Dijital hız çağında habercilik saygınlığı ve dilde titizlik

Ankara’nın kanayan yarası kent içi trafikten, Türk futbolunu sarsan yargı süreçlerinin editoryal sorumluluğuna; haber dili ve yazım kurallarındaki titizlik tartışmalarına kadar bu hafta masamızda yine okurumuzun dikkatini ve gazetecilik etiğini merkezine alan zengin bir dosya var…

Dijital hız çağında habercilik saygınlığı ve dilde titizlik

Bu hafta haberlerimize ve köşe yazılarımıza gelen dönütleri incelerken, bir gazetenin gücünün yalnızca yayımladığı manşetlerden değil, okuruyla kurduğu o samimi ve sarsılmaz bağdan aldığını bir kez daha derinden hissettik.

Bu güçlü bağın en güzel yansımalarından biri, gazetemiz bünyesine katılan değerli yazarımız Yunus Erdal Orhan’ın “Yeni bir başlangıç, yeni bir soluk: Merhaba…” başlıklı ilk yazısıyla yaşandı. Okurlarımızın yazarımızı bağrına basan, yeni yazılarını heyecanla beklediklerini belirten sıcak karşılamaları, Yeni Ankara’nın düşünce dünyasına açılan bu yeni kapının ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Biz de Yeni Ankara ailesi olarak değerli yazarımıza bir kez daha aramıza hoş geldin diyor, okurlarımızla birlikte uzun soluklu ve verimli bir yazı yolculuğu diliyoruz.

Okurumuzla kurduğumuz bu güçlü bağ, sadece yeni bir kalemi selamlamakla sınırlı kalmıyor; yaşadığı kentin sokaklarına, gündelik yaşamını zorlaştıran meselelere ve yerel politikalara da yansıyor. Nitekim bu hafta okurlarımızın gündeminde Ankara’nın bitmeyen, kronikleşen trafik sorunu da ilk sıralardaydı. “Ankara trafiğini rahatlatabilecek 5 ulaşım önerisi” başlıklı haberimize gelen yorumlar, kent sakinlerinin bu meseleye yalnızca pasif bir mağduriyet ya da basit bir şikâyet olarak bakmadığını, aktif bir çözüm arayışına da katıldığını açıkça gösteriyor.

Gelen yorumlarda birbirinden farklı, özgün öneriler ve beklentiler yer alıyor. Elbette her önerinin uygulanabilirliği ayrı bir teknik, ekonomik, altyapısal ve şehircilik değerlendirmesi gerektiriyor. Ancak ortadaki ortak nokta son derece açık: Vatandaş, gündelik yaşamını kolaylaştıracak, ulaşımda erişilebilirliği ve hizmet eşitliğini sağlayacak somut çözümler bekliyor. Bu noktada okurun yorumunu yalnızca bireysel bir şikâyet olarak görmek yerine, doğrudan kent yönetimine yöneltilmiş editöryal bir soru olarak değerlendirmek gerekiyor: Ankara’da yaşayanların sahadaki doğrudan deneyimleri, ulaşım politikaları belirlenirken ne ölçüde dikkate alınıyor?

Ulaşım tartışmalarından kentin dışına, toplumsal adalet arayışına uzandığımızda ise haftanın bir diğer önemli gündemini Tamer Korkmaz’ın “Gündoğdu: Uyandık mı?” ve “Alayına, ‘Kırmızı Kart!’” başlıklı yazılarına gelen okur yorumları oluşturuyor. Okurlarımızın yorumlarında Türk futbolunun yönetimine, hakemlik sistemine ve devam eden adli soruşturmaların ortaya çıkardığı derin tartışmalara ilişkin son derece güçlü tepkiler göze çarpıyor.

Bu noktada, hayati bir ayrımın altını çizmek gerekiyor. Okur yorumlarında dile getirilen ağır suçlamalar, karmaşık ilişkiler ve çeşitli iddialar, kendi başlarına doğrulanmış hukuki olgular olarak değerlendirilemez. Devam eden adli süreçlerde mahkemelerce kesinleşmiş bilgiler ile okur yorumlarındaki iddiaları birbirinden titizlikle ayırmak, gazeteciliğin en temel mesleki sorumluluklarından biri. Bununla birlikte, okurlarımızın kamuoyunu meşgul eden bu süreçlerde şeffaflık, adalet ve hesap verebilirlik beklentisini görünür kılmak da okur temsilciliğinin kaçınılamaz görevleri arasında.

Bu hafta üzerinde durmamız gereken bir başka konu ise haber dilinin niteliği. George Orwell, Politics and the English Language (Siyaset ve İngiliz Dili) adlı ünlü makalesinde dil ile düşünce arasındaki kopmaz ilişkiye dikkat çekerek, “Eğer düşünce dili bozuyorsa, dil de düşünceyi bozabilir.” tespitini ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, habercilik açısından da kaçınılmaz bir gerçeği hatırlatıyor: Dilin özensiz kullanılması, aktarılan bilginin anlaşılmasını güçleştirebilir ve okuyucunun haberden çıkardığı anlamı doğrudan zedeleyebilir.

Gazetecilikte doğruluk yalnızca olayların ve olguların teyit edilmesiyle sınırlı değil. Bu bilgilerin açık, anlaşılır ve dilin kurallarına uygun biçimde okura aktarılması da mesleki saygınlığın bir parçası. Yanlış yazılan bir özel isim, eksik bir noktalama işareti, anlamı belirsizleştiren bozuk bir cümle veya metin içindeki gereksiz tekrarlar, okurun haberle kurduğu güven ilişkisini zayıflatabilir. İçerik bakımından son derece önemli bir haber, dil ve anlatım hataları nedeniyle okurun dikkatini kaybedebilir.

Dijital habercilikte hızın önemini elbette inkâr edemeyiz. Haberler saniyeler içinde hazırlanıyor, güncelleniyor ve geniş kitlelere ulaştırılıyor. Ancak hız, dil denetimini ve editoryal süzgeci ikinci plana atmanın asla bir gerekçesi olamaz. Yayımdan önce yapılacak dikkatli bir editoryal kontrol, hem anlatım bozukluklarını hem de yazım ve noktalama hatalarını en aza indirecektir.

Bu hafta mutfağımızda; kent ulaşımına dair okur önerilerinden futbol dünyasındaki adli soruşturmalara, öğretmen abonmanı tartışmalarından dilin ve imlanın habercilikteki hayati rolüne kadar zengin bir köşe var.

Gelin; sizlerden gelen uyarılara, doğruluk ve biçim süzgecimizi nasıl çalıştırdığımıza ve editoryal değerlendirmelerimize birlikte göz atalım.

***

Kent içi ulaşım, halkın saha tecrübesi ve katılımcı belediyecilik

ANKARA TRAFİĞİNİ RAHATLATABİLECEK 5 ULAŞIM ÖNERİSİ

EDİTÖR: ALİHAN YALPİ - 3 EKİM 2026

“...Ankara'da artan araç sayısı ve özellikle işe gidiş-geliş saatlerinde yoğunlaşan trafik, kent içi ulaşımda yeni çözümleri gündeme getiriyor. Raylı sistem yatırımlarından toplu taşıma entegrasyonuna kadar 5 başlık, Ankara'nın trafik yükünü azaltabilecek seçenekler arasında öne çıkıyor…”

  • Sami Çamlıklı: “Ulus ve Kızılay’a ulaşan çok sayıda metro hattı varken otobüsler neden bu bölgelere kadar hizmet veriyor? Otobüsler Ulus ve Kızılay’a girmek yerine yolcuları metro istasyonlarında bıraksın, yolcular da aktarma yaparak yollarına devam etsin.” (4 Ekim)
  • Muzaffer Y.: “Bunların hepsi fasa fisodur. Yollar çift katlı olursa trafik ancak o zaman azalır. Mesela Keçiören Köprüsü çift katlı olarak Tandoğan’a ulaştırılabilir.” (4 Ekim)
  • Fatih Sultan Mehmethan: “Raylı sistemler olabildiğince artırılmalı ve tüm ana arterlerin altına, raylı sistemleri de kapsayan üç katlı tüneller yapılmalı. En üst katta raylı sistem, orta katta küçük taşıtlar, en alt katta ise ağır taşıtlar ilerlemeli. Raylı sistem çift hatlı olmalı ve gidiş-geliş yönlerinde hizmet vermeli. Orta katta ilerleyen küçük taşıtlar için toplam sekiz şerit, en alt katta ise servis yolları dâhil ağır taşıtlar için toplam altı şerit bulunmalı.” (5 Ekim)
  • İsmail Atak: “Metro ve tren istasyonlarından mahallelerin ana arterlerine otobüs ring seferleri düzenlenirse insanlar özel araçlarını kullanmaz.” (5 Ekim)
  • Hasan Ünal: “Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara, üç katlı ve tek katlı yapılaşma esas alınarak planlanmıştı. Böyle bir şehre 30-40 katlı binalar yaparsanız, 10 değil, 10 bin çözüm önerisi sunsanız bile sorunu çözemezsiniz. Tek çözüm, Ankara’nın çevresinde tek katlı yapılaşmaya izin vererek insanların müstakil evlerde oturmasını sağlamaktır. Selamlar.” (5 Ekim)
  • Hüseyin Okur: “Daha Şentepe’de çalışan teleferiği yok eden zihniyetten Ankara’nın trafiğini rahatlatacak hiçbir şey beklenmez. İnanmıyorum.” (5 Ekim)
  • Aysun Kök: “İncek Yolu üzerinde, Yargıtay binasının bulunduğu yerden Bilkent’e giden yol açılırsa Bilkent’e ulaşım kolaylaşacak ve Konya Yolu boşalacak. Böylece hem Eskişehir Yolu’nda hem de ODTÜ yolunda trafik rahatlar. Şehir hastanesine ulaşım da kolaylaşmış olur.” (5 Ekim)
  • Zehra: “Kısa mesafelerde Tuk Tuk isimli, insan gücüyle çalışan araçlar sağlansa çok güzel olurdu. Çünkü taksiciler kısa mesafeler için bozuk atıyor. Çoğumuz yorgun ve yaşlı insanlarız. Bazı yerlere yürüyerek gidilmiyor. Bir de alışveriş çantaları elimizdeyse hiç gidilmiyor.” (6 Ekim)

Editörümüz Alihan Yalpi’nin hazırladığı bu derleme habere gelen okur yorumları, Ankaralıların kent içi ulaşımı sadece pasif bir kullanıcı olarak değil, şehir planlamacısı hassasiyetiyle takip ettiğini gösteriyor. Sami Çamlıklı ve İsmail Atak’ın besleme/ring hatları ile metro entegrasyonu önerisi; Aysun Kök’ün güzergâh alternatifi; Zehra Hanım’ın mikro mobilite (Tuk Tuk) talebi; Fatih Sultan Mehmethan rumuzlu okurumuz, Hasan Ünal ve Muzaffer Y.’nin altyapı ile imar yoğunluğuna dair teknik ve tarihsel analizleri son derece ufuk açıcı. Elbette her önerinin teknik, finansal ve uygulanabilirlik sınırlarını değerlendirmek belediye meclislerinin ve şehir plancılarının işi. Ancak okurlarımızın bu somut katkıları, kent yönetimlerinin ulaşım politikalarını belirlerken direksiyon başındaki ve otobüsteki vatandaşın sesine ne denli kulak kabartılması gerektiğinin bir göstergesi.

***

Futbol dünyasındaki iddialar, adli süreçler ve okur beklentisi

GÜNDOĞDU: UYANDIK MI?

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 3 EKİM 2026

“...Hakemlerle ilgili soruşturmada daha önce MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun başını çektiği yedi isim gözaltına alındı. Sarı Kırmızı atkılı F.G. ile altı “saz” arkadaşına yöneltilen suçlamalar arasında “resmî belgede sahtecilik, sınavlara müdahale ve mobbing” gibi iddialar var. Bu kişilerde ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi ve MASAK kayıtlarının detaylı analizi sonucunda yeni delillere ulaşıldı ve bunların ışığında Yasin Kol’la birlikte “Süper Lig” yardımcı hakemi Göktuğ Hazar Erel de gözaltına alındı…”

  • Muhterem: “Toplum bozulmuş, eline fırsat geçen ya yapıya yada cebine çalışır olmuş! Tertemiz anadolu, çocuğu son parasıyla tuttuğu takımı seyretmeye gittiğini zannediyor! Fıkra bu kadar ister gül, ister ağla(!).” (3 Ekim)
  • Esra: “1,5 sene önce haksız şekilde işten çıkartıldığınızda en çok şaşıran ve üzülen okuyucularınızdan biriydim. Ayrıldığınız gazete şu an tutuklanan ilgili şahısları gördüğünde hakkınızı geri verecek mi ya da en azından özür dileyecek mi merak ediyorum. İlahi adalet! Bu arada haftada 2 gün yazmanız yetmiyor. Eskisi gibi haftada 3 gün yazılarınızı bekliyoruz.” (3 Ekim)
  • Ali: “Tamer Bey geçmişte yazdıklarınızın doğruluğu yine bugün kanıtlandı. Değerinizi bilmeyenler utansın. Yazılarınızın sayısı azaldı. Salı, Perşembe ve Cumartesi yazılarınızı okumaya alışmıştık. Lütfen gazete yönetimi bu talebimizi dikkate alsın. En çok yorum gelen yazar sizsiniz.” (3 Ekim)
  • Sinan70: “TFF Başkanı ile MHK Başkanı arasında geçen bir telefon kaydında TFF Başkanı, “O hakemler FETÖ’cü, bitir onları.” diye emir vermiş ya… Bence bu, olası takip ve dinlemelere karşı önlem almak amacıyla kullanılan bir şifre. Aynı zamanda işlenen fiile kabul edilebilir bir gerekçe sunma çabası da olabilir. Adalet, tek isteğimiz.” (5 Ekim)
  • Gürsel: “Türkiye’de Mister Pike’ye, yani Mehmet Ağar’a dokunulmadan Türk futbolu düzelmez. Hakemlerin çoğu polismiş zaten. Mehmet Ağar’ın bunlar üzerinde mutlak hâkimiyeti olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Türk futbolunda ve MHK üzerinde muazzam bir FETÖ etkisi var bana göre. Ancak bakıyorum, bu konuları Tamer Korkmaz’dan başka dile getiren yazar göremiyorum. Bu sayının artması lazım.” (6 Ekim)

Tamer Korkmaz’ın Türk futbolundaki adli soruşturmaları, derin ilişkileri ve hakem camiasındaki usulsüzlük iddialarını ele aldığı bu yazısı, okurlarımızda büyük bir yankı uyandırmış. Esra Hanım ve Ali Beyin yazarımızın köşe günlerinin artırılmasına yönelik taleplerini memnuniyetle not ediyoruz. Diğer taraftan Muhterem Bey, Gürsel Bey ve Sinan70 rumuzlu okurumuzun yorumlarında dile getirilen isimler, iddialar ve yapılar; kamuoyundaki derin adalet ve şeffaflık arayışının birer yansıması. Okurlarımızın temennileri ve kişisel analizleri gazetemizin yayın alanında birer toplumsal nabız göstergesi; ancak yargı organlarınca kesinleşmiş kararlar tesis edilene kadar iddia ile hukuki gerçeği birbirinden ayırmak da basının temel görevi. Hakikatin peşinde koşarken hukuki sınırları gözetmeye devam edeceğiz.

***

Yerel hizmetlerde eşitlik ve kazanılmış hakların sahaya yansıması

ANKARA’DA ÖĞRETMEN ABONMANI BAŞLADI! ÖĞRETMENLER NE DİYOR?

MUHABİR: BÜŞRA SAĞLAM - 3 EKİM 2026

“...Ankara’da öğretmen abonmanı uygulamasıyla ulaşımda yeni dönem başladı. 100 binişlik paketin kapsamı ve geçersiz olduğu hatlar belli olurken, öğretmenlerden “EGO seferleri artırılmalı” çağrısı da geldi…”

  • Derya Sazak: “Öğretmen abonman uygulamasının halk otobüsünde geçerli olmaması büyük sıkıntı yaşatıyor. Çünkü yeterince EGO otobüsü yok. Benim evimin ve okulumun güzergâhında belediye otobüsü saatte bir ya geliyor ya gelmiyor. ÖHO ise 10 dakikada bir geçiyor. Hakkaniyet me eşitlik adına verilen bu hak tüm otobüslerde geçerli olmalıdır. Belediyenin bu yanlıştan dönmesini talep ediyorum. ÖHO şoförlerine söylediğimizde ‘Böyle saçma şey mi olur, bizde de geçerli olması lazım.’ dediler.” (5 Ekim)

Muhabirimiz Büşra Sağlam’ın öğretmen abonmanı uygulamasına dair hazırladığı haber, yerel yönetim kararlarının sahadaki yansımalarına ve okurlarımızın bu konudaki farklı deneyimlerine ışık tutuyor. Okurumuz Derya Sazak’ın yorumunda ifade ettiği durum, ulaşım hatlarındaki EGO ve ÖHO sefer yoğunluklarının bölgeden bölgeye farklılık gösterebildiğini ve bu durumun abonman kullanımında pratik aksaklıklara yol açabildiğini gösteriyor. Bireysel ulaşım tecrübelerinden süzülen bu tür geri bildirimler, yerel hizmetlerin niteliğini ve erişilebilirliğini değerlendirmek açısından önem taşıyor. Okurlarımızın hizmet içi eşitlik ve uygulama kapsamına dair dile getirdiği bu görüş ve beklentileri, kent yönetimine ve kamuoyuna aktarma görevimizi sürdürüyoruz.

***

Futbol ve toplum: Temiz spor, yayın etiği ve haberin toplumsal etkisi

ALAYINA, “KIRMIZI KART!”

KÖŞE YAZARI: TAMER KORKMAZ - 6 EKİM 2026

“Ferhat Gündoğdu’dan sonra Yasin Kol da tutuklandı. Dünden bugüne muhtelif skandallara imza atmasına rağmen görevden alın(a)mayan MHK Başkanı ile onun malum kulübü kollamaya ayarlı hakemi, sonunda kodesi boyladılar. Yasin Kol’un “şike ve teşvik” suçundan tutuklanması, dikkat çekiyor. Bu durum, soruşturmanın seyrini değiştirebilecek nitelikte…”

  • Hakan: “Evet, saati gösteren FETÖ muhibbi Adnan, bu dünyada ve ahirette alayınızın ne göreceğini göreceksiniz.” (6 Ekim)
  • Nejat Türk: “Türkiye’de her kuruluşta mı suiistimal, rüşvet ve adam kayırma olur? Normal vatandaşlar olarak hayal içinde, yalanlara dayalı bir rahatlık içinde yaşamışız.” (6 Ekim)
  • Esra: “Bence haberlerde sadece ahlaklı davranışlar ve olumlu olaylar gösterilsin. Bunlar maalesef giderek nadirleşti. Kötülüğün de reklamı yapılıyor. Bunu gençlerimizin ve çocuklarımızın hâl ve hareketlerinden görüyoruz. Kötülük yapanın yanına kâr kalmaz.” (6 Ekim)
  • Nurselin: “Kadın da olsam spor ilgi alanımdır; en çok da futbolla ilgilenirim. Bu haram piyon takımın taraftarıydım. Başta Mr. Pike, Fatih Terim ve kurulan sistemin çarklarında ve duraklarında adı çokça geçen Galatasaray Kulübünün başkanları, şike iddiaları, Fenerbahçe Başkanı A. Yıldırım’a FETÖ’nün yaptığı operasyon, aynı kulübün otobüsüne düzenlenen silahlı saldırı ve daha birçok konuda bilgilendikçe bırakın taraftarı olmayı, şimdi durduğum yer tam anlamıyla Galatasaray’ın karşısıdır. MHK’nin usulsüz uygulamalarını protesto ediyorum.” (6 Ekim)
  • Yasnkhvci: “İşte bu gelişmelerden sonra Türk futbolunu içinden çıkılmaz bir hale getirdiler. En son dünya kupası ve uluslar arası ligdeki sonuçları ele alırsak yaşananlardan sonra çok bir şey beklememek gerekiyor. Yazık Türk futbolunu ne hale getirdiler.” (6 Ekim)
  • Efehan: “Hangi gazeteyi okursam okuyayım, harampiyon takıma ve teknik direktörüne yapılan güzellemeler karşıma çıkıyor. En iktidar yanlısı bile bunu yapıyor! Sizce süper kurgusal ligde sorunlar çözülür mü? O kadar büyük pasta ki kimin nereden ne aldığı belli değil. Mete Yarar geçen gün bu ligin reklam pastasının 200 milyon dolar olduğunu söyledi. Yarın ölmeyecekmiş gibi para hırsına bürünenleri temizlemek bu ülkede o kadar zor ki. Allah adalet bakanı ve ekibine yardım etsin.” (9 Ekim)

Tamer Korkmaz’ın tutuklamalarla derinleşen soruşturmayı ele aldığı ikinci yazısı, spordaki kirlenmeye karşı okurlarımızın biriken öfkesini ve derin sorgulamalarını gözler önüne seriyor. Nurselin Hanım, Hakan Bey, Nejat Türk, Yasnkhvci ve Efehan Beyin yorumları; spordaki büyük ekonomik pastanın, iddiaların ve sistemsel bozulmaların taraftar nezdinde yarattığı güvensizliği açıkça kanıtlıyor.

Buradaki en kritik parantezi ise okurumuz Esra Hanım’ın "sadece olumlu olaylar gösterilsin, kötülüğün reklamı yapılmasın" çağrısına açmak gerekir. Gazetecilik, elbette topluma umut veren ahlaklı davranışları ve ilham verici başarıları öne çıkarmakla yükümlüdür. Ancak kamuoyunu yakından ilgilendiren skandalları, yolsuzlukları ve adli süreçleri gizlemek ya da halı altına süpürmek habercilik değil, sansürdür. Önemli olan kötülüğün özendirilmesi değil; suçun, haksızlığın ve kamu zararının teşhir edilerek gazete etiği çerçevesinde şeffaflıkla haberleştirilmesidir.

***

Dilin ve noktalama işaretlerinin habercilikteki hayati rolü ve editoryal savunma

ÇAĞLA BOZ VE SEFO’NUN TEST SONUÇLARI BELLİ OLDU

EDİTÖR: BUSE AKAR - 2 EKİM 2026

“...Uyuşturucu soruşturması kapsamında test sonuçları açıklanan Çağla Boz ve Sefo’nun sonuçları farklı çıktı. Boz’un saç örneğinde kokain tespit edilirken, Sefo’nun kan, idrar ve saç testlerinde uyuşturucu veya uyarıcı maddeye rastlanmadığı bildirildi…”

  • Gauss: “Yazım kuralı hatalarından habere odaklanamadım pek.” (3 Ekim)

Editörümüz Buse Akar’ın magazin ve yargı gündemine dair hazırladığı bu metne Gauss rumuzlu okurumuzun getirdiği eleştiri, üzerinde titizlikle durmamız gereken bir konuyu gündeme getirdi. Haber metnimizi detaylı bir şekilde incelediğimizde şu tabloyla karşılaşıyoruz: Metindeki “Uyuşturucu maddesine rastlandığı” anlatımı yerine “Uyuşturucu maddeye rastlandığı” ifadesinin kullanılması dilin doğallığı açısından daha birincil bir tercih. Yine metinde geçen “18 Eylül’de” ifadesi, haberin yayınlandığı yıl belirtilmediği için zaman belirsizliği yaratıyor. Ayrıca metnin farklı paragraflarında “Boz’dan alınan saç örneğinde kokain tespit edildiği” bilgisinin ve “Test sonuçları açıklandı”, “sonuçları belli oldu” gibi kalıpların peş peşe tekrarlanması, imla hatasından ziyade haber editörlüğü açısından bir anlatım ve akıcılık sorunu.

Okurumuzun dikkati bizler için kuşkusuz çok kıymetli. Ancak şunu açıkça ifade etmeliyiz ki söz konusu haberde, okurumuzun dile getirdiği kadar yoğunlukta bir yazım kuralı ve imla felaketi bulunmuyor. Hızla akan dijital yayıncılıkta anlatım tekrarlarını en aza indirmek ana hedefimiz olsa da, doğru bilgiyi ulaştırmak için çabalayan editörlerimizi haksız ve abartılı ithamlar karşısında korumak da en temel sorumluluklarımızdan biri.

***

SON SÖZ

Yapay zeka araçları ya da hızlı dijital kurgular ne kadar hayatımıza girerse girsin; haberin doğruluk süzgeci de, dilin nezaketi ve kuralları da, adaletin teyit mekanizması da gazeteci vicdanının ve okurumuzun keskin şuurunun teminatı altında. Hatalarımızdan dersler çıkarmaya ve basın etiğine uygun haberlerimizi sizlere ulaştırmaya devam edeceğiz.

Haftaya yeniden buluşmak üzere, hoşça kalın…