Tüp bebek tedavisinde yapay zeka dönemi: En iyi embriyo nasıl seçiliyor?

Yeni Ankara TV’de yayımlanan “Önce Sağlık” programında konuşan Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan, tüp bebeğin artık daha erişilebilir ve başarılı bir tedavi seçeneği olduğunu vurguladı.

Tüp bebek tedavisinde yapay zeka dönemi: En iyi embriyo nasıl seçiliyor?

Yeni Ankara TV’de yayımlanan “Önce Sağlık” programında konuşan Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Aslı Kaplan, tüp bebek tedavisinde başarıyı artıran yöntemleri, teknolojinin sürece etkisini, sezaryen ve normal doğum tercihlerini ile anne-baba motivasyonunu etkileyen kritik noktaları ele aldı.

“TÜP BEBEKTE HER AŞAMA PLANLI VE DENETİMLİ İLERLER”

Kaplan, tüp bebek tedavisinin, çocuk sahibi olamayan çiftler için önemli bir çözüm sunduğunu belirterek, “Tüp bebek tedavisi bizim için bir kısa yoldur. Aslında kendiliğinden gebe kalamayan çiftlerde, pek çok sebebi ekarte ettikten sonra tedaviye başlarız. İlaçlarla kadının yumurtalıklarını uyarır, yumurta gelişimini sağlarız. Bu süreçte hastaya 5, 10 ya da 15 gün sürebilen iğne tedavisi uygulanır ve yumurtalar büyür. Daha sonra hasta anestezi altındayken ultrason eşliğinde yumurtalar toplanır. Toplanan yumurtalar laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda yumurtalar incelenir ve sperm yumurtanın içine yerleştirilir; yani döllenme işlemi de uzmanlar tarafından gerçekleştirilir. Döllenen yumurtalar geliştikten sonra, belirli aşamalarla kadının rahmine yerleştirilir ve tutunması takip edilir. Tüp bebek tedavisi, her aşaması birebir kontrol edilen ve gerçekleştirilen bir tedavi sürecidir.” dedi.

“HER ÇİFTE AYNI REÇETE OLMAZ”

Tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmanın, çiftlerin kısırlık nedenlerinin farklılık göstermesine bağlı olduğunu dile getiren Kaplan, “Başarıyı artırmak için öncelikle her iki çiftin de aile öyküsünün doğru şekilde değerlendirilmesi gerekir. Eğer bir şüphe varsa, yaşa bağlı genetik testlerin de göz önünde bulundurulması önemlidir. Geçmişte tedavi başarısızlıkları yaşanmışsa, hangi protokollerin uygulandığının bilinmesi ve gerekirse protokol değişikliğine gidilmesi gerekir. Burada bireyselleştirilmiş tedavi kavramı devreye girer. Çünkü kısırlık nedenleri oldukça farklı olabilir ve bu nedenlere yönelik farklı ve güncel tedavi protokollerinin takip edilmesi önemlidir.” şeklinde konuştu.

“TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE TEKNOLOJİ FARK YARATIYOR”

Kaplan, tüp bebek tedavisinin günümüzde daha erişilebilir ve başarılı bir seçenek haline geldiğine dikkat çekerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Tüp bebek hasta grubu aslında oldukça heterojendir. Başarı oranları ise gelişen teknoloji, artan laboratuvar donanımları ve değişen ilaç protokolleriyle birlikte giderek yükselmektedir. Genç hasta grubunda farklı nedenler görülebilmektedir; örneğin erkekte hiç sperm bulunmaması gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Kadınlarda Polikistik Over Sendromu oldukça sık görülmekte olup, özellikle obezite ve metabolik sorunlarla birlikte bu problem daha da artmaktadır. Bunun yanı sıra nedeni açıklanamayan kısırlık grubunda yer alan hastalar da vardır ve bu grupta genellikle genç çiftlerle çalışılmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde genetik tanı ile tüp bebek uygulamaları da mümkün hâle gelmiştir. Devletin evlilik öncesinde yaptığı taramalarla tanı konulan bazı hastalık taşıyıcılıkları bulunmaktadır. Talasemi ve SMA bu hastalıklara örnek olarak verilebilir. Bunun dışında aile öyküsünde bilinen ya da bilinmeyen genetik hastalıklar varsa, çiftler evlendikten sonra çocuk sahibi olmayı planladıklarında vakit kaybetmeden hekime başvurabilir. Bu sayede sağlıklı genlerin seçildiği embriyolar rahme yerleştirilerek, sağlıklı ve hastalıktan arındırılmış bir bebek sahibi olunabilmektedir. İleri yaş grubunda ise özellikle kariyer yapan kadınlarda, yaşla birlikte yumurta sayısının azalmasına bağlı olarak tüp bebek tedavisine başvurma oranı artıyor.”

NE ZAMAN TÜP BEBEK DÜŞÜNÜLMELİ?

Çocuk sahibi olamayan çiftler için tüp bebek tedavisine başvuru kriterlerini açıklayan Kaplan, “Bir çift, bir yıl boyunca düzenli olarak denemesine rağmen gebe kalamıyor ve çocuk sahibi olmayı istiyorsa, tedavi öneriyoruz. Elbette bu süreç isteğe bağlıdır ve çiftler beklemeyi de tercih edebilir. Ancak bir yıl boyunca gebelik elde edilememesi bizim için yeterli bir kriterdir. 35 yaşın üzerindeki çiftlerde ise bu sürenin 6 ay olarak değerlendirilmesi gerekir. Tedaviye başvuru oranlarına dair net bir istatistik bulunmamaktadır; çünkü bu tedavi hem özel merkezlerde hem de farklı şekillerde sıkça uygulandığı için düzenli bir veri tutulmamaktadır. Ancak genel olarak, çocuk sahibi olamama süresini 35 yaş altı çiftler için bir yıl, ileri yaş grubunda ise altı ay olarak değerlendirebilirsiniz.” açıklamasında bulundu.

Doç. Dr. Kaplan, Türkiye’de tüp bebek tedavisinde maliyetleri konusuna ilişkin, “Türkiye maalesef ilaç konusunda dışa bağımlı bir ülkedir. Kullanılan ilaçların tamamı yurt dışından gelmektedir ve günümüzde ilaç maliyetleri yaklaşık 20 ila 40 bin TL arasında değişiyor. Bu durum çiftler için ciddi bir yük oluşturmaktadır; hatta çoğu zaman hekim ve laboratuvar masraflarından bile daha yüksek olabilmektedir. Ülkemizdeki tüp bebek başarısına bakıldığında ise oldukça donanımlı merkezlerin bulunduğunu söyleyebiliriz. Üniversite hastaneleri, devlet hastaneleri ve özel merkezlerde çok başarılı klinikler yer almaktadır. Türk hekimlerinin aktif, güncel gelişmeleri ve yurt dışındaki çalışmaları yakından takip eden bir yapıya sahip olması sayesinde, tüp bebek tedavilerindeki başarı oranları oldukça yüksektir.” ifadelerine yer verdi.

“YAPAY ZEKÂ YOL GÖSTERİR, KARARI HEKİM VERİR”

Tüp bebek tedavisinde yapay zekâ teknolojisinin giderek daha fazla kullanılmaya başlandığına dikkat çeken Kaplan, “Yapay zekâ kullanan merkezler bulunmaktadır. Yapay zekânın temel mantığı, embriyo seçiminde en iyi embriyoyu belirlemeye yardımcı olmaktır. Embriyo seçiminde belirli kriterler vardır. Embriyonun dış görünüşü, tıpkı bir kişiye baktığımızda bazı fiziksel özelliklerinden sağlık durumu hakkında fikir edinebilmemiz gibi, bize embriyonun gelişim potansiyeli hakkında ipuçları verebilir. Bu özelliklere göre embriyolar sınıflandırılıyor. Yapay zekâ, çok sayıda embriyo verisi tanıtıldıktan sonra bu embriyoları tanıma ve değerlendirme kabiliyeti kazanır. Ancak tıpkı tıpta olduğu gibi, her durumda tüm süreci tamamen yapay zekâya bırakmak doğru değildir. Özellikle özel ve hassas durumlarda, hekim değerlendirmesi her zaman ön planda olmalıdır. Buna rağmen, embriyo seçiminde yapay zekâ destekli uygulamaların giderek arttığını söyleyebiliriz.” dedi.

“TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK DESTEK ŞART”

Kaplan, tüp bebek tedavisinde çiftlerin psikolojik olarak desteklenmesi ile ilgili olarak, şöyle devam etti:

“Bu süreçte çiftlere, özellikle yoğun ve yıpratıcı bir tedavi dönemi söz konusuysa, mutlaka evlilik ve çift danışmanlığı öneriyoruz. Çünkü sosyal baskı nedeniyle çiftler bazı durumları gizlemek zorunda kalabiliyor ve bu durum ek stres yaratabiliyor. Kadınlarda her ay yeniden oluşan gebelik beklentisi büyük bir hayal kırıklığına yol açabiliyor. Tüp bebek tedavisinde bu beklentiye bir de tedavi maliyetleri eklendiğinde, sonuç alınamadığı durumlarda psikolojik yük daha da artabiliyor. Bu stresli süreçte, çiftler arasında psikolojik sorunlar ve iletişim problemleri de ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle uygun görülen çiftlerde psikolojik destek alınmasını kesinlikle öneriyoruz. Sosyal medyada görülen gebelikler, çocuk sahibi olma arzusu ve buna rağmen hedefe ulaşılamaması da sosyal baskıyı artırmaktadır. Bu durum özellikle kadınlar üzerinde daha fazla hissedilmektedir. Oysa kısırlık vakalarının yaklaşık yüzde 30–40’ında erkek faktörü söz konusudur; erkekte sperm yokluğu, azlığı ya da hareket problemleri görülebilmektedir. Buna rağmen sorun çoğu zaman yalnızca kadına yüklenmektedir. Bu nedenle stresi kadınlarda daha yoğun görüyoruz. Kliniğimize başvuran çiftlere bu konuda danışmanlık veriyor, gerekli durumlarda birlikte çalıştığımız psikolog ve psikiyatristlere yönlendirme yapıyoruz.”

TÜP BEBEK DOĞUMU NASIL ETKİLİYOR?

Tüp bebek tedavisinin sezaryen doğum anlamına gelmediğini vurgulayan Kaplan, “Toplumda yanlış bir algı bulunmaktadır. Tüp bebek, sezaryen doğumla eş anlamlı değildir. Ancak ileri anne yaşı söz konusu olduğunda, özellikle ileri yaş gebelikleri nedeniyle tüp bebek tedavisiyle gebe kalan hastalarda sezaryen doğum daha sık tercih edilebilmektedir. Örneğin 45–46 yaşında gebe kalan hastalar bulunmaktadır ve bu yaş grubunda normal doğum süreci daha zorlayıcı olabilmektedir. Bu nedenle ileri anne yaşı, hekimler açısından çoğu zaman sezaryen doğumun gerekli görülmesine yol açmaktadır.” diye konuştu.

“HER GEBELİK AYNI ŞEKİLDE SONUÇLANMAZ”

Kaplan, gebelik sürecinde normal doğum ve sezaryen tercihlerinin sürecin başında kesin olarak belirlenemeyeceğini söyleyerek, “Gebelik süreci başladığında, en baştan ‘normal doğum mu yoksa sezaryen mi istiyorum’ demek çok doğru değildir. Çünkü gebeliğin nasıl ilerleyeceğini görmek gerekir. Her başlayan gebelik yüzde 100 sağlıklı bir şekilde miadına ulaşamayabilir; gebelik kayıpları yaşanabilir, erken doğum gerçekleşebilir ya da gebeliğe bağlı komplikasyonlar nedeniyle acil sezaryen gerekebilir. Normal doğum korkusu olan anneler için ebe ve hekimlerle birlikte düzenlediğimiz küçük seminerler ve eğitimler bulunmaktadır. Bu eğitimlerde normal doğum sürecini anlatıyor, gebelik boyunca yapılabilecek gevşeme egzersizleri, suda egzersiz, doğum pilatesi gibi rahatlatıcı yöntemler hakkında bilgi veriyoruz. Zaman zaman sezaryen istemiyle gelen kadınlarda bile doğum süreci çok hızlı ilerleyebiliyor ve anne hastaneye minimal ağrılarla geldiğinde, bebeğin başının görünmesiyle normal doğuma yönelinebiliyor. Ancak normal doğum korkusu yaşayan bir kadına kesinlikle ‘normal doğurmak zorundasın, sezaryen yapmıyoruz’ demek doğru değildir. Çünkü lohusalık depresyonu gibi durumlar söz konusu olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.

Normal doğumun sadece fiziksel bir süreç olmadığını, psikolojik boyutlarının da büyük önem taşıdığını vurgulayan Kaplan, şunları kaydetti:

“Normal doğumun hem fiziksel hem de psikolojik boyutları vardır. Doğumdan korkan bir kadın için bu süreç travmatik olabilir. Travmatik bir doğum, annede psikolojik hasara yol açabileceği gibi, bebek açısından da oksijensiz kalma, anne açısından ise büyük yırtıklar ya da kanama gibi olumsuz sonuçlara neden olabilir. Bu etkiler her zaman gözle görülür fiziksel bulgularla ortaya çıkmasa da, annenin psikolojik sağlığı ciddi şekilde etkilenebilir. Bu nedenle kadınları zorlamadan, bilgilendirerek, teşvik ederek ve korkuları ortadan kaldırarak normal doğuma yönlendirmek en doğru yaklaşımdır. Epidural anestezi, suda doğum gibi ağrıyı azaltan yöntemler mevcuttur. Ağrısız doğum için elimizde birçok seçenek bulunmaktadır. Normal doğum, doğal seyrinde gerçekleştiğinde hem anne hem de bebek için daha sağlıklıdır.”

SEZARYEN SONRASI NORMAL DOĞUM MÜMKÜN MÜ?

Sezaryen sonrası vajinal doğum yapılan kadınlarda sonraki gebeliklerde normal doğumun da mümkün olabileceğine dikkat çeken Kaplan, “Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) Avrupa’da gündemde olan bir konudur ve giderek daha yaygınlaşmaktadır. Ülkemizde de uygun hasta seçiminde gerçekleştirilebilen bir uygulamadır ve belirli kriterleri vardır. Sezaryen sonrası normal doğum, seçilmiş hastalarda mümkündür. Önceki gebeliğinde normal doğum yapmış kişilerde başarı oranı artmaktadır. İlk gebelikte sezaryen yapılmasının nedeni, örneğin bebeğin başının uygun pozisyonda olmaması değil, annenin tansiyonunun yükselmesi gibi farklı sebepler ise risk artabilir. Öte yandan, bebeğin doğum kanalında takılması nedeniyle acil sezaryen yapılmışsa, sonraki gebelikte SSVD tercih edilmemelidir. Ayrıca bebeğin kilo sınırı, gebelik haftası ve rahim duvarının inceliği gibi faktörler önemlidir. Rahim yeterince güçlü değilse, normal doğum sırasında eski dikiş yerinde yırtılma olabilir; bu durum yaklaşık yüzde 2 oranında görülmekte olup, ölümcül risk taşıyabilir.” dedi.

“EN DOĞRU DOĞUM, ANNE VE BEBEĞİN SAĞLIĞINA UYGUN OLANDIR”

Normal doğumun teşvik edilmesinin önemine vurgu yapan Kaplan, “Sezaryen ya da normal doğum fark etmez; bizim için en doğru doğum şekli, anne ve bebeğin sağlıklı bir şekilde doğduğu yöntemdir. Bu nedenle kişilere normal doğum konusunda bilgilendirme yaparken, sezaryenin de gerektiğinde hayat kurtarıcı bir ameliyat olduğunu unutmamız gerekir. Anne ve bebek için en uygun yöntemi seçmek önemlidir. Karar süreci çiftlerle birlikte yürütülmelidir. Normal doğumun fazla dayatılması, kişilerde takıntıya yol açabilir. Bu durum, normal doğum yapmak isterken sezaryene dönülmek zorunda kalan kadınlarda psikolojik bir başarısızlık hissine neden olabilir. Ancak böyle bir durumun her zaman söz konusu olmadığını belirtmek gerekir.” diyerek sözlerini noktaladı.