Ankara'nın göbeğine 38 santrallik Amerikan hançeri!
Ankara’da düzenlenen tarım söyleşisinde, üreticilerin karşılaştığı güçlükler ve tarım sektörünün geleceğine yönelik çözüm önerileri ele alındı. ZMO Başkanı Kapıkıran, “Tarıma ve çiftçiye doğrudan destek verilmesi gerekmektedir” dedi.
Ankara Kent Konseyi (AKK) Kırsal Kalkınma Çalışma Grubu ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası iş birliğinde, tarım politikaları ve kırsal kalkınmanın geleceğine ilişkin söyleşi düzenlendi. AKK ana salonunda düzenlenen söyleşide, tarımsal üretimde karşılaşılan sorunlar, üreticilerin yaşadığı zorluklar, güncel tarım politikaları ve kırsal kalkınmanın öncelikli ihtiyaçları ele alındı.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’ın konuşmacı olarak katıldığı söyleşinin moderatörlüğünü, Ankara Kent Konseyi Kırsal Kalkınma Çalışma Grubu Sözcüsü, ziraat mühendisi ve Bozok Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ayfer Ulusoy üstlendi.

“ARAZİLERİMİZİ VE GIDAMIZI KORUMALIYIZ”
AKK Kırsal Kalkınma Grubu Sözcüsü, Ziraat Mühendisi ve Bozok Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ayfer Ulusoy, programın açılış konuşmasında, kırsal alanlarda tarım arazilerini, doğal yaşamı ve üreticilerin geçim kaynaklarını tehdit eden projelere karşı yürüttükleri çalışmalara dikkat çekti.
Ulusoy, “Sorunlara elinizden geldiğince müdahale etmeye çalışıyoruz. Sincan ve Ayaş’a kadar olan güzergahta şu anda bir Amerikan şirketinin 38 tane JES (Jeotermal Enerji Santralı) projesi var. Ankara’da Ziraat Mühendisleri Odasından bununla ilgili örnekler verilecektir. Eylemler planladık; arazilerimizi korumak, geleceğimizi korumak ve gıdamızı güvence altına almak için çok sayıda çalışma yaptık. Aynı şekilde Tarım Bakanlığı toplulaştırma yapıp iki tane gölet yapma kararı aldı; birini bitirdi, birini ise tamamlayamadı. Bu alan aşağı yukarı 2 bin hektarlık bir alan. Beypazarı’nda toplamda 13 köyü kapsayan bir maden projesi var. Dördüncü sınıf sepiyolit gibi görece değersiz bir maden için bir şirket arama yapacak diye oradaki insanların geçimini, doğal yaşamı, ormanı ve en önemlisi geçimini sebze üreterek sağlayan insanların geleceğini yok edecek projelere karşı durduk. Bunun dışında çiftçimizi eğitmeye ve çiftçimizi güçlendirmeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz, çiftçi yaşlanması ciddi bir sorun ve biz artık yeni nesil gençleri ile kadınları tarımdan uzaklaştırdığımız bir ortamdayız. Onları tekrardan nasıl kazanabiliriz, bunun yollarını araştırıyoruz” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE ÜRETİMDEN UZAKLAŞTIRILIYOR”
Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Murat Kapıkıran, Türkiye’de tarımsal üretimin karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekerek, “Tarım çok özgün bir alandır. İçerisinde, sektörden farkı olan ve kendi kendini belirleyemediği, meteorolojik ile doğal şartların belirlediği bir alandır. Tarımın kentleşme altında sıkışması büyük sıkıntı oluştururken; ürettiğimiz ürünlerin stratejik olması ve bir ihtiyaç olması sebebiyle hediye ya da çerezlik dışında karşımıza çıkacak sorunlara destek olunmalı ve tarımsal üretim tüm dünyada olduğu gibi desteklenmelidir." dedi.
En stratejik olan konunun, önemli görülen bir durumda iç yeterliliği sağlamak olduğunun altını çizen Kapıkıran sözlerinin devamında, "Alınması gereken başlıca önlem iç yeterliliktir. 24 Ocak Kararları ile sadece tarım açısından değil, sanayi açısından da yeni pazarlar açmak ve ülkeyi üretmez hale getirerek sürekli bir pazar olmasını sağlamak amaçlanmıştır. O gün küresel yapı; tarım ve diğer sektörlerle ilgili kararları 24 Ocak Kararları ile getirdi ve kabul ettirdi. O gün alınan kararların tamamının uygulandığını görüyoruz. Sağlıkta ve eğitimde özel sektör hakim olarak karşımıza çıkıyor; neredeyse hukuk bile özel sektöre geldi sayılır. Yıllardır şunu görüyoruz: Verimli tarımsal arazilerin yanlış tarım politikalarıyla ucuz iş gücüne dönüştürülüp şirketlere ve küresel sisteme entegre edilerek zaman zaman satışı yapılıyor ve ülke tarım yapamaz hale getiriliyor. Bütün gençleri ucuz iş gücü olsun diye şehirlere sürdüler. İkinci olarak da Türkiye’de üretim ne kadar azalırsa o kadar iyi düşündüler ve ‘Her durumda para kazanırız’ dediler. Bu durum Türkiye topraklarını çok olumsuz bir şekilde etkiledi. Organik madde miktarı yüzde 1’in altındadır ve dünya ortalamasının da çok altında bir düşüş vardır. Küresel siyasetin her zaman tarım dosyaları olmuştur. Özal hükümetinde yaş meyve-sebzenin ithalatının yapılması gibi konular halk tarafından unutuluyor. Bu durum hem ürün planlamasına hem de çiftçiye olumsuz yansıdı. Yapmak istedikleri şey, Anadolu’yu kendileri için siyasal olarak tüketime ihtiyaç duyan bir pazar haline getirme çabasıdır. Çok büyük tarım arazileri ve tarım alanları dolaşıma çıkmış durumdadır” ifadelerine yer verdi.

Su tüketimine ilişkin Kapıkıran, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Şu an ülkenin çoğunda gri su var. Az olan su tüketiminin sağlandığı alanlar kirli suya dönüşüyor. İklim değişimiyle beraber bütün su kaynaklarımız değişiyor ve su varlıklarımızı da gri suya çevirdiğimiz için ciddi bir su sorunu yaşıyoruz. Tarım ilaçlarının kullanımında da çok büyük handikaplar var; kimse ilacı dozunda kullanmıyor çünkü bizim çiftçimiz örgütsüzdür. Çiftçinin örgütlülüğünü sağlayarak, planlama yaparak piyasaya o şekilde çıkılması gerektiğine inanıyorum. Öte yandan kamusal bir gücün özel sektöre bırakılması durumu 1980 yılından itibaren başladı ve günümüzde daha da belirgin hale geldi. Çiftçi şu anda 1,5 milyar TL kredi kullanıyor. Bu şekilde değil, tarıma ve çiftçiye doğrudan destek verilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı çiftçi örgütlenmeli. Çünkü planını, satışını ve projesini bu şekilde ayarlamalı. Dayanışma ile yeni yapılar kurarak tarımı daha da güçlendirebiliriz. Sistem kendine uygun yaşam dönüşümünü sağlayacak şekilde üretmeye başlamalı.”