1955’te Ankara’da bilet almak nasıldı? Sinema ve tiyatroda iki farklı kural

1955 tarihli Ankara gazeteleri, bugünün çevrim içi bilet sistemlerinden çok farklı bir kültürü gösteriyor. Büyük ve Nur sinemaları müşterilerinden telefonla yer ayırtmamalarını isterken Devlet Tiyatrosu, Büyük ve Küçük Tiyatro için doğrudan telefonla bilet hizmeti veriyordu.

1955’te Ankara’da bilet almak nasıldı? Sinema ve tiyatroda iki farklı kural

Bugün Ankara’da bir sinema filmi ya da tiyatro oyunu için bilet almak birkaç dokunuşla tamamlanabiliyor. 1955’e gidildiğinde ise seyircinin karşısına bambaşka bir sistem çıkıyordu. Üstelik aynı kentte sinema ile tiyatronun bilet uygulaması birbirinin tam tersine işleyebiliyordu.

Dönemin gazetelerinde yayımlanan ilanlar, bu farkı oldukça açık biçimde gösteriyor. Şubat 1955’te Nur Sineması, yeni filminin biletlerini haftalık olarak önceden satışa çıkardığını duyururken müşterilerinden özellikle telefonla yer ayırtmamalarını istiyordu. Büyük Sinema da aynı günlerde benzer bir duyuru yayımlayarak telefonla rezervasyon talep edilmemesini istedi. Devlet Tiyatrosu'nun ilanlarında ise Büyük Tiyatro ve Küçük Tiyatro için iki ayrı “telefonla bilet” numarası veriliyordu.

Ancak belgelerin gösterdiği şey bütün Ankara sinemalarının aynı merkezi kurala bağlı olduğu değil. Daha doğru ifadeyle, 1955 Ankara’sında farklı kültür kurumlarının bilet satışı konusunda farklı uygulamalar geliştirdiği görülüyor.

SİNEMAYA GİDECEKSENİZ GİŞEYE UĞRAMANIZ GEREKİYORDU

17 Şubat 1955 tarihli Halkçı gazetesinde yer alan Nur Sineması ilanı, dönemin bilet sistemini ayrıntılarıyla kayda geçiriyor.

21 Şubat Pazartesi günü gösterime girecek “Quo Vadis” için seanslar 12.00, 15.00, 18.00 ve 21.00 olarak duyurulmuştu. Hafta sonu ayrıca 09.00-12.00 arasında “halk matinesi” bulunuyordu.

Bilet fiyatları ise oturma yerine göre değişiyordu. Balkon 100 kuruş, hususi bölüm 80 kuruş, duhuliye ve öğrenci bileti 50 kuruştu. İlanda biletlerin 17 Şubat günü saat 13.00'ten itibaren “haftalık satışa” çıkarıldığı belirtiliyor. Balkon ve hususi koltuklar numaralıydı. Fakat hemen ardından önemli bir uyarı geliyordu. Telefonla yer ayrılmaması isteniyordu.

Üstelik bu yalnızca Nur Sineması'na ait bir örnek değildi. Bir gün sonraki Halkçı'da Büyük Sinema Müdürlüğü de müşterilerine üç maddelik bir uyarı yayımladı. Bunların başında telefonla yer ayırtmak için başvurulmaması geliyordu. İlanda ayrıca altı kişiden fazla bilet alınmaması ve bilet temini için doğrudan müdüriyete başvurulmaması isteniyordu.

Bu duyuru, popüler gösterimlerde bilet dağıtımını kontrol altında tutma ihtiyacının da işareti olarak okunabilir. Ancak gazete ilanı bu sınırlamanın gerekçesini açıklamadığından, bunun kesin biçimde karaborsayı veya yoğun talebi önlemek amacıyla getirildiğini söylemek mümkün değil.

DEVLET TİYATROSU'NDA TELEFON BİLET SİSTEMİN PARÇASIYDI

Aynı tarihlerde Devlet Tiyatrosu'nun yöntemi farklıydı. 29 Ocak 1955 tarihli program ilanında Büyük Tiyatro için 10438, Küçük Tiyatro için ise 11169 numarası “telefonla bilet” başlığı altında yayımlanıyordu. Bu tek seferlik bir duyuru da değildi. 5, 8, 11 ve 18 Şubat tarihli ilanlarda aynı uygulamanın devam ettiği görülüyor. Bazı ilanlarda telefonla bilet işlemlerinin saat 18.00'e kadar yapılabileceği de özellikle belirtilmişti.

Başka bir ifadeyle, 1955’in Ankara’sında bir sinema müşterisi telefonu açıp koltuk ayırtmak istediğinde “gişeye gelin” yaklaşımıyla karşılaşabilirken, Devlet Tiyatrosu seyircisi aynı teknolojiyi bilet sisteminin doğrudan bir parçası olarak kullanabiliyordu.

Bu durum, telefonun henüz herkes için sıradan bir iletişim aracı olmadığı bir dönemde dikkat çekici bir ayrıntı.

BİLET SADECE FİLMİN DEĞİL, SALONUN DA FİYATINI GÖSTERİYORDU

1950’lerin Ankara’sında sinema kültürünü inceleyen akademik çalışmalar, kentteki salonlar arasında ciddi fiyat ve seyirci profili farklılıkları olduğunu gösteriyor.

Ankara Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanan “Erken Soğuk Savaş Ankara’sında Sinema Kültürü” çalışmasına göre dönemin önde gelen salonları arasında Büyük, Ankara, Cebeci, Park, Sümer, Sus, Ulus, Yeni ve Nur sinemaları bulunuyordu. Salonlar yalnızca bulundukları semtlere değil, hitap ettikleri seyirci kitlesine ve sundukları konfora göre de ayrışıyordu.

Araştırmada dönemin kapalı sinema biletlerinin genel olarak 20 kuruş ile 2 lira arasında değişebildiği, ancak her salon ve her dönem için eksiksiz fiyat kaydına ulaşılamadığı özellikle belirtiliyor. Büyük Sinema gibi dönemin daha lüks salonlarında koltuk, balkon ve loca tercihleri fiyatı doğrudan etkiliyordu.

1955 sonunda Akis dergisinde yayımlanan bir değerlendirme de Ankara sinemalarındaki fiyat politikasının dönemin seyircileri açısından tartışma konusu olduğunu gösteriyor. Dergi, bazı filmlerin normalden daha yüksek fiyatla gösterilmesini eleştiriyor ve Ankara'daki film seçeneklerinin niteliğini tartışıyordu.

70 YIL ÖNCE ANKARA’DA “BİLET BULMAK” AYRI BİR İŞTİ

Gazete sayfalarındaki küçük ilanlar bugün Ankara'nın kültür hayatına ilişkin büyük bir ayrıntıyı görünür hale getiriyor.

Seyirci yalnızca hangi filmin ya da oyunun oynadığını takip etmiyordu. Biletin ne zaman satışa çıkacağını, hangi koltukların numaralı olduğunu, telefonun kabul edilip edilmediğini, gişenin hangi saate kadar çalıştığını ve hatta tek seferde kaç bilet alınabileceğini de bilmek zorundaydı.

1955’ten kalan belgeler bu nedenle yalnızca eski film ve tiyatro programlarını değil, Ankara’da gündelik kültür hayatının nasıl örgütlendiğini de anlatıyor.

Ve belki de en ilginç ayrıntı şu: Bugün “online mı, gişe mi?” diye tartışılan bilet meselesinin 70 yıl önceki karşılığı, aynı şehirde “telefon kabul ediyoruz” ve “telefonla yer ayırtmayınız” şeklinde yan yana duruyordu.

Kültür Sanat Sinema