faydasız olanların ise vücut dışına atılması ya da bir şekilde en az zararlı hale getirilmesi içindir.Ancak bilimsel çalışmalar ve klinik deneyimler göstermiştir ki, sağlıklı bir bağırsak florası olmadan, sindirim sisteminin bu fonksiyonlarını tam olarak yerine getirebilmesi mümkün değildir.

Normal şartlarda sindirimin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için gıda maddelerinin, mideden 12 parmak bağırsağına geçişini müteakip, “Sekretin” ve “Kolesistokinin” hormonları salgılanmalıdır. Bu hormonların salgılanabilmesi için ise mideden 12 parmak bağırsağına geçen “gıda maddelerinin PH değerinin 2 civarında olması gerekir”.

Bu iki hormon 12 parmak bağırsağı tarafından üretilir ve kana karışarak Pankreas, karaciğer, mide ve diğer organlara taşınır. Sekretin hormonu mideye “sıvı üretimini durdurma” talimatını verir. Karaciğeri “safra üretmesi” için “bağırsak duvarını” ise yemeğin geldiğini haber vererek, kendisini korumaya yetecek kadar “mukus üretimi” için uyarır.

Yazının Devamı

Bilinçli aç kalmanın (orucun) sağlığımıza faydaları (3)

Orucun bu etkilerinin tespit edilmesi sonucunda beyinde yaşlanmaya bağlı olarak geliştiği düşünülen dejeneratif değişikliklerin önüne geçilebileceği, alzheimer, demans ve parkinson gibi hastalıklara karşı koruma sağlanabileceği düşünülmektedir.

Günümüz insanının neredeyse hiç hareket etmeden çeşit çeşit yiyeceğe sahip olması mümkün. Her geçen gün hazır yiyecek ve içecek çeşitliliği artıp temini kolaylaşırken, hareket alanımız ve fiziksel aktivitelerimiz de azalmaktadır. Bunun neticesinde de kilo problemi ve akabinde birçok hastalık ortaya çıkmaktadır.

Eğer az yiyerek çok hareket etmeyi hayat tarzınız haline getiremiyorsanız ya da yeteri kadar fırsatınız yoksa kilo kontrolü ve başınıza gelebilecek birçok hastalıktan korunabilmek için zaman zaman oruç tutmak zorunda olduğunuzu vurgulamak için sizlere "otofaji" den de bahsetmek istiyorum.

Yazının Devamı

Nobel ödüllü ibadet orucun sağlığımıza faydaları (2)

Leptin hormonunun görevi, daha önceden kan (trigliserid) ve vücudun diğer kısımlarında depolanmış olan yağları kullanarak yaşamamız için gerekli olan enerjinin temin edilmesini sağlamaktır. İşte bu nedenlerle vücudumuzda depolanmış olan yağların enerjiye dönüştürülebilmesi, yani kilo verebilmemiz için belirli bir süre aç kalmamız şarttır.

Kandaki trigliserid ve diğer bölgelerinde biriken yağların, enerji üretiminde kullanılarak azalmasının, kilo verdirmenin yanı sıra, genel sağlığımız ve özellikle hormonlarımız üzerinde olumlu etkileri olduğu birçok bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur.

"Oruç IGF1 (İnsülin Like Growth Faktör) faktör hormonunun (damarlarda inflamasyona neden olan, meme, prostat ve kolon kanseri gibi birçok kanser türü için risk faktörü olarak kabul edilen ve yaşlanma sürecini hızlandıran hormon) yapımını azaltmakta, daf 2 genini (yaşlanmayı hızlandıran gen) susturmakta ve "FOXO" denilen koruma genini uyararak hücre içinde tamirat sürecini başlatmakta ve böylece hastalık risk faktörlerini ve yaşlanma sürecini azaltmaktadır."

Yazının Devamı

Nobel ödüllü ibadet: Orucun sağlığımıza faydaları (1)

Oruç, tarih boyunca değişik şekillerde de olsa tüm dinlerde yer almıştır ve tamamında da nefis terbiyesi ve sağlık üzerindeki etkilerinden bahsedilmektedir. Özellikle Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette değişik şekillerde yer alır ve kesin bir emirle Müslümanlara oruç tutmaları farz kılınır. Ayrıca binlerce yıl öncesinden bu yana orucun faydalarından bahseden, tarihe mal olmuş filozof, düşünür ve hekimler de mevcuttur.

"Ey iman edenler; Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı" Bakara Suresi 183. ayet

"Oruç tutasınız ki (madden ve manen) sıhhat bulasınız." Hazreti Muhammed (as) Heysemî, 203/III/179

Yazının Devamı