Dünya, Süper Güçlerden kurtuluyor
Yaşadığımız küresel düzen, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, yine o savaşın galiplerince kuruldu.
Dünya, 20. yüzyılın ikinci yarısını, kendilerini ‘Süper Güçler’ diye adlandırılan başat devletlerin hegemonyası ve aynı zamanda kavgaları arasında geçirdi.
Yüzyılın sonunda Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle, Süper Güçler diziliminde yeni bir aşamaya geçildi.
İmparatorluğu dağılan Rusya, savaş kapasitesi ve doğal kaynak zenginlikleriyle, güçlüler ligindeki yerini korumaya gayret ederken, İngiltere ve Fransa ciddi şekilde geriledi.
ABD, dünyanın en güçlü ülkesi olduğu varsayımıyla, kurulu düzeni ‘tek kutuplu’ hale getirirken, Çin’in son 20-30 yıldaki yükselişini engelleyemedi.
Elbette bu süreçte, dünyanın başka bölgelerinde yükselişe geçen ülkeler de oldu. Türkiye, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi…
ABD, yeryüzünde kof bir kabadayılığa dayalı hâkimiyetini sürdürebilmek uğruna, dünyanın bütün sorunlu noktalarını kaşımayı ihmal etmedi. Bunların başında Orta Doğu ve Güney Amerika geliyor. Elbette Çin’e rağmen, Pasifik’teki varlığını da sürdürdü.
Rusya da boş durmadı; Sovyetler döneminde hüküm sürdüğü çevre ülkelerdeki varlığını tahkim etmeye gayret etti.
TURNUSOL SAVAŞLARI
Dünya dönüyor. Ülkeler yerinde saymıyor. Kimileri yükselirken, kimileri inişe geçiyor. Son 80 yıla damgasını vuran ‘Süper Güçler’ efsanesi de giderek silikleşiyor.
Rusya’nın 2022 Şubat’ından bu yana Ukrayna ile giriştiği savaş, Sovyetlerin mirasçısı olan Rus devletinin Süper Güç olma vasfını ciddi şekilde örseledi.
Aynı durum, İsrail’in kışkırtmasıyla, bir yılı aşkın süredir İran’a saldıran ABD için de geçerli.
Her iki Süper Güç de, giriştikleri savaşlarda bataklığa saplanmış durumda. Rusya, birkaç günde galibiyetle bitireceğini sandığı Ukrayna Savaşı'nı 4.5 senedir noktalayamadı. Ortada zafer sayılabilecek bir kazanım olmadığı gibi, uzayan çatışmalar, sadece Ukrayna’yı değil; aynı zamanda Rusya’yı da yorup yıpratıyor.
Savaşın geldiği nokta; Rusya’nın taktik nükleer silah kullanma arayışlarına ulaştı.
Benzer bir durum ABD için de geçerli. Birkaç günlük hava saldırılarıyla İran’daki rejimi devirip, ülkeye el koyacağı varsayımıyla İran’a saldıran ABD, 6 ayı aşkın süredir devam eden son saldırılarında, zafer kazanmak bir yana, savaşı noktalayabileceği ‘makul’ noktaya dahi gelebilmiş değil.
ABD, İran’a saldırılarının gerekçesi yaptığı ana başlıklar bir yana, uzayan çatışmanın bahanesini Hürmüz Boğazı’nın statüsü gibi ikincil bir mevzuya indirgemiş durumda.
Gerek ABD, gerekse Rusya, geride bıraktığımız yüzyılda, dünyanın patronu rolüne soyunmuştu. Bu statüde, her iki devletin sahip olduğu silah ve savaş kapasitesinin yanı sıra, ekonomik büyüklükleri de önemli etkendi.
EFSANENİN SONU MU?
Gelinen noktada, dünya üzerindeki askerî ve ekonomik hâkimiyet, Süper Güçler denilen ülkelerin kontrolünden çıkacakmış gibi görünüyor.
Rusya, varsayılan tüm güçlerine rağmen, Ukrayna’da saplandığı bataklıktan bir türlü kurtulamıyor. Ukrayna’nın Kırım ve Donbas bölgelerini işgal etmiş olması, Rusya’nın gücünü koruduğu ve savaştan galibiyetle çıktığı anlamına gelmiyor. Zira o savaş henüz bitmedi ve nereye evrileceği meçhul.
ABD için de İran savaşı, giderek daha çok sıvılaşan bir bataklığa dönüşmek üzere. ABD Başkanı Trump’ın ‘asarız, keseriz, yok ederiz, haritadan sileriz’ parantezindeki tehditleri, İran’ı korkutmadığı gibi, dünyanın geri kalanı için de bir komedi haline geldi.
Bu noktadan sonra neler olabilir?
ABD ve Rusya, ‘Süper Güçler’ statüsünü/efsanesini sürdürebilmek uğruna, nükleer silah kullanmak da dâhil, çok yıkıcı saldırılara yeltenebilir mi? Mümkün. Çünkü işin ucunda, son 80 yıldır kaymağını yedikleri statülerini kaybetme tehlikesi var.
Fakat böyle bir yola girmeleri, başlayacak küresel yangının, sadece ABD ve Rusya’nın değil, dünyanın öteki büyük güçlerinin de kontrolünden çıkabilir.
Sonrasında neler yaşanabileceğini kimsenin öngörmesi mümkün değil.
Umalım ve dileyelim, aklıselim galip gelsin.