Hasibe Boztepe

Hasibe Boztepe

Ne aklımız kıt; Ne kalbimiz noksan! Adımız kadın, soyadımız insan

Bazen anayız bereket yüklü, bazen eşiz bir erkeğin dilinde türkü türkü…

İlk evvel susmak öğretilir bize, ayıplar kazınır belleğimize; evlere zincirleniriz, dehlizlere kilitleniriz; yerimize düşünürler, bize rağmen severler; duygularımız ipoteklidir. Yönümüzü tayin eder bir el; hedeflerimizi alıp götürür çoğu zaman beklenmedik bir sel. Gülüşlerimize farklı anlam yüklenir, düşlerimize karabasanlar gizlenir, sesimiz kısılır, kaderimiz başkası tarafından yazılır.

Zordur bu coğrafyada kadın olmak. Hele de engelli bir kadın olmak. Bir anadan doğup ataerkil yaşamak. Engelli bir kadın olmak, toplumun “zayıf halka” olarak gördüğü iki kimliğin “kadınlık ve engellilik” kesişiminde yaşamak demek. Bu kesişim, ayrımcılığı katmerleştiriyor; şiddeti görünmez kılıyor; eğitimi, işi, sağlığı ve güvenliği erişilmez hâle getiriyor.

Yazının Devamı

Şiddet sarmalında engelli öğretmen

Merhaba değerli okurlarım! Bugün sizlere sanki bağrıma çöreklenmiş ağır bir taş ve boğazıma düğümlenmiş, yutkunmakta zorlandığım bir yumru eşliğinde, bir anda ülke gündemine düşen ve vicdanları sızlatan, eğitim camiamızın acı kaybı olan, eğitim neferimizin katledilmesini engelli bir öğretmen gözüyle değerlendirmeye çalışacağım.

Biz engelli öğretmenler açısından okullardaki şiddet ve can güvenliği sorunu, erişilebilirlik, mobbing ve psikolojik şiddet eşliğinde en fazla kaygılandığımız eğitim ortamındaki çok katmanlı bir kriz haline gelmiştir.

2025-2026 eğitim öğretim yılı itibarıyla okullarda yaşanan şiddet olayları (öğrenci-öğretmen, veli-öğretmen, hatta kesici aletli saldırılar) rekor seviyeye ulaşmışken, engelli öğretmenler bu ortamda fiziksel yetersizlik, psikolojik baskı ve erişilebilirlik eksikliği üçgeninde çok daha yüksek risk altındadır.

Yazının Devamı

İslam dışındaki dinler ve engellilik

Değerli okurlarım son iki yazımda İslam inancında engelliliğin yerini incelemiştik. Bu yazımda da İslamiyet dışında diğer dünya dinlerinin engelliye bakış açılarından bahsetmek istiyorum. Tabi burada ele alacağım dinler inanan sayısı ve bilinirlik açısından önde gelen dinlerdir. Böylece İslamiyet dahirl dünya nüfusunun dörtte üçünün engelliye bakış açısını incelemiş olacağız.

Büyük dinler (İslam hariç) engelliliğe tarihsel ve modern dönemlerde oldukça farklı yaklaşımlar sergilemiştir. Bu yaklaşımlar genellikle dinin temel metinleri, karma gibi kavramlar, günah-ceza ilişkisi ve toplumun zamanla değişen yorumlarıyla şekillenir. Aşağıda başlıca büyük dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, Hinduizm, Budizm ve Sihizm) engelliye bakışını özetliyorum. Genel olarak tarihsel dönemde çoğu dinde engellilik "kusur", "ceza" veya "kötü kader" olarak görülebilirken, modern yorumlarda eşitlik, kapsayıcılık ve merhamet vurgusu artmıştır.

Yahudilik:

Yazının Devamı

Engellilik, sevap ve günah

Merhaba değerli okurlarım. Bir önceki yazımda engellilik durumunu toplumda, bazı kesimler arasında dinsel açıdan “günahların vebali veya nimetmiş gibi yanlış konumlandırılmasını işlemiştik.

Bugünde sanki engelliliği yüceltip sağlıklı olmayı yeriyormuş gibi görünen, yine iyi niyetli gibi görünse de özünde bizlerin mücadele azmimizi kırmaya yönelik söylemleri işleyeceğim.

Bu bağlamda İslam’da engellilik konusundaki yaygın ama sorunlu söylemlerden biri de: “Engelin sayesinde günahları görmüyorsun, duymuyorsun, ulaşamıyorsun; bu yüzden aslında çok şanslısın. Çünkü günah işlemekten korunuyorsun” tarzı ifadelerdir. Bu tür cümleler iyi niyetle söylense de çok yönlü yanlışlar içerir ve hem teolojik, hem psikolojik hem de insani açıdan zararlıdır. Aşağıda bu söylemin başlıca yanlışlarını maddeler halinde açıklayayım:

Yazının Devamı

Engellilik nimet mi? Yoksa lanet mi?

Merhaba değerli okurlarım. Bir haftalık aradan sonra yeniden sizlerle birlikteyim. Bu bir haftalık arada, ramazan ayına girmiş olmamız nedeniyle de “İslam ve engellilik” üzerine bayağı bir araştırma yaptım önümüzde ki birkaç yazımda bu araştırmamdan ulaştığım sonuçları, biz engelli bireylerin günlük hayatımızda karşılaştığımız şekliyle sizlerle paylaşacağım.

Bugün sizlerle, özellikle kırsal kesimde söylenen iki yanlış ifadeyi İslam açısından inceleyeceğim. Konunun hassasiyeti nedeniyle mümkün mertebe konu ile ilgili yorum yapmaktan kaçınarak, yazılarımı hadis ve ayetlere dayanarak anlatmaya çalışacağım.

Tolplumda engelliliğin “günahların bedeli / cezası” ya da tam tersine “kişiye özel bir nimet” olarak sunulduğu yönünde iki uç anlayışa rastlayanımız olmuştur. Oysa bu iki anlayış da Kur’ân ve sahih Sünnet’in ruhuna uymaz; her ikisi de eksik, indirgemeci ve çoğu zaman zarar verici yorumlardır.

Yazının Devamı

Erişilebilir olmayan teknolojiyi neyleyim

Değerli okurlarım,

Öncelikle köşemi ve yazılarımı önemseyerek okuduğunuz için sizlere teşekkür etmek istiyorum. Yazılarımın altına yaptığınız her yorum benim için çok kıymetli. Çünkü bu yorumlar benim için bir sonraki yazacağım yazı için ışık oluyor. Birçok konuyu bu yorumlardan esinlenerek araştırıyor ve yazıyorum. Bu nedenle yorumlarınızı ve bu yorumlarda özellikle dile getirmemi istediğiniz konuları yazmanızı rica edeceğim.

Bugün sizlerle bir okurumun talebi üzerine dijital erişilebilirlik hakkında hasbihal etmek istiyorum.

Yazının Devamı

Sempati değil empati istiyoruz

Engelli bireylerin sempati değil empati (duygudaşlık) beklediği, yıllardır engelli hakları savunucuları, dernekler ve bireyler tarafından sıkça dile getirilen çok temel ve güçlü bir taleptir.

Sempati ve empati arasındaki uçurum Sempati, genellikle “üzüldüm, çok zor durumdasın, keşke böyle olmasaydı” duygusudur.

Karşımızdakine acıyarak, ona yukarıdan bakarak hissettiğimiz bir duygudur. İçinde biraz “maalesef sen busun” kabulü barındırır. Çoğu zaman pasiftir; bir “geçmiş olsun” kartı, bir üzgün emoji ya da başsağlığı gibi kalır.

Yazının Devamı

Engelliye uzak, hep mi uzak kalacak?

Değerli okurlarım geçen hafta sizlerle engelli bireylerin şehir içi ulaşım sorunlarını ve kendimce çözüm önerilerimi paylaşmıştım. Bu hafta da bizlerin şehirlerarası ve uluslararası seyahatlerinde yaşadığı sorunları ve yine kendimce çözüm önerilerimi paylaşmak istiyorum.

Engelli bireyler, toplumun tam ve eşit bir parçası olabilmek için erişilebilir ulaşıma ihtiyaç duyarlar. Ancak şehirlerarası ve uluslararası seyahatlerde karşılaşılan engeller, bu bireylerin bağımsızlığını ve katılımını kısıtlamaktadır.

Türkiye'de engellilerin şehirlerarası ulaşımda karşılaştığı sorunlar, fiziksel altyapı eksikliklerinden personel eğitimine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Örneğin, otobüs ve tren gibi araçlarda rampalar, asansörler veya özel koltuklar yetersizdir. Ülkemizde karayolu taşımacılığı yönetmeliğinde karayolu toplu taşıma hizmetlerinde engelliler için erişilebilirlik sağlanması amacıyla, şehirlerarası otobüslerin %40 ve üzeri engellilere indirimli bilet sunması sağlanmıştır. Ancak, araçların iç tasarımı ve otobüs terminallerinde duraklardaki altyapı sorunları nedeniyle erişim zorlaşmaktadır. Ayrıca, rampaların manuel olması veya çalışmaması, tekerlekli sandalye kullanıcılarını otobüse binmekte zorlamakta, bu da bağımsız seyahati engellemektedir.

Yazının Devamı

Engelli bireylerin şehir içi ulaşım çilesi ne zaman bitecek?

Değerli okurlarım bugün yazıma Roma İmparatorluğu’nda söylenen bir söz ile başlamak istiyorum. “GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR.” Der roma kralları. Bu nedenle imparatorluğun her yerine yollar yapmışlardır. Bu söze bakarak sizce şehirlerde biz engellilerin bizim diyebileceğimiz ne kadar yerimiz var?

Engellilerin şehir içi ulaşım sorunları, günlük bağımsız hareket etme, işe gitme, eğitim alma ve sosyal hayata katılma haklarını doğrudan kısıtlayan en kritik engellerden biridir. Türkiye'de 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği, 2030 Engelsiz Türkiye Vizyon Belgesi ve 2023-2025 Ulusal Eylem Planı gibi düzenlemelerle önemli adımlar atılmış olsa da, hâlâ fiziksel, teknik, tutumsal ve uygulama sorunları devam etmektedir.

Güncel Karşılaşılan Başlıca Sorunlar Kaldırım ve yaya altyapısı Bozuk rampalar, aşırı dik veya kaygan rampalar, kaldırım taşlarının yerinden oynaması, direk/tabela/park halindeki araçların rampaları kapatması, çukurlar ve yaya geçitlerindeki kot farkları tekerlekli sandalye ve baston kullanıcıları için en büyük engel olmaya devam ediyor. Özellikle küçük şehirlerde bu sorunlar çok daha yaygındır.

Yazının Devamı

Engelli bireylere basın engeli ne zaman kalkacak?

Engellilerin basında yeterince yer almaması, Türkiye’nin en kronik medya sorunlarından biri olmaya devam ediyor. 365 günün yalnızca 7-8 gününde hatırlanıyoruz. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ve 10-16 mayıs engelliler haftası geldiğinde ekranlar bir anda “duyarlılık” moduna geçiyor.

Bu günlerde belediyeler balon şişiriyor, bazı STK’lar yemek veriyor, hatta eğlence düzenleyenler bile oluyor ve tüm bunlar basına taşınıyor. Tabi burada basının asıl gözettiği engellilerin kendisi mi? Yoksa bu programları düzenleyenler mi? Onu siz okurlarımın takdirine bırakıyorum.

Yine yalnızca bu günlerde bakanlıklar basın bülteni dağıtıyor, bürokratlar basına demeçler veriyorlar, bazı haber kanalları “özel dosya” hazırlıyor. Spikerler yumuşak, duygulu bir sesle “farkındalık” kelimesini tekrarlıyorlar...

Yazının Devamı

Bakımın hesabı mı, vicdanın tartısı mı?

Evde bakım yönetmeliği değişikliği engelliyi koruyor mu, zorluyor mu?

Evde bakım yardımı, engelli bireylerin ve ailelerinin hayata tutunmasını sağlayan en kritik sosyal desteklerden biridir. Bu nedenle yönetmelikte yapılan her değişiklik, yalnızca teknik bir düzenleme değil; binlerce hanenin sofrasını, bakımını ve onurunu doğrudan etkileyen bir karardır. Son yapılan Evde Bakım Yönetmeliği değişikliği, bazı yönleriyle uzun süredir dile getirilen adaletsizlikleri gidermeye adayken, bazı yönleriyle de yeni mağduriyet alanları üretme potansiyeli taşımaktadır.

Önce olumlu adımları teslim etmek gerekir. Eski yönetmelikte engelliye ait araçlar, değeri ne olursa olsun gelir hesabına dâhil ediliyor; bu da çoğu zaman “lüks” olmayan, tamamen ihtiyaç için kullanılan araçların bile bakım yardımının kesilmesine gerekçe yapılmasına yol açıyordu. Yeni düzenlemeyle bu anlayış terk edildi. Artık engelli araçlarının 2.873.000 TL’yi aşan kısmı gelir hesabına katılacak. Bu, hem hakkaniyetli hem de sahadaki gerçeklerle uyumlu bir düzenlemedir. Engelli birey için araç bir konfor değil, çoğu zaman tedaviye, rehabilitasyona ve hayata erişimin tek yoludur.

Yazının Devamı

Engelli bireylerin engelleri evlenmelerine engel mi?

Ne güzel bir eylemdir sevmek, sevilmek!.. o kalp çarpıntıları, şarkılardan fal tutma seansları, milyon tane cümle hazırlayıp, söylenecek onca söz varken, karşısına gelince dilin damağın kuruyup insanın dut yemiş bülbüle dönmesi, düşlerin insanı masal evrenine götürmesi… Sabahları açan güneşin, yağan yağmurun, ağaçların, kuşların… Her şeyin farklı bir anlama bürünmesi… insan, nasıl da koyacak yer bulamaz ellerini!.. Sıradan insanlar için açılır mutluluğun perdesi. Aşkın ilanı, tanışma evresi, ailelerin devreye girmesi, hayatlarını birleştirme kararı alan iki gencin telaşlı koşturmaları, düğün seremonisi… Oysa ki, suyun diğer yakasında durum öyle mi?

Elbette ki hayır. Engelli bireyler yaşamın her safhasında olduğu gibi, duygusal yakınlık, evlilik vb. Aile kurma, kurduğu aileyi devam ettirme olgularıyla karşılaştıklarında, yine yeniden engellenme sorunsalıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Çünkü toplum onların bir araya gelip, bir hayat kurmalarına sıcak bakmaz.

Bireylerden biri normal, bir diğeri engelli ise; normal olan bireyin ailesi ikna olmaz bu iki gencin yuva kurma isteklerine. Başlar arabesk söylemler Senfonisi: “sen bakıcı mısın?”“Ömür boyu sakat bir insanla nasıl yaşayacaksın?” “Hissettiklerinin sevgi olduğundan emin misin?” “Ya çocuğu da onun gibi olursa?” Bu kaygı listesi uzar, uzar da gider. Neticede bireyin ailesi ve toplum galip gelir çoğu zaman; duygular rafa kaldırılır, ötelenir, sandığa kilitlenir; herkes kendi çarşısına pazar arama yoluna koyulur.

Yazının Devamı

Sınıflar onları bekliyor: Atanamayan engelli öğretmenlerin sessiz çığlığı

Her bireyin temel hakkıdır, çalışmak ve üreterek topluma katkı sunmak. Ancak bazı haklar, bazı bireyler için sadece kâğıt üzerinde kalıyor. Tıpkı atama bekleyen binlerce engelli öğretmen adayı gibi… Fakültelerini başarıyla tamamlamış, E-KPSS'den yeterli puan almış, yıllardır atanma umuduyla yaşayan bu öğretmenler, hâlâ sınıflarına kavuşmayı bekliyor.

Engelli öğretmenlerin yaşadığı sorun yalnızca bir istihdam meselesi değildir. Bu aynı zamanda sosyal devlet ilkesinin, fırsat eşitliğinin ve Anayasa’nın engellilere tanıdığı pozitif ayrımcılık ilkesinin bir sınavıdır. Engelli bireylerin kamu hizmetlerinde yer alması bir lütuf değil; hak edilmiş, anayasal ve insani bir haktır.

Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, televizyon programlarında yaptığı açıklamalarda, “Engelli öğretmen ataması çok yakında olacak” şeklinde sözler verdi. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen, bu sözler henüz somut bir adıma dönüşmedi. Bekleyen binlerce engelli öğretmen adayı her yeni açıklamada umutlanıyor, her geçen gün bu umut biraz daha zayıflıyor. Oysa bu bireyler yalnızca atanmayı değil, mesleklerinin hakkını vererek sınıflarda öğrencileriyle buluşmayı, topluma katkı sunmayı istiyor. Üstelik bu öğretmenler, engelli bireyler olarak yaşamın her alanında fazladan çaba sarf eden, birçok engeli aşarak buraya gelen kişiler. Mücadeleleri yalnızca sınav kazanmakla sınırlı değil. Günlük yaşamlarında da sağlık sorunları, ulaşım engelleri, ekonomik güçlükler gibi pek çok zorlukla mücadele ediyorlar. Ve tüm bunların üzerine bir de mesleklerini yapamamak eklenince, bu sessiz bekleyiş bir çığlığa dönüşüyor.

Yazının Devamı

Söz konusu engellilik olunca paranın bile yüzü soğuyor

İnsanoğlunun tarih boyunca gerçekleştirdiği ne kadar büyük coğrafi keşif, bilimsel gelişme, sanatsal üretim varsa bunların her birinin temelinde ekonomik kaygıların, bireysel ya da toplumsal çıkarların olduğu görülmüştür. Bu durum coğrafi keşiflerden tutun da devletlerin uzaydaki yarışlarına kadar, tıptaki ilerlemeden tutun da teknolojik gelişmelere kadar hep aynı temellidir. Para, para, para...

Üretim ve tüketim arasındaki ilişki her alanda olduğu gibi ticarette de bir standarda bağlanmaya çalışılmıştır. Üretimde standarda/ortalamaya ulaşmak kolaydır. Zor görünen, fakat olması gereken, tüketicideki bireysel farklılıklara uygun davranmaktır. Tam bu noktada tüketiciler arasında önemli bir paya sahip olan engellilerin durumu göz önüne çıkmaktadır.

Bir ortopedik engellinin bir alışveriş merkezine, markete veya pazara ulaşması için zaten evin tüm engellerini aşması gerekiyor. Hadi aştı diyelim. Markette ya da alışveriş merkezinde bir rampa yok ise, pazar yerinde tezgâhlar uygun yükseklikte değilse, o kişinin cebindeki paranın o anda bir kâğıt parçasından farkı kalmıyor.

Yazının Devamı

Işıktan elim

Eğer birileri varsa hayatınızda, ağlamak bile anlamlıdır. Yalnızken atılan kahkahalarda, kimsesiz bir çocuğun acımtırak çığlıkları saklıdır.

Ben ışıksızım; yani gecem gündüzüm bir. Renkler yok, şekiller yok, ışık yok. Göremiyorum sevdiklerimi. Aynalar mı? Onlara büsbütün yabancıyım; ama benim umuda boyalı şarkılarım var. Öylesine anlamlandırıyorum ki belleğimde suretini ilkyazların; baharın izdüşümleri süpürüyor koynumdan kirli ağustosu.

Çocuktum; henüz bilmiyordum yılda kaç mevsim var; kış nerede biter, bahar nerede başlar; bilmiyordum iki kere ikinin dört ettiğini, bilmiyordum insan sevince uçurumun bile çiçeklendiğini… Dehlizin nabzı atıyordu şarkılarımda. Dizlerim masal koka koka, yol ayrımlarında heybeme güneş rengi sardunyalar koya koya yol alıyordum; sarı sıcak bir yolculuktu bu. Kasımın kerpiç kokulu damında, eylülün yamalı konuşkanlığından soyup dilimi; biraz maviye, biraz yeşile boyuyordum ilkel bakışlarımı. Renksiz değildi hayallerimde martıların gagaları, balıkların pulları… Denizin kan dolaşımına karışınca esmerliğim, ellerim yosun kokuyordu, yosun soluyordu gözlerim.

Yazının Devamı

Manşetlerde yoklar, madalyalarda varlar

Engelli sporcuların başarıları neden hâlâ görülmez?

2025 yılının son gününde, geride bıraktığımız 12 ayı düşünürken aklıma takılan tek bir soru var: Bu yıl kimleri alkışladık, kimleri görmezden geldik? Sporun birleştirici gücünü, zaferlerin coşkusunu, ekranlara taşan sevinçleri hep birlikte yaşadık. Ama ya görünmeyen zaferler? Ya alkışsız kalan kahramanlıklar? İşte bu yazıyı, yılın son gününde, gözden kaçan o büyük başarıları hatırlatmak için kaleme alıyorum.

Bir görme engelli atletin 100 metreyi 11 saniyede koştuğunu düşünün. Ya da tekerlekli sandalyesiyle Avrupa şampiyonasında pota altını domine eden bir basketbolcuyu. Bu cümleleri okurken gözünüzde bir sahne canlandı mı? Büyük ihtimalle hayır. Çünkü bu başarılar ekranlarımızda yer bulmuyor. Manşetlerde yoklar. Spor bültenlerinde yoklar. Ama madalyalarda, rekorlarda, terde, emekte varlar. Engelli sporcular, yıllardır sessizce tarih yazıyor; bizse bu tarihi çoğu zaman ıskalıyoruz.

Yazının Devamı

Engelliliği iyileştirmek değil, sömürmek: Rehabilitasyonun iflası

Engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmak, onları topluma entegre etmek ve bağımsız bireyler haline getirmek amacıyla kurulan rehabilitasyon merkezleri, ne yazık ki bazı durumlarda bu amacın tam tersine hizmet ediyor. Rehabilitasyon adı altında yürütülen süreçler, yeterli denetim mekanizmalarının olmayışı ve etik dışı uygulamalar nedeniyle, engelli bireylerin haklarının ihlal edildiği, hatta zaman zaman istismar edildiği karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bu merkezlerin bir kısmı, engelli bireyleri gerçekten güçlendirmek yerine, onların varlığını yalnızca maddi kazanç için kullanıyor. Bu durum, hem etik hem de hukuki açıdan ciddi bir sorun teşkil ediyor. Oysa bazı rehabilitasyon merkezleri de var ki (maalesef bunların sayıları diğerlerinin yanında çok çok az) öğrencilerini ticari bir obje gibi görmeyip, her birini ayrı bir değer olarak kabul etmekteler. Dolayısıyla birçok rehabilitasyon merkezi “öğrenci bul, kayıt al, para al.” Şeklinde çalışırken, çok azı ise “hizmet et, takdir al, sonuç al.” Şeklinde çalışmaktadırlar.

Rehabilitasyon merkezlerinin temel görevi, bireylerin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemek, onları bağımsız bireyler olarak topluma kazandırmaktır. Ancak sahadaki gerçeklik, bu idealin çoğu zaman sadece kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Burada elbette ki tüm rehabilitasyon merkezlerini aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak, bazı merkezlerde bireylerin ihtiyaçlarına uygun bireyselleştirilmiş programlar bile oluşturulmuyor, bazı yerlerde ise bu bireyler yalnızca “devlet desteği” almak için birer araç gibi görülüyor. Engelli bireylerin gün boyu pasif şekilde tutulduğu, herhangi bir gelişimsel faaliyete katılmadan yalnızca “varlık göstermelerinin” yeterli sayıldığı örnekler azımsanmayacak kadar fazla. Bu bireyler, gelişimden uzak, sadece sistemin içinde “bulunarak” birilerinin kazanç kapısı haline geliyor.

Bu tabloyu daha da karanlık hale getiren ise denetim mekanizmalarının yetersizliği. Rehabilitasyon merkezleri, yılda birkaç kez yapılan ve çoğu zaman önceden haber verilen denetimlerle kontrol ediliyor. Bu da merkezlerin göstermelik hazırlıklarla eksiklerini örtmesine olanak tanıyor. Etkili bir denetim sistemi ise sürpriz ziyaretler, bağımsız gözlemciler ve engelli bireylerin ailelerinin aktif katılımıyla mümkün olabilir. Ancak mevcut sistemde bu unsurların çoğu eksik. Denetim raporlarının kamuoyuyla paylaşılmaması da şeffaflık ilkesine aykırı bir durum yaratıyor. Aileler, çocuklarının ya da yakınlarının gerçekten fayda görüp görmediğini ancak sezgileriyle anlayabiliyor. Bu da onları çaresizliğe ve sessizliğe itiyor. Oysa ki rehabilitasyon süreci, yalnızca bireyin değil, ailesinin de aktif katılımını gerektirir. Ailelerin dışlandığı bir sistemde, gerçek iyileşmeden söz etmek mümkün değildir.

Yazının Devamı

Spor hakkı herkes için erişilebilir olmalı: Engelli bireyler spor yapabiliyor mu?

Spor, yalnızca kasların çalışması, kalbin ritmi veya terin akması demek değildir. Spor, bireyin özgüvenini inşa eden, sosyal hayata katılımını güçlendiren, ruh sağlığını destekleyen bir yaşam biçimidir. Ancak bu temel hak, Türkiye’de engelli bireyler açısından hâlâ “erişilebilir” bir gerçeklikten uzak durmaktadır.

Bir spor salonuna girdiğinizde dikkatinizi ilk çeken şey, kapının engelli girişine uygun olup olmaması değil mi? Oysa bu basit fiziksel ayrıntı, birçok engelli birey için günlük yaşamın en önemli sorunudur. Rakamlar, durumun boyutunu anlamamız için önemlidir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre milyonlarca engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Bu bireylerin bir kısmı için spor, yalnızca hobi değil, sağlıklı yaşamın bir bileşeni olarak tıbbi tavsiye ile bile önerilmektedir. Ne var ki, spor salonlarının fiziksel şartları ve erişilebilirlik kriterleri bu bireylerin hak ettiği spor olanaklarını sunmaktan uzaktır. Bir görme engelli vatandaş için salon içinde yönlendirme hissedilebilir yollar ve sesli uyarı sistemleri yokken, ortopedik engelli bir birey için spor aletlerinin uygun yükseklikte olmaması ya da geniş erişim alanlarının bulunmaması, spor yapmayı fiilen engellemektedir. Bu tam anlamıyla “erişimsizlik”tir.

Okul spor salonları özelinde durum daha çarpıcıdır. Okullarda engelli öğrencilerin spor yapabilmesi için gerekli altyapı ve donanımlar çoğu zaman yoktur. Kaldı ki spor salonları kadar, alan derslerinde öğretmenlerin engelli öğrencileri spor etkinliklerine nasıl dahil edeceklerine dair eğitim almaları da gereklidir. Sadece bir öğrenci tekerlekli sandalye ile salona girdi diye “oraya bir sandalye daha koymak” çözüm değildir; sınıf içinde tüm öğrencilerin eş zamanlı katılımını sağlayacak pratik ve pedagojik düzenlemeler* yapılmalıdır. Bu, yalnızca bir spor alanı sorunu değil, eğitimde eşitlik ve kapsayıcılık meselesidir. Evet, görme veya fiziksel engelli bir öğrenci istemesi halinde beden eğitimi dersinden muaf olabiliyor. Ancak o dersi almak istese bile gerek fiziksel yetersizliklerden gerekse de öğretmenin o öğrenciyi nasıl derse dahil edebileceği bilgisine sahip olmayışından dolayı çoğu zaman o dersten zorunlu muaf olmak durumunda kalıyor.

Yazının Devamı

Görünmeyen sandalyeler: engellilerin temsiliyet mücadelesi

Bugün dünyada ve Türkiye’de yaşayan en büyük azınlık grup engellilerden oluşmaktadır. Şimdi vereceğim sayılar belki ilk kez duyacağınız, belki de duyunca şaşıracağınız sayılar olacak. Hali hazırda Dünyada bir milyar engelli birey yaşıyor desem ülkemizde ise nüfusumuzun yüzde 12.5’i yani on milyonun üzerinde engelli birey yaşıyor desem ne dersiniz­?

Akla ilk gelen şey her halde “ne büyük bir oy potansiyeli” olur değil mi? Ne var ki bu kalabalık nüfusa rağmen, engellilerin siyasi partilerde, sendikalarda ve sivil toplum kuruluşlarında karar alma mekanizmalarında ne ölçüde temsil edildiği sorusu hâlâ cevapsız.

Siyasi partiler, demokrasinin taşıyıcı kolonlarıdır. Ancak bu kolonların üzerine inşa edilen yapının engelliler için ne kadar sağlam olduğu tartışmaya açık. Partilerin yönetim kademelerine bakıldığında, engelli bireylerin varlığı çoğu zaman sembolik düzeyde kalıyor. Bazı partiler, engelli bireyleri yalnızca “engelliler komisyonu” gibi yapılarla sınırlı bir alana hapsediyor. Oysa mesele yalnızca temsil edilmek değil; karar alma süreçlerinde aktif rol alabilmek, politika üretimine katkı sunabilmek

Yazının Devamı

Engelli aylığı artsa da yeterlilikten uzak

Türkiye'de sosyal devlet anlayışının önemli bir parçası olan engelli aylığı, her geçen yıl rakamsal olarak artsa da engelli bireylerin yaşam gerçekliğiyle kıyaslandığında hâlâ yetersiz kalıyor. bugün içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar ve engelli bireylerin özel ihtiyaçları göz önüne alındığında bu artışın reel anlamda yeterli olduğu söylenemez.

Engelli aylığı; devletin, hayatını sürdürmekte zorlanan engelli bireylere sunduğu temel bir maddi destektir. Ancak bu destek, ne yazık ki engelli bireylerin karşı karşıya kaldığı günlük yaşam maliyetlerinin yanında oldukça cılız kalmaktadır. Örneğin, tekerlekli sandalye kullanan bir bireyin medikal cihazlarının periyodik bakımı, görme engellinin sesli teknoloji ya da özel donanımlara erişimi, işitme engelli bireyin cihaz temini gibi kalemler düzenli ve yüksek maliyetli harcamalardır. Bu harcamalar, yalnızca konfor değil; yaşamın sürdürülebilirliği açısından da zorunludur.

Engelli aylıkları her yıl ocak ve temmuz aylarında memur maaş artışlarına göre güncellenmektedir. Dolayısıyla memur maaşları ne kadar artarsa engelli aylığı da o kadar artmaktadır. 2012 yılından bu yana memur maaşları yetkili sendikalar ve hükümet arasında imzalanan “toplu sözleşme” ile belirlenmektedir. Ne var ki bugüne kadar her iki yılda bir yapılan, hiçbir toplu sözleşmede anlaşılan maaş artış oranı maalesef enflasyonu geçememiştir.

Yazının Devamı

Engelli dostu şehirler: Ulaşılamayan bir hayal mi?

Fiziksel erişilebilirlik, bir şehirde yaşamanın temel insan haklarından biri olan “bağımsız hareket” hakkının başlangıç noktasıdır. Ancak Türkiye’de engelliler açısından bu hak, hâlâ büyük oranda bir “lüks” gibi durmaktadır. Görme engelliler için kaldırımlara döşenen yön kılavuz çizgilerinin aniden bir ağaçta veya direkte sonlanması, ortopedik engelliler için rampa yerine dik merdivenlerin dayatılması ya da asansörü olmayan üst geçitler; kamusal alanlarda (hastane, adliye, belediye…) işaret dili uzmanının yetersizliği ya da hiç olmayışı yaşanan sıkıntıların sadece birkaç örneği.

Görme engelli bireylerin bastonlarıyla ilerlemeye çalıştığı kaldırımlarda dahi, düzensiz döşenmiş taşlar, kaldırımları işgal eden esnaf ya da kılavuz çizgilerin üzerine gelişigüzel park edilen araçlar, şehirlerin hâlâ ne kadar “görmezden geldiğini” ortaya koyuyor. Ortopedik engelliler için ise sadece ulaşım değil, kamu binalarına, parklara, hatta ibadethanelere erişim bile hâlâ ciddi bir mücadeleye dönüşebiliyor. Üstelik bu sorunlar yalnızca birkaç ilde değil, Türkiye genelinde sistematik bir yapısal eksikliğin sonucu.

2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’la birlikte kamuya açık alanların engelliler için erişilebilir hâle getirilmesi amacıyla yerel yönetimlere belli süreler tanınmıştı. Ancak bu süreler, tam 3 kez ertelendi. En son tanınan sürede bile, birçok belediye hâlâ yükümlülüklerini yerine getirmedi. Üstelik yaptırım uygulanmadığı gibi, sürenin uzatılması adeta bir “alışkanlık” hâline geldi. Ancak 2012 geçti, 2015 geldi, o da geçti, derken 2026’ya doğru ilerliyoruz. Bu gecikmelerin faturası ise sokakta en temel hakkı olan “hareket” hakkı için bile savaş veren engelli bireylere kesiliyor.

Yazının Devamı

Kaynaştırma mı, kaynama mı?

Zorunluluklar bazen toplumsal dönüşümlerin anahtarı olabilir. Kaynaştırma eğitimi de bu dönüşümün belki de en önemli parçalarından biri. Ancak ülkemizde ne yazık ki bu kavram çoğu zaman amacına uygun şekilde uygulanamıyor. Eğitimde eşitlik ve kapsayıcılık ilkesine dayanan kaynaştırma eğitimi, uygulamada hem engelli öğrenciler hem de öğretmenler için çeşitli sorunlara yol açabiliyor.

Bugün birçok okulda, sınıf öğretmenlerinin ya da branş öğretmenlerinin karşısına özel gereksinimli bir öğrenci çıkabiliyor. Bu öğrenciler işitme, görme, zihinsel, otistik ya da fiziksel engelli olabiliyor. Ancak öğretmenlerimizin büyük çoğunluğu bu öğrencilere nasıl yaklaşacağını bilmiyor. Örneğin sınıfında işitme engelli bir öğrenci olan öğretmen işaret dili bilmiyorsa, öğrenci anlatılanları anlayamıyor. Bu durum, eğitimden beklenen verimin sağlanmasını imkânsız hâle getiriyor.

Görme engelli bir öğrencinin derse katılımını nasıl sağlayacağını kestiremeyen, zihinsel engelli bir öğrenciyle sağlıklı iletişim kurmakta zorlanan ya da asperger sendromlu bir otistik öğrenciye nasıl yaklaşacağını bilmediği için belki de bir dâhinin doğuşuna engel öğretmenler, bu çocukları farkında olmadan sürecin dışına itebiliyor. Oysa kaynaştırma eğitimi, yalnızca fiziksel olarak aynı sınıfta bulunmak değil, sosyal ve akademik olarak aynı sürecin içinde yer almaktır.

Yazının Devamı

Erişilebilir değil, görmezden gelinir bir sistem

Kamu kurumlarında istihdam edilen engelli bireylerin sayısıyla birlikte görünürlüğü artıyor gibi görünse de, bu görünürlük çoğu zaman gerçek bir erişilebilirlik ve eşitlik zeminiyle desteklenmiyor. Özellikle yardımcı hizmetler kadrosunda çalışan engelli kamu personeli, kurumların yapısal eksiklikleri ve idari duyarsızlıkları arasında sessiz bir mücadele veriyor.

Bugün Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen geri bildirimler, oldukça benzer bir tabloyu ortaya koyuyor. Kolları olmayan bir ortopedik engelli çalışana temizlik görevi verilmesi, sırtından ameliyat geçirmiş bir çalışanın sınıf sıralarını taşımasının beklenmesi, görme engelli bir yardımcı hizmetliye tepsiyle çay servisi yaptırılmaya çalışılması, tekerlekli sandalyeli bir memurun merdivenlerinde uygun eğimli bir rampası, katlar arasında asansörü olmayan bir binaya görevlendirilmesi ne yazık ki münferit vakalar değil. Tam tersine, sistematik bir göz ardı etmenin göstergesidir.

Engelli kamu personeli sadece "istihdam edilmiş olmakla" yetinmek zorunda kalmamalıdır. Onlar görevde yük değil değer üreten bireyler olarak görülerek, kendilerine uygun çalışma ortamları sağlanmalıdır. Fiziksel erişilebilirlik kadar görev erişilebilirliği de önemlidir. Aksi hâlde kamu kurumlarında her sabah işe gelen binlerce engelli birey, kendi engelinden çok sistemin kör noktalarıyla mücadele etmeye devam edecektir. Bu durum engelli kamu çalışanlarına itilmişlik, ayrımcılığa uğramışlık ve görmezden gelinmişlik duygularını yaşatırken, bir taraftan da onlarda mesleki tükenmişliğe yol açmaktadır.

Yazının Devamı

Görülmek değil anlaşılmak istiyoruz

Yılın o malum günü yine geldi çattı. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Sosyal medya hesapları “duyarlılık” paylaşımlarıyla dolup taşıyor. Protokol koltukları yine dolu, sahneye birkaç engelli çıkarılmış, alkışlar yükseliyor. Ardından pasta kesiliyor, birkaç tebessüm, birkaç kamera… Ve sonra her şey eskiye dönüyor. Gece saatler on ikiyi vurunca 4 aralık oluyor ve o anda pamuk prenses kül kedisine, şaşalı araba bal kabağına dönüşüyor. Engelliler engellenmişlikleriyle baş başa kalıyor.

Evet, yine öyle olacak. Yine aynı sahnede, aynı tiyatro, aynı oyuncular… Engelliler yine figüran

Çünkü bu ülkede 3 Aralık; engellilerin sorunlarının çözüldüğü değil, üzerinin örtüldüğü, cilalandığı bir gün hâline geldi. Siyasetçisinden bürokratına, kurum yöneticisinden STK’lara kadar herkes “engelliler bizim için çok önemli” demeyi öğrenmiş durumda. Ama kimse şu sorunun cevabını vermiyor: Madem bu kadar önemliyiz, neden hâlâ bu kadar görünmeziz?

Yazının Devamı