Dağınık odalar enerjimizi nasıl sömürüyor? Yorgunluğun bilinmeyen sebepleri
Yeni Ankara yazarı Ümit Yurtkuran, sürekli yorgunluk ve halsizliğin altında susuzluktan strese, uyku düzensizliğinden enfeksiyonlara kadar birçok farklı neden olabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.
Yeni Ankara TV ekranlarında her hafta yayınlanan “Önce Sağlık” programının daimi konuğu, Yeni Ankara yazarı Ümit Yurtkuran, son dönemde özellikle gençlerde daha sık görülmeye başlayan yorgunluk, stres ve tükenmişlik hissi üzerine değerlendirmelerde bulundu.
“YORGUNLUĞUN ALTINDA HER ZAMAN HASTALIK ARAMAYIN”
Yurtkuran, son dönemde toplumda giderek yaygınlaşan yorgunluk, halsizlik ve tükenmişlik hissinin her zaman bir hastalığın habercisi olmadığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Yorgunluk, tükenmişlik, umutsuzluk, bıkkınlık ve benzeri durumların artması normaldir. Ancak bunların altında doğrudan bir hastalık aramak büyük bir yanlıştır. İnsan sadece ciddi hastalıklar nedeniyle halsiz kalmaz veya enerjisi düşmez. Öncelikle çok basit sebeplerle insanın enerjisinin neden düştüğü, kendisini neden yalnız, halsiz ve yorgun hissettiği üzerinde durmak gerekir. Aksi hâlde doğrudan hastalık şüphesiyle hastaneye başvurulduğunda tiroid, kansızlık ve benzeri birçok durum araştırılır ve bir süre sonra bazı sorunlar bulunabilir. Bu nedenle burada tıbbi nedenlerden ziyade yaşam tarzımıza ve kendi davranışlarımıza bağlı olarak enerjimizi neden kaybettiğimizden bahsetmek istiyorum. Birincisi, susuzluktur. Günümüzde insanlar su içmeyi unutuyor. Vücutta dehidrasyon başladıktan sonra, yani susuzluk ortaya çıktığında, kan miktarı azalmaya başlıyor. Bunun sonucunda baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik ve yorgunluk görülebiliyor. Bazen tüm bu sıkıntıların altında yalnızca bir bardak su ihtiyacı olabilir. Bu nedenle insanlar kendilerini yorgun veya halsiz hissetmeye başladıklarında öncelikle bir bardak su içmelerinde fayda vardır.”

Su ve uykunun vücuda etkileri-Fotoğraflar yapay zeka
Yorgunluk ve enerji düşüklüğünün önemli nedenlerinden birinin kalitesiz uyku olduğuna vurgu yapan Yurtkuran, şu uyarılarda bulundu:
“İnsan kaliteli bir uyku uyuyamıyorsa, özellikle beynimiz uyku sırasında yeterince dinlenemiyor ve kendini yenileyemiyorsa sabahları dinç kalkması zorlaşır. Çünkü beynimiz, günlük enerjimizin en fazla harcandığı organlarımızdan biridir. Toplam enerjimizin yaklaşık yüzde 20-25’lik kısmı beynimizin çalışması için kullanılır. Bu nedenle beynimizin dinlendiği, yenilendiği ve temizlendiği tek zaman aralığı olan uykunun kaliteli olması şarttır. Eğer sirkadiyen ritim olarak adlandırılan biyolojik saatimize uygun bir uyku düzeni oluşturamazsak ve düzensiz uyursak, sabah kalktığımızda kendimizi yorgun, halsiz ve bitkin hissetmemiz oldukça normaldir.”
YAŞADIĞINIZ ORTAM ENERJİNİZİ TÜKETİYOR OLABİLİR Mİ?
Yurtkuran, ortamın hava kalitesinin de enerji seviyesiyle doğrudan ilişkili olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
“Yattığımız oda havasızsa, oturduğumuz ortam düzensiz ve dağınıksa, bu durumların tamamı beynimizi etkiler. Çalışma odamızda veya oturma odamızda her şeyin dağınık olması, düzen ve tertibin bulunmaması beynimizin sürekli olarak çevredeki unsurlara dikkat etmesine neden olur. Beyin sürekli etrafındaki şeylere odaklanır. Çok fazla şeye aynı anda odaklanan beyin daha fazla enerji harcar. Beyin daha fazla enerji harcadığında ise enerjimiz daha hızlı tükenir ve kendimizi daha yorgun hissederiz. Bu nedenle bulunduğumuz ortamın havasına, düzenine ve temizliğine mutlaka dikkat etmemiz gerekir.”

Ekran süresi yorgunluğu tetikliyor mu-Fotoğraf yapay zeka
Gün içinde uzun süre ekran karşısında vakit geçirmenin ve yanlış duruş alışkanlıklarının enerji seviyesini olumsuz etkilediğine vurgu yapan Yurtkuran, şöyle devam etti:.
“Sürekli ekran karşısında oturmak da insanı enerjisizleştiren faktörlerden biridir. Mavi ışıklar insanı halsizleştirir ve enerjimizi tüketir. Enerjimizi etkileyen basit sebeplerden biri de oturuş ve duruş biçimimizdir. Sürekli yanlış bir şekilde oturmayı alışkanlık hâline getiren bir insanın enerjisi mutlaka azalır. Çünkü vücudumuz kendi doğal duruşuna uygun şekilde hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Doğru durması gereken bir vücudu sürekli olarak yanlış bir pozisyonda tutarsak, zamanla organlarımız da bundan etkilenebilir ve çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Sadece halsizlik değil, postür olarak adlandırdığımız duruş şeklimiz de enerjik olup olmamamız üzerinde etkilidir.”
MORAL BOZUKLUĞU VÜCUDU NASIL ETKİLİYOR?
Ümit Yurtkuran, psikolojik durumun fiziksel enerji üzerinde önemli bir etkisi bulunduğunu belirterek, sözlerini şu şekilde devam ettirdi:
“Bir insanın moralini bozun, ardından kısa bir süre sonra bazı sağlık kontrolleri yaptırın; birçok sorunla karşılaşmanız mümkündür. Aynı şekilde morali bozuk bir insanı motive edecek bir kişiyle, bir arkadaşla, eşiyle, sevdiği biriyle veya kendisine iyi gelecek herhangi bir unsurla bir araya getirdiğinizde enerjisinin yeniden yükseldiğine şahit olabilirsiniz. Bu nedenle stres, moral bozukluğu, üzüntü ve yalnızlık; enerjimizi düşüren, bizi halsizleştiren önemli faktörlerdir. Bu yüzden umutsuzluğa kapılmamalıyız. Özellikle inanan insanların Allah’tan umudunu kesmemesi gerekir. Hiçbir şart altında umutsuzluğa düşmeden moralimizi korumayı ve özellikle stres yönetimini öğrenmeyi bilmemiz gerekir. Çünkü hayatımızda stres kaynakları her zaman olacaktır.”
“YORGUNLUĞUN GİZLİ NEDENİ ENFEKSİYONLAR OLABİLİR”
Sürekli hissedilen yorgunluk, halsizlik ve enerji kaybının altında yalnızca yoğun yaşam temposunun değil, fark edilmeyen enfeksiyonların da yatabileceğini öne süren Yurtkuran, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün önemsemediğimiz çok basit enfeksiyonlar bile 20 yıl sonra karşımıza farklı sağlık sorunları olarak çıkabilir. Bu nedenle enfeksiyon konusu üzerinde özellikle durulması gerekir. İnsanların enfeksiyonların nedenlerini, toksinlerin ne olduğunu ve vücudumuzda nelere sebep olabileceğini en azından temel düzeyde öğrenmeleri ve buna göre bir yaşam tarzı geliştirmeleri şarttır. Bu konuda öğrenilecek çok fazla şey var ancak en azından enfeksiyonların nedenlerini bilmek önemlidir. Bunun yanında inflamasyon olarak adlandırdığımız bir süreç de vardır. Benim ‘vücudumuzdaki sessiz ve ölümcül tehlike’ olarak tanımladığım bu durum, tek başına bile hayatımızı ciddi şekilde etkileyebilecek bir süreçtir.”