Serbest fonlarda 7/7 riskin anlamı ne? Prof. Dr. Bayrakdar kritik ayrımı açıkladı
Serbest fonlarda yüksek risk tartışılırken Prof. Dr. Seda Bayrakdar, yatırımcının hangi riski üstlendiğini açıkladı.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Finansal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Bayrakdar, son dönemde gündeme gelen serbest fonlar ve yatırımcıların karşı karşıya kaldığı risk tartışmalarını değerlendirdi. Bayrakdar, özellikle 7/7 risk göstergesinin ne anlama geldiğini açıklarken, risk ile manipülasyonun birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Yatırım fonlarında 7/7 risk seviyesinin, fon fiyatındaki oynaklığın en yüksek risk kategorisinde olduğunu gösteren bir ölçüt olduğunu belirten Bayrakdar, bunun tek başına yatırımcının dolandırıldığı anlamına gelmediğini ifade etti.
SERBEST FONLARDA 7/7 RİSK NE DEMEK?
Bayrakdar’a göre yatırımcının özellikle hisse yoğun serbest fonlarda üstlendiği riskin birkaç temel unsuru bulunuyor. Bunlar arasında volatilite, piyasa riski, varlık dağılımı ve yoğunlaşma riski ile likidite riski yer alıyor.
7/7 risk göstergesinin temel olarak fon fiyatında yaşanabilecek dalgalanmanın seviyesine işaret ettiğini belirten Bayrakdar, yatırımcının kabul ettiği riskin öncelikle fonda bulunan varlıkların değer kaybetmesiyle ilgili olduğunu aktardı.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunduğunu vurgulayan Bayrakdar, piyasa koşullarından kaynaklanan olağan bir değer kaybı ile hisselerde manipülasyon nedeniyle oluşabilecek problemlerin birbirinden oldukça farklı olduğunun altını çizdi.
“RİSK” İLE MANİPÜLASYON AYNI ŞEY DEĞİL
Prof. Dr. Seda Bayrakdar, son dönemde yapılan açıklamalarda serbest fonlarla ilgili tartışmanın yalnızca yatırım riski üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Bayrakdar, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı tarafından son dönemde yapılan açıklamalarda sermaye piyasalarındaki piyasa bozucu ve manipülatif işlemlerin gündeme geldiğini hatırlattı. Ona göre, yatırımcının üstlendiği piyasa riskinin ötesinde bir manipülasyon bulunması hâlinde bu durum, yatırımcının normal finansal risk almasından farklı bir hukuki boyut taşıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığının 17 Eylül açıklamasında bazı fonlarda kredi ve likidite sorunları bulunduğu belirtilirken, SPK 18 Eylül’de yaptığı açıklamada bazı serbest ve para piyasası fonları üzerinden olağandışı fiyat hareketleri oluştuğuna yönelik tespitlerini kamuoyuyla paylaştı.
Bayrakdar ayrıca, aracı kurum ve bankalardan gelen taleplerin sisteme iletilemediğine ilişkin açıklamaların doğru olması hâlinde, 17 Eylül saat 13.30’dan önce verilen bazı satış emirlerinin yerine getirilememesinin büyük mağduriyetlere yol açabileceğini söyledi. Yatırımcının satış emri verdiğinde, ilgili mevzuat ve fon kuralları çerçevesinde fondan çıkabilme hakkının korunması gerektiğini ifade etti. SPK, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini açıkladı.
YÜKSEK RİSK ALMAK MANİPÜLASYON ANLAMINA GELMİYOR
Bayrakdar, serbest fonlara yatırım yapan herkesin aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Özellikle sisteme sonradan giren ve yüksek risk alan bireysel yatırımcıların, manipülasyon yaptığı ileri sürülen kişilerden ayrılması gerektiğini söyledi.
“Yüksek risk iştahı yasaldır” diyen Bayrakdar, getirisi yüksek ancak oynaklığı fazla yatırım araçlarına yönelmenin başlı başına hukuka aykırı bir davranış olarak değerlendirilemeyeceğini savundu. Yatırımcıların resmî finansal sistem içerisinde hareket ettiğini belirten Bayrakdar, yatırım yapan vatandaşların bahis veya kumar faaliyeti yürütüyormuş gibi değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
SPK’nın yatırım fonlarında risk düzeyinin dikkate alınmasına yönelik bilgilendirmelerini hatırlatan Bayrakdar, yatırımcılarla manipülasyon yoluyla haksız kazanç elde ettiği belirlenen kişilerin birbirinden ayrıştırılması gerektiğini söyledi.
ZARARIN TAMAMI KAMU KAYNAKLARINDAN KARŞILANMALI MI?
Bayrakdar, yatırımcıların uğradığı zararın doğrudan kamu kaynaklarından karşılanmasının farklı bir tartışma olduğunu belirtti. Ona göre çözüm aranırken devletin bütün zararı üstlenmesi yerine, sistem içerisinde bulunan varlıkların ve haksız şekilde elde edildiği belirlenen kazançların geri kazanılması değerlendirilebilir.
Bu noktada ABD'deki Bernard Madoff dosyasını örnek gösteren Bayrakdar, 2008’de açığa çıkan Madoff saadet zincirinin ardından yürütülen tasfiye ve varlık geri kazanım sürecinin dikkat çekici bir uygulama sunduğunu aktardı.
Bayrakdar’ın aktardığına göre Madoff sisteminde hesaplarda görünen ancak gerçek karşılığı bulunmayan kâğıt üzerindeki kazançlar yerine yatırımcıların sisteme yatırdığı ve sistemden çektiği gerçek tutarlar üzerinden kayıpların hesaplanmasına yönelik yöntemler kullanıldı.

MADOFF DOSYASINDA “CLAWBACK” YÖNTEMİ NASIL UYGULANDI?
Bayrakdar, Madoff dosyasındaki önemli yöntemlerden birinin “clawback” adı verilen geri alma mekanizması olduğunu anlattı.
Sistemin çöküşünden önce yatırdığı paradan daha fazlasını çekmiş bazı yatırımcıların elde ettiği tutarların hukuki süreçlere konu olduğunu belirten Bayrakdar, bu kapsamda davalar ve uzlaşmalar yoluyla kaynakların yeniden tasfiye sürecine dâhil edildiğini aktardı.
Bayrakdar, sürecin yalnızca bireysel yatırımcılarla sınırlı kalmadığını, büyük finans kuruluşlarının da çeşitli dava ve uzlaşmalarda yer aldığını söyledi. Madoff ve bağlantılı kişilere ait varlıkların da geri kazanım çalışmalarına konu olduğunu belirtti.
Bu modelde amaç, sistemden geri kazanılabilecek ekonomik değerin mümkün olduğunca tespit edilmesi ve elde edilen kaynakların mağdurlara aktarılmasıydı. ABD Adalet Bakanlığına göre Madoff Victim Fund aracılığıyla 40 binden fazla mağdura toplam 4,3 milyar doların üzerinde ödeme yapıldı ve uygun mağdurların dolandırıcılık kaynaklı kayıplarının yaklaşık yüzde 94’ü karşılandı.
Bayrakdar, Madoff örneğinden hareketle yaklaşımını şöyle özetledi:
“Madoff dosyasında uygulanan yöntem, en azından belirli ölçüde, ‘zararı devlet ödesin’ yaklaşımından farklı bir yol gösterdi: Gerçek kaybı hesapla, haksız biçimde sistemden çıkmış kaynakların peşine düş, varlıkları tasfiye et ve elde edilen parayı mağdurlara geri dağıt.”
Prof. Dr. Seda Bayrakdar, serbest fonlar konusunda yürütülecek süreçte de yatırımcıların durumunun birbirinden ayrılması, gerçek zararın belirlenmesi ve hukuken geri alınabilecek kaynakların araştırılmasının önemli olduğunu ifade etti. Ayrıca Bayrakdar, zincirleme sorunlara yol açan kurumsal ve sistemsel hata ve aksaklıkların yaşandığı bu süreçte ortaya çıkan krizin çözümünde, hangi fonda olursa olsun ana paraların korunması esasına dayalı bir usul benimsenmesi gerektiğini savundu.