Enver Baltaş

Enver Baltaş

Sırlı yolcunun bıraktığı işaret

“Bazı insanlar hayatımıza gelmezler… Bazıları, kaderimizin kapısını aralamak için gönderilirler.”

Hayatımın bazı günlerini düşündüğümde, zamanın gerçekten de düz bir çizgi olmadığını hissederim. Bazı günler vardır… Takvimde yalnızca bir tarihtir. Ama insanın ömründe, bir milat olur. Bir telefon gelir, bir cümle duyarsın, bir yolculuğa çıkarsın. Ve o yolculuğun seni nereye götüreceğini bilmeden, kaderin seni bekleyen bir kapıya doğru yürürsün.

Benim hayatımda böyle bir gün vardı: 30 Eylül 2017…

Yazının Devamı

Rahmetli liderim ve ağbeyim Muhsin Yazıcıoğlu gerçekleri

Hakikatin üzeri örtülemez!

Aziz milletim!

Bazı insanlar yaşar ve unutulur. Bazıları ise ölümleriyle bile bir milletin vicdanında yaşamaya devam eder. Muhsin Yazıcıoğlu, işte böyle bir dava adamıydı. Makam için değil, vatan için yaşadı. Menfaat için değil, millet için mücadele etti. Eğilmedi, bükülmedi, pazarlık yapmadı.

Yazının Devamı

SGK Genel Müdürü'ne açık mektup

Sayın Genel Müdür,

Bu mektubu yalnızca kendi ailem adına değil, bu vatan için canını ortaya koymuş, ancak hak ettiği vefayı göremeden hayata veda etmiş bütün gaziler adına kaleme alıyorum.

Dedem Çavuş Ahmet Baltaş, bu ülkenin bağımsızlığı için tam 12 yıl askerlik yaptı. Cepheden cepheye koştu, esaret gördü, açlık ve hastalıkla mücadele etti. Esir kampında yaşadığı ağır şartları anlatırken sırtındaki bit yaralarının izlerini gösterir, "Her gün iki üç arkadaşımız şehit oluyordu. Hayatta kalmamız mucizeydi." derdi.

Yazının Devamı

Asıl sahtekârlık vicdanda başlar

Toplumda en kolay kullanılan yaftalardan biri "sahtekâr" sözüdür. Bir marketten ekmeğini ucuza almaya çalışan, üç kuruş fazla kazanmak için fırsat kollayan ya da hayatın ağır yükü altında ezilen insanlar bir anda suçlu ilan edilir. Peki, hiç dönüp bu insanların neden bu noktaya geldiğini sorguluyor muyuz?

Bugün milyonlarca insan, emeğinin gerçek karşılığını alamadan yaşam mücadelesi veriyor. Bir tarafta servetine servet katmak için hiçbir sınır tanımayanlar, diğer tarafta ise çocuğunun rızkını kazanabilmek için gece gündüz çalışan emekçiler var. Ne yazık ki çoğu zaman sorgulanan, alın teriyle ayakta kalmaya çalışan insanlar oluyor; emeği sömürenler ise güç ve servetin arkasına saklanabiliyor.

Bir işçinin hakkını eksik vermek, onu aşağılamak ve emeğini değersiz görmek; sadece ekonomik değil, aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir çöküştür. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, iş yerlerinde de başlar.

Yazının Devamı

Sayın Emine Erdoğan'a açık mektup: Sıfır Atık Projesi'nize Afşin-Elbistan dahil mi?

Sayın Emine Erdoğan,

Yıllardır ülkemizde çevre bilincinin gelişmesi adına yürüttüğünüz Sıfır Atık Projesi, milyonlarca insanın dikkatini çevreye ve doğal kaynakların korunmasına çekmiştir. Ancak Anadolu'nun bağrında bir bölge var ki, burada yaşayan insanlar aynı soruyu sormaktadır:

Afşin-Elbistan Sıfır Atık Projesi'nin içinde mi, dışında mı?

Yazının Devamı

Afşin-Elbistan'ın altını kim kül etti?

Türkiye'nin tarım toprakları her geçen gün can çekişiyor. Organik madde oranı düşmüş, verim kaybı yaşayan milyonlarca dönüm arazi kurtuluş bekliyor. Oysa bu ülkenin bağrında, dünyanın sayılı organik toprak düzenleyici kaynaklarından biri olan Afşin-Elbistan leonarditi yatıyor.

Sormak gerekiyor:

Eğer Afşin-Elbistan Havzası'ndaki leonardit, toprağın organik madde açığını kapatacak kadar değerliyse neden bu kaynak yıllarca hak ettiği şekilde değerlendirilmedi?

Yazının Devamı

Çiftçi daha iyisini görmediği için elindekini en iyisi sanıyor

Anadolu çiftçisi çalışkandır, üretkendir ve toprağını sever. Ancak bazen yıllardır kullandığı yöntemleri sorgulamaz. Çünkü daha iyisini görmemiştir. İnsan bilmediğinin eksikliğini hissedemez. Çiftçi de çoğu zaman kendi kullandığı gübreyi, kendi uyguladığı yöntemi en doğrusu zanneder.

Oysa toprağın gerçek ihtiyacını anlamak için bilimsel verilere ve yeni teknolojilere açık olmak gerekir. İşte bu noktada leonardit büyük bir fırsat olarak karşımıza çıkmaktadır.

Leonardit sadece bir gübre hammaddesi değildir. Toprağın organik madde miktarını artıran, humik ve fulvik asit bakımından zengin, toprağın su tutma kapasitesini yükselten doğal bir zenginliktir. Özellikle yıllardır kimyasal yük altında yorulmuş toprakların yeniden canlanmasına katkı sağlar.

Yazının Devamı

Kraldan çok kralcılar mı, yoksa küçük menfaatlerle büyük işlerin önünü kesenler mi?

Toplumların gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri bazen büyük sorunlar değil, küçük yetkileri elinde bulunduran insanların dar bakış açılarıdır. Tarih boyunca birçok değerli proje, yatırım, bilimsel çalışma ve topluma fayda sağlayacak girişim; yasa ve kurallardan değil, kuralları kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayan kişilerden zarar görmüştür.

"Kraldan çok kralcı olmak" deyimi tam da bu durumu anlatır. Asıl yetki sahibinin bile göstermediği sertliği gösteren, inisiyatif kullanmak yerine engel çıkarmayı görev sayan kişiler, zamanla sistemin görünmeyen duvarları haline gelirler.

Daha da tehlikelisi, küçük menfaatlerin büyük hedeflerin önüne geçmesidir. Bazen bir imza, bazen basit bir onay, bazen de bürokratik bir süreç; kişisel çıkar beklentileri nedeniyle geciktirilir veya engellenir. Sonuçta kaybeden sadece bir kişi değil, toplumun tamamı olur.

Yazının Devamı

Toprağa kurulan büyük pusu

Bir zamanlar yaşamın, üretimin ve emeğin merkezi olan Kahramanmaraş'ın Çoğulhan Kasabası bugün eski canlılığından uzaklaşmış durumda. Bölgenin kaderi, yıllardır tartışma konusu olan Afşin-Elbistan Termik Santralleri ile iç içe geçmiştir.

Termik santraller enerji üretimi açısından ülke ekonomisine katkı sağlasa da, bölge insanı uzun yıllardır çevre, sağlık ve tarım üzerindeki etkilerini sorgulamaktadır. Toz, kül ve emisyonlar yalnızca insan yaşamını değil, verimli tarım arazilerini de tehdit etmektedir.

Bu bölgenin en önemli zenginliklerinden biri ise dünyanın en kaliteli leonardit rezervlerinden bazılarına sahip olmasıdır. Leonardit, humik ve fulvik asit açısından zengin yapısıyla toprağın organik madde ihtiyacını karşılayan, verimliliği artıran ve toprağın biyolojik dengesini destekleyen doğal bir kaynaktır. Bu nedenle birçok uzman tarafından "toprağın ana sütü" olarak nitelendirilmektedir.

Yazının Devamı

Toros ve Amanoslardan gelen şifa yolculuğu: 22 yıllık bir mücadelenin hikâyesi

Şifa Allah’tandır… İnsan ise yalnızca vesiledir.

Benim payıma düşen; mücadele etmek, araştırmak, öğrenmek ve Rabb'imin verdiği azimle yola devam etmektir. Yaklaşık 22 yılı aşkın süredir devam eden bu şifa yolculuğu, yalnızca bitkileri tanıma serüveni değil; aynı zamanda sabrın, emeğin, fedakârlığın ve insan hikâyelerinin iç içe geçtiği uzun bir hayat mektebi olmuştur.

Bu yolculuk boyunca özellikle Doğu Akdeniz coğrafyası benim için büyük bir ilham kaynağı oldu. Mersin, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevresindeki Toros ve Amanos Dağları; sadece dağlardan ibaret değil, adeta yaşayan bir şifa hazinesidir. Bu bölgelerin en büyük özelliği, Akdeniz’e paralel uzanan yüksek dağ silsilelerinin, denizden gelen iyot yüklü nemle beslenmesidir. İşte bu iklimsel denge sayesinde bölgede yetişen birçok endemik ve aromatik bitki, çok güçlü karakteristik özellikler taşımaktadır.

Yazının Devamı

Cildiniz Işıldasın

Uzun yıllardır doğanın sunduğu şifayı araştıran insanlar bilir ki bazen en büyük keşifler en sade görünen tohumların içinde saklıdır. İşte bu keşiflerden biri de buğdayın özünden gelen “ruşeyim yağı” oldu. Aylar süren emek, araştırma ve uygulama çalışmalarının ardından elde edilen bu özel yağ, farklı insanlar üzerinde yapılan cilt gözlemlerinde dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.

İlk gözlemler, özellikle cilt yenilenmesi konusunda umut verici etkiler gösterdi. Yaralarda daha hızlı toparlanma, yıpranmış cilt dokusunda canlanma ve cildin daha parlak görünmesi dikkat çeken ilk sonuçlar arasında yer aldı. Zamanla yapılan uygulamalarda kırışıklık görünümünde azalma, cilt lekelerinde açılma ve sağlıklı bir cilt dokusunun yeniden oluşumu gözlemlendi.

Bununla da sınırlı kalmayan çalışmalar, tırnak mantarı gibi uzun süreli sorunlarda da olumlu etkiler ortaya koydu. Doğal içeriği sayesinde cildi besleyen, koruyan ve onarmaya yardımcı olan bu özel formül, doğanın insan bedenine sunduğu eşsiz armağanlardan biri olmaya aday görünüyor.

Yazının Devamı

Kaza mı, fırsat mı?

Toros Dağları’nın sarp kayalıklarında başlayan bu yolculuk, yalnızca şifalı bitkileri keşfetme arayışı değil; aynı zamanda insanın doğayla, sabırla ve kendi sınırlarıyla verdiği büyük bir mücadeleydi. Mevsim itibarıyla yüksek rakımlı bölgelerde yetişen endemik bitkileri araştırmak için çıktığım bu zorlu keşif yolunda derin vadiler, dik kayalıklar ve yüce dağlar aşılması gereken doğal engellerdi. Her adımda doğanın ihtişamı kadar tehlikesiyle de yüzleşmek gerekiyordu.

İşte bu yolculuk sırasında talihsiz bir kaza yaşadım. Kayalık bir bölgede ilerlerken ayağımın kayması sonucu sert zemine düşerek yaralandım. İlk anda yaşanan acı ve zorluk, aslında yıllardır üzerinde çalıştığım doğal formülün gerçek etkisini gözlemleme fırsatını da beraberinde getirdi. Çünkü yanımda, buğday ruşeyminden ürettiğim özel içerikli ürünüm bulunuyordu.

Buğday ruşeymi, doğanın insana sunduğu en değerli özlerden biridir. İçeriğinde bulunan doğal E vitamini, antioksidanlar, mineraller ve besleyici bileşenler sayesinde cilt yenilenmesini destekleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Yaralanan bölgeye düzenli olarak uyguladığım ürünün kısa sürede gösterdiği olumlu etki beni son derece şaşırttı. Cildin toparlanma sürecinin hızlanması, dokunun kendini yenilemesi ve yaranın beklenenden daha iyi bir iyileşme göstermesi, yıllardır inandığım doğal şifa anlayışının ne kadar değerli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Yazının Devamı

Bir insan tanıdım…

Ama aslında bu bir insanın hikâyesinden çok, bir duruşun, bir karakterin ve bir hayat anlayışının özeti.Bazı insanlar vardır; kalpleri ölçülemez. Onların yüreği ne bir terazide tartılır ne de kelimelere sığdırılabilir. İşte tanıdığım o insanın yüreği, dünyalar kadar genişti. Kırılmış, yorulmuş, hatta zaman zaman susmuştu ama asla küçülmemişti. Çünkü o, acılarını büyüten değil, içinde eritip olgunlaştıran biriydi.

Bu insan, maddi dünyanın cazibesini çoktan geride bırakmıştı. Malın, mülkün, geçici ihtişamın peşinde koşmak yerine manadan beslenmeyi seçmişti. Çünkü o biliyordu ki insanı ayakta tutan şey sahip oldukları değil, anlam yükledikleridir. Ve o, hayatına anlam katmayı başarmıştı.

Ailesine baktığınızda bunu daha net görürdünüz. O, sadece bir baba değildi; bir sığınak, bir omuz, bir rehberdi. Evinde sevgi vardı, saygı vardı, emek vardı. Eşine olan bağlılığı ise bu çağda nadir görülen bir sadakatin örneğiydi. Gözünün dışarıda olmadığı, gönlünün tek bir limana demir attığı adamlardandı. Süslü, gösterişli ama içi boş cazibeleri elinin tersiyle itmiş; sadeliğin ve gerçek sevginin kıymetini bilmişti.

Yazının Devamı

Haydi suçluyu beraber bulalım

Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok. Belki de mesele, bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı hataların toplamıdır.

Toprağın dilini anlamayan bir sistemde, en kıymetli şey bile değersiz kalır. Leonardit… Yani toprağın organik hafızası. Verimi artıran, toprağın yapısını iyileştiren, su tutma kapasitesini yükselten bir madde. Ama ne yazık ki, onu tanımlayanlar bile tam olarak ne olduğunu anlatamıyor.Bir tarafta tarım politikaları… Leonarditin değerini yeterince kavrayamayan bir yaklaşım.Diğer tarafta enerji perspektifi… Kalorisi yok, yakıt değil ama yine de “enerji hammaddesi” gibi sınıflandırılıyor. Bu, sadece teknik bir hata değil; bakış açısının sorunu.Ve belki en kritik halka: ekonomi yönetimi. Gübreye sıfır KDV uygulanırken, leonarditin gübre sayılmaması ve yüksek vergiye tabi tutulması… Bu sadece bir vergi meselesi değil; üretimin önüne konulan görünmez bir duvar. Rekabet gücünü kıran, yerli üreticiyi zayıflatan bir tercih.Ama hikâyenin en sessiz tarafı da var: çiftçi.Toprağın gerçek sahibi.Yıllardır alışkanlıklarla, dayatmalarla, ezberlerle üretim yapan… Belki de sorgulamayan, araştırmayan, alternatifleri yeterince zorlamayan bir profil.

Peki sonuç?Toprak yorgun.Verim düşüyor.Maliyet artıyor.Çiftçi kazanamıyor.O halde suçlu kim?Belki de sorun, tek bir kurumda ya da tek bir kesimde değil.Bilginin eksik olduğu yerde politika körleşir.Politikanın hatalı olduğu yerde ekonomi sapar.Ekonominin yanlış yönlendirdiği yerde üretici çaresizleşir.Ve en sonunda kaybeden hep aynı olur:Toprak.Çünkü toprak, ihmali affetmez.Onu anlamayanı da, ona değer vermeyeni de bir gün susturur.Asıl soru şu:Suçlu aramaya devam mı edeceğiz, yoksa toprağın gerçeğiyle yüzleşip doğruyu birlikte mi kuracağız?

Yazının Devamı

Şifa üzerindeki gölgeler kalkmalıdır

Bugün insanlık yalnızca hastalıklarla değil, aynı zamanda şifanın kaynağından uzaklaştırılan bir sistemle mücadele etmektedir. Sağlık anlayışı giderek daha fazla geçici çözümlere, baskılayıcı yöntemlere ve insanı özünden koparan yapılara teslim edilmektedir.

Ben Enver Abdullah Baltaş olarak yıllardır sürdürdüğüm şifalı bitkiler ve doğal tedavi kaynakları üzerine Ar-Ge çalışmalarını, bu gidişata karşı vicdani bir duruş ve toplumsal bir sorumluluk olarak görmekteyim.

Bu toprakların hafızasında yüzyılların biriktirdiği kadim bilgi vardır. Anadolu’nun dağında, ovasında, yaylasında yetişen her şifalı bitki aslında insanlık için bir emanettir. Ne yazık ki bugün bu değerler ya ihmal edilmekte ya da ekonomik çıkarların gölgesinde geri plana itilmektedir.

Yazının Devamı

Andırın’a bakmak, Türkiye’nin geleceğine bakmaktır

Şifa doğada, kalkınma birliktedir.

Türkiye’nin dört bir yanında insanlar artık sağlıklı yaşamın izini sürüyor. Büyük şehirlerin yorucu temposu, kirli havası ve stresli yaşam biçimi insanları yeniden doğaya yöneltiyor. Böylesi bir dönemde Andırın, sahip olduğu eşsiz doğası, temiz hava koridorları ve şifalı bitki zenginliğiyle yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte stratejik bir değer taşımaktadır.

Sorulması gereken soru şudur:

Yazının Devamı

NEDEN?

Neden?

Bu soruyu artık sadece bir çiftçi değil, bu toprağın ekmeğini yiyen, suyunu içen, geleceğini düşünen herkes sormak zorundadır.

Ülke toprakları yıllardır organik maddeye hasretken neden?

Yazının Devamı

Köye dönüşte Kuvâ-yi Milliye ruhu

Anadolu’nun bereketli topraklarını karış karış gezerken, yüreğimi en çok yaralayan manzara köylerimizin sessizliğe bürünmüş hâli oldu. Bir zamanlar çocuk sesleriyle, üretimle, emekle ve alın teriyle yaşayan köylerimiz bugün ne yazık ki yaşlıların omuzlarında ayakta kalmaya çalışıyor.

Gittiğim her köyde aynı acı tabloyla karşılaştım:

Genç nüfus yok denecek kadar azalmış. Toprağı işleyecek, üretimi sürdürecek, köyüne sahip çıkacak gençler büyük şehirlere göç etmiş. Geride kalan yaşlılarımız ise çoğu zaman verilen küçük desteklerle adeta hareketsizliğe mahkûm edilmiş durumda.

Yazının Devamı

Sıla-i rahim ve dini bayramlarda aile ziyaretinin önemi

İnsan, fıtratı gereği bağ kurmaya, ait olmaya ve sevdikleriyle bir arada yaşamaya ihtiyaç duyar. Bu bağların en güçlüsü ise aile ile kurulan bağlardır. İslam dini, bu bağı korumayı ve güçlendirmeyi “sıla-i rahim” kavramıyla ifade eder. Sıla-i rahim; anne-baba, akraba ve yakınlarla ilişkiyi sürdürmek, onları ziyaret etmek, hal ve hatırlarını sormak ve ihtiyaçlarına destek olmak demektir. Bu, sadece sosyal bir görev değil; aynı zamanda derin bir ibadet ve manevi sorumluluktur.

İslam’da sıla-i rahim, Allah’ın rızasını kazanmanın önemli yollarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de akrabalık bağlarını koparmak kınanmış, bu bağları korumak ise övülmüştür. Peygamber Efendimiz de (sav.), sıla-i rahim yapan kimsenin rızkının artacağını ve ömrünün bereketleneceğini ifade etmiştir. Bu yönüyle sıla-i rahim, sadece manevi değil, aynı zamanda hayatın her alanına yansıyan bir bereket kapısıdır.

Anne ve baba, insanın dünyadaki en büyük nimetlerinden biridir. Onların hakkı, hiçbir şekilde ödenemeyecek kadar büyüktür. Dini bayramlar ise bu hakkı hatırlamak ve yerine getirmek için en güzel fırsatlardır. Bayram sabahında anne-babanın elini öpmek, dualarını almak, onların gönlünü hoş etmek; hem evlatlık görevini yerine getirmek hem de kalpleri birbirine daha da yakınlaştırmak anlamına gelir.Modern hayatın yoğunluğu, insanları bazen sevdiklerinden uzaklaştırsa da bayramlar bu mesafeleri ortadan kaldıran özel zamanlardır. Anne ve babayı ziyaret etmek, sadece bir gelenek değil; sevgi, saygı ve vefanın en somut göstergesidir.

Yazının Devamı

Sabır, zikir ve şükür yolculuğum

Rahmet ayı Ramazan’ın son günlerine yaklaşırken hayatımda derin bir muhasebe yapma ihtiyacı hissettim. Günlük hayatın gürültüsü, dünya gündemleri, siyaset tartışmaları ve sosyal medyanın bitmeyen hengâmesi içinde ruhumun yorulduğunu fark ettim. Bunun üzerine radikal bir karar aldım: 7 gün boyunca dünyadan geri çekilecektim.

Bu 7 gün boyunca hayatımdaki her şeyi askıya alacak, yalnızca Kur’an tilaveti, zikir, ibadet ve tefekkürle meşgul olacaktım. Kendime şu soruları sormak için:

Biz ne için geldik? Ne yapıyoruz? Nereye gidiyoruz?

Yazının Devamı

Küfür tek millettir: Gerçeği söyleyen neden susturulur?

Tarih boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: Sömürü düzeni, uyanmış bir halktan korkar. Çünkü uyanan bir toplum artık kolay yönetilemez, kolay kandırılamaz ve en önemlisi ülkesinin değerlerinin kimler tarafından talan edildiğini sorgulamaya başlar.

“Küfür tek millettir” sözü aslında bir gerçeğe işaret eder. Bu söz, farklı ülkelerde, farklı bayraklar altında görünseler bile sömürü zihniyetinin aynı çıkar etrafında birleştiğini anlatır. Dünyanın neresinde olursa olsun; yeraltı kaynakları, toprak, enerji ve stratejik zenginlikler söz konusu olduğunda küresel çıkar ağları tek bir cephe gibi hareket eder.

Bir ülkenin gerçek zenginliği sadece altın, petrol veya maden değildir. Toprak, su, tarım gücü, genç nüfus ve üretim potansiyeli de en az yeraltı kaynakları kadar değerlidir. Eğer bu zenginlikler o ülkenin insanının refahı için kullanılırsa, o ülke kısa sürede güçlenir ve bağımsız hale gelir.

Yazının Devamı

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sunulmak üzere

Türk tarımının kurtuluşu için stratejik milli kaynak: Leonardit gerçeği

Sayın Cumhurbaşkanım,

Türkiye’nin tarımsal bağımsızlığını güçlendirmek, çiftçimizin üretim maliyetlerini düşürmek ve topraklarımızın kaybettiği verim gücünü yeniden kazandırmak için ülkemizin elindeki en büyük stratejik hazinelerden biri olan Afşin-Elbistan havzasındaki 4,8 milyar tonluk leonardit rezervinin acilen tarım sektörüne kazandırılması tarihi bir fırsattır.

Yazının Devamı

Türkiye'de baba olmak!

Gölgesi var, kendisi yok: Türkiye’de baba olmanın sessiz yükü

Baba…

Türkiye şartlarında bu kelime çoğu zaman bir sıfat değil, bir yükün adıdır. Omuzlara sessizce bırakılan, karşılığında çoğu zaman bir teşekkür bile beklenmemesi öğretilen bir kaderdir.

Yazının Devamı

CHP’de taşıyıcı siyaset, Mansur Yavaş stratejisi ve çözülen dikişler

Türkiye siyasetinde yerel seçimler yalnızca belediyelerin el değiştirmesi değil, aynı zamanda partilerin sosyolojik sınırlarını ve ideolojik dayanıklılıklarını da test eden kırılma anlarıdır. 2024 yerel seçimleri sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin “birinci parti” konumuna yükselmesi, yüzeyde büyük bir başarı gibi okunurken, derinlikte ciddi bir yapısal sorunu da beraberinde getirmiştir: taşıma siyaset.

Mansur Yavaş’ın Ankara merkezli siyaseti, CHP’nin klasik ideolojik kodlarının dışında, daha muhafazakâr, milliyetçi ve sağ seçmenle temas kurabilen bir çizgiye oturmaktadır. Bu strateji, kısa vadede CHP’ye önemli bir avantaj sağlamış; parti, özellikle büyükşehirlerde ideolojik sınırlarını aşarak geniş bir seçmen koalisyonu oluşturmuştur.

Ancak burada kritik bir detay gözden kaçırılmıştır:

Yazının Devamı