Türkiye’nin asıl sorunu su sorunu olabilir mi?
Ortadoğu coğrafyasında sular her geçen gün ısınıyor!
ABD’nin Irak’ı işgaliyle başlayan bu kaos, çeşitli isimler altında günümüze kadar ulaştı.
Kimi zaman Arap çöllerinde baharlar estirildi.
Kimi zaman Libya’nın kuru dere yataklarında avlara çıkıldı.
Neler seyretmedik ki televizyonlardan:
Sahte saldırıları.
Zayıf ülkelere verilen gözdağlarını.
Aç insanların üstüne atılan bombaları.
Göçe zorlanan insanları.
Ölümleri, açlıkları, yıkımları.
Yalanları, dolanları, kimlik yıkımlarını.
Saymakla bitmiyor değil mi?
Yormayın dimağınızı, size küçük bir ipucu vereyim.
Kafanızı dolduran bütün zulümleri üç kelimede ifade etmek mümkün:
Cehalet!
İhanet!
Emperyalizm.
Bu üç kavramı da toplarsanız B.O.P. ettiğini göreceksiniz.
***
Ortadoğu yeni değil, yüzyılı aşkın süredir böyle.
Bu zulüm, böyle de sürecek görünüyor.
Belki de Ortadoğulular, cehaletin ve Osmanlı Devleti’ne ihanetin bedelini ödüyorlardır.
Kim bilir…
***
Evet, şimdi gelelim asıl konumuza:
Suların kaynamasına.
Ortadoğu’da sular gerçekten ısınıyor.
Sıcaklık 2050 yılına kadar yaklaşık üç derece artacak.
Bu durum önemli sonuçlar doğuracak doğal olarak.
Yağışlar yüzde yirmi azalacak.
Buna karşılık buharlaşma ise yüzde otuz artacak.
Yeraltı suları daha derinlere çekilecek.
Hâlbuki 2023 verilerine göre Ortadoğu’nun nüfusu 460 Milyon iken, 2050 yılında 750 milyon olacağı öngörülüyor.
Bu durum; su ve gıda erişiminin zor olacağı anlamına geliyor.
Su ve gıda savaşları kapıda yani.
O dönemler geldiğinde bu topraklar daha kaç milyon yabancı alabilir ki?...
***
Fırat Nehri ve Dicle Nehri’nin Ortadoğu Bölgesi’nin önemli su varlığı olduğunu herkes biliyor.
Cumhuriyet tarihinin en önemli yatırımı olan GAP ise bu nehirlerin önemini defalarca artırıyor.
Nasıl ki tarih öncesinde uygarlık bu iki nehirin suladığı topraklarda yeşermişse, gelecekte de bu iki nehir uygarlığın devam etmesine katkı sunacaktır.
Özellikle 2035 yılından itibaren gündeme gelecek olan su, tamamen stratejik bir meta olacaktır.
İşte o zaman, devletlerin su için gerekirse savaşmayı göze alması içten bile değil.
Aynı zamanda su, petrolden daha kıymetli, yaşamsal öneme sahip bir ticari kaynak olacaktır.
Bazı devletlerin, mitolojilerinden kaynaklandığını söyledikleri bahanelerin suya erişmek için bir koz olarak kullanması, bu yönde propaganda yapılarak kutsallık atfedilmesi kadar saçma iddiaları seyreder olduk hep birlikte.
Başkalarının efsanelerine, mitolojilerine göre konumlanmak çok saçma ve çağdaş devletlere hiç yakışmıyor.
Hele bu emperyalistlerin görevlilerin “topraklarımızdan enerji üretip, bize tekrar satıyorsunuz” bağlamında İsrail ideolojisine hizmet eden açıklamalar yapılmasına göz yumulması, Türkiye Cumhuriyeti’nin Parlamentosuna da yakışmıyor kanımca.
Bu tür açıklamalar bence su savaşlarının çok uzak olmadığının da işaretidir.
Türkiye’nin Kürt sorunu; o yörenin halkından çok, emperyalizmin su sorunu gibi işaret veriyor…
Tabii görebilene.