TMMOB, COP31 öncesinde sordu: Sıfır emisyon mu, emisyon ticareti mi?

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, COP31 öncesinde açıkladıkları değerlendirme raporunda 30 yıllık uluslararası iklim politikalarını eleştirdi.

TMMOB, COP31 öncesinde sordu: Sıfır emisyon mu, emisyon ticareti mi?

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), karbon piyasalarının iklim kriziyle mücadeledeki rolünü sorgulayan “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” başlıklı raporunu kamuoyuna sundu.

TMMOB bünyesindeki çeşitli meslek odalarından uzmanların katılımıyla oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan rapor, COP31 öncesinde karbon piyasalarının iklim politikalarındaki yerini tartışmaya açmayı amaçlıyor.

“30 YILLIK İKLİM POLİTİKALARI SORGULANMALI”

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, uluslararası iklim politikalarının sonuçlarının sorgulanması gerektiğini belirterek “Bildiğiniz üzere, COP31 toplantısının Türkiye’de yapılmasına karar verilmesinin ardından, ülkemiz genelinde iklim değişimi gündemli toplantılar ve etkinlikler yoğunlaşmıştır. TMMOB olarak bu süreci ve gündeme taşınan politika önerilerini yakından izlemekteyiz. Ancak otuz yılı aşkın süredir devam eden COP sürecinin iklim değişimiyle mücadele adı altında ortaya koyduğu politikaların sonuçlarının, karbon piyasaları başta olmak üzere geliştirilen araçların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıktır. COP toplantılarının ilk kez gerçekleştirildiği 1995 yılından bu yana geçen otuz yılı aşkın süredir devam eden süreç farklı boyutlarıyla kamuoyunun gündemine getirilmiştir. Ancak bu süreçte öne çıkan söylemlerin, uygulamaların ve topluma sunulan çözüm önerilerinin kamu yararı, toplumsal etkileri ve kamu politikaları açısından kapsamlı biçimde değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu açıktır.” dedi.

İklim değişikliğinin bilimsel bir gerçek olduğunu ve insan faaliyetlerinin bu süreçte belirgin etkisi bulunduğunu söyleyen Çakar, şöyle devam etti:

“TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu, aldığı kararla, Yönetim Kuruluna COP31 süreci ve iklim değişimi politikalarına ilişkin bir değerlendirme raporu hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılması görevini vermiştir. Yönetim Kurulumuz tarafından oluşturulan komisyon, örgüt birikimini bir arada toplayarak kısa sürede yürüttüğü çalışmayı bir rapor hâline getirmiştir. Bugün sizlerle, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31 öncesinde gündemi meşgul eden başlıklara ilişkin hazırladığımız ‘Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31’ başlıklı değerlendirme raporunu paylaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu süreçte temel soru oldukça açıktır: Sıfır emisyon mu, emisyon ticareti mi? Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu temel tartışma yalnızca iklim değişimi değildir. Asıl tartışma, iklim değişimini gerekçe göstererek oluşturulan politikalardan kimin yarar sağladığı ve kimin bedel ödediğidir. İklim değişimi bilimsel bir gerçektir. Dünya, doğal sistemlerinin dinamik yapısı nedeniyle tarih boyunca sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Ancak insan kaynaklı faaliyetlerin bu süreç üzerinde önemli ve belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz yoktur. Bugün küresel ölçekte yürütülen iklim politikalarının önemli bir bölümü, çevresel sorunların çözümünden çok yeni finansal mekanizmaların kurulmasına hizmet etmektedir. Raporumuzda özellikle Emisyon Ticaret Sistemi, karbon piyasaları ve net sıfır hedefleri bu açıdan değerlendirilmiştir.”

“ÇÖZÜM PİYASADA DEĞİL, ADİL PLANLAMADA”

Çakar, iklim adaleti açısından toplam emisyonların yanı sıra kişi başına düşen emisyonların ve ülkelerin tarihsel sorumluluklarının da dikkate alınması gerektiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“İlk COP toplantısı 1995 yılında yapılmıştır. Aradan otuz yılı aşkın süre geçmiştir. Bu süreç boyunca Kyoto Protokolü yürürlüğe girmiş, Paris İklim Anlaşması imzalanmış ve karbon piyasaları kurulmuştur. Küresel emisyon miktarı, 1995 yılında yaklaşık 33 milyar ton seviyesinden 2025 yılında yaklaşık 54 milyar ton seviyesine yükselmiştir. Bu artış devam etmektedir. Bütün bu süreç sonunda küresel emisyonlar azalmamış, artmıştır. Çevresel sorunlar katlanarak artmaya devam etmektedir. Otuz yıldır uygulanan sistem gerçekten emisyon azaltmak için mi kurulmuştur, yoksa karbon üzerinden yeni bir ticari alan mı oluşturulmuştur? Raporumuzda dikkat çektiğimiz ikinci konu küresel adaletsizliktir. Günümüzde iklim değişimi tartışmaları çoğu zaman toplam emisyon miktarları üzerinden yürütülmektedir. Ancak kişi başına düşen emisyonlara bakıldığında çok farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. İklim politikalarının adil ve gerçekçi biçimde değerlendirilebilmesi için toplam emisyonların yanı sıra kişi başına emisyonlar ve ülkelerin tarihsel sorumlulukları da dikkate alınmalıdır. Bugün yaşanan her çevresel sorunlar doğrudan iklim değişimi ile açıklanmaktadır. Oysa birçok sorunun temelinde plansız kentleşme, yanlış arazi kullanımı, su havzalarının tahribi, orman alanlarının daraltılması, altyapı eksiklikleri ve denetimsizlik bulunmaktadır. Bir dere yatağını yapılaşmaya açarsanız meydana gelen taşkının nedeni iklim değişimi değildir. Bir göl havzasındaki suyu kontrolsüz tüketirseniz yaşanan sorunu iklim değişimine bağlayamazsınız. Bir kenti betonlaştırır ve hava koridorlarını kapatırsanız ortaya çıkan sıcaklık artışının tamamını küresel süreçlerle açıklayamazsınız. Bu nedenle, yaşanan çevre sorunlarının nedenlerini atmosferik olaylarda değil, aynı zamanda yeryüzündeki planlama ve yönetim süreçlerinde aranması gerekir. Ancak COP31 sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı ekonomik ve hukuki sonuçlar da tartışılmalıdır.”

Çakar, şöyle devam etti:

“Karbon piyasaları, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon ticaret sistemleri, özellikle sanayi kuruluşlarını, organize sanayi bölgelerini, ihracatçı sektörleri ve enerji üretim yapısını doğrudan etkileyecektir. Atık yönetiminde asıl başarının ölçütü, üretilen atıkların ne kadarının toplandığı veya geri kazanıldığı değil, ne kadar az atık üretildiğidir. Buna karşın, sıfır atık politikalarının uygulamalarının birçok örneği, tüketim kalıplarını değiştirmek ve atık üretimini azaltmaktan çok, atıklar üzerinden yeni ticari faaliyetler ve piyasa mekanizmaları yaratmaya odaklandığı görülmektedir. Kamusal planlama, yerel üretim, havza temelli yönetim, doğal varlıklardan koruma temelli yararlanma, toplumsal fayda ve bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesidir. İklim değişimi bilimsel gerçektir. Ancak çevre sorunlarının çözümü, karbon piyasalarının ve finansal araçların insafına bırakılamaz. Çözüm, kamusal yararı esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalardadır. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı, daha önce şekillenmiş kararlara meşruiyet kazandırılacak platform olduğundan organizasyon kapsamında resmî ve yan etkinlikleri içerisinde bulunmayacağız. Ortaya konulan politika önerilerini ve alınacak kararların toplumsal etkilerini kamu yararı doğrultusunda izlemeye ve kamuoyu ile paylaşmayı sürdüreceğiz.”

Daha sonra rapor hakkında detayları Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Küçük anlattı.

COP31 TMMOB