Tarımda arz talep dengesi gözetilmeden sofraya gelen risk
Bugün markete ya da pazara giden herkes aynı şeyi söylüyor: “Bir ürün bir yıl ucuz, ertesi yıl pahalı; bir sene para etmiyor, ertesi sene bulunmuyor.” İşte bu dalgalanmanın arkasında yatan en temel meselelerden biri, tarımda arz ve talep dengesinin doğru kurulup kurulmadığıdır. Yani ne kadar üretileceği ne kadar tüketileceği ve bunun nasıl planlandığı meselesi.
Tarım, doğası gereği belirsizliklerle dolu bir alan. Hava şartı var, kuraklık var, don var, hastalık var. Ama bütün bu doğal belirsizliklerin üzerine bir de plansız üretim eklenince tablo daha da karmaşık hale geliyor. Bir yıl herkes aynı ürüne yükleniyor, ertesi yıl o ürün elde kalıyor. Bir yıl üretici zarar ediyor, ertesi yıl tüketici yüksek fiyatla karşılaşıyor. Sonuçta kazanan neredeyse kimse olmuyor.
Aslında sağlıklı bir tarım düzeninde olması gereken şey çok basit: Piyasada ne kadar talep varsa, ona yakın bir üretim planı yapılması. Ama bu basit gibi görünen denge, pratikte çoğu zaman kurulamaz. Çünkü üretici çoğu zaman “gelecek yıl ne para eder?” sorusuna bakarak karar verir. Devletin yönlendirmesi, kooperatiflerin gücü ya da veri temelli planlama yeterince etkili olmayınca, herkes kendi başına bir üretim kararına yönelir.
Mesela bir yıl domates çok para eder. Bu haberi duyan birçok üretici ertesi yıl domatese yönelir. Ama herkes aynı ürüne yönelince bu kez piyasada domates fazlası oluşur. Fiyat düşer, ürün tarlada kalır. Aynı döngü bir başka yıl patates, soğan ya da biber için yaşanır. Bu bir zincirleme hatadır ve aslında sistemin planlama eksikliğini açıkça gösterir.
Talep tarafı ise çoğu zaman sabittir. Yani halkın günlük tüketimi bir anda iki katına çıkmaz. Ama üretim dalgalanır. İşte bu dengesizlik fiyatların en büyük belirleyicisidir. Arz fazla olduğunda fiyatlar düşer, üretici zarar eder. Arz az olduğunda fiyatlar yükselir, tüketici zorlanır. Yani iki taraf da aynı anda memnun olmaz.
Bu dengenin kurulabilmesi için en önemli unsur veridir. Hangi bölgede ne kadar üretim yapılıyor, hangi ürün ne kadar tüketiliyor, hangi yıl hangi ürün fazla veriyor ya da eksik kalıyor… Bunların hepsinin düzenli takip edilmesi gerekir. Ancak veri tek başına yetmez; bu verinin üreticiye anlaşılır şekilde aktarılması gerekir. Çünkü üretici kararını masa başı raporla değil, sahadaki gerçeklikle verir.
Bir diğer önemli konu da yönlendirme eksikliğidir. Tarımda “herkes istediğini eker biçer” anlayışı kısa vadede özgürlük gibi görünse de uzun vadede kaos üretir. Oysa birçok ülkede devletler ve üretici birlikleri, hangi ürünün ne kadar ekileceğini kabaca planlar ve üreticiyi buna göre yönlendirir. Bu yönlendirme baskı değil, rehberlik şeklinde olmalıdır.
Kooperatiflerin zayıf olması da bu dengesizliğin önemli nedenlerinden biridir. Eğer üretici tek başına hareket etmek yerine güçlü kooperatifler aracılığıyla üretim planlaması yapabilseydi, pazarlık gücü artar, fiyat istikrarı sağlanırdı. Ama parçalı yapı, her üreticiyi kendi başına bırakıyor ve bu da piyasa dengesini bozuyor.
Bir başka sorun da depolama ve stok yönetimi eksikliğidir. Bazı yıllar ürün fazla olur ama bu ürün doğru şekilde depolanamadığı için israf olur. Oysa doğru depolama altyapısı olsa, arz fazlası olan dönemlerde ürün saklanabilir ve fiyat dengesi daha sağlıklı kurulabilir. Bu da hem üreticiyi hem tüketiciyi korur.
Tüm bu tabloya bakınca aslında mesele sadece “çok üretmek” ya da “az üretmek” değildir. Asıl mesele doğru üretmektir. Yani doğru ürünü, doğru zamanda, doğru miktarda üretmektir. Tarımda başarı da tam olarak burada başlar.
Bugün gelinen noktada en büyük ihtiyaç, tarımda plansızlığın yerini akılcı planlamaya bırakmasıdır. Bu planlama yukarıdan dayatılan bir sistem değil, sahadan beslenen, üreticiyi dinleyen, tüketimi dikkate alan bir sistem olmalıdır. Aksi halde her yıl aynı döngü yaşanır: Bir yıl bolluk, bir yıl kıtlık; bir yıl sevinç, bir yıl şikâyet.
Sonuç olarak tarımda arz ve talep dengesini gözetmek, sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda sosyal bir istikrar meselesidir. Çünkü bu denge bozulduğunda sadece fiyatlar değil, üreticinin umudu ve tüketicinin alım gücü de zarar görür. Ve en sonunda herkes aynı soruyu sorar: “Bu ürün neden ya çok ucuz ya da neden bu kadar pahalı?”
Cevap aslında basittir: Çünkü denge kurulmamıştır.