Engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmak, onları topluma entegre etmek ve bağımsız bireyler haline getirmek amacıyla kurulan rehabilitasyon merkezleri, ne yazık ki bazı durumlarda bu amacın tam tersine hizmet ediyor. Rehabilitasyon adı altında yürütülen süreçler, yeterli denetim mekanizmalarının olmayışı ve etik dışı uygulamalar nedeniyle, engelli bireylerin haklarının ihlal edildiği, hatta zaman zaman istismar edildiği karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bu merkezlerin bir kısmı, engelli bireyleri gerçekten güçlendirmek yerine, onların varlığını yalnızca maddi kazanç için kullanıyor. Bu durum, hem etik hem de hukuki açıdan ciddi bir sorun teşkil ediyor. Oysa bazı rehabilitasyon merkezleri de var ki (maalesef bunların sayıları diğerlerinin yanında çok çok az) öğrencilerini ticari bir obje gibi görmeyip, her birini ayrı bir değer olarak kabul etmekteler. Dolayısıyla birçok rehabilitasyon merkezi “öğrenci bul, kayıt al, para al.” Şeklinde çalışırken, çok azı ise “hizmet et, takdir al, sonuç al.” Şeklinde çalışmaktadırlar.
Rehabilitasyon merkezlerinin temel görevi, bireylerin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemek, onları bağımsız bireyler olarak topluma kazandırmaktır. Ancak sahadaki gerçeklik, bu idealin çoğu zaman sadece kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Burada elbette ki tüm rehabilitasyon merkezlerini aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak, bazı merkezlerde bireylerin ihtiyaçlarına uygun bireyselleştirilmiş programlar bile oluşturulmuyor, bazı yerlerde ise bu bireyler yalnızca “devlet desteği” almak için birer araç gibi görülüyor. Engelli bireylerin gün boyu pasif şekilde tutulduğu, herhangi bir gelişimsel faaliyete katılmadan yalnızca “varlık göstermelerinin” yeterli sayıldığı örnekler azımsanmayacak kadar fazla. Bu bireyler, gelişimden uzak, sadece sistemin içinde “bulunarak” birilerinin kazanç kapısı haline geliyor.
Bu tabloyu daha da karanlık hale getiren ise denetim mekanizmalarının yetersizliği. Rehabilitasyon merkezleri, yılda birkaç kez yapılan ve çoğu zaman önceden haber verilen denetimlerle kontrol ediliyor. Bu da merkezlerin göstermelik hazırlıklarla eksiklerini örtmesine olanak tanıyor. Etkili bir denetim sistemi ise sürpriz ziyaretler, bağımsız gözlemciler ve engelli bireylerin ailelerinin aktif katılımıyla mümkün olabilir. Ancak mevcut sistemde bu unsurların çoğu eksik. Denetim raporlarının kamuoyuyla paylaşılmaması da şeffaflık ilkesine aykırı bir durum yaratıyor. Aileler, çocuklarının ya da yakınlarının gerçekten fayda görüp görmediğini ancak sezgileriyle anlayabiliyor. Bu da onları çaresizliğe ve sessizliğe itiyor. Oysa ki rehabilitasyon süreci, yalnızca bireyin değil, ailesinin de aktif katılımını gerektirir. Ailelerin dışlandığı bir sistemde, gerçek iyileşmeden söz etmek mümkün değildir.