Atatürk Cumhuriyeti’ni kim savunacak?
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, partisinin 5. kuruluş yıl dönümünde çok ağır ve üzerinde milletçe durulması gereken bir tespit yaptı:
“Yeni bir devlet kuruluyor.”
Özdağ’ın bu sözünü sıradan bir siyasi polemik olarak görmüyorum.
Özdağ’ın bu tespitinin temel dayanağını düşünüyorum.
Ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 Salı günü MHP TBMM Grup Toplantısı'nda Abdullah Öcalan için yaptığı şu çağrıyı hatırlatıyor ve sonrasında yaşanan gelişmeleri de hatırlatıyorum:
- “Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM'de DEM Parti grup toplantısında konuşsun...”
Türkiye’de bu çağrının ardından terörist başı kabul edilen Ahmet Eş Şara’nın devlet başkanlığı ile başlayan süreci dikkate alalım.
Ve Ümit Hoca’nın, “yeni bir devlet kuruluyor” sözü sadece Türkiye için mi?
Yoksa Suriye ile Türkiye’de eş zamanlı başlatılan ve sürdürülen bir Amerikan projesi mi?
O halde bu sorunun yanıtı için Türkiye ve Suriye’de yaşananları tarihsel olarak sıralayalım:
Türkiye – 22 Ekim 2024: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Abdullah Öcalan, terörün bittiğini ve örgütün lağvedildiğini ilan etsin; DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun. Bu tarihi çağrıyı yaparsa, umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin önü açılsın” dedi. PKK’nın kurucusu Öcalan önderliğinde “Terörsüz Türkiye” entegrasyonu için süreç başlatıldı.
Suriye – 10 Mart 2025: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Eş-Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi Şam’da anlaşma imzaladı. SDG’nin örgütsel yapısını feshetme ve Suriye devlet yapısına entegrasyonu için süreç başlatıldı.
Türkiye – 12 Mayıs 2025: PKK, kongresinin ardından örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı aldığını açıkladı.
Suriye – 24 Mayıs 2025: ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Ahmed Eş-Şara ile görüştü. ABD, Şam yönetimiyle ilişkilerini ve Suriye’nin yeni devlet yapılanmasına desteğini açık biçimde ortaya koydu.
Türkiye – 21 Haziran 2025: Bahçeli 21 Haziran 2025'te kampanyasını kamuoyuna Türkiye’ye astığı şu afişteki mesajla duyurdu:
“Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik… 9 Bölge 81 ilde… Terörsüz Türkiye için…. Milli Birlik ve Dayanışma buluşmaları…”
Türkiye – 9 Temmuz 2025: Abdullah Öcalan’ın silah bırakma sürecine ilişkin görüntülü mesajı yayımlandı.
Türkiye – 11 Temmuz 2025: Süleymaniye’de bir grup PKK mensubu silah bıraktı.
Türkiye – 5 Ağustos 2025: TBMM’de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı.
Suriye – 29 Ocak 2026: Şam yönetimi ile SDG arasında ateşkes ve SDG güçlerinin aşamalı biçimde Suriye devlet yapısına entegrasyonunu öngören yeni anlaşmaya varıldı.
Türkiye – 18 Şubat 2026: TBMM’de kurulan komisyon çalışmalarını tamamladı ve nihai raporunu kabul etti.
Suriye – 17 Nisan 2026: Tom Barrack ile Ahmed Eş-Şara Antalya’da yeniden görüştü. Barrack, Trump’ın Şara’ya duyduğu güveni açıkça dile getirdi.
Türkiye – 5 Ağustos 2026: Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, kamuoyundaki adıyla Çerçeve Yasa, TBMM’ye sunuldu.
Türkiye – 10 Ağustos 2026: Çerçeve Yasa TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Türkiye – 18 Ağustos 2026: Yasa Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Türkiye – 24 Ağustos 2026: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki kurul toplandı ve aralarında Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun da bulunduğu dört alt komisyon kurulmasına karar verildi.
Suriye – 25 Ağustos 2026: Mazlum Abdi, SDG’nin bağımsız silahlı güç olarak feshedildiğini ve Suriye ordusuna entegrasyonunun gerçekleştirildiğini açıkladı. Ardından Ahmed Eş-Şara ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görüştü.
Türkiye – 27 Ağustos 2026: Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, yeni anayasanın mutlaka referanduma sunulması gerektiğini söyledi ve 29. Dönem TBMM’yi işaret etti.
Suriye – 28 Ağustos 2026: Ahmed Eş-Şara, feshedilen SDG’nin eski komutanı Mazlum Abdi’yi Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atadı.
Türkiye’de ve Suriye’de son yıllarda yaşanan gelişmeleri tarih sırasıyla yan yana koyduğumda ortaya çıkan tablo asla tesadüf değil.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, Öcalan’ın bu kurulda görev almasını ve silahsızlanma sürecinde “etkili ve aktif” rol üstlenmesini beklediklerini açıkladı.
Ümit Özdağ’ın sözleri tam bu noktada önem kazanıyor:
“Devletin elindeki mahkûmdan müzakere eden bir siyasetçi çıkardılar.”
Suriye’de Mazlum Abdi Cumhurbaşkanı danışmanı…
5 Mayıs 2026'da MHP Grup Toplantısı'nda geldi. Bahçeli, Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsünü önerdi.
Ardından 18 Mayıs 2026'da çok daha açık biçimde görev tanımını yaptı.
“Koordinatör PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan olacaktır.”
MHP ve DEM isteyecek de Öcalan için Erdoğan karşı mı çıkacak?
O halde bu açıklamalar da gerçek olacak:
Öcalan Cumhurbaşkanlığı nezdinde kurulacak alt komisyon danışmanı hatta koordinatörü
Suriye’de SDG’nin yeni devlet yapılanmasına entegrasyonu...
Türkiye’de teröristlere af ve PKK’nın siyasete entegrasyonu…
Ve DEM’i de yanlarına alan AKP ve MHP için Yeni Anayasa’da son safha…
Suriye’de olduğu gibi Türkiye’de de yeni anayasa ve yeni devlet yapılanması…
Bütün bunlar birbirinden tamamen bağımsız gelişmeler mi?
Yoksa yıllardır konuştuğumuz Büyük Ortadoğu Projesi’nin bölgeyi yeniden şekillendirme hedefleri açısından da değerlendirilmesi gereken büyük bir siyasi dönüşümün parçaları mı?
Tam bu noktada ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın iki açıklamasını da hatırlamak gerekiyor.
Barrack, Trump’ın Erdoğan için kendisine söylediği sözü şöyle aktardı:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet vereceğim.”
Şimdi yeniden Bahçeli’nin 21 Haziran 2025’te Türkiye’nin önüne koyduğu afişe bakıyorum:
“9 Bölge 81 ilde…”
Ve soruyorum:
Bu “9 bölge” yalnızca MHP’nin toplantı organizasyonu için yaptığı coğrafi bir bölümleme midir?
Yoksa Türkiye’de başlayan yeni anayasa tartışmalarıyla birlikte düşünüldüğünde;
“9 bölge” söylemi gelecekte Türkiye için öngörülen bölgesel, hatta eyalet benzeri bir yapılanmanın ilk siyasi işareti midir?
Bu soruyu sormak zorundayız.
YENİ BİR DEVLET Mİ?
“Yeni bir devlet kuruluyor” diyen Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın dikkat çektiği anayasa maddelerine bakın:
- madde: Eğitim ve öğretim dili...
- madde: Türk vatandaşlığı...
- madde: Yerel yönetimler...
- madde: Atatürk devrimlerini koruyan inkılap kanunları...
Özdağ, özellikle bu maddeler üzerinden yapılabilecek değişiklikleri sıraladıktan sonra şu sonuca varıyor:
“Burada çok net arkadaşlar, yeni bir devlet kuruluyor.”
Bunlara Anayasa’nın değiştirilemez ilk dört maddesi üzerindeki yıllardır süren tartışmaları da ekleyin.
Mesele yalnızca PKK’nın silah bırakmasıysa elbette terörün bitmesini her Türk vatandaşı ister.
Kim istemez?
Ama silahların bırakılmasının karşılığında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, üniter devlet yapısı, Türk milleti tanımı ve Atatürk Cumhuriyeti tartışmaya açılacaksa orada durmak gerekir.
Çünkü terör örgütünün silahla elde edemediğini siyaset ve anayasa masasında elde etmesine “terörsüz Türkiye” denilemez.
Öcalan’a devlet mekanizması içerisinde “danışmanlık ya da koordinatörlük” benzeri bir siyasi statü verilmesine kesinlikle karşıyım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısının tartışmaya açılmasına karşıyım.
Anayasa’nın 66. maddesindeki Türk vatandaşlığı tanımının değiştirilmesine karşıyım.
Türkçenin eğitim dili olma niteliğinin aşındırılmasına karşıyım.
Değerli okurlarım,
Önümüzdeki dönemin siyasi mücadelesinin klasik sağ-sol veya iktidar-muhalefet tartışmasının çok ötesine geçtiğini düşünüyorum.
Mesele;
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik, üniter ve millî Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarının korunmasıdır.
Onun için soruyorum:
Yeni devlet yapılanmasına kim karşı çıkacak?
Atatürk Cumhuriyeti’ni kim savunacak?
Bilinsin ki: Bu Cumhuriyeti kanıyla, canıyla kuran büyük Türk milleti savunacaktır
Peşinden söyleyeyim:
Büyük Türk milleti 16 Nisan referandumunda olduğu gibi kanmayacak, yeni devlet yapılanmasının mihenk taşı olacak yeni anayasaya referandumda “hayır” oyu verecektir.